bugün
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle21
- anın görüntüsü14
- gocu bey meh meh bey birader4
- meloş nerede sorunsalı5
- iş kadını yazarlar6
- ideal sevgilinin en önemli özelliği7
- arkadaşlar çorba içiyorum2
- bay melahel d erectotales2
- kadın motorcunun yol kesip sürücüye saldırması4
- ege waw3
- beyaz otomobil satın almak9
- artık ulu sözlüğümüze fotoğraf atılabilmesi4
- uludağ sözlük'ün instagram'a dönmesi5
- 22 haziran 2026 uruguay yeşil burun adaları maçı6
- yetersizim diyerek istifa etmek3
- bully2
- krista allen2
- çok tanrılı dinlerde somut delil yokluğu6
- yaşlılığınız için insan biriktirin10
- eğilirken eliyle göğüs dekoltesini kapatan kız12
- ikinci el elbise giymek2
- hoşgeldin pazartesi7
- ilişkilerde yapılan en büyük hatalar6
- sevgiliye en güzel hitap şekli4
- ibrahim hacıosmanoğlu5
- pazar günü aktiviteleri4
- düşün ki o bunu okuyor4
- nervio'nun memleketi3
- 2026 dünya kupasında tutulan takım5
- ilk buluşmada sevgilisine mangal yakan erkek4
- park etmek sanatı4
- paris te son tango5
- bugün de meme atan olmaması8
- 2026 dünya kupası17
- sol tarafın inzal olması3
- idolün ünlünün bokunu yer misin4
- göğsüne dilan polat yazdıran başörtülü bacı8
- amy adams2
- haksızsam haksızsın deyin2
- ulan orospu seni rüyamda bile görmedim3
- kulak arkasını keselemek3
- lahmacunu elle yiyen kız18
- babalar günü hediyesi2
- yer çekimine küsmek3
- entelektüelin teorisiyle pratiğinin çelişmesi2
- senle sevişmedi diye birine küsmek3
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı47
- neredesin2
- yedi bela hüsnü'deki cemal2
- netflix yasaklanmalıdır4
portekizli şair..
tam adı fernando antónio nogueira pêssoa'dır.
13 haziran 1888'de lizbon'da doğdu, 30 kasım 1935'te aynı kentte yaşamını yitirdi.
(bkz: fernando pessoanın son üç günü)
tam adı fernando antónio nogueira pêssoa'dır.
13 haziran 1888'de lizbon'da doğdu, 30 kasım 1935'te aynı kentte yaşamını yitirdi.
(bkz: fernando pessoanın son üç günü)
bir şiirinide yazalımda tam olsun
dalgın ve ötesiz berisiz
ve de tanımaksızın
yüzüyorum ölü denizinde
kendi varlığımın.
suyu hissettiğimden
hissediyorum sıkıntıyı...
görüyorum seni, ey çalkantı,
hayat-huzursuzluk...
bana has yelkenler ki..
çark etmiş dümeni...
insan sureti gibi soğuk
yıldızlı bir gökyüzü.
gökyüzüyüm ben, rüzgârım...
gemiyim ve denizim...
hissediyorum ki ben değilim...
yadsımak isterim onu.
dalgın ve ötesiz berisiz
ve de tanımaksızın
yüzüyorum ölü denizinde
kendi varlığımın.
suyu hissettiğimden
hissediyorum sıkıntıyı...
görüyorum seni, ey çalkantı,
hayat-huzursuzluk...
bana has yelkenler ki..
çark etmiş dümeni...
insan sureti gibi soğuk
yıldızlı bir gökyüzü.
gökyüzüyüm ben, rüzgârım...
gemiyim ve denizim...
hissediyorum ki ben değilim...
yadsımak isterim onu.
''ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak isteyemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemeyeceğim
ama bende dünyanın tüm hayalleri var...'' diyen insan!
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak isteyemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemeyeceğim
ama bende dünyanın tüm hayalleri var...'' diyen insan!
hakkında yazıp konuşarak; ne söylemeye, ne yapmaya çalıştığı anlatılamayacak ve anlaşılamayacak olan insan! *
"ulusum portekizcedir. huzurum bozulmadığı sürece portekiz'in ele geçirilmesini ya da işgal edilmesini hiç umursamam" diyerek bencil ifadeler kullanan, kendisinde kadınsı duyguların ama erkeksi aklın olduğunu söyleyen yalnızlık tutkunu bir şairdir. yalnız yaşamayanların doğuştan köle olduğunu bile idda eder. çıldırmaya başladığını düşünerek kendi isteğiyle akıl hastanesine yatmıştır.
gülleri yeğlerim sevgilim
gülleri yeğlerim sevgilim
ve ünden, erdemden de
daha çok severim manolyaları.
hayat içinde aksın isterim
beni yormadıkça
yeter ki ben değişmeyeyim.
kimseyi ilgilendirmez,kimin
ne kazandığı, ne yitirdiği
şafağın her zaman ışıyıp ışımadığı,
yaprakların her yıl
ilkbaharda yeşerip yeşermediği,
sonbaharda dükülüp dökülmediği.
gerisine gelince, insanların
hayata bütün o kattıkları
ne katar benim hayatıma?
hiç, yalnızca bu ilgisizlik isteği
ve bu yarım yamalak güven
bu kaçış saatinde.
gülleri yeğlerim sevgilim
gülleri yeğlerim sevgilim
ve ünden, erdemden de
daha çok severim manolyaları.
hayat içinde aksın isterim
beni yormadıkça
yeter ki ben değişmeyeyim.
kimseyi ilgilendirmez,kimin
ne kazandığı, ne yitirdiği
şafağın her zaman ışıyıp ışımadığı,
yaprakların her yıl
ilkbaharda yeşerip yeşermediği,
sonbaharda dükülüp dökülmediği.
gerisine gelince, insanların
hayata bütün o kattıkları
ne katar benim hayatıma?
hiç, yalnızca bu ilgisizlik isteği
ve bu yarım yamalak güven
bu kaçış saatinde.
yola çıkmak! yitirmek ülkeleri!
bir başkası olmak süresiz,
yalnız görmek için yaşamaktır
köksüz bir ruhu olmak!
kimseye ait olmamak, kendime bile!
durmadan gitmek, sonu olmayan
bir yokluğun peşinde
ve ona ulaşma isteği içinde!
böyle yola çıkmaktır yolculuk.
ama ben açık bir yol düşünden öte,
bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
gerisi sadece gök ve toprak. *
bir başkası olmak süresiz,
yalnız görmek için yaşamaktır
köksüz bir ruhu olmak!
kimseye ait olmamak, kendime bile!
durmadan gitmek, sonu olmayan
bir yokluğun peşinde
ve ona ulaşma isteği içinde!
böyle yola çıkmaktır yolculuk.
ama ben açık bir yol düşünden öte,
bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
gerisi sadece gök ve toprak. *
" ruhumun olanca özgürlüğüyle bakıyorum
uzaktaki o vapura
ve yavaşça bir dümen dönmeye başlıyor içimde "
denize övgü başlıklı şiirinden bu dizeler.
yirminci yüzyıl portekiz edebiyatının bu büyük şairi lizbon'da doğmuş bir memur çocuğu. güney afrika'da üvey babasının mesleği nedeniyle yaşamış, ingiliz okullarında okumuş. lizbon üniversitesi'nde edebiyat öğrenimine başlamış, yarıda bırakmış. değişik şirketlerde, ingilizce ve fransızca iş mektupları yazarak geçimini sağlamış. arada sırada şiir ve yazıları değişik imzalarla portekiz'in öncü dergilerinde yayımlamış. kendi adı dışında, alberto caeiro, richard reis, alvardo de campos adıyla denemeler yazmış. 1935 te sirozdan ölmüş bu şair. * *
uzaktaki o vapura
ve yavaşça bir dümen dönmeye başlıyor içimde "
denize övgü başlıklı şiirinden bu dizeler.
yirminci yüzyıl portekiz edebiyatının bu büyük şairi lizbon'da doğmuş bir memur çocuğu. güney afrika'da üvey babasının mesleği nedeniyle yaşamış, ingiliz okullarında okumuş. lizbon üniversitesi'nde edebiyat öğrenimine başlamış, yarıda bırakmış. değişik şirketlerde, ingilizce ve fransızca iş mektupları yazarak geçimini sağlamış. arada sırada şiir ve yazıları değişik imzalarla portekiz'in öncü dergilerinde yayımlamış. kendi adı dışında, alberto caeiro, richard reis, alvardo de campos adıyla denemeler yazmış. 1935 te sirozdan ölmüş bu şair. * *
neredeyse her sayfasında altını çizecek bir yer bulduğum huzursuzluğun kitabı'nda, kişinin kendini tanıyıp tanımlamasının zorluğuna ilişkin de bahis açan kişi.
"ne olduğunu söyleyebilen her insan kendi çapında roma imparatorudur. fena ünvan değil doğrusu. insan olmak, kendini var etmesini bilmektir."
"ne olduğunu söyleyebilen her insan kendi çapında roma imparatorudur. fena ünvan değil doğrusu. insan olmak, kendini var etmesini bilmektir."
huzursuzluğun kitabı ile çılgın atmış şair, yazar. eserlerinin öldükten sonra yayınlanması talihsizcedir.
Bazen denir ya herhangi bir konuda iddialı olduğunu göstermek için işte bu adam da huzursuzluğun kitabını yazmış adamdır. O kadar iddialıdır yani bu konuda. Hele şu sözler, umut mu direnç mi yoksa karamsarlık mı sizin alacağınız şeydir.
'Yaşamak, bir başkası olmaktır ve insan, dün hissettiği gibi hissediyorsa, hissetmek olanaksızdır: dün hissedileni bugünde hissetmek, hissetmek değil, dün hissedilmiş olanı anımsamaktır yalnızca, artık yok olmuş olan dünkü hayatın cesedi olmaktır.
(bkz: yazık lan bize)
'Yaşamak, bir başkası olmaktır ve insan, dün hissettiği gibi hissediyorsa, hissetmek olanaksızdır: dün hissedileni bugünde hissetmek, hissetmek değil, dün hissedilmiş olanı anımsamaktır yalnızca, artık yok olmuş olan dünkü hayatın cesedi olmaktır.
(bkz: yazık lan bize)
insan bir başkasını sevmez
insan, diğerlerinin içinde olan kendini sever
veya orada olduğunu düşündüğünü, demiştir.
insan, diğerlerinin içinde olan kendini sever
veya orada olduğunu düşündüğünü, demiştir.
anarşist banker adlı diyaloğuyla düşündüren yazar/şairdir. anarşizmi gerçekleştirmenin tek yolunun bankerlikten,yani zengin olmaktan geçtiğini savunan beyefendi ile bankerin iç dünyasını sorduğu sorularla deşifre etmeye çalışan arkadaşının hikayesini anlattığı bu diyaloğu mutlaka okumak gerek.
huzursuzluğun kitabını yazmış olan yazar. hiç konuşmadıysam, bu yazdığım içindir demiştir. aklımdan hiç çıkmayan cümlelerinden birisi ise 'hayatla aramda cam var. açıkca görmeme ve anlamama rağmen dokunamıyorum hayata' cümlesidir. bana hep kafka'yı anımsatır.
''Não sou nada.
Nunca serei nada.
Não posso querer ser nada.
À parte isso, tenho em mim todos os sonhos do mundo.'' böyle bir dörtlüğü vardır ki beni benden alır . Meali
''Ben hiçbir şeyim .Hiçbir zaman bir şey olmayacağım . Bir hiç olmayı isteyemem . Bunun dışında , dünyanın bütün rüyaları içimde '' evet bu portekizcem ile anca bu kadar çevriliyor . Böyle bir adamın öldükten sonra değerinin bilinmesi çok üzücüdür. Lakin bize bıraktığı edebiyat eserleri ''Huzursuzluğun Kitabı '' gibi ki bu kitaptan faydalanılarak filmi de çekilmiş (bkz: )Huzursuzluğun Filmi , bize Portekiz edebiyatının ne kadar kuvvetli ve kapsamlı olduğunu gösteriyor . '' 'Hissetmek ne renktir ? '' vb. gibi meraklı ve anlam dolu sorularıyla insanı felsefeye de sürükler . incelenmesi gereken bir şair, yazardır . Kitaplarını Can Yayınlarının bastığını biliyorum .
Nunca serei nada.
Não posso querer ser nada.
À parte isso, tenho em mim todos os sonhos do mundo.'' böyle bir dörtlüğü vardır ki beni benden alır . Meali
''Ben hiçbir şeyim .Hiçbir zaman bir şey olmayacağım . Bir hiç olmayı isteyemem . Bunun dışında , dünyanın bütün rüyaları içimde '' evet bu portekizcem ile anca bu kadar çevriliyor . Böyle bir adamın öldükten sonra değerinin bilinmesi çok üzücüdür. Lakin bize bıraktığı edebiyat eserleri ''Huzursuzluğun Kitabı '' gibi ki bu kitaptan faydalanılarak filmi de çekilmiş (bkz: )Huzursuzluğun Filmi , bize Portekiz edebiyatının ne kadar kuvvetli ve kapsamlı olduğunu gösteriyor . '' 'Hissetmek ne renktir ? '' vb. gibi meraklı ve anlam dolu sorularıyla insanı felsefeye de sürükler . incelenmesi gereken bir şair, yazardır . Kitaplarını Can Yayınlarının bastığını biliyorum .
Ruhum üşüyor; nasıl iyice örtünürüm bilmiyorum. Ruh üşümesine ne cüppe var ne palto. Ruhunun üşüdüğünü hisseden insan artık bir daha bunu unutamaz.
Fernando Pessoa.
Fernando Pessoa.
'Kendimi bulursam kaybediyorum; inanırsam şüphe ediyorum; eğer zaten elde etmişsem sahip olmuyorum. Gezinir gibi uyuyorum ama aslında uyanığım. Uyurmuş gibi uyanıyorım ve kendime ait değilim. Hayat nihayetinde upuzun bir uykusuzluktur. Düşündüğümüz ve yaptığımız her şey; onu bölen, ayıltıcı sıçramalardır.'
fernando pessoa
fernando pessoa
Hep bir şekilde karşıma çıkan, gizlenmenin, bir ömürde çok hayat yaşamanın yazarı, şairi ve düşünürü...
"Yaşamak bir başkası olmaktır. Ve insan bugün, dün hissettiği gibi hissediyorsa, hissetmek olanaksızdır. Dün hissedileni bugün de hissetmek, hissetmek değil, dün hissedilmiş olanı bugün de anımsamaktır yalnızca. Artık yok olmuş olan dünkü hayatın canlı cesedi olmaktır "
"Yaşamak bir başkası olmaktır. Ve insan bugün, dün hissettiği gibi hissediyorsa, hissetmek olanaksızdır. Dün hissedileni bugün de hissetmek, hissetmek değil, dün hissedilmiş olanı bugün de anımsamaktır yalnızca. Artık yok olmuş olan dünkü hayatın canlı cesedi olmaktır "
Geriye söyleyebilecek bir söz bırakmayan yazar...
"Hiç düşündün mü senin bana, benim sana nasıl da görünmez olduğumuzu? Hiç düşündün mü ne kadar cahiliyiz birbirimizin? Birbirimizi görmeden görüyoruz . Birbirimizi duyuyor ve sadece kendi içimizdeki sese kulak veriyoruz. Ey her şeyi açıklayan, yorumladığın derelerin sesi, mırıltılarında nice anlamlar bulduğumuz ağaçların sesi- ah, gizli aşkım, hepsi, bu katıksız düşler, hücremizin parmaklıklarından akan kül ne kadar da biz hala!"
"Hiç düşündün mü senin bana, benim sana nasıl da görünmez olduğumuzu? Hiç düşündün mü ne kadar cahiliyiz birbirimizin? Birbirimizi görmeden görüyoruz . Birbirimizi duyuyor ve sadece kendi içimizdeki sese kulak veriyoruz. Ey her şeyi açıklayan, yorumladığın derelerin sesi, mırıltılarında nice anlamlar bulduğumuz ağaçların sesi- ah, gizli aşkım, hepsi, bu katıksız düşler, hücremizin parmaklıklarından akan kül ne kadar da biz hala!"
Huzursuzlugun kitabi, seytanin saati adli kitaplarini okudugum portekizin anarşist yazarlarindan. Kendi dunyasini kendisi yaratmistir aslinda anarşizmi kendisine karsi kullanmistir, anarşist ilk once insanin kendisine karsi cikmasidir der.
son birkaç günü bir şiirle özetleyebilen koca yazar. Tütüncü dükkânı isimli şiiri eğer hayatınıza sirayet etmemişse henüz başkası yazmış diye çekiniyorsunuzdur.
hiçbir şey değilim.
hiçbir şey de olmayacağım.
bir şey olmayı istemem.
ancak, dünyanın bütün düşleri var bende.
odamın pencereleri,
kimsenin kim olduğunu bilmediği, milyonlarca
kişiden birinin odasının
(tut ki tanıyorlar, odamı ne bilsinler...)
devamlı insanların gelip geçtiği bir caddenin
gizemine açılıyorsunuz,
bütün düşüncelere sapa kalan bir caddeye,
gerçek, imkansızca gerçek; kesin, bilinmezcesine
kesin
varlıkların ve kayaların altındaki şeylerin
gizemiyle,
duvarları rutubetlendirip insanların saçlarına
aklar düşüren ölümle,
hiçlik yolunda her şeyin katarını süren kaderle.
gerçeği öğrenmiş gibi yıkıldım bugün.
ölmek üzereymiş gibi aydınlandım bugün.
ve bu eve, caddenin bu yanına dönmek üzere
el sallamaktan daha fazla
bir yakınlık duymamıştım eşyalara.
bu bina ve caddenin bu yanı, sıra sıra vagon olur,
kalkış düdüğüyle
kafamın içinde döne döne,
ve bu gidiş sinirlerimi gerer, çıtırdatır
kemiklerimi.
bugün şaşkınım, düşünmüş taşınmış ve unutmuş
biri gibi.
caddenin karşısındaki tütüncü dükkanının
dış gerçekliği
ve her şeyin bir rüya olduğuna dair hislerimin
iç gerçekliğiyle duyduğum sadakat arasında
kaldım bugün.
çuvalladım her şeyde.
hedefsiz olduğum için, belki de, hiçliğe
yuvarlandım,
evin arka camından kaçarak fırlatıp attım
bana sundukları eğitimi.
kırlara çıktım da büyük umutlarla:
bütün bulduğum çimenler ve ağaçlardı,
insanlarsa diğerleriyle aynı.
gerisin geri camdan içeri girdim, bir sandalyeye
oturdum.
ne düşünmeliydim?
ne olduğumu bilmeyen ben, ne olacağımı
nereden bilirim?
düşündüğüm olmak mı? ama ben çok şey olmayı
düşünüyorum!
aynı şey olmayı düşünen öyle çok kişi var ki,
hepimiz birden olamayız.
dahi mi?! şu anda yüz binlerce beyin, benim gibi,
bir dahi olduğunu hayal ediyor,
ve muhtemelen tarih birini bile kaydetmeyecek.
hayali fetihleri bir gübre yığınından başka bir şey
olmayacak.
hayır, kendime inanmıyorum.
bütün tımarhaneler kesin yargı sahibi delilerle
dolu!
ya ben? hiçbir kesin yargısı olmayan, onlardan
daha mı az, daha mı çok haklıyım?
hayır, ben bile...
şu anda kaç tavan arasında veya başka katında
dünyanın,
hayal kuran, kendisi olduğuna inanmış ne dahiler
var, bilsen!
nice kibirli, soylu ve pırıltılı hedefler var ki
-evet, gerçekten kibirli, soylu ve pırıltılı
ve belki de ulaşılabilir-
bir nebze olsun gerçek gün ışığı göremeyecek ve
onlara
kulak verecek birini bulamayacaklar.
onu fethetmeye doğanlar içindir dünya,
haklı olsalar bile fethetmeyi hayal edenler için
değil.
napalyon'dan daha fazlasını yaptım düşlerimde.
isa'dan daha fazla insanlık sığdırdım fani
göğsüme.
kant'ın bir kere olsun kaleme almadığı felsefeler
kurdum gizlice.
ne var ki ben tavan arasındaki adamım ve belki de
hep böyle olacağım;
ben hep kerameti kendinde biri olacağım;
ben hep kapısız duvarların kapılarının yüzüne
kapanmasını bekleyen biri olacağım,
sonsuzluğun şarkısını bir tavuk kümesinde
çığıran ve tanrı'nın sesini kapatılmış bir
kuyuda duyan.
bana güvenmek mi? aman, hayır, kalsın orada.
savur doğa ateşler içindeki başıma
güneşini, yağmurunu, saçıma dolanan rüzgarını,
geriye kalanlar da gelsin gelirse; gelmeleri
gerekiyorsa, veyahut gelmesinler.
yıldızların hasta kalpli kökleri,
bir an önce kalkalım da yataklarımızdan
fethedelim bütün dünyayı,
uyanalım ki belirsizdir o,
kalkalım ki yabancıdır o,
terk edelim evi ki bütün yeryüzüdür o,
dahası güneş sistemi,samanyolu ve sonsuzluk.
(çikolata ye, küçük kız;
çikolata ye!
gör, şu dünyada daha farklı bir metafizik yok
çikolatadan başka.
gör, bütün dinlerin öğrettikleri de farklı değil
şekerci dükkanının öğrettiklerinden.
ye, küçük pasaklı, ye!
böyle hakikatli çikolata yiyebilir miyim ben de
senin gibi?
ama düşünüyorum da, gümüş kağıdı
kaldırdığımda kalay yaprağı sadece
geriye kalan.
her şeyi atıyorum yere, tıpkı hayatımı attığım
gibi.)
ama en azından bir acı kalıyor geriye o
olmayacağım şeyden,
hızlı kaligrafisi bu dizelerin,
imkansız adına yıkık sütunlar.
en azından gözyaşsız bir aşağılama hediye
ediyorum kendime,
en azından soylu olan kol hareketleriyle attığım
gibi
varlığım olan kirli çamaşırları, liste yok, devam
ediyor nesnelerin seyri,
gömleksiz kalıyorum evde.
(sen, avutucu olan, var olmayan ve bundan
dolayı avutucu olan,
yunan tanrıçası, yaşayan bir heykel gibi
yontulmuş.)
sen, düşünülmeyecek kadar soylu ve çaresiz
roma vatandaşı,
sen, gezgin şarkıcıların tanrıçası, parlıyor
güzelliğin önünde,
sen, onsekizinci yüzyılın markizi, dekolte giysiler
içinde ve uzaklarda,
babamızın zamanından kalma anlı şanlı sokak
kadını,
modern bir şey belki de -bilmiyorum nesin-,
olan biten hepsi bu, sensin ilham verdikçe
verecek!
kalbim boşaltılmış bir çöp kutusu.
insanlar nasıl yalvar yakar olurlarsa ruhlara,
yalvarıyorum öyle
ben de kendime, ve bulamıyorum hiçbir şey.
pencerenin önüne gidiyorum ve görüyorum
caddeyi bir mutlak açıklık gibi.
görüyorum dükkanları, görüyorum kaldırımları,
görüyorum geçip giden arabaları,
görüyorum karşıdan karşıya geçen giysili canlı
varlıkları,
görüyorum herkes gibi var olan köpekleri de,
ve bütün bunlar yük oluyor omuzlarıma bir
sürgün hükmü gibi,
yabancıdır hepsi, her şey gibi.
yaşadım, okudum, sevdim ve hatta inandım,
ne var ki bugün kıskanıyorum her dilenciyi o ben
olmadığı için.
görüyorum her bir paçavrasını, yaraları ve
yalanı,
görüyorum da kendime bakıyorum bir: belki de
sen hiç yaşamadın, hiç okumadın, hiç
sevmedin, hiç inanmadın.
(çünkü gerçekte her şeyi yapmak mümkün
olabilir de olmayabilir de.)
belki de sen sadece kuyruğu koparılan bir
kertenkele gibi var oldun,
kertenkeleden ayrı bir kuyruk olarak sürünüp
duran.
yarattım kendimden hiç bilmeden iyiyi,
ne yapabilirdim kendimden, olmayandan.
yanlış kılıklara büründüm bir zamanlar,
hemen olmadığım biri sandım kendimi
ve bir şey diyemedim, kayboldum.
maskeyi çıkaracağım anda ise yüzüme
yapışmıştı o.
çıkarıp da aynada gördüğümde kendimi
zaten yaşlanmıştım.
sarhoştum, sökemediğim kılığımı nasıl giydiğimi
bilmek de istemiyordum artık.
maskeyi fırlatıp
helada sızdım.
sahibinin şımarttığı bir it gibi.
böylesi daha zararsızdı,
ve ne asil olduğumu kanıtlayacak bu hikayeyi
yazacaktım,
nafile dizelerimin müzikal cevheri
caddenin karşısındaki Tütüncü Dükkanı'ndan
bakmak yerine
sadece kendi yarattığım bir şey gibi size
bakabildiğimdendir,
var olmanın bilinçliliğini ezdiğimde,
ayyaşın tökezlediği halı
ya da çingenelerin çaldığı beş para etmez bir
paspas gibi.
ama işte Tütüncü Dükkanı'nın sahibi kapıya çıktı
öylece duruyor.
cansıkıcı bir boyun eğmişlikle bakarım ona,
yarı yarıya ulaşılmaz bir ruhun sıkıntısıyla
birlikte.
o da ölecek, ben de öleceğim...
o tabelasını bırakacak geride, bense şiirlerimi,
nihayetinde onun da izi kalmayacak, benim
şiirlerimin de.
bunu belirleyen cadde de ölecek en nihayetinde,
neticede şiirlerimi yazdığım dilde.
ardından bu dolanıp duran gezegen de,
bütün bunların hepsi olduktan sonra ölecek!
diğer güneş sistemlerindeki başka gezegenlerde
bize benzer bir şeyler,
şiir gibi bir şeyler yazmaya,
tabela gibi bir şeyin altında hayata devam
edecekler.
mutlaka biri diğeriyle karşılaşır.
daima bir şey diğeri kadar yararsızdır elbette.
imkansız, gerçeklik kadar aptalcadır.
daima iç gizem, yüzeyde uyuyan gizemlilik kadar
gerçektir.
mutlaka bu ya da daima o
ya da ne biri ne de diğeri.
ama Tütüncü Dükkanı'na adamın biri girmiştir
(tütün almaya mı?)
ve makul gerçeklik aniden çarpar beni,
sandalyemden şöyle bir doğrulurum -enerjik,
kati, insanca-
ve bu dizeleri, aksini söylesemde, yazmaya...
bir sigara yakarım onları yazmayı düşünürken
ve o sigarada, bütün o düşündüklerimin
özgürlüğünün tadını alırım.
gözlerim dumanı izler
kendi izimmiş gibi.
ve zevklenirim o hassa ve en uygun anda
tüm düşüncelerden kurtuluş
ve tam hissedilemeyenlerin metafizik
uyanıklığıyla.
şöyle bir kaykılırım sandalyede
tüttürmeyi sürdürerek.
kader izin verdiği sürece
tüttürmeye devam edeceğim.
(şu benim çamaşırcı olan kadının kızıyla
evlenseydim, belki mutlu olacaktım.)
sandalyeden kalkar, pencereye giderim.
adam Tütüncü Dükkanı'ndan çıkmıştır
(bozuklukları mı cebine koymaktadır?)
hah, tanıdım onu: hiç de metafizik olmayan
Esteves bu.
(tütüncü kapıya çıkmıştır.)
ilahi bir dürtü altındaymışcasına
Esteves döner ve beni görür,
bir selam sarkıtır,
ben de "Merhaba Esteves diye bağırırım
ve evren
ümitlerin, ideallerin olmadığı yerine çekilir
ve Tütüncü gülümser.
Fernando PESSOA -Alvaro De CAMPOS imzasıyla.-
çeviri: Adnan ÖZER
kaynak: Fernando PESSOA / 20.Yüzyılın Yalnızı, Everest yayınları
hiçbir şey değilim.
hiçbir şey de olmayacağım.
bir şey olmayı istemem.
ancak, dünyanın bütün düşleri var bende.
odamın pencereleri,
kimsenin kim olduğunu bilmediği, milyonlarca
kişiden birinin odasının
(tut ki tanıyorlar, odamı ne bilsinler...)
devamlı insanların gelip geçtiği bir caddenin
gizemine açılıyorsunuz,
bütün düşüncelere sapa kalan bir caddeye,
gerçek, imkansızca gerçek; kesin, bilinmezcesine
kesin
varlıkların ve kayaların altındaki şeylerin
gizemiyle,
duvarları rutubetlendirip insanların saçlarına
aklar düşüren ölümle,
hiçlik yolunda her şeyin katarını süren kaderle.
gerçeği öğrenmiş gibi yıkıldım bugün.
ölmek üzereymiş gibi aydınlandım bugün.
ve bu eve, caddenin bu yanına dönmek üzere
el sallamaktan daha fazla
bir yakınlık duymamıştım eşyalara.
bu bina ve caddenin bu yanı, sıra sıra vagon olur,
kalkış düdüğüyle
kafamın içinde döne döne,
ve bu gidiş sinirlerimi gerer, çıtırdatır
kemiklerimi.
bugün şaşkınım, düşünmüş taşınmış ve unutmuş
biri gibi.
caddenin karşısındaki tütüncü dükkanının
dış gerçekliği
ve her şeyin bir rüya olduğuna dair hislerimin
iç gerçekliğiyle duyduğum sadakat arasında
kaldım bugün.
çuvalladım her şeyde.
hedefsiz olduğum için, belki de, hiçliğe
yuvarlandım,
evin arka camından kaçarak fırlatıp attım
bana sundukları eğitimi.
kırlara çıktım da büyük umutlarla:
bütün bulduğum çimenler ve ağaçlardı,
insanlarsa diğerleriyle aynı.
gerisin geri camdan içeri girdim, bir sandalyeye
oturdum.
ne düşünmeliydim?
ne olduğumu bilmeyen ben, ne olacağımı
nereden bilirim?
düşündüğüm olmak mı? ama ben çok şey olmayı
düşünüyorum!
aynı şey olmayı düşünen öyle çok kişi var ki,
hepimiz birden olamayız.
dahi mi?! şu anda yüz binlerce beyin, benim gibi,
bir dahi olduğunu hayal ediyor,
ve muhtemelen tarih birini bile kaydetmeyecek.
hayali fetihleri bir gübre yığınından başka bir şey
olmayacak.
hayır, kendime inanmıyorum.
bütün tımarhaneler kesin yargı sahibi delilerle
dolu!
ya ben? hiçbir kesin yargısı olmayan, onlardan
daha mı az, daha mı çok haklıyım?
hayır, ben bile...
şu anda kaç tavan arasında veya başka katında
dünyanın,
hayal kuran, kendisi olduğuna inanmış ne dahiler
var, bilsen!
nice kibirli, soylu ve pırıltılı hedefler var ki
-evet, gerçekten kibirli, soylu ve pırıltılı
ve belki de ulaşılabilir-
bir nebze olsun gerçek gün ışığı göremeyecek ve
onlara
kulak verecek birini bulamayacaklar.
onu fethetmeye doğanlar içindir dünya,
haklı olsalar bile fethetmeyi hayal edenler için
değil.
napalyon'dan daha fazlasını yaptım düşlerimde.
isa'dan daha fazla insanlık sığdırdım fani
göğsüme.
kant'ın bir kere olsun kaleme almadığı felsefeler
kurdum gizlice.
ne var ki ben tavan arasındaki adamım ve belki de
hep böyle olacağım;
ben hep kerameti kendinde biri olacağım;
ben hep kapısız duvarların kapılarının yüzüne
kapanmasını bekleyen biri olacağım,
sonsuzluğun şarkısını bir tavuk kümesinde
çığıran ve tanrı'nın sesini kapatılmış bir
kuyuda duyan.
bana güvenmek mi? aman, hayır, kalsın orada.
savur doğa ateşler içindeki başıma
güneşini, yağmurunu, saçıma dolanan rüzgarını,
geriye kalanlar da gelsin gelirse; gelmeleri
gerekiyorsa, veyahut gelmesinler.
yıldızların hasta kalpli kökleri,
bir an önce kalkalım da yataklarımızdan
fethedelim bütün dünyayı,
uyanalım ki belirsizdir o,
kalkalım ki yabancıdır o,
terk edelim evi ki bütün yeryüzüdür o,
dahası güneş sistemi,samanyolu ve sonsuzluk.
(çikolata ye, küçük kız;
çikolata ye!
gör, şu dünyada daha farklı bir metafizik yok
çikolatadan başka.
gör, bütün dinlerin öğrettikleri de farklı değil
şekerci dükkanının öğrettiklerinden.
ye, küçük pasaklı, ye!
böyle hakikatli çikolata yiyebilir miyim ben de
senin gibi?
ama düşünüyorum da, gümüş kağıdı
kaldırdığımda kalay yaprağı sadece
geriye kalan.
her şeyi atıyorum yere, tıpkı hayatımı attığım
gibi.)
ama en azından bir acı kalıyor geriye o
olmayacağım şeyden,
hızlı kaligrafisi bu dizelerin,
imkansız adına yıkık sütunlar.
en azından gözyaşsız bir aşağılama hediye
ediyorum kendime,
en azından soylu olan kol hareketleriyle attığım
gibi
varlığım olan kirli çamaşırları, liste yok, devam
ediyor nesnelerin seyri,
gömleksiz kalıyorum evde.
(sen, avutucu olan, var olmayan ve bundan
dolayı avutucu olan,
yunan tanrıçası, yaşayan bir heykel gibi
yontulmuş.)
sen, düşünülmeyecek kadar soylu ve çaresiz
roma vatandaşı,
sen, gezgin şarkıcıların tanrıçası, parlıyor
güzelliğin önünde,
sen, onsekizinci yüzyılın markizi, dekolte giysiler
içinde ve uzaklarda,
babamızın zamanından kalma anlı şanlı sokak
kadını,
modern bir şey belki de -bilmiyorum nesin-,
olan biten hepsi bu, sensin ilham verdikçe
verecek!
kalbim boşaltılmış bir çöp kutusu.
insanlar nasıl yalvar yakar olurlarsa ruhlara,
yalvarıyorum öyle
ben de kendime, ve bulamıyorum hiçbir şey.
pencerenin önüne gidiyorum ve görüyorum
caddeyi bir mutlak açıklık gibi.
görüyorum dükkanları, görüyorum kaldırımları,
görüyorum geçip giden arabaları,
görüyorum karşıdan karşıya geçen giysili canlı
varlıkları,
görüyorum herkes gibi var olan köpekleri de,
ve bütün bunlar yük oluyor omuzlarıma bir
sürgün hükmü gibi,
yabancıdır hepsi, her şey gibi.
yaşadım, okudum, sevdim ve hatta inandım,
ne var ki bugün kıskanıyorum her dilenciyi o ben
olmadığı için.
görüyorum her bir paçavrasını, yaraları ve
yalanı,
görüyorum da kendime bakıyorum bir: belki de
sen hiç yaşamadın, hiç okumadın, hiç
sevmedin, hiç inanmadın.
(çünkü gerçekte her şeyi yapmak mümkün
olabilir de olmayabilir de.)
belki de sen sadece kuyruğu koparılan bir
kertenkele gibi var oldun,
kertenkeleden ayrı bir kuyruk olarak sürünüp
duran.
yarattım kendimden hiç bilmeden iyiyi,
ne yapabilirdim kendimden, olmayandan.
yanlış kılıklara büründüm bir zamanlar,
hemen olmadığım biri sandım kendimi
ve bir şey diyemedim, kayboldum.
maskeyi çıkaracağım anda ise yüzüme
yapışmıştı o.
çıkarıp da aynada gördüğümde kendimi
zaten yaşlanmıştım.
sarhoştum, sökemediğim kılığımı nasıl giydiğimi
bilmek de istemiyordum artık.
maskeyi fırlatıp
helada sızdım.
sahibinin şımarttığı bir it gibi.
böylesi daha zararsızdı,
ve ne asil olduğumu kanıtlayacak bu hikayeyi
yazacaktım,
nafile dizelerimin müzikal cevheri
caddenin karşısındaki Tütüncü Dükkanı'ndan
bakmak yerine
sadece kendi yarattığım bir şey gibi size
bakabildiğimdendir,
var olmanın bilinçliliğini ezdiğimde,
ayyaşın tökezlediği halı
ya da çingenelerin çaldığı beş para etmez bir
paspas gibi.
ama işte Tütüncü Dükkanı'nın sahibi kapıya çıktı
öylece duruyor.
cansıkıcı bir boyun eğmişlikle bakarım ona,
yarı yarıya ulaşılmaz bir ruhun sıkıntısıyla
birlikte.
o da ölecek, ben de öleceğim...
o tabelasını bırakacak geride, bense şiirlerimi,
nihayetinde onun da izi kalmayacak, benim
şiirlerimin de.
bunu belirleyen cadde de ölecek en nihayetinde,
neticede şiirlerimi yazdığım dilde.
ardından bu dolanıp duran gezegen de,
bütün bunların hepsi olduktan sonra ölecek!
diğer güneş sistemlerindeki başka gezegenlerde
bize benzer bir şeyler,
şiir gibi bir şeyler yazmaya,
tabela gibi bir şeyin altında hayata devam
edecekler.
mutlaka biri diğeriyle karşılaşır.
daima bir şey diğeri kadar yararsızdır elbette.
imkansız, gerçeklik kadar aptalcadır.
daima iç gizem, yüzeyde uyuyan gizemlilik kadar
gerçektir.
mutlaka bu ya da daima o
ya da ne biri ne de diğeri.
ama Tütüncü Dükkanı'na adamın biri girmiştir
(tütün almaya mı?)
ve makul gerçeklik aniden çarpar beni,
sandalyemden şöyle bir doğrulurum -enerjik,
kati, insanca-
ve bu dizeleri, aksini söylesemde, yazmaya...
bir sigara yakarım onları yazmayı düşünürken
ve o sigarada, bütün o düşündüklerimin
özgürlüğünün tadını alırım.
gözlerim dumanı izler
kendi izimmiş gibi.
ve zevklenirim o hassa ve en uygun anda
tüm düşüncelerden kurtuluş
ve tam hissedilemeyenlerin metafizik
uyanıklığıyla.
şöyle bir kaykılırım sandalyede
tüttürmeyi sürdürerek.
kader izin verdiği sürece
tüttürmeye devam edeceğim.
(şu benim çamaşırcı olan kadının kızıyla
evlenseydim, belki mutlu olacaktım.)
sandalyeden kalkar, pencereye giderim.
adam Tütüncü Dükkanı'ndan çıkmıştır
(bozuklukları mı cebine koymaktadır?)
hah, tanıdım onu: hiç de metafizik olmayan
Esteves bu.
(tütüncü kapıya çıkmıştır.)
ilahi bir dürtü altındaymışcasına
Esteves döner ve beni görür,
bir selam sarkıtır,
ben de "Merhaba Esteves diye bağırırım
ve evren
ümitlerin, ideallerin olmadığı yerine çekilir
ve Tütüncü gülümser.
Fernando PESSOA -Alvaro De CAMPOS imzasıyla.-
çeviri: Adnan ÖZER
kaynak: Fernando PESSOA / 20.Yüzyılın Yalnızı, Everest yayınları
ikinci el kitabevinden Anarşis Banker ve Şeytanın Saati'nin birleşimi olan kitabını 2.5 liraya almış olduğum Portekizli yazar.
Umarım pişman olmam okuduğuma.
Umarım pişman olmam okuduğuma.
yazmanın yetmeyip kendi kendinin kurgusu haline gelmenin yazarı. Pessoa pek çok yazar kişiliği, kimliği altında yazmıştır. Bunu yapmasındaki neden kanımca artık yazmanın kurgusallığının yetmeyip kendi kendini kurgulamaya, yaratmaya özlem duymaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar