bugün
- kanadalı ünlüler6
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- uykusuz kedi ile soba çayı içip dedikodu yapmak3
- eski sevgilinin aylar sonra yazması17
- beni kaybettin diyen erkek14
- felsefe mezunu öğretmen olmak3
- tecrübe edilen en korkunç şey6
- arkadaşlar yeni işe başladım16
- yazarların yapmayı düşündükleri çocuk sayısı15
- bir sevgiliden beklenen şeyler11
- cb külliyesinde türk bayrağı olmaması4
- ekşiye gidiyorum ben10
- mazotun litresi 101 lira35
- arkadaşlar bir şey danışacağım10
- ekonomi iyiken de akpye oy vermeyenler26
- iç sıkıntısı5
- sadece filistin'i önemsemek15
- kahvaltıda kaç zeytin yersiniz16
- sevilen hitap şekilleri3
- 17 eylül 2026 beşiktaş marsilya maçı12
- kıbrıs barış harekatını ecevit'e mal etmek21
- kahve falı bakabilen muhteşem fevkalade yazarlar8
- sevgiliyi kediye onaylatmak7
- gocu38
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- mia khalifa denince akla gelen ilk şey3
- bir erkeğin wp aile grubuna alınma kriterleri6
- iblis'in sesini duymak11
- witcher 32
- çanakkale kumandanı mustafa kemal paşa7
- 28 bine çalışmak8
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları34
- güne almanca bir cümle bırak3
- gecenin korkunç yaratıkları3
- kürdü sevin10
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz45
- israil11
- hangi şehrin erkeği meşhurdur5
- arkadaşlar bir şey soracağım13
- öcalan'ın kira vermeden villada oturması12
- g i l d e d l i l y27
- anın görüntüsü24
- yaşlılığı kabullenemeyen insan10
- tavuk kanadı ne işe yarıyor sorunsalı7
- kadikoy psikolog4
- beşiktaş'ın marsilya'yı gol manyağı yapması5
- arkadaşlar bakar mısınız16
- bir erkeğe objektif bakma yetisini kaybetmek5
- aslan burcu3
- yazarların fobileri20
yaşayamamaktır. çok kısadır.
hayat bazen herşey olabilir. ama hayat her zaman "hayat nedir?"i sorgulamakla geçer.
bazen asktir.
bazen mutsuzluk.
bazen umut.
bazen pes etmek.
bazen herseye yeniden baslamak.
bazen kocaman bir yalandir .
bazende cok acimasizdir .
bazen mutsuzluk.
bazen umut.
bazen pes etmek.
bazen herseye yeniden baslamak.
bazen kocaman bir yalandir .
bazende cok acimasizdir .
bir sahnedir. sen sahnede yokken yaşanmıştır. geç kalmışlıktır. pişmanlıktır. "ah keşke yaşasaydım!" demektir.
yaşanan andır, anı yaşamaktır.
Hayat nedir ki,
Sabah erkenden kalkmış olmanın mahmurluğunda, suluğu, beslenme çantası olmayan lan 5 saat için ne suluğu ne beslenmesi diyen ilkokul çocuğudur
Hayat, fabrikanın yolunu tutmuş tek derdi evini geçindirmek olan pos bıyıklı amcanın sert bir şekilde boğazını temizleyip tükürdüğü koyu balgamdır.
Hayat nedir ki,
Bir iett otobüsünde her gün gördüğü, aşık olduğu kıza hiçbir şekilde sevdiğini söyleyemeyecek olmanın acısını, kahretmişliğini içine gömen liseli gencin yüzündeki sivilcelerdir.
Bir otobüs durağında bekleyen onca insanı umursamadan uyanıklığa verip bir şekilde kendini içeriye atabilmenin telaşındaki sahtekar yolcudur.
Bu kadar kötü müdür hayat.
Değildir elbet. Güzel şeyler de vardır.
Mesela.
Bir semt pazarının akşama bıraktığı çöpleri temizleyen yüzü gözü kapalı kim olduğunu anlaşılmayan, yanından geçenlerden uzak durmaya çalışan adama yaklaşıp kolay gelsin abi, hayırlı akşam dedikten sonra yüzünü kaldıran o adamın sapsarı dişlerini görebilmektedir mutluluk.
Hayat nedir ki,
Dizmişsindir elini. Tektir el. Bi çekersin joker. As papaz joker vale el tamam. Ulan dersin bi döneyim. Baba bi çekersin kupa kızı. Alırsın jokeri eline. Koyarsın yere 14 kâğıdı. Alın ulan ben bittim. Her el yaşanan o alışagelmiş şaşkınlık hâkim olur bir süre. Derken biri atlar oradan, lan olum sen yere kağıt atmadın. işte tam o esnada elinde tuttuğun jokeri indirirsin masanın üstüne laaapp diye. A bu da sana girsin. Karşında zort olmuş üç sevgili arkadaş. Bir da sağ yumruğa sol elinle bi kapatırsın şşaaakk diye. Keyif budur. Mutluluk da bunun gibi bir şeydir zaten.
Hayat basittir.
Hayat yolda yürürken önünden giden küçük çocuğun hislerinin neler olduğunu düşünebilmek kadardır yollar ayrılana dek.
Bazen görebilmektir mutluluğu bir küçük hediyeyle çocukların gözünde.
Ayrıntılardadır hayat.
Boş vermektir bazen. Kızıp darıldığında birilerine tüm insanların da hüzünlü olduğunu düşünebilme tadında.
Öyle çok seversin ki yan yana geldiğinde sarılıp kucaklamak istersin. Ona dokunup ağlamak, ne kadar çok sevdiğini söyleyip hıçkıra hıçkıra tüm şiddetinle.
Yapamamaktır belki de hayat.
Yapamazsın.
Hala bir özür borcun olduğunu düşürsün annene. Yıllar önce kalbini kırıp kapıyı çarpıp gittiğinde. Aradan geçmiştir belki. Unutmuştur zaten anne sever her şeyiyle yine. Ama kızarsın işte kendine. anne seni o kadar o kadar çok seviyorum ki özür dilemek zor geliyor bana. Sen bensin anne, ben seninim anne.
Hayat sensin işte.
Yaşadıkların, gördüklerin, hissettiklerin, ulaşabildiklerin, ulaşamadıkların, yaşamadıkların, yaşamayacakların, hataların, günahların, sevapların..
Polyanacıları, realistleri, pesimistleri, optimistleri tuttuğunuz yerde öpün tüm insanlık adına. Kategorize etmesinler bizi bir daha.
Hayat nedir ki,
Sabah erkenden kalkmış olmanın mahmurluğunda, suluğu, beslenme çantası olmayan lan 5 saat için ne suluğu ne beslenmesi diyen ilkokul çocuğudur
Hayat, fabrikanın yolunu tutmuş tek derdi evini geçindirmek olan pos bıyıklı amcanın sert bir şekilde boğazını temizleyip tükürdüğü koyu balgamdır.
Hayat nedir ki,
Bir iett otobüsünde her gün gördüğü, aşık olduğu kıza hiçbir şekilde sevdiğini söyleyemeyecek olmanın acısını, kahretmişliğini içine gömen liseli gencin yüzündeki sivilcelerdir.
Bir otobüs durağında bekleyen onca insanı umursamadan uyanıklığa verip bir şekilde kendini içeriye atabilmenin telaşındaki sahtekar yolcudur.
Bu kadar kötü müdür hayat.
Değildir elbet. Güzel şeyler de vardır.
Mesela.
Bir semt pazarının akşama bıraktığı çöpleri temizleyen yüzü gözü kapalı kim olduğunu anlaşılmayan, yanından geçenlerden uzak durmaya çalışan adama yaklaşıp kolay gelsin abi, hayırlı akşam dedikten sonra yüzünü kaldıran o adamın sapsarı dişlerini görebilmektedir mutluluk.
Hayat nedir ki,
Dizmişsindir elini. Tektir el. Bi çekersin joker. As papaz joker vale el tamam. Ulan dersin bi döneyim. Baba bi çekersin kupa kızı. Alırsın jokeri eline. Koyarsın yere 14 kâğıdı. Alın ulan ben bittim. Her el yaşanan o alışagelmiş şaşkınlık hâkim olur bir süre. Derken biri atlar oradan, lan olum sen yere kağıt atmadın. işte tam o esnada elinde tuttuğun jokeri indirirsin masanın üstüne laaapp diye. A bu da sana girsin. Karşında zort olmuş üç sevgili arkadaş. Bir da sağ yumruğa sol elinle bi kapatırsın şşaaakk diye. Keyif budur. Mutluluk da bunun gibi bir şeydir zaten.
Hayat basittir.
Hayat yolda yürürken önünden giden küçük çocuğun hislerinin neler olduğunu düşünebilmek kadardır yollar ayrılana dek.
Bazen görebilmektir mutluluğu bir küçük hediyeyle çocukların gözünde.
Ayrıntılardadır hayat.
Boş vermektir bazen. Kızıp darıldığında birilerine tüm insanların da hüzünlü olduğunu düşünebilme tadında.
Öyle çok seversin ki yan yana geldiğinde sarılıp kucaklamak istersin. Ona dokunup ağlamak, ne kadar çok sevdiğini söyleyip hıçkıra hıçkıra tüm şiddetinle.
Yapamamaktır belki de hayat.
Yapamazsın.
Hala bir özür borcun olduğunu düşürsün annene. Yıllar önce kalbini kırıp kapıyı çarpıp gittiğinde. Aradan geçmiştir belki. Unutmuştur zaten anne sever her şeyiyle yine. Ama kızarsın işte kendine. anne seni o kadar o kadar çok seviyorum ki özür dilemek zor geliyor bana. Sen bensin anne, ben seninim anne.
Hayat sensin işte.
Yaşadıkların, gördüklerin, hissettiklerin, ulaşabildiklerin, ulaşamadıkların, yaşamadıkların, yaşamayacakların, hataların, günahların, sevapların..
Polyanacıları, realistleri, pesimistleri, optimistleri tuttuğunuz yerde öpün tüm insanlık adına. Kategorize etmesinler bizi bir daha.
yüzde doksanının mutsuz olarak sonlardığı yaşamaya mecbur olduğumuz tek gerçek hediye... başlangıcında biz, bitişinde ise etrafımızdakilerin ağladığı elle tutulamayan, hissedilemeyen bazen zor, bazen de çok kolay geçirilen günlerin toplamı...
(bkz: hayat hayaller ve yıkımlar/@fatal)
(bkz: hayat hayaller ve yıkımlar/@fatal)
hayat bana ne verdiyse bende sana okadarini verebildim.
herkes suclu herkes deli ama hic biri bizim gibi sevmedi.
güzel olan ise her gün günes gibi sende dogmakti.
*.
herkes suclu herkes deli ama hic biri bizim gibi sevmedi.
güzel olan ise her gün günes gibi sende dogmakti.
*.
eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim
o yaşamda
daha çok hata yapardım.
o kadar mükemmel olmaya çalışmazdım... daha çok dinlenirdim.
bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim.
o kadar temiz kalmazdım.
daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim
gitmediğim daha çok yere giderdim.
daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim.
daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu.
ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim.
elbette mutluluk anlarım da oldu.
ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.
çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar...
"şimdi"yi sakın kaçırma.
ben, yanında, termometre, bir şişe su ve paraşüt olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim.
bilinmeyen daha çok yola sapar,
güneşin doğuşunu daha çok seyreder,
daha çok çocukla oynardım
yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
gel gör ki, işte 85 yaşındayım
ve biliyorum ki,
artık ölmekteyim....
jorge luis borges
o yaşamda
daha çok hata yapardım.
o kadar mükemmel olmaya çalışmazdım... daha çok dinlenirdim.
bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim.
o kadar temiz kalmazdım.
daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim
gitmediğim daha çok yere giderdim.
daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim.
daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu.
ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim.
elbette mutluluk anlarım da oldu.
ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.
çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar...
"şimdi"yi sakın kaçırma.
ben, yanında, termometre, bir şişe su ve paraşüt olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim.
bilinmeyen daha çok yola sapar,
güneşin doğuşunu daha çok seyreder,
daha çok çocukla oynardım
yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
gel gör ki, işte 85 yaşındayım
ve biliyorum ki,
artık ölmekteyim....
jorge luis borges
insana verilen en büyük lükstür.
kısa gelen bir yorgan gibi. yukarı çeksen ayakların, aşağı çeksen omuzların üşür..
en sonunda dizlerimizi kırar ona boyun eğeriz...dizlerini kırmazsan hayat soğuktur...buz gibi..
en sonunda dizlerimizi kırar ona boyun eğeriz...dizlerini kırmazsan hayat soğuktur...buz gibi..
bir soğuk bir de sıcak duş almak gibidir hayat.
cinsel yolla bulaşan ölümcül bir hastalıktır.
(bkz: hakan günday)
(bkz: hakan günday)
bazen acı bazen tatlı bazen de bu entry gibi sıradandır.
yarım bıraktıklarımızın uç uca eklenmesiyle ortaya çıkandır hayat. ve kasmaktır beş para etmeyecek bir tanım için..
anaokulunda koca koca legolarla ev yapmaya niyetlenip, arazimi tamamladıktan sonra üstüne kat çıkacakken,
ahmet'in elinde gördüğüm renkli oyun hamurlarına atladıgımı hatırlıyorum. benim ilk yarım bırakmıslıgım
burda başlar. aslında anaokuluna ve ilkokula dair pek fazla anı biriktirmişliğim yok.
şu halimi gördükçe de, 3 yaşındayken bindiği salıncağın rengine kadar hatırlayanlardan daha bir
tiksiniyorum.
ortaokul yıllarımda hep değişik işler peşinde koşan ergen olma arzusundaydım. nilgun teyzem
ressamdı. ona özenip tuval, yağlıboya, fırça falan almıştım. fazla işime yaramadılar maalesef. sadece ağaç
çizmekten ibaret olmadıgını öğrenince ressamlıgın, vazgeçtim haliyle. trt-2'deki ressam amcaya da inancım
kalmamıştı. aldatılmış hissetim.
sonra o sıralarda koleksiyon yapmak modaydı. bir arkadasım deniz kabugu
koleksiyonu yapıyordu mesela, bense peçete. tabii o ucuz, beyaz peçetelerden değil.
kedilerle köpeklerin zılgıt attıkları, yıldız ile güneşin kır koşusu yaptıgı peçeteler.. ütopik bir tarzları
vardı yani. bitti o da.
voleybola başladım, yoruldum. bir folklorde dikiş tutturdum ya, al sana ağlarını örmüş bir kader daha.
lisede tiyatroya merak saldım ama gösteriden çok sunuculuk yaptım.. ağrılı bir ergenlik dönemiydi.
gitar hevesimden ise bahsetmesem daha iyi.. yani bir insan birkaç tele bu kadar mı hakim olamaz arkadaş??
o zamanların hit şarkısı, akdeniz akşamları'nı bile çalamıyordum.
fotografcılık ise bir sonraki denemem oldu. fakat çiçeklerin ta dibine girip zoom yaparak nereye kadar
götürebilirdim ki.. makinam sadece okul gezilerinde işime yarardı. bir aman deniz kenarında romantizmi yakalayayım,
bir faytona geçelim nostaljik hava olsun, ya da salıncakta sallanırken vuku bulan bir tatlı huzur almaya
geldik tavrı.. hiç hoş değildi..ayrıca ben düğmeye bastın mı fotografı çıkaran makinalardan istiyordum, olmadı.
lisede gene en iyi hobim sınıf başkanı kalıp hocalara yılısıklık yapmak oldu, çok ekmeğini yemişimdir.
üniversitede ise ortam çok baska. her yerden sosyallesme meraklısı insanlar fırlıyor. bende de bir her şeyden tadayım
isteği oldugundan, o fırlayan insanlardan oldum kısa bir dönem.
satranç kulübüne girecektim mesela, zeka insanın en büyük gücü ya hani, en başında şah mat oldum ama ben.
ayrıntı vermeyeceğim.
latin danslarına göz kırptım bir ara, ama çok tırt insanlarla çift olacaktım, o da öylece kaldı.
fitness konusunda da gecici bir heves sonrası kalıcı bir isteksizlik vardı bünyemde.
ben yapamadım. nedense isteklerim bana hep yamuk yaptılar. oysa ben farklı farklı pencerelerden bakmak
istiyordum hayata. onu daha da zenginleştirmek. anlamadı saf.
yoksa tek bir alan mı gerekliydi, net görebilmek için.
benim heveslerim hep üstünden bir lokma alınıp tiksinilmiş bamya yemeği gibi.. bir daha sokmuyorsun ya ağzına
hani nefret edince. yeni tatlar arıyorsun..
ya belki böyle olmamalı. kararsızım ya.. zaten bu benim en kötü huyum.. bir feysbuk üyeliği alsam mı diye böyle
kararsız kaldım,
bir lise dönemimin sonbahar-kış kreasyonu ürünü barbour mont mevzuunda bir de şimdi.
ama ben yine de bir lokma alıp tiksinmek istiyorum bamyadan. şalgam içmek istiyorum -ıyy ne iğrenç- anafikirli
vazgeçmelerle, hayatta hep bir şeylere başlamak, beğenmezsem yüzüstü bırakmak istiyorum umursamaz bir tavırla.
bir de şu yılmaz erdoğan tavrımı bırakırsam bir köşeye, değmeyin keyfime.
bu maymun iştah erdemdir belki de. bir nimet; en güzel tadı buluncaya kadar seninle olacak.
yalnız tam da o tadı yakaladıgın anda basacaksın deklanşöre -peyniiir- diyerek, heyecanla..
bense bir aforizma savuracağım burdan umutla;
hayat bu muydu? pekiyi öyleyse bir daha..
anaokulunda koca koca legolarla ev yapmaya niyetlenip, arazimi tamamladıktan sonra üstüne kat çıkacakken,
ahmet'in elinde gördüğüm renkli oyun hamurlarına atladıgımı hatırlıyorum. benim ilk yarım bırakmıslıgım
burda başlar. aslında anaokuluna ve ilkokula dair pek fazla anı biriktirmişliğim yok.
şu halimi gördükçe de, 3 yaşındayken bindiği salıncağın rengine kadar hatırlayanlardan daha bir
tiksiniyorum.
ortaokul yıllarımda hep değişik işler peşinde koşan ergen olma arzusundaydım. nilgun teyzem
ressamdı. ona özenip tuval, yağlıboya, fırça falan almıştım. fazla işime yaramadılar maalesef. sadece ağaç
çizmekten ibaret olmadıgını öğrenince ressamlıgın, vazgeçtim haliyle. trt-2'deki ressam amcaya da inancım
kalmamıştı. aldatılmış hissetim.
sonra o sıralarda koleksiyon yapmak modaydı. bir arkadasım deniz kabugu
koleksiyonu yapıyordu mesela, bense peçete. tabii o ucuz, beyaz peçetelerden değil.
kedilerle köpeklerin zılgıt attıkları, yıldız ile güneşin kır koşusu yaptıgı peçeteler.. ütopik bir tarzları
vardı yani. bitti o da.
voleybola başladım, yoruldum. bir folklorde dikiş tutturdum ya, al sana ağlarını örmüş bir kader daha.
lisede tiyatroya merak saldım ama gösteriden çok sunuculuk yaptım.. ağrılı bir ergenlik dönemiydi.
gitar hevesimden ise bahsetmesem daha iyi.. yani bir insan birkaç tele bu kadar mı hakim olamaz arkadaş??
o zamanların hit şarkısı, akdeniz akşamları'nı bile çalamıyordum.
fotografcılık ise bir sonraki denemem oldu. fakat çiçeklerin ta dibine girip zoom yaparak nereye kadar
götürebilirdim ki.. makinam sadece okul gezilerinde işime yarardı. bir aman deniz kenarında romantizmi yakalayayım,
bir faytona geçelim nostaljik hava olsun, ya da salıncakta sallanırken vuku bulan bir tatlı huzur almaya
geldik tavrı.. hiç hoş değildi..ayrıca ben düğmeye bastın mı fotografı çıkaran makinalardan istiyordum, olmadı.
lisede gene en iyi hobim sınıf başkanı kalıp hocalara yılısıklık yapmak oldu, çok ekmeğini yemişimdir.
üniversitede ise ortam çok baska. her yerden sosyallesme meraklısı insanlar fırlıyor. bende de bir her şeyden tadayım
isteği oldugundan, o fırlayan insanlardan oldum kısa bir dönem.
satranç kulübüne girecektim mesela, zeka insanın en büyük gücü ya hani, en başında şah mat oldum ama ben.
ayrıntı vermeyeceğim.
latin danslarına göz kırptım bir ara, ama çok tırt insanlarla çift olacaktım, o da öylece kaldı.
fitness konusunda da gecici bir heves sonrası kalıcı bir isteksizlik vardı bünyemde.
ben yapamadım. nedense isteklerim bana hep yamuk yaptılar. oysa ben farklı farklı pencerelerden bakmak
istiyordum hayata. onu daha da zenginleştirmek. anlamadı saf.
yoksa tek bir alan mı gerekliydi, net görebilmek için.
benim heveslerim hep üstünden bir lokma alınıp tiksinilmiş bamya yemeği gibi.. bir daha sokmuyorsun ya ağzına
hani nefret edince. yeni tatlar arıyorsun..
ya belki böyle olmamalı. kararsızım ya.. zaten bu benim en kötü huyum.. bir feysbuk üyeliği alsam mı diye böyle
kararsız kaldım,
bir lise dönemimin sonbahar-kış kreasyonu ürünü barbour mont mevzuunda bir de şimdi.
ama ben yine de bir lokma alıp tiksinmek istiyorum bamyadan. şalgam içmek istiyorum -ıyy ne iğrenç- anafikirli
vazgeçmelerle, hayatta hep bir şeylere başlamak, beğenmezsem yüzüstü bırakmak istiyorum umursamaz bir tavırla.
bir de şu yılmaz erdoğan tavrımı bırakırsam bir köşeye, değmeyin keyfime.
bu maymun iştah erdemdir belki de. bir nimet; en güzel tadı buluncaya kadar seninle olacak.
yalnız tam da o tadı yakaladıgın anda basacaksın deklanşöre -peyniiir- diyerek, heyecanla..
bense bir aforizma savuracağım burdan umutla;
hayat bu muydu? pekiyi öyleyse bir daha..
bir kompozisyondur hayat; giriş, gelişme ve sonuçtan oluşur.
giriş : doğum
gelişme: acı- tatlı duygular
sonuç : ölüm...
giriş : doğum
gelişme: acı- tatlı duygular
sonuç : ölüm...
günümüzde yarısını para kazanmak için çalışmak, diğer yarısını da parayı harcamak için harcamamız, kurulu sistem tarafından beklenen, küçük hedefler konup insanların sıkılmaması sağlanan zaman aralığı.
hayat:
-inişli, çıkışlı,dolambaçlı,tümsekli,monoton,
heyecanlı,taşlı,kaşlı,gözlü,
sağlı,sollu,hayal,meyal,
ayık,sarhoş,sınav,mınav,laf,söz,dedikodu,ihanet,sadakat,oyun,
korku,stres,gülmek,ağlamak,aşık olamak,platonik takılmak,
küsmek,kırılmak,darılmak,gücenmek,yüzsüzlük,
iyilik,kötülük,kitap,sinema,tiyatro,alışveriş,okul,gazete,
dergi,evlilik,boşanma,kan davası,terör,şavaş,mücadele...........
(yav bir insan bu kadar şeyi gorüyomuymuş hayatta)
-inişli, çıkışlı,dolambaçlı,tümsekli,monoton,
heyecanlı,taşlı,kaşlı,gözlü,
sağlı,sollu,hayal,meyal,
ayık,sarhoş,sınav,mınav,laf,söz,dedikodu,ihanet,sadakat,oyun,
korku,stres,gülmek,ağlamak,aşık olamak,platonik takılmak,
küsmek,kırılmak,darılmak,gücenmek,yüzsüzlük,
iyilik,kötülük,kitap,sinema,tiyatro,alışveriş,okul,gazete,
dergi,evlilik,boşanma,kan davası,terör,şavaş,mücadele...........
(yav bir insan bu kadar şeyi gorüyomuymuş hayatta)
sürekli bir şeylere alışmak.
yarını planlarken gecen seydir.
(bkz: yalan)
zaman ve mekan kavramlarının yalakası
hayat kendisine gülümsemeler bahşedecek kadar mutlu ettiği anlarda buna karşılık "hayat beni ödüllendiriyor mu?" sorusunu sormayan kişinin, asla sormaya hakkı olmayan sorudur; "hayatım neden berbat?". fakat insan yaşanmışlar içerisinden en kötü olanları seçerek onlara bir suçlu bulmak konusunda aramak iştigali ile pek fazla vakit kaybederken, iyi olanların derdest edilip zihnin en alt köşelerine yollanması işleminde de kendisinin hasar verdiği bir koda sahiptir.
bu kod, gülün kokusunu teneffüs ettikten bir süre sonra onu hatırlamak konusunda maharetten yoksun olmanın ve bunun yanında o kokuyu silip yok edecek ondan daha fazla hatırlanacak olan kötü bir koku ile karşılaşıldığında bunu da hemen hatırlayıp yüz efektleri eşliğinde memnuniyetszliğini belli etmek mevzuunda edinilmiş o maharetin sebebidir.
bu; objeler, olaylar, kişiler, hemen hemen her şey için geçerlidir. memnuniyetsizliklerimizi koca bir kitap haline getirebilecek bir güce sahibiz. memnun olduklarımızı ise küçük bir liste dahi yapamayız. elindekilerle yetinip onları daha iyi hale getirmek çok zor bir iş gibi görünse de, bunun ötesinde mümkün değildir.
duruma çok yakışan gamsız bir tavırla gelişigüzel bir kenara fırlatılıp atılmış, ikinci bir şans verilmemiş onarılabilecek olanların intikamından başka hiçbir şey değildir hayat.
bu kod, gülün kokusunu teneffüs ettikten bir süre sonra onu hatırlamak konusunda maharetten yoksun olmanın ve bunun yanında o kokuyu silip yok edecek ondan daha fazla hatırlanacak olan kötü bir koku ile karşılaşıldığında bunu da hemen hatırlayıp yüz efektleri eşliğinde memnuniyetszliğini belli etmek mevzuunda edinilmiş o maharetin sebebidir.
bu; objeler, olaylar, kişiler, hemen hemen her şey için geçerlidir. memnuniyetsizliklerimizi koca bir kitap haline getirebilecek bir güce sahibiz. memnun olduklarımızı ise küçük bir liste dahi yapamayız. elindekilerle yetinip onları daha iyi hale getirmek çok zor bir iş gibi görünse de, bunun ötesinde mümkün değildir.
duruma çok yakışan gamsız bir tavırla gelişigüzel bir kenara fırlatılıp atılmış, ikinci bir şans verilmemiş onarılabilecek olanların intikamından başka hiçbir şey değildir hayat.
doğmak...yaşamak...bir şeyler başarmak ya da başaramamak...sevişmek...kendini kanıtlamaya çalışmak...ve ölmektir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar