bugün
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı51
- chatgpt'nin bana yürümesi11
- sözlükteki fenerbahçeliler12
- özelden alet atmak4
- ipkis tarzı entry girmek4
- victor osimhen10
- futbol izleyen erkek pasif gaydir3
- ayağı 36 numara olan kadın4
- gay taklidi yapıp kızlarla takılmak5
- 22 tane adamın bir topun peşinden koşması3
- hakiki gay misin diyen sözlük yazarı3
- rövaşata denince akla gelen kişiler2
- fb gs'yi yenerse tanga giyeceğim4
- hurdacıdan son gelen kitaplar6
- kolye18
- memelerim güzel mi diyen sözlük yazarı5
- futbol boş adam işidir2
- 2 kasım 20262
- meme gifleri atan sözlük yetkilisi6
- 20263
- oktay saral13
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar6
- nervio tarzı entry girmek18
- balkonda unutulan şarap4
- eşekler yıllardır yapay zekadan bahsetmiştir4
- victor osimhen'in balon olduğu gerçeği2
- güne bir akp'li bırak2
- jaws filmindeki sikko balik24
- sözlükteki galatasaraylılar2
- terrifier2
- ayakları güzel olan kadın2
- dış mekan fotoğraf çekimi2
- insan sevmemek9
- arda güler16
- galatasaray 1 fenerbahçe 02
- duşa giriyorum kimi düşüneyim9
- atatürk ün hataları15
- yediğimiz yemekleri midede dışkı olarak taşımak6
- 26 ekim 2026 çaykur rizespor trabzonspor3
- usual bey birader bay biraderdir4
- kıza aşık oldum uyuyamıyorum4
- 26 ekim 2026 rizespor trabzonspor maçı8
- sözlüğü kurtaracak tek yazar8
- susuz yaz dizisi2
- 42 numara ayaklı kızın yaşama amacı6
- futbol15
- 42 yıllık masonun masonluktan men edilmesi2
- trump'ın nicki minaj'ın götüne bakması2
- sözlükteki yazarların beni kız zannetmesi10
- süper lig5
niye unutamadığımı bir türlü anlayamadığım duydu.
saf kelimesinin fiili karşılığıdır.
insanın unutamadığıdır aslında, düşündüm de aklımdan çıkmamış onca zamandır.
gülünce çok şapsal oluyosun bir bunu hatırlıyorum bir de her gece sesini duymak için ev telefonunu arıyordum ve bunu yaparken 6 yaşındaydım amk.
unutulmaz. unutulmuyor. *
Ivan Sergeyeviç Turgenyev 'in en etkileyici kitaplarındandır.
hüsranla biten aşktır ve sonraki aşkların katilidir.
Hiç bitmesin istenen aşktır. Ama ne kadar zorlasan da karşındaki insan sonuçta kulağını çekip sen de bana aşık ol diyemezsin.
ilk aşk tek aşk olduğunda güzel olur.
güzel mi güzel ezginin günlüğü şarkısıdır.
https://www.youtube.com/watch?v=HZ3ofevEQG0
ilk aşkım, deli aşkım bana çare bul.
https://www.youtube.com/watch?v=HZ3ofevEQG0
ilk aşkım, deli aşkım bana çare bul.
ekim 2009, saat 13.05 de koşa koşa derse girerken bir yandan da ödevimi spiralletmek için vakit hesabı yapıyordum. tam bankları geçip ablokun merdivenlerinden çıkarken arkamdan bir ses. allahım olamaz. suzan. ahh suzan. şu fakültede en sevmediğim ama en çok vakit geçirdiğim suzan. mecburen dönüp baktım.sonra biraz daha dikkatli bakınca, bu sinir harbini yaratan yan etkinin bana doğru baktığını fark ettim. annemin, ''köpek görünce oturun'' demesinden midir,korkudan mıdır nedir direk yanı başlarındaki banka çöktüm. "leyla sen misin" dedi gülerek. değil ben dedim ve beni rus özentisi olarak hatırında kalmama neden olacak ilk devrik cümleyi kurum. noluyo lan dedim içimden. kahretsin ki leyla ben değildim. orada oturup onunla sohbet etme fırsatını ksçırmıştım. merhaba deyip tanışma sonucu ben derse onlar keyifli muhabbetlerine döndüler. keşke bir süre konuşabilseydik diye iç geçiriyordum. nasıl bir şeydi bu lan. kurgu yoktu,senaryo yoktu ama film gibi. neyse ki 2 dakika süren bu yanlış anlama seramonisi yaşadığım ilk aşkın şaşkınlığını yansıtmadı ona.
akşam kahvesi için gittiğimiz otantik bozması o hilkat garibesi kılıklı kafede nasıl da eğreti duruyordu. içeri girdiğim anda sanki dünyanın en güzel varlığı karşımda en güzel haliyle bana bakıyordu. tabiki öyle değildi. bir anda kafamda onu tasvir ettim.
saç rengi benimkiyle aynı sayılırdı. gözleri kapkaraydı ve çok güzeldi elleri. benden oldukça uzundu,beyaz tenliydi,arteriyel damarları kendilerini göstermekten çekinmez bir tavırla sergiliyordu yeşil-mavi renklerini. tablo gibi bir adam vardı karşımda. allah sanki kendisinden en büyük parçayı ona vermişti. ben olmazsam, işim olurda ibadet ihtiyacını karşılayamazsam o var işte, o senin ilahın olsun bir süre der gibi yaratmıştı bu insanoğlunu. o benim filmim de tanrımın dublörüydü ve yönetmen dublöre aşıktı. b bütün eylemlerim + o = heyecan oldu o gece. belirli zaman aralıklarında ''ulan topu topu iki kere görüştüğün bir adama, bu büyük aşk nasıl oluyor'' diyordu arkadaşım guguk kuşu misali.
gece bitti tam yurda manevra yapacakken suzan. ahh suzan. en yakın arkadaşım. beni çağırıp evine davet etti. yanında leyla, dublör... belki de hayatımın geri kalanının içine edecek adam, kalbimin bekaretini alan adamla, hayatımın celladı aynı kişiydi ve tam karşımda bana bakıyordu.
günler geçti ve onunla sohbet edebilme yeteneğimi çok geliştirmiştim. bildiğin arkadaştık. kendisini sevdiğimi bilmeden msj atardı,arardı,çıktığı kızlardan dert yanardı. hepsi gözümde dünyanın en şanslı o.....larıydı.
hayatında kimseyi umursamamış, kendine hayran, kendi kendini kendi dünyasının ilahı ilan eden bir adamı kendi dünyamda tanrımın dublörü olarak ilan etmekte ne kadar haklı olduğumu fark ettiğim anlar çoğalıyordu.
tam bir buçuk yıl rastlaştıkça konuşmalar, ayda yılda nezaket mesajlaşmaları dışında bir iletişim olmuyordu. ben ona olan aşkımı büyütüyor fırsat buldukça yeni şehrinde o koca şehre sırf ona rastlama ümidiyle gidip geliyordum. suzan... çaktırmadan hayatını takip edebiliyordum. birgün internet denilen nimet sayesinde sabaha kadar benimle konuştu. allah'ım. benim ilk aşkım böyle olacakmış kader işte tepkisizliğim ile getirdim gecenin sonunu. ben hala kömür karasını gözlerine renk yapan adama aşıktım. 19 yaşındaydım. daha önce hiç sevgilim olmamıştı. acı çekiyordum,ergen yetisi işte ağlamaktan büyük bir keyif alıyordum. hiç bir maçta bulamadığım adrenalini, parfümünü duyumsadığım an buluyordum.
sonra nasıl oldu, kim kaçtı kim kovaladı bilmiyorum. karşımda bana bakan gözlerle durduğu ilk an ve onu uğurladığım an dışında bu yıllardan aklımda kalan tek bir anı bile yok şu an. gözümde yarattığım tanrıma aşık olmuş sonra onun bütün hislerimi öldürmesine izin vermiştim.
gözümde hala aynı kutsallığa sahip adam şu an çok uzaklardaydı. ölmüş olmasını diledim günlerce, aylarca. ölmedi. olmadı. bazen bir yerlerde rastlasam diye düşündüm. her rastlama beni ona yaklaştırıp yaşamak becerisinden uzaklaştırduı. sonra ben bir daha aşk dininde tanrıya asla inanmadım. inanamadım...
akşam kahvesi için gittiğimiz otantik bozması o hilkat garibesi kılıklı kafede nasıl da eğreti duruyordu. içeri girdiğim anda sanki dünyanın en güzel varlığı karşımda en güzel haliyle bana bakıyordu. tabiki öyle değildi. bir anda kafamda onu tasvir ettim.
saç rengi benimkiyle aynı sayılırdı. gözleri kapkaraydı ve çok güzeldi elleri. benden oldukça uzundu,beyaz tenliydi,arteriyel damarları kendilerini göstermekten çekinmez bir tavırla sergiliyordu yeşil-mavi renklerini. tablo gibi bir adam vardı karşımda. allah sanki kendisinden en büyük parçayı ona vermişti. ben olmazsam, işim olurda ibadet ihtiyacını karşılayamazsam o var işte, o senin ilahın olsun bir süre der gibi yaratmıştı bu insanoğlunu. o benim filmim de tanrımın dublörüydü ve yönetmen dublöre aşıktı. b bütün eylemlerim + o = heyecan oldu o gece. belirli zaman aralıklarında ''ulan topu topu iki kere görüştüğün bir adama, bu büyük aşk nasıl oluyor'' diyordu arkadaşım guguk kuşu misali.
gece bitti tam yurda manevra yapacakken suzan. ahh suzan. en yakın arkadaşım. beni çağırıp evine davet etti. yanında leyla, dublör... belki de hayatımın geri kalanının içine edecek adam, kalbimin bekaretini alan adamla, hayatımın celladı aynı kişiydi ve tam karşımda bana bakıyordu.
günler geçti ve onunla sohbet edebilme yeteneğimi çok geliştirmiştim. bildiğin arkadaştık. kendisini sevdiğimi bilmeden msj atardı,arardı,çıktığı kızlardan dert yanardı. hepsi gözümde dünyanın en şanslı o.....larıydı.
hayatında kimseyi umursamamış, kendine hayran, kendi kendini kendi dünyasının ilahı ilan eden bir adamı kendi dünyamda tanrımın dublörü olarak ilan etmekte ne kadar haklı olduğumu fark ettiğim anlar çoğalıyordu.
tam bir buçuk yıl rastlaştıkça konuşmalar, ayda yılda nezaket mesajlaşmaları dışında bir iletişim olmuyordu. ben ona olan aşkımı büyütüyor fırsat buldukça yeni şehrinde o koca şehre sırf ona rastlama ümidiyle gidip geliyordum. suzan... çaktırmadan hayatını takip edebiliyordum. birgün internet denilen nimet sayesinde sabaha kadar benimle konuştu. allah'ım. benim ilk aşkım böyle olacakmış kader işte tepkisizliğim ile getirdim gecenin sonunu. ben hala kömür karasını gözlerine renk yapan adama aşıktım. 19 yaşındaydım. daha önce hiç sevgilim olmamıştı. acı çekiyordum,ergen yetisi işte ağlamaktan büyük bir keyif alıyordum. hiç bir maçta bulamadığım adrenalini, parfümünü duyumsadığım an buluyordum.
sonra nasıl oldu, kim kaçtı kim kovaladı bilmiyorum. karşımda bana bakan gözlerle durduğu ilk an ve onu uğurladığım an dışında bu yıllardan aklımda kalan tek bir anı bile yok şu an. gözümde yarattığım tanrıma aşık olmuş sonra onun bütün hislerimi öldürmesine izin vermiştim.
gözümde hala aynı kutsallığa sahip adam şu an çok uzaklardaydı. ölmüş olmasını diledim günlerce, aylarca. ölmedi. olmadı. bazen bir yerlerde rastlasam diye düşündüm. her rastlama beni ona yaklaştırıp yaşamak becerisinden uzaklaştırduı. sonra ben bir daha aşk dininde tanrıya asla inanmadım. inanamadım...
Temcit pilavı gibidir. Isınır ısınır önünüze gelir. Unutulmaya tahammülü yoktur efendim. Evet.
ilk aşk değilde ilk öpüşme anaokulundq olmuştu, okulun giriş kapısının arkasında.
Şunu da belirtmek isterim gerçek aşk diye birşey yoktur.
Şunu da belirtmek isterim gerçek aşk diye birşey yoktur.
turgenyev in harika eseri.
çok fazla duygulandırmıştı, sonunda ağladığım klasiklerden birisi buydu diğeri sefiller.
çok fazla duygulandırmıştı, sonunda ağladığım klasiklerden birisi buydu diğeri sefiller.
asla unutulmaz ve tebessüm ile hatırlanır.
(bkz: mersin)
kimisi unutur ilk aşkını, kimisi aklından bir an olsun çıkarmaz.
ben yedi yaşındaydım. o zamanlar işte kısa şort şekli sokakta öyle sağa sola koşturuyoruz.
annemin gün arkadaşlarından ismini hatırlamadığım bir teyzenin mavi gözlü sarı saçlı bir kızı var. kız dediysem rahat 20 var.
işte herkes seviyor, şımartıyor ya tribe girmişim vurulmuşum o zaman bu mavi gözlüye.
ismi melikeydi.
ne zaman bize gelseler, çizgi film gibi izlerdim onu.
tabi o zamanlar cep telefonu, Facebook falan yok. benim melikem edebiyle mutfağa yardım ediyor. ben bunun bacaklarının dibinden ayrılmıyorum.
giderken öpüyor falan.
bir kaç kez yatakta öpüşmüşlüğümüz de var, daha özele girmek istemiyorum.
şimdi ki aklım olsa kendisini affetmezdim.
bundan 2 sene önce falan öyle evde muhabbeti geçti bunların.
melikem boşanmış. kocası hayırsızın biriymiş. tekrar iletişime geçicem ama evdekiler duymasın diye beklemedeyim.
benim ilk aşkım böyleydi.
aşka bak amk.
ben yedi yaşındaydım. o zamanlar işte kısa şort şekli sokakta öyle sağa sola koşturuyoruz.
annemin gün arkadaşlarından ismini hatırlamadığım bir teyzenin mavi gözlü sarı saçlı bir kızı var. kız dediysem rahat 20 var.
işte herkes seviyor, şımartıyor ya tribe girmişim vurulmuşum o zaman bu mavi gözlüye.
ismi melikeydi.
ne zaman bize gelseler, çizgi film gibi izlerdim onu.
tabi o zamanlar cep telefonu, Facebook falan yok. benim melikem edebiyle mutfağa yardım ediyor. ben bunun bacaklarının dibinden ayrılmıyorum.
giderken öpüyor falan.
bir kaç kez yatakta öpüşmüşlüğümüz de var, daha özele girmek istemiyorum.
şimdi ki aklım olsa kendisini affetmezdim.
bundan 2 sene önce falan öyle evde muhabbeti geçti bunların.
melikem boşanmış. kocası hayırsızın biriymiş. tekrar iletişime geçicem ama evdekiler duymasın diye beklemedeyim.
benim ilk aşkım böyleydi.
aşka bak amk.
çoğu zaman orospu olur.
Orta birinci sınıftaydım babamın işi yüzünden küçük bir yerdeydik. Onu gördüm sevdim. Çocukça sevdim. Belki ilk kez o kadar saf duygular besledim birine. Sonra çıktık ayrıldık taşındık. Üniversitedeyken yine konuştuk bir süre facebook aracılığıyla. Çok uzaktık. Bulunduğum yere geldi görüştük ilanı aşk etti. Olmaz dedim. Çünkü uzaktık yürümezdi ve seni çok tanımıyorum diyemedim. Ondan sonra hiç konuşmadık. Geçenlerde haberi geldi evlenmiş. Mutlu oldum. Bir yandan da hüzünlendim. O benim çocukluğuma dair en güzel anılardan biriydi. Evlendi diyene kadar anılarımdaki yaştaydı hiç değişmemişti. O zaman idrak ettim büyümüşüm.
hayat boyu unutulmayan bir sebeple tekrar tekrar hatırladığımız artık acısının da geçmiş olmasıyla güzel bir anı olarak hafızamızda yer eder.
unutulmaz, tekrarı olmaz. sonraki hiçbir ilişki onun güzelliğini vermez.
bi de çok güzel bi ezginin günlüğü şarkısıdır.
bi de çok güzel bi ezginin günlüğü şarkısıdır.
Ilk aşk eşittir, ilk kez sözlerin susması, ilk kez nefesinizin kesilmesi, ilk kez hislerinizi paylaşamadığınız an, ilk hayranlık, ilk kez kalbinize saplanan o ağrı ve muhtemelen ilk gönül yarasıdır. Ahhh aşk.
sevdiğinin montunun üstüne mont asmaktır.
muhtemelen çocuk yaşlarda olacağından çıkar ilişkisine değilde karşılıklı duygulara bağlıdır...
Güncel Önemli Başlıklar