bugün
- ben geldim naneler25
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek8
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- ümmetçilik6
- türkiye nin en güvenilir insanı4
- sevgiliniz karşı cinsle tatile gidebilir mi12
- laiklik hasan abi3
- mokv'nin uysaljakoben olması6
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi13
- 20 li yaşlar5
- uzak mesafe ilişkisi4
- göbekli erkekler9
- osmanlı torunu3
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- atletle gezen erkek7
- döner mi yesem hamburger mi makarna mı12
- türk kızlarındaki yabancı penis merakı3
- kredi çekip ahbap'a bağış yapmak3
- insan olmaya ceyrek kala14
- ne zaman mutlu olacağız8
- bik bik'in erkek olması6
- ahbap7
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- tff bal ligi katılım ücreti3
- radio fg2
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- bir erkeği erkek yapan beş özellik14
- haluk levent'e para emanet etmek23
- velvet'in başı açık mı sorunsalı7
- kaliteli insanı belli eden detaylar24
- şaka maka türkiye'nin yükseliş dönemine geçmesi5
- bir erkeği elde etmenin yolları12
- kadınları çekici yapan detaylar8
- yaşının adamı olmamak3
- yapay zekanın tehlikeli yükselişi12
- imam hatipli kızların verici olması6
- 13 temmuz 2026 haluk levent'in ahbap açıklaması3
- üniversite diploması3
- bazen ölmeyi o kadar çok istiyorum ki5
- mason greenwood12
- evlilik masrafları2
- evlat ayrımcılığı9
- okyanusta yüzmemiş erkek gizli eşcinseldir5
- kahve kokusu8
- birader avcısı3
- kredi kartı2
- karı gibi ziv ziv ziv konuşan erkek2
- yağ somunu2
- erkek eşek gibi çalışacak hanımına bakacak3
- sütlaç3
Çalım manyağı yaparım bunları.
her 10 dişiden 10 unun da bayıldığı hayvan kedi sevmeyen bir kız daha hiç rastlamadım.
görsel
Benimki arada işi düşünce geliyor balkona rızkına bakıyor, malum zor mevsim.
Benimki arada işi düşünce geliyor balkona rızkına bakıyor, malum zor mevsim.
bunların patilerinin içi o kadar yumuşaktır ki dokunmaya doyamazsınız.
görsel sümüklüm
Çin’de her yıl yaklaşık 4 milyon kedi yenmektedir.
Seçim dönemleri en gıcık olduğum hayvan .
ekmeğini yediğiniz kadar ekmek verseniz sokakta aç kedi kalmazdı.
görsel
Candır..
Candır..
Yatak varsa ben de varım diyen canlı.
görsel
görsel
inadım inat dötüm iki kanat diyen şirin sıpa.
Ufacık lezzetli parça Kaşara sabahtan akşama kadar yolunu gözleyendir.
sevimli ama nankörümsü bir hayvan.
görsel
Kedim;).
Kedim;).
Onu o kadar çok seversin ama o kedi kıçını dönüp gider nedense hayvanlara nankörlük çok yakışıyor.
Sözlük ahalisince genelde pek sevilen bir hayvan.
sahip olunabilecek en güzel canlıdır. nankör falan derler ama aslında değillerdir. Siz hasta olduğunuz zaman hisseder ve yanınızdan hiç ayrılmaz. Ayak ucunuza yatar ve sizi izler.
Kediler aslında bilimsel olarak sıvıdır,
Şaka değil gerçek.
Şaka değil gerçek.
Doktor Perrin Veteriner Kliniği
Hastaneye bir hastayı görmeye gider gibi buraya geliyordu ve bu ziyaretler papağanın ölmediğine işaretti.
Kedisinin zehirlenmesine rağmen yaptığından pişman olmuştu. Bunu ona söylemeyi isterdi ama artık çok geçti. Ayrıca, karşısında küçük düştüğünü görme zevkini ona vermeyi de hiç istemiyordu. O da yaptığından pişman olmuş muydu acaba? Hayır. Pişmanlık duyacak kadınlardan değildi. O daima haklıydı. Kendinden emindi. Doğru yolu izliyordu, özellikle pazar günleri kiliseden döndüğü zamanki güvenli halini görmek bunu anlamaya yeterdi. Giysilerinden günlük kokusu yayılırdı. Ahiretin ve ebedi hayatın mutluluğunu sezinlemişçesine, gözbebekleri daha parlak, daha duru olurdu adeta.
Bouin pazar günlerinden nefret ederdi; hiç ses olmayışından, dükkânların kapalı kepenklerinden, sokaklarda boş boş dolaşan insanlardan. Hafta içinde yürüdükleri gibi yürümezlerdi. Hiçbir yere gitmezlerdi ya da, gidecek bir yerleri varsa da, acele etmezlerdi.
Onların da canı sıkılırdı, iyi giysilerinin içinde kendilerini rahat hissetmezler, hep çocukların üstlerini kirletmelerinden korkarlardı. Çocukluğunda, hemen her pazar annesiyle babası münakaşa ederlerdi, halbuki iyi insanlardı, boyun eğmeye ve hayatı olduğu gibi kabullenmeye alışmışlardı.
— Sen git dolaş...
Giderdi, kanal boyunca ya da Seine Nehri kıyısında yürürdü. Yazları dondurma, kışları şeker alması için bir teklik verirlerdi, o da ağızda hemen erimeyen mayhoş şekerlerden alırdı.
Mavnaların üstündeki aileler bile donup kalmış gibiydiler, akşamüstüne doğru sarhoş adamlarla karşılaşılırdı muhakkak.
O pazar, her zaman gittiği lokanta kapalıydı, öğle yemeği için Gênêral-Leclerc Caddesi'ne kadar gitmek zorunda kaldı. Daha sonra le Petit Sancerre'in önünden geçti, onun da kepenkleri indirilmişti.
Neli pazar günleri ne yapardı? Pazar ayinine gitmezdi mutlaka. Geç saate kadar yatakta kalır, odasında, mutfakta, kimsenin gelip onu rahatsız etmeyeceği küçük karanlık kahvede dolanırdı herhalde.
Öğleden sonra sinemaya giderdi belki de. Onu hiç sokakta görmemişti. Onun siyah elbiseli ve terlikli halini biliyordu sadece.
Marguerite, Doktor Perrin'e gitmemişti, o da pazar günleri kapalıydı. Öğleden sonra dışarı çıkmadı ve ikisi salonda oturup televizyon seyrettiler, bir futbol maçı yayını vardı. Birkaç şarkı. Bir çizgi film. Sonra bir kovboy filmi.
Zamanı tüketiyorlardı. Kadın örgü örüyordu. Bir iki kere yüzü yumuşuyormuş, başını kaldırdığı sırada ona bir şey söylemek üzereymiş gibi geldi adama.
Ona biraz acıyordu. ilk adımı atamadığına göre, bu adımı kendisinin atması gerekiyordu. O da ağzını açtı, şöyle diyecekti mesela:
— Çocuk gibi davranıyoruz...
Hayır. Kadın, davranışlarına ilişkin bu tanımı kabul etmezdi.
— Dinle Marguerite, unutmaya çalışsak olmaz mı?
Bu da olmazdı. O hiçbir şeyi unutmazdı. Küçüklüğünden beri uğradığı her hakareti, her hayal kırıklığını, her bir üzüntüsünü tarihleriyle hatırlardı.
Mutsuz olmaya, erkeklerin kötülüğünün kurbanı olmaya ve yarım ağızla onları bağışlamaya ihtiyacı vardı.
— Zavallı kadın...
Hatalı olan kendisiydi. Onunla evlenmemeliydi. Kadının bir fincan kahve, daha sonra da bir bardak şarap ikram ettiği o küçük eve üst üste kaç öğleden sonra gelmeye onu iten neydi? Çıkmaz sokağın yarısının sahibi olması, Sêbastien-Doise'ın kızı olması, pastel tonlarındaki giysilerinin içinde biraz soluk bir zerafeti olan narin bir varlık olması onu etkilememiş miydi?
Parayı düşünmemişti. Açık bir şekilde düşünmemişti. Yine de para, Marguerite'e ait olan bu ev sırasının geri planında yer alıyor ve balıklı küçük adam simgesel anlamlar yükleniyordu.
Bouin, ancak uzaktan gördüğü ve günün birinde oraya kabul edileceğinin aklından geçmediği bir dünyaya neredeyse kazara girmişti.
Gerçekten kabul edilmiş miydi? Basit bir su kaçağını durdurmuştu. Kadın, evdeki işini bitiren bir işçiye ikram eder gibi, ona bir kadeh likör ikram etmişti.
— Yarın gelip bir fincan kahve içmeye ne dersiniz?
Mutfakta. Ancak iki hafta sonra onu salona almıştı.
Fotoğraflar onu etkilemişti, özellikle iki atın çektiği kupa arabasındaki fotoğrafla, Marguerite'in başında geniş hasır şapkası, su kıyısında yürüdüğü fotoğraf.
Faytona binmek için eteklerini toplayan zarif bir kadın gördüğünde ya da Boulogne Ormanı'nda -oraya sadece iki üç defa gitmişti, çünkü evinden uzaktı- kadın binicileri hayranlıkla seyrettiğinde aklına çocukluğunun hatıraları gelirdi dalga dalga.
Hastaneye bir hastayı görmeye gider gibi buraya geliyordu ve bu ziyaretler papağanın ölmediğine işaretti.
Kedisinin zehirlenmesine rağmen yaptığından pişman olmuştu. Bunu ona söylemeyi isterdi ama artık çok geçti. Ayrıca, karşısında küçük düştüğünü görme zevkini ona vermeyi de hiç istemiyordu. O da yaptığından pişman olmuş muydu acaba? Hayır. Pişmanlık duyacak kadınlardan değildi. O daima haklıydı. Kendinden emindi. Doğru yolu izliyordu, özellikle pazar günleri kiliseden döndüğü zamanki güvenli halini görmek bunu anlamaya yeterdi. Giysilerinden günlük kokusu yayılırdı. Ahiretin ve ebedi hayatın mutluluğunu sezinlemişçesine, gözbebekleri daha parlak, daha duru olurdu adeta.
Bouin pazar günlerinden nefret ederdi; hiç ses olmayışından, dükkânların kapalı kepenklerinden, sokaklarda boş boş dolaşan insanlardan. Hafta içinde yürüdükleri gibi yürümezlerdi. Hiçbir yere gitmezlerdi ya da, gidecek bir yerleri varsa da, acele etmezlerdi.
Onların da canı sıkılırdı, iyi giysilerinin içinde kendilerini rahat hissetmezler, hep çocukların üstlerini kirletmelerinden korkarlardı. Çocukluğunda, hemen her pazar annesiyle babası münakaşa ederlerdi, halbuki iyi insanlardı, boyun eğmeye ve hayatı olduğu gibi kabullenmeye alışmışlardı.
— Sen git dolaş...
Giderdi, kanal boyunca ya da Seine Nehri kıyısında yürürdü. Yazları dondurma, kışları şeker alması için bir teklik verirlerdi, o da ağızda hemen erimeyen mayhoş şekerlerden alırdı.
Mavnaların üstündeki aileler bile donup kalmış gibiydiler, akşamüstüne doğru sarhoş adamlarla karşılaşılırdı muhakkak.
O pazar, her zaman gittiği lokanta kapalıydı, öğle yemeği için Gênêral-Leclerc Caddesi'ne kadar gitmek zorunda kaldı. Daha sonra le Petit Sancerre'in önünden geçti, onun da kepenkleri indirilmişti.
Neli pazar günleri ne yapardı? Pazar ayinine gitmezdi mutlaka. Geç saate kadar yatakta kalır, odasında, mutfakta, kimsenin gelip onu rahatsız etmeyeceği küçük karanlık kahvede dolanırdı herhalde.
Öğleden sonra sinemaya giderdi belki de. Onu hiç sokakta görmemişti. Onun siyah elbiseli ve terlikli halini biliyordu sadece.
Marguerite, Doktor Perrin'e gitmemişti, o da pazar günleri kapalıydı. Öğleden sonra dışarı çıkmadı ve ikisi salonda oturup televizyon seyrettiler, bir futbol maçı yayını vardı. Birkaç şarkı. Bir çizgi film. Sonra bir kovboy filmi.
Zamanı tüketiyorlardı. Kadın örgü örüyordu. Bir iki kere yüzü yumuşuyormuş, başını kaldırdığı sırada ona bir şey söylemek üzereymiş gibi geldi adama.
Ona biraz acıyordu. ilk adımı atamadığına göre, bu adımı kendisinin atması gerekiyordu. O da ağzını açtı, şöyle diyecekti mesela:
— Çocuk gibi davranıyoruz...
Hayır. Kadın, davranışlarına ilişkin bu tanımı kabul etmezdi.
— Dinle Marguerite, unutmaya çalışsak olmaz mı?
Bu da olmazdı. O hiçbir şeyi unutmazdı. Küçüklüğünden beri uğradığı her hakareti, her hayal kırıklığını, her bir üzüntüsünü tarihleriyle hatırlardı.
Mutsuz olmaya, erkeklerin kötülüğünün kurbanı olmaya ve yarım ağızla onları bağışlamaya ihtiyacı vardı.
— Zavallı kadın...
Hatalı olan kendisiydi. Onunla evlenmemeliydi. Kadının bir fincan kahve, daha sonra da bir bardak şarap ikram ettiği o küçük eve üst üste kaç öğleden sonra gelmeye onu iten neydi? Çıkmaz sokağın yarısının sahibi olması, Sêbastien-Doise'ın kızı olması, pastel tonlarındaki giysilerinin içinde biraz soluk bir zerafeti olan narin bir varlık olması onu etkilememiş miydi?
Parayı düşünmemişti. Açık bir şekilde düşünmemişti. Yine de para, Marguerite'e ait olan bu ev sırasının geri planında yer alıyor ve balıklı küçük adam simgesel anlamlar yükleniyordu.
Bouin, ancak uzaktan gördüğü ve günün birinde oraya kabul edileceğinin aklından geçmediği bir dünyaya neredeyse kazara girmişti.
Gerçekten kabul edilmiş miydi? Basit bir su kaçağını durdurmuştu. Kadın, evdeki işini bitiren bir işçiye ikram eder gibi, ona bir kadeh likör ikram etmişti.
— Yarın gelip bir fincan kahve içmeye ne dersiniz?
Mutfakta. Ancak iki hafta sonra onu salona almıştı.
Fotoğraflar onu etkilemişti, özellikle iki atın çektiği kupa arabasındaki fotoğrafla, Marguerite'in başında geniş hasır şapkası, su kıyısında yürüdüğü fotoğraf.
Faytona binmek için eteklerini toplayan zarif bir kadın gördüğünde ya da Boulogne Ormanı'nda -oraya sadece iki üç defa gitmişti, çünkü evinden uzaktı- kadın binicileri hayranlıkla seyrettiğinde aklına çocukluğunun hatıraları gelirdi dalga dalga.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar