bugün
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi14
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- ben geldim naneler30
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar4
- sözlük için ne yapabiliriz10
- sevilen kızın 1 haftadır giydiği naylon çorap3
- sigarayı neden seviyoruz5
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek14
- yurdum muhalifinin sürekli kandırılması3
- bir insana çirkin demek6
- pasif içicilik3
- geceye bir şarkı bırak8
- sıcak ekmeğin arasına margarin sürmek3
- bizi kandırıyor olabilirler mi4
- sinir bozucu şeyler5
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- zengin kızların güzel olması4
- clydeless bonnie8
- yapay zeka şirketlerinin kitapları imha etmesi3
- meme fetişizmi3
- testere adamın dibidir3
- kahvaltıda kola içmek3
- yahudi mercedesi2
- ibrahim karagül'ün erdoğan'a fetöcü iması yapması3
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- alt metin okumak2
- kuranda namaz yok8
- alkollüyken düşünülen şeyler2
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- bilim kurgu romanı tavsiyesi3
- astrolojiye inanan flörtten anında soğumak4
- babanın sarhoş olması5
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu6
- ayakkabının içine giren minicik taş2
- alkolü neden seviyoruz2
- ejderhalar yıkanır mı sorunsalı5
- fetiş nedir kime denir3
- memur emeklisinin isyanı3
- the shining te jack neden deliriyor sorunsalı2
- kışın dondurma yiyen tip2
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- the shining te en korkutucu sahne2
- uludağ sözlük hakkında sorulmamış sorular5
- frankyfourfingers2
- çitayı yükseğe koymak4
- haluk levent'e para emanet etmek23
Doktor Perrin Veteriner Kliniği
Hastaneye bir hastayı görmeye gider gibi buraya geliyordu ve bu ziyaretler papağanın ölmediğine işaretti.
Kedisinin zehirlenmesine rağmen yaptığından pişman olmuştu. Bunu ona söylemeyi isterdi ama artık çok geçti. Ayrıca, karşısında küçük düştüğünü görme zevkini ona vermeyi de hiç istemiyordu. O da yaptığından pişman olmuş muydu acaba? Hayır. Pişmanlık duyacak kadınlardan değildi. O daima haklıydı. Kendinden emindi. Doğru yolu izliyordu, özellikle pazar günleri kiliseden döndüğü zamanki güvenli halini görmek bunu anlamaya yeterdi. Giysilerinden günlük kokusu yayılırdı. Ahiretin ve ebedi hayatın mutluluğunu sezinlemişçesine, gözbebekleri daha parlak, daha duru olurdu adeta.
Bouin pazar günlerinden nefret ederdi; hiç ses olmayışından, dükkânların kapalı kepenklerinden, sokaklarda boş boş dolaşan insanlardan. Hafta içinde yürüdükleri gibi yürümezlerdi. Hiçbir yere gitmezlerdi ya da, gidecek bir yerleri varsa da, acele etmezlerdi.
Onların da canı sıkılırdı, iyi giysilerinin içinde kendilerini rahat hissetmezler, hep çocukların üstlerini kirletmelerinden korkarlardı. Çocukluğunda, hemen her pazar annesiyle babası münakaşa ederlerdi, halbuki iyi insanlardı, boyun eğmeye ve hayatı olduğu gibi kabullenmeye alışmışlardı.
— Sen git dolaş...
Giderdi, kanal boyunca ya da Seine Nehri kıyısında yürürdü. Yazları dondurma, kışları şeker alması için bir teklik verirlerdi, o da ağızda hemen erimeyen mayhoş şekerlerden alırdı.
Mavnaların üstündeki aileler bile donup kalmış gibiydiler, akşamüstüne doğru sarhoş adamlarla karşılaşılırdı muhakkak.
O pazar, her zaman gittiği lokanta kapalıydı, öğle yemeği için Gênêral-Leclerc Caddesi'ne kadar gitmek zorunda kaldı. Daha sonra le Petit Sancerre'in önünden geçti, onun da kepenkleri indirilmişti.
Neli pazar günleri ne yapardı? Pazar ayinine gitmezdi mutlaka. Geç saate kadar yatakta kalır, odasında, mutfakta, kimsenin gelip onu rahatsız etmeyeceği küçük karanlık kahvede dolanırdı herhalde.
Öğleden sonra sinemaya giderdi belki de. Onu hiç sokakta görmemişti. Onun siyah elbiseli ve terlikli halini biliyordu sadece.
Marguerite, Doktor Perrin'e gitmemişti, o da pazar günleri kapalıydı. Öğleden sonra dışarı çıkmadı ve ikisi salonda oturup televizyon seyrettiler, bir futbol maçı yayını vardı. Birkaç şarkı. Bir çizgi film. Sonra bir kovboy filmi.
Zamanı tüketiyorlardı. Kadın örgü örüyordu. Bir iki kere yüzü yumuşuyormuş, başını kaldırdığı sırada ona bir şey söylemek üzereymiş gibi geldi adama.
Ona biraz acıyordu. ilk adımı atamadığına göre, bu adımı kendisinin atması gerekiyordu. O da ağzını açtı, şöyle diyecekti mesela:
— Çocuk gibi davranıyoruz...
Hayır. Kadın, davranışlarına ilişkin bu tanımı kabul etmezdi.
— Dinle Marguerite, unutmaya çalışsak olmaz mı?
Bu da olmazdı. O hiçbir şeyi unutmazdı. Küçüklüğünden beri uğradığı her hakareti, her hayal kırıklığını, her bir üzüntüsünü tarihleriyle hatırlardı.
Mutsuz olmaya, erkeklerin kötülüğünün kurbanı olmaya ve yarım ağızla onları bağışlamaya ihtiyacı vardı.
— Zavallı kadın...
Hatalı olan kendisiydi. Onunla evlenmemeliydi. Kadının bir fincan kahve, daha sonra da bir bardak şarap ikram ettiği o küçük eve üst üste kaç öğleden sonra gelmeye onu iten neydi? Çıkmaz sokağın yarısının sahibi olması, Sêbastien-Doise'ın kızı olması, pastel tonlarındaki giysilerinin içinde biraz soluk bir zerafeti olan narin bir varlık olması onu etkilememiş miydi?
Parayı düşünmemişti. Açık bir şekilde düşünmemişti. Yine de para, Marguerite'e ait olan bu ev sırasının geri planında yer alıyor ve balıklı küçük adam simgesel anlamlar yükleniyordu.
Bouin, ancak uzaktan gördüğü ve günün birinde oraya kabul edileceğinin aklından geçmediği bir dünyaya neredeyse kazara girmişti.
Gerçekten kabul edilmiş miydi? Basit bir su kaçağını durdurmuştu. Kadın, evdeki işini bitiren bir işçiye ikram eder gibi, ona bir kadeh likör ikram etmişti.
— Yarın gelip bir fincan kahve içmeye ne dersiniz?
Mutfakta. Ancak iki hafta sonra onu salona almıştı.
Fotoğraflar onu etkilemişti, özellikle iki atın çektiği kupa arabasındaki fotoğrafla, Marguerite'in başında geniş hasır şapkası, su kıyısında yürüdüğü fotoğraf.
Faytona binmek için eteklerini toplayan zarif bir kadın gördüğünde ya da Boulogne Ormanı'nda -oraya sadece iki üç defa gitmişti, çünkü evinden uzaktı- kadın binicileri hayranlıkla seyrettiğinde aklına çocukluğunun hatıraları gelirdi dalga dalga.
Hastaneye bir hastayı görmeye gider gibi buraya geliyordu ve bu ziyaretler papağanın ölmediğine işaretti.
Kedisinin zehirlenmesine rağmen yaptığından pişman olmuştu. Bunu ona söylemeyi isterdi ama artık çok geçti. Ayrıca, karşısında küçük düştüğünü görme zevkini ona vermeyi de hiç istemiyordu. O da yaptığından pişman olmuş muydu acaba? Hayır. Pişmanlık duyacak kadınlardan değildi. O daima haklıydı. Kendinden emindi. Doğru yolu izliyordu, özellikle pazar günleri kiliseden döndüğü zamanki güvenli halini görmek bunu anlamaya yeterdi. Giysilerinden günlük kokusu yayılırdı. Ahiretin ve ebedi hayatın mutluluğunu sezinlemişçesine, gözbebekleri daha parlak, daha duru olurdu adeta.
Bouin pazar günlerinden nefret ederdi; hiç ses olmayışından, dükkânların kapalı kepenklerinden, sokaklarda boş boş dolaşan insanlardan. Hafta içinde yürüdükleri gibi yürümezlerdi. Hiçbir yere gitmezlerdi ya da, gidecek bir yerleri varsa da, acele etmezlerdi.
Onların da canı sıkılırdı, iyi giysilerinin içinde kendilerini rahat hissetmezler, hep çocukların üstlerini kirletmelerinden korkarlardı. Çocukluğunda, hemen her pazar annesiyle babası münakaşa ederlerdi, halbuki iyi insanlardı, boyun eğmeye ve hayatı olduğu gibi kabullenmeye alışmışlardı.
— Sen git dolaş...
Giderdi, kanal boyunca ya da Seine Nehri kıyısında yürürdü. Yazları dondurma, kışları şeker alması için bir teklik verirlerdi, o da ağızda hemen erimeyen mayhoş şekerlerden alırdı.
Mavnaların üstündeki aileler bile donup kalmış gibiydiler, akşamüstüne doğru sarhoş adamlarla karşılaşılırdı muhakkak.
O pazar, her zaman gittiği lokanta kapalıydı, öğle yemeği için Gênêral-Leclerc Caddesi'ne kadar gitmek zorunda kaldı. Daha sonra le Petit Sancerre'in önünden geçti, onun da kepenkleri indirilmişti.
Neli pazar günleri ne yapardı? Pazar ayinine gitmezdi mutlaka. Geç saate kadar yatakta kalır, odasında, mutfakta, kimsenin gelip onu rahatsız etmeyeceği küçük karanlık kahvede dolanırdı herhalde.
Öğleden sonra sinemaya giderdi belki de. Onu hiç sokakta görmemişti. Onun siyah elbiseli ve terlikli halini biliyordu sadece.
Marguerite, Doktor Perrin'e gitmemişti, o da pazar günleri kapalıydı. Öğleden sonra dışarı çıkmadı ve ikisi salonda oturup televizyon seyrettiler, bir futbol maçı yayını vardı. Birkaç şarkı. Bir çizgi film. Sonra bir kovboy filmi.
Zamanı tüketiyorlardı. Kadın örgü örüyordu. Bir iki kere yüzü yumuşuyormuş, başını kaldırdığı sırada ona bir şey söylemek üzereymiş gibi geldi adama.
Ona biraz acıyordu. ilk adımı atamadığına göre, bu adımı kendisinin atması gerekiyordu. O da ağzını açtı, şöyle diyecekti mesela:
— Çocuk gibi davranıyoruz...
Hayır. Kadın, davranışlarına ilişkin bu tanımı kabul etmezdi.
— Dinle Marguerite, unutmaya çalışsak olmaz mı?
Bu da olmazdı. O hiçbir şeyi unutmazdı. Küçüklüğünden beri uğradığı her hakareti, her hayal kırıklığını, her bir üzüntüsünü tarihleriyle hatırlardı.
Mutsuz olmaya, erkeklerin kötülüğünün kurbanı olmaya ve yarım ağızla onları bağışlamaya ihtiyacı vardı.
— Zavallı kadın...
Hatalı olan kendisiydi. Onunla evlenmemeliydi. Kadının bir fincan kahve, daha sonra da bir bardak şarap ikram ettiği o küçük eve üst üste kaç öğleden sonra gelmeye onu iten neydi? Çıkmaz sokağın yarısının sahibi olması, Sêbastien-Doise'ın kızı olması, pastel tonlarındaki giysilerinin içinde biraz soluk bir zerafeti olan narin bir varlık olması onu etkilememiş miydi?
Parayı düşünmemişti. Açık bir şekilde düşünmemişti. Yine de para, Marguerite'e ait olan bu ev sırasının geri planında yer alıyor ve balıklı küçük adam simgesel anlamlar yükleniyordu.
Bouin, ancak uzaktan gördüğü ve günün birinde oraya kabul edileceğinin aklından geçmediği bir dünyaya neredeyse kazara girmişti.
Gerçekten kabul edilmiş miydi? Basit bir su kaçağını durdurmuştu. Kadın, evdeki işini bitiren bir işçiye ikram eder gibi, ona bir kadeh likör ikram etmişti.
— Yarın gelip bir fincan kahve içmeye ne dersiniz?
Mutfakta. Ancak iki hafta sonra onu salona almıştı.
Fotoğraflar onu etkilemişti, özellikle iki atın çektiği kupa arabasındaki fotoğrafla, Marguerite'in başında geniş hasır şapkası, su kıyısında yürüdüğü fotoğraf.
Faytona binmek için eteklerini toplayan zarif bir kadın gördüğünde ya da Boulogne Ormanı'nda -oraya sadece iki üç defa gitmişti, çünkü evinden uzaktı- kadın binicileri hayranlıkla seyrettiğinde aklına çocukluğunun hatıraları gelirdi dalga dalga.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar