bugün
- acı soslu süs domuzu7
- haberler3
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek6
- özelden gelen saçma mesajlar12
- gençler çalışmadan para kazanmak istiyor5
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması4
- fon vurgunu36
- kylie jenner4
- palmiye4
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak19
- antipanik'in sözlüğe vedası19
- mercimek makarnası5
- arkadaşlar bu nedir sizce11
- kim bu erzincanlı9
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- anın görüntüsü17
- sergen yalçın6
- clemence baptista16
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması10
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur10
- arkadaşlar hayırlı olsun der misiniz lütfen9
- hakkını helal etmeyen anne3
- murat ağırel4
- hakkını helal etmeyen evlat2
- toplantı bitmek üzereyken soru soran çalışan3
- pavyon bu dünya4
- günü geçmiş buz gibi süt3
- nohut köftesi2
- üsküdar da cumhur ittifakı başkanvekili seçimi7
- boşalırken anıran erkek2
- gocu karton toplayan cocuk true sari renkli seker10
- 19 ekim 2026 trabzonspor beşiktaş maçı22
- yemek yapmayı bilmeyen erkek2
- defin işlemi sırasında mezarlıkta yemek servisi10
- platon un mağara alegorisi10
- fantezi iç giyim mağazasını dualarla açmak6
- kolye140
- kemal kılıçdar3
- sel8
- saraca'ya uzaylı soruları4
- terkedilmiş yaşlı amcalar3
- buz mavisi gözler3
- george puşt2
- s'i l v'e r m'i s t15
- sözlükten 50 kişi çıkarırsam yazacak kimse kalmaz5
- ayrılınca hediyelerimi geri ver diyen erkek6
- arkadaşlar hoşçakalın sizi terk ediyorum7
- türkiye de liyakata önem verilseydi3
- kahvaltım güzel mi8
ahir ömrüm yeter mi daha iyisini görmeye?
yetmez lan!
yok daha ötesi.
yetmez lan!
yok daha ötesi.
david gilmour un, pink floyd uyla attığı son kurşundur. Hayatta en son dinleyeceğiniz şarkı bu olsun ve sonra da ölün. *
the division bell albümünün son ve en iyi şarkısı. ayrı albüme adını veren şarkıdır.
kıytırık bir pink floyd çalışması. izzet yıldızhan'ın sıradan bir parçası ile versus gösterilebilir.
klibi ve sözleri harika olan, pink floyd efsanesidir. 7 dakikann nasıl geçtiğini anlamazsınız dinlerken..
hayvani bir pink floyd şaheseri. dinle dinle bıkmazsın.
sarhoş bir aşık modunda dinlerseniz sekiz buçuk dakikalık orgazma neden olan aşmış pink floyd eseri.
ölmeden önce son bir kez daha dinlemek isteyeceğim şarkı.
her versiyonu güzeldir tabi, ama pulse'ta apayrıdır.
şarkının mükemmelliği bir kenara dursun, klibinde de bir çok güçlü imge vardır akılda kalan. benim için nehirde sürüklenen gitar sahnesi bunların başında geliyor.
efsane grubun efsane şarkısı. her dinlediğimde hayatımın boktanlığına lanet etmeme sebep olan, sonsuza kadar dinleyeceğim. ihtiyacınız yoksa dinlemeyin, gereksiz yere depresif bir ruh haline bürünmek pek hoş olmuyor.
nightwish cover'ı gayet rezildir.
nightwish cover'ı gayet rezildir.
klibiyle dinlendiğinde ayıcığın düşüşünden itibaren ağlatan.
sol framede görünce ne kadar özlediğimi farkettiğim şarkıdır.
pink floyd'un en güzel parçası.içine işler insanın.
pink floyd'un en güzel parçası.içine işler insanın.
roger waters ın beğenmediği pink floyd şahaseri.
şarkıyla ilgili herşeyi geçtim. ama o slide gitar solosu yok mu.hah o işte. ruhumun içine içine işler.
Sanatçı kişilerden ölünce ağlayabilme ihtimalimin en fazla olduğu kişi david gilmour dur.O da high hopes gibi bi şarkıyı söylemesi ve en önemlisi solosunu çalmasıdır.Yok ya bu adam solo falan atmıyor.Başka birşey yapıyor.
pink floyd'un neden efsane olduğunun kanıtıdır. ruhun derinliklerine işleyen şaheserdir.
bu şarkı değil yapılan müzik değildir.resmen sanattır.bu çalan şey başka bir alemden geliyor sanki her dinlendiğinde dünyadan koparıyor.
pink floyd'un bana göre yarısıdır ki diğer parça "the wall" dur. the wall ne kadar dışarı patlayan bir volkan gibiyse bu parça da aynı şiddette ama sessizce içe patlar ve the wall kişiyi içinde bulunduğu topluma karşı uyandırırken bu parça kişiyi içinde bulunduğu sonsuzluğa uyandırır.
yüksek bir apartmanın çatısına çıktıktan sonra uzanıp yıldızları ve gökyüzünü izlerken fonda çalmasını istediğim şarkı. gözlerimi kaparsam eğer bu şarkı çalarken o'nu da getirecek yanıma biliyorum.öyle tesirli.
http://fizy.com/#s/1h0jb3
http://fizy.com/#s/1h0jb3
pink floyd efsanesi. 7 değil 70 dk olsa yine dinlenir. ayrıca çan seslerinin simetrisi de muhteşemdir.
solosu tek bir şarkı olsaydı da sorun olmazdı bence.*
bir pink floyd şaheseridir.klibi de en az şarkının o muhteşem solosu kadar güzel ve sadedir.dinledikten sonra hayatı sorgulamanıza neden olabilir.
* .
öncelikle teşekkürlerimi sunarak içinde olduğum durumu anlatarak giriyorum.
öhömm.
pencere kenarına oturuyorum.
saat 03.47 yeni yapılan yat limanı az buçuk kesiyor denizi, ama olsun. martılar pencere pervazına kadar gelebiliyor ya göz göze geliyorum ya hepsiyle, yetiyor bana! ya da teselli ediyor beni. tam o sırada ilk olarak çan sesleri geliyor kulağıma. uzun uzun dinliyorum gözlerimi kısmış, ufuklarda bir şeyler arar gibi... ardından evrenin uzak bir galaksisinden gelen piyanoyu duyuyorum. o anda yüzümdeki gerginlik yumuşamaya başlıyor... gözlerim buğulanıyor... ve sonra vokal giriyor, o nasıl bir tını. parça ilerliyor bu sırada. kuran-ı abdestsiz okumak uygun mu onu bilemem ama bu parça saygısızca dinlenirse bunun uygun olmayacağını gayet açık ve net ya da en azından benim için öyle!... her ne ise. tabi bu arada nakaratlar başlıyor derin bir sessizlik oluşturarak içimde ve ardından bitiyor içimdeki sessiz haykırışla beraber.o an sanki esere bir haller oluyor. sanki bir şey olacakmış gibi bir hisse kapılıyorum akabinde bu his ruhumu ele geçiriyor engel olamıyorum. ve david gilmour adlı insancık çığlık atmaya başlıyor. yoo hayır! sonradan farkediyorum çığlık atan bir insan değil. aslında ses insanımsı değil. düpedüz gitardan geliyor bu diyorum kabullenmek istemeyen duygularıma. sonra solo bitiyor. parça son nefeslerini de verirken. gözüm sol tarafta bir hareketlenme hissediyor. çeviriyorum başımı. annemin kocası * elindeki kahve dolu bardağı işaret ediyor. göz kapaklarımı yavaşça kapatıp başımı yavaşça sağa ve sola sallarken elimin tersi ile nefesimi iteliyorum ona doğru istemiyorum dercesine, sonra denize geri dönüyorum. iki salak martı gecenin yağmurunda bir lambanın tepesine sığmaya çalışıyorlar. dangalak diyorum elinde kahve tutan adama. duygularına hitaben hiç bir yatırımı yok hayatında. neler kaçırıyor aslında. farkında değil. galiba olmayacak da. bir anda garip bir üşüme, içten gelen bir titreme ile birleşip soğuyor bütün duygularım. yeniden martılara bakıyorum ama bu sefer; yalvarırcasına, beni alıp götürmeleri için!...
işte böyle insanı hayattan, çevresinden soğutur iki beyaz martıya aşık eder bu şarkı, nasıl yaptığınıda anlaştırmaz hiçbir şekilde. üst üste bir kaç kez dinlenmesi ruhani sağlık açısından zararlı olup, gelecek yaşantınız için dozun iyi ayarlanması gerekir.
öncelikle teşekkürlerimi sunarak içinde olduğum durumu anlatarak giriyorum.
öhömm.
pencere kenarına oturuyorum.
saat 03.47 yeni yapılan yat limanı az buçuk kesiyor denizi, ama olsun. martılar pencere pervazına kadar gelebiliyor ya göz göze geliyorum ya hepsiyle, yetiyor bana! ya da teselli ediyor beni. tam o sırada ilk olarak çan sesleri geliyor kulağıma. uzun uzun dinliyorum gözlerimi kısmış, ufuklarda bir şeyler arar gibi... ardından evrenin uzak bir galaksisinden gelen piyanoyu duyuyorum. o anda yüzümdeki gerginlik yumuşamaya başlıyor... gözlerim buğulanıyor... ve sonra vokal giriyor, o nasıl bir tını. parça ilerliyor bu sırada. kuran-ı abdestsiz okumak uygun mu onu bilemem ama bu parça saygısızca dinlenirse bunun uygun olmayacağını gayet açık ve net ya da en azından benim için öyle!... her ne ise. tabi bu arada nakaratlar başlıyor derin bir sessizlik oluşturarak içimde ve ardından bitiyor içimdeki sessiz haykırışla beraber.o an sanki esere bir haller oluyor. sanki bir şey olacakmış gibi bir hisse kapılıyorum akabinde bu his ruhumu ele geçiriyor engel olamıyorum. ve david gilmour adlı insancık çığlık atmaya başlıyor. yoo hayır! sonradan farkediyorum çığlık atan bir insan değil. aslında ses insanımsı değil. düpedüz gitardan geliyor bu diyorum kabullenmek istemeyen duygularıma. sonra solo bitiyor. parça son nefeslerini de verirken. gözüm sol tarafta bir hareketlenme hissediyor. çeviriyorum başımı. annemin kocası * elindeki kahve dolu bardağı işaret ediyor. göz kapaklarımı yavaşça kapatıp başımı yavaşça sağa ve sola sallarken elimin tersi ile nefesimi iteliyorum ona doğru istemiyorum dercesine, sonra denize geri dönüyorum. iki salak martı gecenin yağmurunda bir lambanın tepesine sığmaya çalışıyorlar. dangalak diyorum elinde kahve tutan adama. duygularına hitaben hiç bir yatırımı yok hayatında. neler kaçırıyor aslında. farkında değil. galiba olmayacak da. bir anda garip bir üşüme, içten gelen bir titreme ile birleşip soğuyor bütün duygularım. yeniden martılara bakıyorum ama bu sefer; yalvarırcasına, beni alıp götürmeleri için!...
işte böyle insanı hayattan, çevresinden soğutur iki beyaz martıya aşık eder bu şarkı, nasıl yaptığınıda anlaştırmaz hiçbir şekilde. üst üste bir kaç kez dinlenmesi ruhani sağlık açısından zararlı olup, gelecek yaşantınız için dozun iyi ayarlanması gerekir.
kendisi güzel olan pink floyd şarkısı. nightwish coveri, elektrocu arkadaşın slide soloyu atlaması sonucu o kadar iyi görülmese de, vokalleriyle gayet iyidir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar