bugün
- aykolik'in her gün mastürbasyon yapması22
- hangi sözlük kızının sağ koltuğuna oturursunuz9
- ben sözlüğü ciddiye almıyorum karizması11
- haftanın gammazları listesi24
- beyin ameliyatından çıkmak7
- damarsız tüysüz manisa yaprağı5
- almanya da pazar günleri dükkanlar açık olsun6
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması25
- ioçk'nın arkasına binmek4
- iha yaptı siha yaptı7
- arkadaşlar sizce bu neye benziyor4
- sağ koltukta bacağını elleten erkek7
- gocu'nun arabada açtığı şarkılar5
- rüştü reçber'in antalyalı olması3
- ispartalı kızların gül kokması8
- gammaz olup kimseyi gammazlamamak8
- elit kelimesini çok kullanan insan4
- anın görüntüsü20
- kızlar acilen konuşmamız gerek2
- mehdinin bir anda gelecek olması11
- ispartaspor2
- sarma2
- gammaz çetesi büyük bir operasyon planlıyor8
- sadece elit beyler mesaj atsın5
- emniyet kemeri takan erkek ılık mıdır sorunsalı5
- sözlükteki 10 kişiden 9unu hiç sevişmemiş olması2
- bilinçaltımızın derin dondurucu olması8
- 13 ağustos 2026 kolombiya depremi11
- aykolik 31 çekmeyi nerden öğrendi sorunsalı3
- gammaz olup zall'ı gammazlamak4
- franz kafka adolf hitler ve tesla ile rakı içmek3
- franz kafka dönüşüm4
- gammazların hain planlarının yine tutmaması7
- türk dizileri2
- osimhen lukaku vlahovic salah2
- beyin ameliyatından çıktı ilkişi sözcü okumak oldu3
- domuz çikolatası6
- bilgi içerikli entry giren yazar5
- hala akp diyenler7
- sözlük yolunda kemikle deri kalmak5
- cinler bizim alemimize nasıl geçebiliyorlar9
- çerçeve yasa35
- carlott2
- romelu lukaku10
- sms onayı olmadan kartla alışveriş yapmak4
- usual bey birader birader beydir2
- eskiden fakir olan insan2
- friedrich hegel la bi cay icek4
- enayimiknatisii2
- avanos ta çömlek yapmayı denemek4
Allahın 99 isminin alayına sahip (herkeste farklı kombinasyonlarda) varlık. yani bütünün birimde tezahür etmesi.
insanın, sonsuzluğun "kan damlası" olduğunu düşünürüm hep.
Tek bir kan damlasına bakarak onun "sahibi" hakkındaki bütün bilgileri nasıl görüyorsak, tek bir insana bakarak da onun "sahibi" olan kainatı ve Tanrı'yı görebiliriz.
Evrene ve Tanrı'ya ait bilmediğimiz ne varsa, hepsini çözecek kilit insanın içinde saklıdır bence.
Belki de içinde böylesine büyük bir bilgiyi taşıdığından insanın kapıları insana kapalıdır, "bir güç" bizim kainatı tanımamıza, en azından şimdilik, izin vermek istemediğinden bizi kendimiz için bir "sır" haline getirmiştir.
Her şeyi yapabiliriz, uçabiliriz, denizlerin altında yürüyebiliriz, yıldızlara gidebiliriz, atomu parçalayabiliriz, topraktan siyah bir sıvı çıkartıp onu enerjiye dönüştürebiliriz, aramızda hiçbir hat olmadan sesimizi binlerce kilometre öteye ulaştırabiliriz, binlerce kilometre ötedeki olayları anında izleyebiliriz, bütün bu mucizeleri gerçekleştirebiliriz ama en basit şeyi yapamaz, kendi varlığımızın gizine erişemeyiz.
Bildiğimizi bile bilmediğimiz bilgiler saklıdır içimizde.
Rüyalar görür ve şaşırırız.
Ruhumuzda taşıdığımızdan bile haberdar olmadığımız görüntüler çıkar karşımıza rüyalarımızda, duygular çıkar, arzular ve korkular çıkar.
Bütün onları nerede, ne zaman biriktirdiğimize dair hiçbir fikrimiz yoktur.
Üstelik, söylenenlere göre, rüyalarımızda ortaya çıkanlar sadece kendi hayatımızda yaşadıklarımızdan değil, bizden önce yaşayanların da tecrübelerinden akmıştır içimize.
Sadece kendimizi değil bir de geçmişi taşırız içimizde.
Bir polisiye roman gibi kurgulanmıştır zihin.
"Sırrı" bulmak için verilen ipuçları genellikle şaşırtma amacıyla çıkarılmıştır önümüze, tam bir çözüm bulduğumuzu sandığımızda bizim çözümümüzü tamamıyla ortadan kaldıran başka bir duyguyla karşılaşırız, o duygunun peşine takıldığımızda öyle yerlere saparız ki asıl hedeften uzaklaşırız ve bulabildiğimiz bütün yollar gelip bir karanlığın içinde kaybolur.
Ve zihnimizde o "karanlık" çok geniş bir yer kaplar.
Bazıları, o karanlığın bir tür "suç ve günah" deposu olduğunu, utandığımız, korktuğumuz ne varsa oraya sakladığımızı ve oraya sakladıklarımızın zamanla bir cehennem buharı gibi tüterek bizi zehirlediğini söyler.
O "depoyu" temizleyerek zehirden kurtulacağımıza inananlar çoktur.
Belki de haklılar.
Kendimizden gizlemek istediklerimiz var.
Ama insanı bütün günahlarından, suçlarından, utançlarından temizlediğimizde geriye kalan "temiz" şeyin bir işe yarayacağını sanmam.
Zaten bütün çıkmaz da burada.
Bizi utandıracak olan "kötülüğün ve günahın" daha doğuştan mayamıza katılmasında.
Onu ayıklayamayız.
Onu yok edemeyiz.
Onu kabul edemeyiz.
Ve bu yıpratıcı çelişkiyle daha doğuştan huzursuzlanırız.
Zaten düşünsenize, eğer biz içimize "kötülük" konmadan yaratılmış olsaydık onca dine, insanı mükemmelleştirmeye çalışan onca ideolojiye ne gerek vardı?
Dinler de, ideolojiler de sürekli olarak kendimizle çarpışmamızı, kendimizi yenmemizi, bir yanımızı silip atmamızı isterler.
Anlaşılmaz olan ise, bunu isteyen güçle, bizi silinemez biçimde "günahkarlıkla" damgalayarak yaradanın da aynı güç olması.
Hatta biraz daha uçlara, biraz daha zihnimizin ağırlığını taşımakta zorlanacak ince dallara doğru tırmanalım.
insanlığın en büyük günahlarından biri olan "ensestin" tanrılara ait bir yaşam biçimi olduğunu söylüyor Jung.
Mitolojiye baktığınızda, bir ensest zinciriyle karşılaşırsınız.
Nasıl oluyor da insanoğlunun yaratabildiği en büyük mitolojide bu büyük günah böyle bir yer bulabiliyor kendine?
Neden tanrıların tanrısı Zeus her türlü günahı bu kadar rahat işliyor?
insanlar her türlü günahı bir cezaya uğramadan, utanmadan, vicdan azabı çekmeden yaşayabilmenin tanrısal bir güç olduğuna inanıyorlar herhalde.
Ve, unutmayın ki tanrılara imrenilir.
Eski Yunan'ın günah dolu bir tanrılar alemi yaratmasının altındaki anlam ne?
Bir yandan Yunan filozofları "iyilik" öğretmeye çalışırken, bir yandan öğrenciler tanrıların günahkar olduğunu öğreniyorlar.
Bu ikisinden hangisine inanacak insan?
Hangisi daha çekici gelecek ona?
iyi ve güçsüz bir insanoğlu olmak mı yoksa güçlü ve günahkar bir tanrı olmak mı?
O mitolojiden yola çıkan Freud her erkeğin annesiyle, her kadının da babasıyla yatmak isteyen bir yanı olduğunu söylemiyor mu?
Biz günlük konuşmalarımızda bile hiç yadırgamadan Ödip kompleksinden, Elektra'dan söz etmiyor muyuz?
Eğer bu söylenen doğruysa, insanın karanlık yanlarını anlamak o kadar kolay olabilir mi?
Üstelik bu artık karanlıkta bile saklamayıp ortaya koyduğumuz, insanlık gerçeği olarak tekrarlayıp durduğumuz bir "kompleks".
Varın siz gizli kalanların neler olabileceğini düşünün.
Bir de bu karmaşık yapı birbirine benzemeyen iki ayrı cinse, kadınla erkeğe ayrılmış.
Doğanın bir araya getirmeye, toplumun ayrı tutmaya uğraştığı iki grup.
Neden doğada çok sıradan olan birleşme insanlar aleminde böylesine karışık ve çetrefil bir ilişkiye dönüşüyor?
Sevişmeler neden kıskançlıklara, sahiplenmelere, acılara dönüşüyor?
Niye bir başka vücudun tümüyle bize ait olmasını istiyoruz?
Sevgiden mi?
Hükmetme isteğinden mi?
Etkileyiciliğimizi ve gücümüzü görme arzusundan mı?
iki bedenin birbirinden zevk almasından intiharlar, cinayetler, acılar yaratan zihnimizin o karanlık yanında neler oluyor?
insanlar neden binlerce yıl sevişebilmek için öyle büyük zorluklar yaşadılar, yasaklarla boğuldular, doğanın güçlü talebiyle boğuştular?
Neden sevişmeyi çılgınca arzulayıp, aynı çılgınca dirençle buna engel olmaya uğraşıyoruz?
Ama daha şaşırtıcı olanı...
Sevişmeyi hayatın doğal bir parçası haline getiren bazı iskandinav toplumlarının da mutluluğu bulamaması.
Şehveti, kendisini sarmalayan karmaşadan ayıklamak da mutlu olmaya yetmiyor.
Mutluluğu sürekli çelişkilerin, zıtlıkların, birbirini inkar ederek bir arada var olan duyguların arasında aramak zorundasınız.
Ve, "kötülükle" damgalanmış ama iyiliğe tapınan bu canlılar öleceklerini biliyorlar.
Bu gerçek onlara bildirilmiş.
"Bu gerçekle yaşa, " denmiş.
O gerçeği bilerek, onun korkusunu her an hissederek nasıl yaşanacak?
insanoğlu öleceğini bile bile nasıl ölmeyecekmiş gibi yaşamayı başarıyor?
Ben her zaman, zihnimizdeki karanlığın asıl nedeninin, ölümle ilişkimizdeki tuhaflıkta olduğuna inandım.
Ölüm korkusuyla yaşama isteğini her an bilinçli bir şekilde yan yana barındırmamız mümkün değil.
Hayat sonlu, ölüm sonsuzdur, bunların ikisini yan yana koyduğunuzda ölüm hayata galebe çalar.
Öleceğimizi bildiğimiz halde öleceğimize inanmamamız hayatta tutuyor bizi.
Zihni bu kadar parlak olan insanoğlunun öleceğini bildiği halde öleceğine inanmamasının, hayatını ancak bu tuhaf "reddedişle" sürdürmesinin anlaşılmaz mekanizması sanırım zihnimizin o ulaşılamayan karanlık kısmında gizli.
Doğanın açıkça ifade ettiği o korkunç "öleceksin" hükmüne karşın zihnimizdeki karanlığa gizlenmiş bir ses bize "inanma" diyor, "unut ölümü" diyor ve sözünü dinletiyor.
Eğer zihninizdeki karanlığı bir gün tümüyle aydınlatırsanız, sizi "ölmeyeceğinize" inandıran sesi de susturursunuz, hayat biter.
O karanlıkta sadece "kötülükler ve günahlar" değil, bizi yaşatan güç de saklı.
Kötülükleri o karanlıktan ayıklama çabası tam anlamıyla başarıya ulaştığında insanoğlunun hayatının sonu da gelir, kimse yaşamaya dayanamaz.
Ancak kötülüklerimizle yaşayabiliriz biz.
Dinlerin daima "ölümden sonrasını" hayatın kendisinden daha çekici olarak anlatması, onun isteğine uyarak mükemmel olmamız, kötülüklerden tümüyle arınmamız halinde yaşamaya devam edemeyeceğimizi bildiğinden belki.
Mükemmel olduğumuzda yaşamaya dayanamayacağımızı, karanlığımızdaki bizi "yaşatan" sesi kötülüklerimizle birlikte temizlediğimizde ölüm gerçeğine karşı direnecek gücümüz kalmayacağını sezdiğinden, dinler belki de "mükemmel biri olduğunda ölürsün ama ölüm hayattan daha güzel" diyor.
Daha da ileri gidip, her din "intiharı" yasaklıyor.
"Mükemmel" olanın ölmek isteyeceğini gördüğünden daha başından o yolu da kesmek istiyor.
inandığınız her şey, Tanrı, din, ideoloji size "mükemmelliği" öğütlüyor ve siz mükemmel olamıyorsunuz.
Mükemmel olarak yaşayamıyorsunuz çünkü.
Ve yaşamak için kötülükleriniz olması gerektiğinden...
Bu kötülüklerden...
Bu günahlardan...
Utanç duyuyorsunuz.
Utanmadan yaşamanız mümkün değil çünkü.
Utanç, yaşamanın bedeli.
O utancı saklayacağınız bir yer lazım size yaşayabilmeniz için.
Zihninizdeki karanlığa saklıyorsunuz siz de.
insanoğlu bu bildiğimiz yaşam biçimini sürdürdüğü sürece kendi karanlığını aydınlatamayacak.
Onun için hiçbir zaman bugünkü yaşam biçimiyle kainatın ve Tanrı'nın sırrını çözemeyecek.
Sır içimizdeki karanlıkta gizli.
Tanrı, içinizdeki karanlıkta saklanıyor.
Kainatı ve Tanrı'yı kendi derinliğinizde taşıyorsunuz.
Onun için onları hep hissediyor ve hiç göremiyorsunuz.
Görürseniz ölürsünüz çünkü.
Sırrı çözer ama kimseye anlatamazsınız.
ahmet altan
Tek bir kan damlasına bakarak onun "sahibi" hakkındaki bütün bilgileri nasıl görüyorsak, tek bir insana bakarak da onun "sahibi" olan kainatı ve Tanrı'yı görebiliriz.
Evrene ve Tanrı'ya ait bilmediğimiz ne varsa, hepsini çözecek kilit insanın içinde saklıdır bence.
Belki de içinde böylesine büyük bir bilgiyi taşıdığından insanın kapıları insana kapalıdır, "bir güç" bizim kainatı tanımamıza, en azından şimdilik, izin vermek istemediğinden bizi kendimiz için bir "sır" haline getirmiştir.
Her şeyi yapabiliriz, uçabiliriz, denizlerin altında yürüyebiliriz, yıldızlara gidebiliriz, atomu parçalayabiliriz, topraktan siyah bir sıvı çıkartıp onu enerjiye dönüştürebiliriz, aramızda hiçbir hat olmadan sesimizi binlerce kilometre öteye ulaştırabiliriz, binlerce kilometre ötedeki olayları anında izleyebiliriz, bütün bu mucizeleri gerçekleştirebiliriz ama en basit şeyi yapamaz, kendi varlığımızın gizine erişemeyiz.
Bildiğimizi bile bilmediğimiz bilgiler saklıdır içimizde.
Rüyalar görür ve şaşırırız.
Ruhumuzda taşıdığımızdan bile haberdar olmadığımız görüntüler çıkar karşımıza rüyalarımızda, duygular çıkar, arzular ve korkular çıkar.
Bütün onları nerede, ne zaman biriktirdiğimize dair hiçbir fikrimiz yoktur.
Üstelik, söylenenlere göre, rüyalarımızda ortaya çıkanlar sadece kendi hayatımızda yaşadıklarımızdan değil, bizden önce yaşayanların da tecrübelerinden akmıştır içimize.
Sadece kendimizi değil bir de geçmişi taşırız içimizde.
Bir polisiye roman gibi kurgulanmıştır zihin.
"Sırrı" bulmak için verilen ipuçları genellikle şaşırtma amacıyla çıkarılmıştır önümüze, tam bir çözüm bulduğumuzu sandığımızda bizim çözümümüzü tamamıyla ortadan kaldıran başka bir duyguyla karşılaşırız, o duygunun peşine takıldığımızda öyle yerlere saparız ki asıl hedeften uzaklaşırız ve bulabildiğimiz bütün yollar gelip bir karanlığın içinde kaybolur.
Ve zihnimizde o "karanlık" çok geniş bir yer kaplar.
Bazıları, o karanlığın bir tür "suç ve günah" deposu olduğunu, utandığımız, korktuğumuz ne varsa oraya sakladığımızı ve oraya sakladıklarımızın zamanla bir cehennem buharı gibi tüterek bizi zehirlediğini söyler.
O "depoyu" temizleyerek zehirden kurtulacağımıza inananlar çoktur.
Belki de haklılar.
Kendimizden gizlemek istediklerimiz var.
Ama insanı bütün günahlarından, suçlarından, utançlarından temizlediğimizde geriye kalan "temiz" şeyin bir işe yarayacağını sanmam.
Zaten bütün çıkmaz da burada.
Bizi utandıracak olan "kötülüğün ve günahın" daha doğuştan mayamıza katılmasında.
Onu ayıklayamayız.
Onu yok edemeyiz.
Onu kabul edemeyiz.
Ve bu yıpratıcı çelişkiyle daha doğuştan huzursuzlanırız.
Zaten düşünsenize, eğer biz içimize "kötülük" konmadan yaratılmış olsaydık onca dine, insanı mükemmelleştirmeye çalışan onca ideolojiye ne gerek vardı?
Dinler de, ideolojiler de sürekli olarak kendimizle çarpışmamızı, kendimizi yenmemizi, bir yanımızı silip atmamızı isterler.
Anlaşılmaz olan ise, bunu isteyen güçle, bizi silinemez biçimde "günahkarlıkla" damgalayarak yaradanın da aynı güç olması.
Hatta biraz daha uçlara, biraz daha zihnimizin ağırlığını taşımakta zorlanacak ince dallara doğru tırmanalım.
insanlığın en büyük günahlarından biri olan "ensestin" tanrılara ait bir yaşam biçimi olduğunu söylüyor Jung.
Mitolojiye baktığınızda, bir ensest zinciriyle karşılaşırsınız.
Nasıl oluyor da insanoğlunun yaratabildiği en büyük mitolojide bu büyük günah böyle bir yer bulabiliyor kendine?
Neden tanrıların tanrısı Zeus her türlü günahı bu kadar rahat işliyor?
insanlar her türlü günahı bir cezaya uğramadan, utanmadan, vicdan azabı çekmeden yaşayabilmenin tanrısal bir güç olduğuna inanıyorlar herhalde.
Ve, unutmayın ki tanrılara imrenilir.
Eski Yunan'ın günah dolu bir tanrılar alemi yaratmasının altındaki anlam ne?
Bir yandan Yunan filozofları "iyilik" öğretmeye çalışırken, bir yandan öğrenciler tanrıların günahkar olduğunu öğreniyorlar.
Bu ikisinden hangisine inanacak insan?
Hangisi daha çekici gelecek ona?
iyi ve güçsüz bir insanoğlu olmak mı yoksa güçlü ve günahkar bir tanrı olmak mı?
O mitolojiden yola çıkan Freud her erkeğin annesiyle, her kadının da babasıyla yatmak isteyen bir yanı olduğunu söylemiyor mu?
Biz günlük konuşmalarımızda bile hiç yadırgamadan Ödip kompleksinden, Elektra'dan söz etmiyor muyuz?
Eğer bu söylenen doğruysa, insanın karanlık yanlarını anlamak o kadar kolay olabilir mi?
Üstelik bu artık karanlıkta bile saklamayıp ortaya koyduğumuz, insanlık gerçeği olarak tekrarlayıp durduğumuz bir "kompleks".
Varın siz gizli kalanların neler olabileceğini düşünün.
Bir de bu karmaşık yapı birbirine benzemeyen iki ayrı cinse, kadınla erkeğe ayrılmış.
Doğanın bir araya getirmeye, toplumun ayrı tutmaya uğraştığı iki grup.
Neden doğada çok sıradan olan birleşme insanlar aleminde böylesine karışık ve çetrefil bir ilişkiye dönüşüyor?
Sevişmeler neden kıskançlıklara, sahiplenmelere, acılara dönüşüyor?
Niye bir başka vücudun tümüyle bize ait olmasını istiyoruz?
Sevgiden mi?
Hükmetme isteğinden mi?
Etkileyiciliğimizi ve gücümüzü görme arzusundan mı?
iki bedenin birbirinden zevk almasından intiharlar, cinayetler, acılar yaratan zihnimizin o karanlık yanında neler oluyor?
insanlar neden binlerce yıl sevişebilmek için öyle büyük zorluklar yaşadılar, yasaklarla boğuldular, doğanın güçlü talebiyle boğuştular?
Neden sevişmeyi çılgınca arzulayıp, aynı çılgınca dirençle buna engel olmaya uğraşıyoruz?
Ama daha şaşırtıcı olanı...
Sevişmeyi hayatın doğal bir parçası haline getiren bazı iskandinav toplumlarının da mutluluğu bulamaması.
Şehveti, kendisini sarmalayan karmaşadan ayıklamak da mutlu olmaya yetmiyor.
Mutluluğu sürekli çelişkilerin, zıtlıkların, birbirini inkar ederek bir arada var olan duyguların arasında aramak zorundasınız.
Ve, "kötülükle" damgalanmış ama iyiliğe tapınan bu canlılar öleceklerini biliyorlar.
Bu gerçek onlara bildirilmiş.
"Bu gerçekle yaşa, " denmiş.
O gerçeği bilerek, onun korkusunu her an hissederek nasıl yaşanacak?
insanoğlu öleceğini bile bile nasıl ölmeyecekmiş gibi yaşamayı başarıyor?
Ben her zaman, zihnimizdeki karanlığın asıl nedeninin, ölümle ilişkimizdeki tuhaflıkta olduğuna inandım.
Ölüm korkusuyla yaşama isteğini her an bilinçli bir şekilde yan yana barındırmamız mümkün değil.
Hayat sonlu, ölüm sonsuzdur, bunların ikisini yan yana koyduğunuzda ölüm hayata galebe çalar.
Öleceğimizi bildiğimiz halde öleceğimize inanmamamız hayatta tutuyor bizi.
Zihni bu kadar parlak olan insanoğlunun öleceğini bildiği halde öleceğine inanmamasının, hayatını ancak bu tuhaf "reddedişle" sürdürmesinin anlaşılmaz mekanizması sanırım zihnimizin o ulaşılamayan karanlık kısmında gizli.
Doğanın açıkça ifade ettiği o korkunç "öleceksin" hükmüne karşın zihnimizdeki karanlığa gizlenmiş bir ses bize "inanma" diyor, "unut ölümü" diyor ve sözünü dinletiyor.
Eğer zihninizdeki karanlığı bir gün tümüyle aydınlatırsanız, sizi "ölmeyeceğinize" inandıran sesi de susturursunuz, hayat biter.
O karanlıkta sadece "kötülükler ve günahlar" değil, bizi yaşatan güç de saklı.
Kötülükleri o karanlıktan ayıklama çabası tam anlamıyla başarıya ulaştığında insanoğlunun hayatının sonu da gelir, kimse yaşamaya dayanamaz.
Ancak kötülüklerimizle yaşayabiliriz biz.
Dinlerin daima "ölümden sonrasını" hayatın kendisinden daha çekici olarak anlatması, onun isteğine uyarak mükemmel olmamız, kötülüklerden tümüyle arınmamız halinde yaşamaya devam edemeyeceğimizi bildiğinden belki.
Mükemmel olduğumuzda yaşamaya dayanamayacağımızı, karanlığımızdaki bizi "yaşatan" sesi kötülüklerimizle birlikte temizlediğimizde ölüm gerçeğine karşı direnecek gücümüz kalmayacağını sezdiğinden, dinler belki de "mükemmel biri olduğunda ölürsün ama ölüm hayattan daha güzel" diyor.
Daha da ileri gidip, her din "intiharı" yasaklıyor.
"Mükemmel" olanın ölmek isteyeceğini gördüğünden daha başından o yolu da kesmek istiyor.
inandığınız her şey, Tanrı, din, ideoloji size "mükemmelliği" öğütlüyor ve siz mükemmel olamıyorsunuz.
Mükemmel olarak yaşayamıyorsunuz çünkü.
Ve yaşamak için kötülükleriniz olması gerektiğinden...
Bu kötülüklerden...
Bu günahlardan...
Utanç duyuyorsunuz.
Utanmadan yaşamanız mümkün değil çünkü.
Utanç, yaşamanın bedeli.
O utancı saklayacağınız bir yer lazım size yaşayabilmeniz için.
Zihninizdeki karanlığa saklıyorsunuz siz de.
insanoğlu bu bildiğimiz yaşam biçimini sürdürdüğü sürece kendi karanlığını aydınlatamayacak.
Onun için hiçbir zaman bugünkü yaşam biçimiyle kainatın ve Tanrı'nın sırrını çözemeyecek.
Sır içimizdeki karanlıkta gizli.
Tanrı, içinizdeki karanlıkta saklanıyor.
Kainatı ve Tanrı'yı kendi derinliğinizde taşıyorsunuz.
Onun için onları hep hissediyor ve hiç göremiyorsunuz.
Görürseniz ölürsünüz çünkü.
Sırrı çözer ama kimseye anlatamazsınız.
ahmet altan
aklı olan ama büyük çoğunluğunun kullanmayı bilemediği varlık....
beni beşer bazen şaşar.
dogumundan olumune kulaklari ve burnu surekli gelisim ve buyume gosterirken, gozleri hic gelismeyen yaratik.
dogdugunda toplam 300 kemige sahipken, yetiskinliginde bunun 206'sina sahip olan yaratik.
an yaşama derdiyle ömrünü tüketen aptal şey.
halbuki anlamı yok, kayıp.
kendisi de yok, var olamamış.
milyonlarca anını sırf aptallıkları uğruna tehlikeye atıyor.
değersiz.
mahluk.
halbuki anlamı yok, kayıp.
kendisi de yok, var olamamış.
milyonlarca anını sırf aptallıkları uğruna tehlikeye atıyor.
değersiz.
mahluk.
varlığından kendisinin bile emin olmadığı salak şey.
yok etmesi çok kolay.
engellemesi.
salak.
o kadar salak ki burnunun ucundakini göremiyor...
yok etmesi çok kolay.
engellemesi.
salak.
o kadar salak ki burnunun ucundakini göremiyor...
homo sapiens sapiens türüdür.
zeki olmayanlarına tahammül edilemeyen, birçoğu değersiz ya da düşünce yapısı olarak sefil olan objeler.
ayrıca duyabileceğiniz en derin öfkenin, en saf; en katıksız şiddetin hedefi olabilen bir topluluk.
ayrıca duyabileceğiniz en derin öfkenin, en saf; en katıksız şiddetin hedefi olabilen bir topluluk.
şahsına 2 milyonuncu entryi istemeye gideceğim insan. halbuki benim olmalıydı o entry. nick altım dolup taşmalıydı be. sözlük bayanları zirvelerde 'aa bak bu 2 milyonuncu entryi giren çocuk, yakışıklı değil ama sempatik değel mi' demeliydi. o entryi gösterip onlarla birer hamburger neyin yemeliydik. ama olmadı işte ya. neyse canı sağolsun sahibinin..
iki milyonuncu entrye budur yazmayarak hayal kırıklığına uğratmıştır.*
2 milyonuncu entryi tüm kasışlarıma rağmen benden önce giren kimse. en içten dileklerimle tebrik ediyorum....
iki milyonuncu entry i girmiş olan yazar.
bir dönem sözlük maramra'da yazmış insan nickli yazar ile aynı kişi olmayan yazarın nicki.
insan... acımasız yaratıktır. hem doğaya hem kendi hemcinslerine karşı...
"dünyada insanlar yaşadıkça savaşlar olacaktır..."
(bkz: albert einstein)
"dünyada insanlar yaşadıkça savaşlar olacaktır..."
(bkz: albert einstein)
aralarından bazılarının din, dil, ırk veya farklı ayrılıkları baz alarak diğerlerini kategorize ettiği fakat özünde aynı olan yaşam formu.
doğal yollardan oluşan, kimyasal mekanizmalarla çalışan sibernetik robot.*
insan vardır, deryaya, insan vardır göle benzer. insan vardır vahaya, insan vardır çöle benzer. insan vardır güneşe, insan vardır yele benzer. insan vardır dosta, insan vardır ele benzer. insan vardır çınara, insan vardır bir kuru dala benzer. insan vardır gönüle, insan vardır acı bir dile benzer. insan vardır hedefe götüren yola, insan vardır üç kuruşluk pula benzer. Velhasıl insan adam gibi adam olursa inciye cevhere, adam olmazsa, kendinde de yer bulamayan mekânsız bir kula benzer *
insanı doğru değerlendirmek, tüm boyutlarıyla makro planda evreni, bütün kainatı değerlendirmek anlamına gelir.
Yaşadığı çevreyle birlikte kendi değer yargılarını da yok edebilen araç ve canlıları yaratan; bununla yetinmeyerek bu tür araç ve yaratıkları kendi türü üzerinde deneyip yine kendi türüne satarak zengin olabilen doğadaki tek gereksiz varlığa insan diyoruz. Sonra da yaptıkları inanılmaz şeyleri izliyoruz. insanların başına inanılmayacak şeylerin gelmesi çok normal çünkü sürekli insanlarla birlikteler. Rastlantısal yaşayan insanlar; tecrübe edinemeyenlerdir. Onları hep konuşurken görürsünüz, dinlerken değil. Oysa beklentileri hayat değil, bekleyenin çabaları karşılar... Bu anlamda din yanlısı insanların da tek özelliğidir sorular sormak, onlar cevap aramadıkları için inanırlar. Buna rağmen ölümden korkarlar. Oysa ölümden yalnızca yalancılar ve riyakarlar korkar, çünkü bir tek ölümün sahtesi yoktur. Ölümün alternatifi de yoktur fakat statü sahibi insanlar kendilerinde bu alternatifi de bulacak kadar ukala olabilirler. Statüsüyle övünen insandan daha kötü bir varlık varsa o da atfedilmiş statüsüyle övünendir. Aslında hepsi de oldukları yere aynı yoldan gelmişlerdir. Çünkü amaca giden yolda en iyi sonucu elde etmek için hayal gücünün, irade gücünden bir adım önde olması gerektiğini görememişlerdir. Tüm bunlara rağmen kendilerinin zeki olduklarını da düşünürler.
nadir görülen bir canlı türü. soyu tükendi tükenecektir.
kolpaları bol bulunur.
kolpaları bol bulunur.
insan; yarın ne yapacağını, ne kazanacağını, ne yiyeceğini düşünen ve planlayan sosyal bir varlıktır.
eti besleyicidir.
anlaşılması en zor varlık.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar