bugün
- cumartesi kahvaltısı5
- sözlükte ne değişti4
- zalbert ramstein6
- uludağ itiraf17
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek11
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya17
- sevgiliyle kavga etmeyi özlemek2
- ölümden korkuyor musunuz12
- hafızayı sildirmek7
- seninleyken kendim olabiliyorum4
- queen feristah15
- hava su ateş toprak2
- bara giden erkeğin asıl amacı7
- türkşad kunthan uçuk2
- hoşlanılan kızın küçük erkek kardeşi2
- mazotun yarım litresi 50 tl25
- hiç bir diktatör iç savaş çıkarmadan gitmez11
- anneanne2
- bir bela geliyor28
- ayı dövmenin aslında zor olmaması10
- fusya semsiyeli yabanci20
- gocu43
- işiniz gücünüz yok mu11
- twitter hassasiyetçisi kadıköy feministi2
- erkeklerin her konuşmayı flörte bağlaması6
- melatonin3
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği10
- ghost rider2
- gecenin şarkısı18
- ayıyla güreşmek7
- fahiş fiyat soruşturmasında 40 tutuklama2
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- bir kadın uğruna hayatını değiştirmek5
- sözlükte en çok sevdiğiniz olay7
- erkekler neden evlenmek ister15
- sözlükten korkmak5
- apo'nun villası11
- kürdü sevin21
- açık oylayan favlayan msj atan nickaltı giren kız6
- kendin hakkında bir entry bırak9
- insanları imcitmeyi havalı bir şey sanan ibneler6
- 195 kaslı pilot14
- arkadaşlar çabuk buraya bakın5
- donald trump'un türk askerini övmesi10
- flört etmeyen liberter öğretmen2
- matrix te yaşadığımız gerçeği4
- mazotun litresi 101 lira35
- eve gelen escorta lahmacun söylemek5
- uludağ sözlük evreni8
- bir kadından hoşlanmak3
açık artırma. diğer bi ifadeyle paraları kapıştırıp istenilen şeyi almaya çalışmak.
(bkz: satiyorum satiyorum sattim)
(bkz: satiyorum satiyorum sattim)
genellikle lüks otellerde düzenlenen, antikaların, tabloların satışa sunulduğu, müşterilerin ellerindeki minik puan tabloları ile ürünün fiyatını artırdığı, kıyasıya rekabetin yaşandığı organizasyon.
teşvikiye fırın sokakta bulunan eski necmi rıza çiçekçisinin yerine kurulan karşısında ve altında garaj bulunan hemen yanında diasa bulunan açık arttırma firması.
(bkz: mezat)
açık arttırma ile satış.
işin piri olan kişilerin gerçekten antika sayılabilecek eşyaları bu tarz açık arttırma usulü satışı gerçekleştirilen yerlerde kelepire düşürüp alabileceklekleri mekanlardır.
bir diğer adı mezat olan ve açık arttırma ile satışı ifade eden satış tekniği.
bir malın gerçek fiyatını belirlemedeki en iyi yöntem.
yalnız filmlerdeki açık arttırma sahneleri hep yanlış yapılır. zira müzayede esnasında asla "sattım" denmez. çünkü kanun gereği müzayede satış değil teklif alma işidir. gerçek bir müzayedeyedede "saaaat" denir ve çekiç iner sattım'ın "tım" kısmını çekiç söyler.
bir malın gerçek fiyatını belirlemedeki en iyi yöntem.
yalnız filmlerdeki açık arttırma sahneleri hep yanlış yapılır. zira müzayede esnasında asla "sattım" denmez. çünkü kanun gereği müzayede satış değil teklif alma işidir. gerçek bir müzayedeyedede "saaaat" denir ve çekiç iner sattım'ın "tım" kısmını çekiç söyler.
sosyatik bir eylem bence hiç katılmadım .
en son Alsancak ara sokaklarında "antika" bir kafede antika eserleri açık arttırma ile satılırken gördüm. meraklıyım böyle şeylere, yada "ulan ne dümen dönüyor acaba dur bi çomak sokalım" hissiyatının da etkisi var...
elbette hemen kafeye sinsi bir şekilde sızıp oturdum birinin yanına. etrafı gözlemliyorum, şöyle bir göz ucuyla satılan eşyelara bakıyorum... hepsi dandik!
müzayedeye katılanların profili; kendini burjuva sanan ama aslında yakınından bile geçmeyen sadece banka hesapları kabarık, sözde Kemalist tayfa (sözde Kemalist diyorum çünkü bunların Atatürk ile falan bir alakası yok hikaye anlatmasın kimse bana!).
Osmanlı Devleti'nin son döneminin büyük entelektüellerinden osman hamdi bey tablosu çıkardı herif; gözlerim yerinden çıkacaktı! ağzım açık kalmış olacak ki kapatması uzun sürdü... çünkü bu imkansız! milyon dolarla ölçülebilen osman hamdi bey tablosunun dandik bir ara sokakta satılması mantık dışıydı...
belli ki bir kopyasıydı...
evet tam da düşündüğüm gibi! müzayede bittikten sonra organizatöre "bu gerçek değildi değil mi?" diye sordum. "elbette" dedi. sonra laf lafı açtı sohbet ettik...
Artık piyasada Osman Hamdi Bey tablosu bulmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor... organizatör "neredeyse bir Da Vinci bulmak kadar zor" dedi, ben azıcık lafı ucuzlattım.
Bu müzayede işi de öyle boyutlara varmış ki, Orhan Pamuk'un "son romanının elyazma bir sayfası" bile açık arttırmaya çıkmış... (Doğrudan bilgisayarda yazanların günahı nedir?)
Yeni zenginlerimiz "burjuvalaştıkça", kolleksiyon zevki de yayılıyor, fiyatlar da artıyor. Bu arada tombak, sini, mangal, sahan kapağı, duvar saati, çiçek vazosu, kapı kilidi, tükürük hokkası, ibrik, lazımlık, ne verirsen gidiyor piyasaya... "aberystwyth'in kullandığı şemsiye" diye sallasam, vallahi ona da para veren çıkar (enayilik etmeyin, on liraya aldım.)
Artıyor demiyor adam, kibarlık ettim, fiyatlar uçtu diyor!
Bir Burhan Doğançay eseri 2 milyon liradan fazlaya bile gidebiliyormuş...
"Solcular" da Nuri iyem'in toplam beş yüz adet kadar ürettiği "ablak suratlı köylü kadını" tablolarını severler, onlar hem daha ucuz, hem daha kolay bulunabiliyor, hem de sosyal içerikli miçerikli...
Bu gelişmeler herkesi memnun ediyor. Ressamı da, tablonun sahibini de, galericiyi de, müzayedeciyi de, bu konu hakkında zevzeklik yapanları da...
Ancak, gerçek değerleri bunlar mıdır, yoksa fiyatlar "balon" mu yapmıştır?
Bu işte "gerçek değer" aramak abestir tabii, tutturabildiğine gider... Kim en fazla kaç para verdiyse o tablo o kadar eder demektir... Ama ben "tablo değerinden" değil "resim değerinden" sözediyorum.
Yani sormak istediğim şu; bizim türk ressamlar "büyük ressamlar" mıdır? Yoksa, tablolarının fiyatları gibi onlar da ressam olarak balon mu yapmışlardır?
Hayır. Hiçbirine "büyük" ressam denemez, hiçbirine.
Bunlar "orta halli" sanatçılar. Kimileri düpedüz dandik.
Osman Hamdi Bey'in özelliği "ilk Türk ressamı" sayılmasıdır. Yani "tarihi" değeri sanat değerinin önüne geçmiş. Tıpkı, Nobel kazanan ilk Türk yazarı Orhan Pamuk'un da bizi mutlu etmesi, göğsümüzü kabartması ama "büyük bir yazar" olmaması gibi...
Osman Hamdi Bey'i, ben koysam koysam, on dokuzuncu yüzyılın "ikinci küme" sayılan "akademik" ressamları arasına koyarım. Yani bir Winterhalter, bir Sheffer, bir Thimonier, bir Canella, bir Guerard falan gibi...
Osman Hamdi Bey'in "büyük hizmetini" asla küçümsemiyorum, alan alsın, satan satsın, herkes sevinsin, milletçe iftihar edelim. Ama sanat açısından neyin ne olduğunu da bilelim. (Besteciler için de aynı şey geçerli değil midir? "Türk beşleri", Adnan Saygun, Hasan Ferit, Ulvi Cemal, Necil Kâzım falan, batı müziğine ilk sıvandıkları, "yol açtıkları" için çok önemlidirler ama "büyük besteci" olduklarını söyleyene herkes güler.)
ya konu aslında bu değildi ben size başka bir şey söyleyecektim; millette para var ha, koleksiyon falan yapıyorlar! zengin ile fakir arasındaki uçurum her geçen gün artıyor bilin istedim...
dandik bir "necefli maşrapa" yada "ibrik" ne kadar gitti söylesem ağlarsınız...
elbette hemen kafeye sinsi bir şekilde sızıp oturdum birinin yanına. etrafı gözlemliyorum, şöyle bir göz ucuyla satılan eşyelara bakıyorum... hepsi dandik!
müzayedeye katılanların profili; kendini burjuva sanan ama aslında yakınından bile geçmeyen sadece banka hesapları kabarık, sözde Kemalist tayfa (sözde Kemalist diyorum çünkü bunların Atatürk ile falan bir alakası yok hikaye anlatmasın kimse bana!).
Osmanlı Devleti'nin son döneminin büyük entelektüellerinden osman hamdi bey tablosu çıkardı herif; gözlerim yerinden çıkacaktı! ağzım açık kalmış olacak ki kapatması uzun sürdü... çünkü bu imkansız! milyon dolarla ölçülebilen osman hamdi bey tablosunun dandik bir ara sokakta satılması mantık dışıydı...
belli ki bir kopyasıydı...
evet tam da düşündüğüm gibi! müzayede bittikten sonra organizatöre "bu gerçek değildi değil mi?" diye sordum. "elbette" dedi. sonra laf lafı açtı sohbet ettik...
Artık piyasada Osman Hamdi Bey tablosu bulmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor... organizatör "neredeyse bir Da Vinci bulmak kadar zor" dedi, ben azıcık lafı ucuzlattım.
Bu müzayede işi de öyle boyutlara varmış ki, Orhan Pamuk'un "son romanının elyazma bir sayfası" bile açık arttırmaya çıkmış... (Doğrudan bilgisayarda yazanların günahı nedir?)
Yeni zenginlerimiz "burjuvalaştıkça", kolleksiyon zevki de yayılıyor, fiyatlar da artıyor. Bu arada tombak, sini, mangal, sahan kapağı, duvar saati, çiçek vazosu, kapı kilidi, tükürük hokkası, ibrik, lazımlık, ne verirsen gidiyor piyasaya... "aberystwyth'in kullandığı şemsiye" diye sallasam, vallahi ona da para veren çıkar (enayilik etmeyin, on liraya aldım.)
Artıyor demiyor adam, kibarlık ettim, fiyatlar uçtu diyor!
Bir Burhan Doğançay eseri 2 milyon liradan fazlaya bile gidebiliyormuş...
"Solcular" da Nuri iyem'in toplam beş yüz adet kadar ürettiği "ablak suratlı köylü kadını" tablolarını severler, onlar hem daha ucuz, hem daha kolay bulunabiliyor, hem de sosyal içerikli miçerikli...
Bu gelişmeler herkesi memnun ediyor. Ressamı da, tablonun sahibini de, galericiyi de, müzayedeciyi de, bu konu hakkında zevzeklik yapanları da...
Ancak, gerçek değerleri bunlar mıdır, yoksa fiyatlar "balon" mu yapmıştır?
Bu işte "gerçek değer" aramak abestir tabii, tutturabildiğine gider... Kim en fazla kaç para verdiyse o tablo o kadar eder demektir... Ama ben "tablo değerinden" değil "resim değerinden" sözediyorum.
Yani sormak istediğim şu; bizim türk ressamlar "büyük ressamlar" mıdır? Yoksa, tablolarının fiyatları gibi onlar da ressam olarak balon mu yapmışlardır?
Hayır. Hiçbirine "büyük" ressam denemez, hiçbirine.
Bunlar "orta halli" sanatçılar. Kimileri düpedüz dandik.
Osman Hamdi Bey'in özelliği "ilk Türk ressamı" sayılmasıdır. Yani "tarihi" değeri sanat değerinin önüne geçmiş. Tıpkı, Nobel kazanan ilk Türk yazarı Orhan Pamuk'un da bizi mutlu etmesi, göğsümüzü kabartması ama "büyük bir yazar" olmaması gibi...
Osman Hamdi Bey'i, ben koysam koysam, on dokuzuncu yüzyılın "ikinci küme" sayılan "akademik" ressamları arasına koyarım. Yani bir Winterhalter, bir Sheffer, bir Thimonier, bir Canella, bir Guerard falan gibi...
Osman Hamdi Bey'in "büyük hizmetini" asla küçümsemiyorum, alan alsın, satan satsın, herkes sevinsin, milletçe iftihar edelim. Ama sanat açısından neyin ne olduğunu da bilelim. (Besteciler için de aynı şey geçerli değil midir? "Türk beşleri", Adnan Saygun, Hasan Ferit, Ulvi Cemal, Necil Kâzım falan, batı müziğine ilk sıvandıkları, "yol açtıkları" için çok önemlidirler ama "büyük besteci" olduklarını söyleyene herkes güler.)
ya konu aslında bu değildi ben size başka bir şey söyleyecektim; millette para var ha, koleksiyon falan yapıyorlar! zengin ile fakir arasındaki uçurum her geçen gün artıyor bilin istedim...
dandik bir "necefli maşrapa" yada "ibrik" ne kadar gitti söylesem ağlarsınız...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar