bugün
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı32
- meme gifleri atan sözlük yetkilisi4
- kolye18
- usual bey birader bay biraderdir4
- kıza aşık oldum uyuyamıyorum4
- duşa giriyorum kimi düşüneyim9
- nervio tarzı entry girmek18
- 26 ekim 2026 rizespor trabzonspor maçı8
- 2026 kasım ayı nasıl geçecek4
- jaws filmindeki sikko balik24
- yediğimiz yemekleri midede dışkı olarak taşımak5
- keçiboynuzu pekmezi4
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar5
- para3
- sözlüğü kurtaracak tek yazar8
- insan sevmemek8
- 42 numara ayaklı kızın yaşama amacı6
- arda güler16
- her gün acaba bugün ne saçmalık yaşayacağım demek3
- atatürk ün hataları15
- kanlı pedi sıcak suya atıp sallama içmek2
- uludağ yönetimi sözlük kızlarını banlama kararı2
- komşusuna sütyen içinde not bırakan kız4
- yunanistan4
- eve çağıran kızın ot da getir demesi5
- sözlükteki yazarların beni kız zannetmesi11
- iç anadolulu biriyle sevgili olmak2
- doğubank8
- yetkisi alınan yetkili10
- iş yerinde uyumak2
- enjeksiyon yapan hemşirenin yüzüne yüzüne osurmak2
- türk erkekleri gitsin italyan erkekleri gelsin2
- oktay saral11
- futbol14
- tırın karizması dorseden gelir2
- haftanın gammazlarında birinci olan user9
- protein2
- süper lig4
- behzat ç.5
- trabzonspor4
- sevgiliyle araya mesafe koymak4
- orta çağda gece yolculuğu yapmak7
- muhafazakar tatil seçenekleri6
- sinek as'ın sözlüğe vedası26
- sağlıklı yaşamak2
- ülken için savaşır mısın6
- yemene asker gönderilme meselesi9
- dabbe 7 el nazar3
- 2026 ekim ayı3
- estonya3
yarım bıraktıklarımızın uç uca eklenmesiyle ortaya çıkandır hayat. ve kasmaktır beş para etmeyecek bir tanım için..
anaokulunda koca koca legolarla ev yapmaya niyetlenip, arazimi tamamladıktan sonra üstüne kat çıkacakken,
ahmet'in elinde gördüğüm renkli oyun hamurlarına atladıgımı hatırlıyorum. benim ilk yarım bırakmıslıgım
burda başlar. aslında anaokuluna ve ilkokula dair pek fazla anı biriktirmişliğim yok.
şu halimi gördükçe de, 3 yaşındayken bindiği salıncağın rengine kadar hatırlayanlardan daha bir
tiksiniyorum.
ortaokul yıllarımda hep değişik işler peşinde koşan ergen olma arzusundaydım. nilgun teyzem
ressamdı. ona özenip tuval, yağlıboya, fırça falan almıştım. fazla işime yaramadılar maalesef. sadece ağaç
çizmekten ibaret olmadıgını öğrenince ressamlıgın, vazgeçtim haliyle. trt-2'deki ressam amcaya da inancım
kalmamıştı. aldatılmış hissetim.
sonra o sıralarda koleksiyon yapmak modaydı. bir arkadasım deniz kabugu
koleksiyonu yapıyordu mesela, bense peçete. tabii o ucuz, beyaz peçetelerden değil.
kedilerle köpeklerin zılgıt attıkları, yıldız ile güneşin kır koşusu yaptıgı peçeteler.. ütopik bir tarzları
vardı yani. bitti o da.
voleybola başladım, yoruldum. bir folklorde dikiş tutturdum ya, al sana ağlarını örmüş bir kader daha.
lisede tiyatroya merak saldım ama gösteriden çok sunuculuk yaptım.. ağrılı bir ergenlik dönemiydi.
gitar hevesimden ise bahsetmesem daha iyi.. yani bir insan birkaç tele bu kadar mı hakim olamaz arkadaş??
o zamanların hit şarkısı, akdeniz akşamları'nı bile çalamıyordum.
fotografcılık ise bir sonraki denemem oldu. fakat çiçeklerin ta dibine girip zoom yaparak nereye kadar
götürebilirdim ki.. makinam sadece okul gezilerinde işime yarardı. bir aman deniz kenarında romantizmi yakalayayım,
bir faytona geçelim nostaljik hava olsun, ya da salıncakta sallanırken vuku bulan bir tatlı huzur almaya
geldik tavrı.. hiç hoş değildi..ayrıca ben düğmeye bastın mı fotografı çıkaran makinalardan istiyordum, olmadı.
lisede gene en iyi hobim sınıf başkanı kalıp hocalara yılısıklık yapmak oldu, çok ekmeğini yemişimdir.
üniversitede ise ortam çok baska. her yerden sosyallesme meraklısı insanlar fırlıyor. bende de bir her şeyden tadayım
isteği oldugundan, o fırlayan insanlardan oldum kısa bir dönem.
satranç kulübüne girecektim mesela, zeka insanın en büyük gücü ya hani, en başında şah mat oldum ama ben.
ayrıntı vermeyeceğim.
latin danslarına göz kırptım bir ara, ama çok tırt insanlarla çift olacaktım, o da öylece kaldı.
fitness konusunda da gecici bir heves sonrası kalıcı bir isteksizlik vardı bünyemde.
ben yapamadım. nedense isteklerim bana hep yamuk yaptılar. oysa ben farklı farklı pencerelerden bakmak
istiyordum hayata. onu daha da zenginleştirmek. anlamadı saf.
yoksa tek bir alan mı gerekliydi, net görebilmek için.
benim heveslerim hep üstünden bir lokma alınıp tiksinilmiş bamya yemeği gibi.. bir daha sokmuyorsun ya ağzına
hani nefret edince. yeni tatlar arıyorsun..
ya belki böyle olmamalı. kararsızım ya.. zaten bu benim en kötü huyum.. bir feysbuk üyeliği alsam mı diye böyle
kararsız kaldım,
bir lise dönemimin sonbahar-kış kreasyonu ürünü barbour mont mevzuunda bir de şimdi.
ama ben yine de bir lokma alıp tiksinmek istiyorum bamyadan. şalgam içmek istiyorum -ıyy ne iğrenç- anafikirli
vazgeçmelerle, hayatta hep bir şeylere başlamak, beğenmezsem yüzüstü bırakmak istiyorum umursamaz bir tavırla.
bir de şu yılmaz erdoğan tavrımı bırakırsam bir köşeye, değmeyin keyfime.
bu maymun iştah erdemdir belki de. bir nimet; en güzel tadı buluncaya kadar seninle olacak.
yalnız tam da o tadı yakaladıgın anda basacaksın deklanşöre -peyniiir- diyerek, heyecanla..
bense bir aforizma savuracağım burdan umutla;
hayat bu muydu? pekiyi öyleyse bir daha..
anaokulunda koca koca legolarla ev yapmaya niyetlenip, arazimi tamamladıktan sonra üstüne kat çıkacakken,
ahmet'in elinde gördüğüm renkli oyun hamurlarına atladıgımı hatırlıyorum. benim ilk yarım bırakmıslıgım
burda başlar. aslında anaokuluna ve ilkokula dair pek fazla anı biriktirmişliğim yok.
şu halimi gördükçe de, 3 yaşındayken bindiği salıncağın rengine kadar hatırlayanlardan daha bir
tiksiniyorum.
ortaokul yıllarımda hep değişik işler peşinde koşan ergen olma arzusundaydım. nilgun teyzem
ressamdı. ona özenip tuval, yağlıboya, fırça falan almıştım. fazla işime yaramadılar maalesef. sadece ağaç
çizmekten ibaret olmadıgını öğrenince ressamlıgın, vazgeçtim haliyle. trt-2'deki ressam amcaya da inancım
kalmamıştı. aldatılmış hissetim.
sonra o sıralarda koleksiyon yapmak modaydı. bir arkadasım deniz kabugu
koleksiyonu yapıyordu mesela, bense peçete. tabii o ucuz, beyaz peçetelerden değil.
kedilerle köpeklerin zılgıt attıkları, yıldız ile güneşin kır koşusu yaptıgı peçeteler.. ütopik bir tarzları
vardı yani. bitti o da.
voleybola başladım, yoruldum. bir folklorde dikiş tutturdum ya, al sana ağlarını örmüş bir kader daha.
lisede tiyatroya merak saldım ama gösteriden çok sunuculuk yaptım.. ağrılı bir ergenlik dönemiydi.
gitar hevesimden ise bahsetmesem daha iyi.. yani bir insan birkaç tele bu kadar mı hakim olamaz arkadaş??
o zamanların hit şarkısı, akdeniz akşamları'nı bile çalamıyordum.
fotografcılık ise bir sonraki denemem oldu. fakat çiçeklerin ta dibine girip zoom yaparak nereye kadar
götürebilirdim ki.. makinam sadece okul gezilerinde işime yarardı. bir aman deniz kenarında romantizmi yakalayayım,
bir faytona geçelim nostaljik hava olsun, ya da salıncakta sallanırken vuku bulan bir tatlı huzur almaya
geldik tavrı.. hiç hoş değildi..ayrıca ben düğmeye bastın mı fotografı çıkaran makinalardan istiyordum, olmadı.
lisede gene en iyi hobim sınıf başkanı kalıp hocalara yılısıklık yapmak oldu, çok ekmeğini yemişimdir.
üniversitede ise ortam çok baska. her yerden sosyallesme meraklısı insanlar fırlıyor. bende de bir her şeyden tadayım
isteği oldugundan, o fırlayan insanlardan oldum kısa bir dönem.
satranç kulübüne girecektim mesela, zeka insanın en büyük gücü ya hani, en başında şah mat oldum ama ben.
ayrıntı vermeyeceğim.
latin danslarına göz kırptım bir ara, ama çok tırt insanlarla çift olacaktım, o da öylece kaldı.
fitness konusunda da gecici bir heves sonrası kalıcı bir isteksizlik vardı bünyemde.
ben yapamadım. nedense isteklerim bana hep yamuk yaptılar. oysa ben farklı farklı pencerelerden bakmak
istiyordum hayata. onu daha da zenginleştirmek. anlamadı saf.
yoksa tek bir alan mı gerekliydi, net görebilmek için.
benim heveslerim hep üstünden bir lokma alınıp tiksinilmiş bamya yemeği gibi.. bir daha sokmuyorsun ya ağzına
hani nefret edince. yeni tatlar arıyorsun..
ya belki böyle olmamalı. kararsızım ya.. zaten bu benim en kötü huyum.. bir feysbuk üyeliği alsam mı diye böyle
kararsız kaldım,
bir lise dönemimin sonbahar-kış kreasyonu ürünü barbour mont mevzuunda bir de şimdi.
ama ben yine de bir lokma alıp tiksinmek istiyorum bamyadan. şalgam içmek istiyorum -ıyy ne iğrenç- anafikirli
vazgeçmelerle, hayatta hep bir şeylere başlamak, beğenmezsem yüzüstü bırakmak istiyorum umursamaz bir tavırla.
bir de şu yılmaz erdoğan tavrımı bırakırsam bir köşeye, değmeyin keyfime.
bu maymun iştah erdemdir belki de. bir nimet; en güzel tadı buluncaya kadar seninle olacak.
yalnız tam da o tadı yakaladıgın anda basacaksın deklanşöre -peyniiir- diyerek, heyecanla..
bense bir aforizma savuracağım burdan umutla;
hayat bu muydu? pekiyi öyleyse bir daha..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar