bugün
- beşiktaş 6 atınca anlık fenerbahçeliler3
- savaş çıksa en önden kaçacak ekip19
- öyle bir sevişmek ki yatağın ağlaması4
- evlenecek kız kalmaması11
- 1 eylül dünya barış günü2
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı24
- sevgili varken sarışın bir rus kızıyla karşılaşmak3
- anya4
- siyahi arkadaşla ankarada eve çıkmak2
- hangi yazarı on üzerinden kaç seviyorsunuz24
- 2026 eylül ayı nasıl geçecek2
- bu saatte uyanan insanın amacı2
- sarapci koala75
- türk'ün olduğu her yerde kürt olması18
- kadınınızı çalıştırır mısınız8
- sözlükte bir şeylerin eksik olması10
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı33
- türk kızı9
- seri eksici ezik11
- gocu31
- kocasını seven külotsuz yatar4
- sikerim siyasetini deyip aşk konuşmak6
- pozitif karmaya sahip olanların biraz şey olması7
- koşun koşun havadis var7
- 31 ağustos 2026 beşiktaş çorum maçı5
- aktrollerin akp'yi hiç eleştirmemesi14
- bir yazarın profiline girip entrylerini okumak6
- seri eksici ibne4
- geceye bir kadın yalanı bırak4
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası14
- türk seküler devrimi11
- müzik eşliğinde sevişmek2
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan36
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- simko38
- yokuş yukarı arabayı geri kaçıran erkek10
- bu koyden olsam ne olacak20
- sırrı süreyya önder7
- s'i l v'e r m'i s t13
- renault 9 broadway6
- çanakkale savaşındaki dervişler4
- zorunlu eğitim19
- anın görüntüsü19
- açık oy4
- erkekler için mutlu evliliğin sırları7
- cin görmüş yazarlar8
- tarık akan4
- kürtler8
- dinlerin yalan olması17
- kürt faşisti5
60 yıldır bu ülkeyi perişan eden sağ iktidarların elindeki tek kozdur.
manevi, hissiyatla ve kişinin iç dünyasıyla alakalı olduğu birçok insanca kabul edilemeyen, neredeyse dünyevi herşeye alet edilen, sömürülüp kullanılan olgu.
bizi biz eden, sarıp sarmalayan, kalıba sokan, öze yaklaştıran, afyon etkili.
Din-ler şuurdan yoksun akılların,doğaüstü güçlerin analizini toplumsallaştırılmış kurumlarıyla bilinçten yoksun toplumlarda yoz kalmış kitlere servis eden ve imanla hükmünü süren inanış,inanışlar.
-yaygın bir tür ruh hastalığı-
yaradılışı bakımından fazla zekaya sahip insan canlısı düşünebilme yetisinden dolayı bir çok durumu olayı ya da herhangi bir şeyi sorgular bu sorgulama topluluk halinde yaşayan insanları kaosa sürükleyebileceğinden bütün insanlar ya da en azından çoğu insan için herkesin mutlu olacağı kurallar gerekir esasında cezai yaptırımlar çok etkili olamadığından korkuya yönelik bir unsurla koasa gidişi engellemek gerekir burada da din devreye girer. din aslında; insanların elle tutamadığı gözle göremediği bir kavram'a körü körüne bağlanması durumuna gelmiştir günümüzde. elbet bu bir güç yok demek değildir fakat varlığı kanıtlanamaz. evet dini yaptırımlar korkuya yöneliktir zaten insanları zaptetmenin de tek yolu korkudur. dinine bağlı insanların büyük bir kısmı dine karşı gelirse cehennemde sonsuz bir azap çekeceğini düşündüğünden kötü yola sapmaz.
bilmiyorum bence din yerine, kurallar ve yaşayış ilkeleri bütünü demek daha mantıklı ve akla yatkındır kanımca.
bir de alıntı yapayım o zaman;
karl marx: din toplumların afyonudur. şöyle bir düşününce doğru söylemiş aslında marx !
bir de alıntı yapayım o zaman;
karl marx: din toplumların afyonudur. şöyle bir düşününce doğru söylemiş aslında marx !
kaostur.
medeniyetleri savaşa sürükleyen en büyük etkenlerden bir tanesidir.
âlemlere rahmet diye gönderilen(!) kimi peygamberlere sahiptir. ne var ki rahmet diye gönderilenlerin(!) peşinden gidenlere ancak rahmet okunmuştur. sanırım rahmetten kasıt budur...
(bkz: din savaşları)
(bkz: din savaşları)
yaşam biçimidir, din.
bugün bir cinayet daha işlemiştir.
"eğer ben dünya ve mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir engizisyon yargıcıyla bir randevu alınırdı."
bertrand russell
.
"organize dinlerin, açık düşmanlığımızı haketmesinin nedeni şudur ki, russell'ın çaydanlığına olan bir inancın aksine, din güçlüdür, etkilidir, vergiden muaftır ve kendini korumaktan aciz küçük çocuklara sistematik biçimde aşılanır. çocuklar gelişim yıllarını çaydanlıklar hakkında manyakça kitaplar ezberleyerek harcamaya zorlanmazlar. devletin okulları, anababaları yanlış biçimdeki çaydanlıklara inanmayı tercih eden çocukları okul sisteminin dışında tutmaz. çaydanlığa inananlar, çaydanlığa inanmayanları ya da çaydanlık kâfirlerini veya çaydanlık sapkınlarını hatta çaydanlığı inkar edenleri ölümüne taşlamaz. anneler çocuklarını, bir değil de üç çaydanlığa inanan çaydanlık-gâvuru eşlerle evlenmemeleri için uyarmaz. önce sütü koyanlar, önce çayı koyanların dizlerini parçalamaz."
richard dawkins
bertrand russell
.
"organize dinlerin, açık düşmanlığımızı haketmesinin nedeni şudur ki, russell'ın çaydanlığına olan bir inancın aksine, din güçlüdür, etkilidir, vergiden muaftır ve kendini korumaktan aciz küçük çocuklara sistematik biçimde aşılanır. çocuklar gelişim yıllarını çaydanlıklar hakkında manyakça kitaplar ezberleyerek harcamaya zorlanmazlar. devletin okulları, anababaları yanlış biçimdeki çaydanlıklara inanmayı tercih eden çocukları okul sisteminin dışında tutmaz. çaydanlığa inananlar, çaydanlığa inanmayanları ya da çaydanlık kâfirlerini veya çaydanlık sapkınlarını hatta çaydanlığı inkar edenleri ölümüne taşlamaz. anneler çocuklarını, bir değil de üç çaydanlığa inanan çaydanlık-gâvuru eşlerle evlenmemeleri için uyarmaz. önce sütü koyanlar, önce çayı koyanların dizlerini parçalamaz."
richard dawkins
din afyondur. itiraz istemem.
sorgulanamaz.
engels'in formülüne göre din insanların sınırlı, kısıtlı anlayışlarından doğmuştur. ne bakımdan sınırlı? bir yandan, ilkel insanların hasım ve anlaşılmaz bir tabiat karşısındaki hemen hemen tam güçsüzlüğüyle; öte yandan, anlamadıkları ve onlara ulu bir iradenin ifadesi gibi gelen bir topluma körü körüne bağımlılıklarıyla sınırlı... ve böylece, açıklanamz ve salt egemen, tabiatın ve toplumun efendisi varlıklar olan tanrılar, insanların tabiat ve toplum karşısındaki nesnel güçsüzlüklerinin öznel yansısı oldular.
alıntı: felsefenin temel ilkeleri *
alıntı: felsefenin temel ilkeleri *
güzel ahlaktır.
bazılarının kendi menfaatleri doğrultusunda uydurduğu, karşı gelinemez bir yere koyduğu ve bu sayede gücü her zaman elinde bulundurmaya yarayan kurallar bütünü.
kişisel bir duyguyu barındırır. (alışıldık "din" algısını bir yana bırak, sen ona başkalarının cümleleriyle kâni oldun.)
ibadetlerin öğrenilmiş, duaların bağımlı değişiyor. mesela nathan söderblom'da öyle değil, bize pek benzemiyor ve diyor ki iki adet ayırt edici işaret vardır, ki bunlar herhangi bir otantik dini tespit ederken işimize en fazla yarayacak olanlardır, nelerdir:
birincisi kutsala olan saygı, ikincisi de bu saygıdan kaynaklanan mutlak mecburiyet hissi.
ivmelensin.
dini duygu bireyselleştirilebilmiş bir algı aralığını teskif ediyor, (m.ö. 400'lerde hipokrat melankoliyi kara safrana bağlamıştı, ağlamanız inandırıcı değil) duygunun derinleştirilmesiyle insanlık için önce bireysel, sonra doğal olarak toplumsal bir müstakbel yol keşfi mümkün olabilir diyen schleiermacher'i, "hayır!" diye azarlayarak öteliyor ya marx. marx hadisenin maddî tarafına öylesine takık ki, hayat şartlarının düzeltilmesinin ardından bu mucbir bağımlılık duygusunun ister istemez lağvedileceğini ve bu maddî yokluklardan, imkansızlıklardan, zorluklardan doğmuş fiktif yapının [dinin] kaybolma noktasına varacağını düşünüyor. apolojetik, yani savunmacı, yani korumacı ve aynı zamanda cathartique birtakım fikirler atılıyor ortaya: alfred ritschl'nin etik, ahlâki bir paye biçtiği bu dini düşünce hadisesi otto pfleiderer'de evrensel bir tanrı fikri olarak vuku buluyor. tüm beşeriyet için müşterek olduğunu savladığı tanrı olgusunun hiçbir sosyal, dinî grubu tekeline alınamayacağını savlayan otto abimizin ertesinde ernest troeltsch buyuruyor: insandan fıtrî olarak bulunan bir mutlak yahut ilahî varlık duygusundan çıkardığı "dinî a priori" ile kant'ın ayak izlerini izlediğini söylüyor. herkesin ortak kullanım cihetine dahil bu a priori troeltsch'e göre tarihî dinlerin gelişiminin en önemli motoru, gazlayıcısı. bu kant + schleiermacher + troeltsch harmanı dinî duygu adamı rudolf otto ise numineux'un kutsal'ına varıyor. metafiziğin duygusal kategorisine. belki de esas öze. yanisi mi? yanisi ortak dinî zeminlere geçiş sağlayan objektif bir gereklilik olarak görmeye başlıyor dini. kutsal'ı ise profandan tamamen farklı bir "bambaşka" olarak adlandırıp içselleştiriyor. kendince özümsüyor, algıladığınca temenna ediyor.
- ben allah'a inanmıyorum, din desen toplu bir saçmalama şekli.
- ben de hıdırellez'e inanmıyorum, hele ahırkapı toplu bir saçmalama şekli.
- ee?
ee'si ne?
din bira içmekse, dini duygu o birayı soğuk içmektir. tercihimse sulandırılmamış, depozitosuz, şişe.
ibadetlerin öğrenilmiş, duaların bağımlı değişiyor. mesela nathan söderblom'da öyle değil, bize pek benzemiyor ve diyor ki iki adet ayırt edici işaret vardır, ki bunlar herhangi bir otantik dini tespit ederken işimize en fazla yarayacak olanlardır, nelerdir:
birincisi kutsala olan saygı, ikincisi de bu saygıdan kaynaklanan mutlak mecburiyet hissi.
ivmelensin.
dini duygu bireyselleştirilebilmiş bir algı aralığını teskif ediyor, (m.ö. 400'lerde hipokrat melankoliyi kara safrana bağlamıştı, ağlamanız inandırıcı değil) duygunun derinleştirilmesiyle insanlık için önce bireysel, sonra doğal olarak toplumsal bir müstakbel yol keşfi mümkün olabilir diyen schleiermacher'i, "hayır!" diye azarlayarak öteliyor ya marx. marx hadisenin maddî tarafına öylesine takık ki, hayat şartlarının düzeltilmesinin ardından bu mucbir bağımlılık duygusunun ister istemez lağvedileceğini ve bu maddî yokluklardan, imkansızlıklardan, zorluklardan doğmuş fiktif yapının [dinin] kaybolma noktasına varacağını düşünüyor. apolojetik, yani savunmacı, yani korumacı ve aynı zamanda cathartique birtakım fikirler atılıyor ortaya: alfred ritschl'nin etik, ahlâki bir paye biçtiği bu dini düşünce hadisesi otto pfleiderer'de evrensel bir tanrı fikri olarak vuku buluyor. tüm beşeriyet için müşterek olduğunu savladığı tanrı olgusunun hiçbir sosyal, dinî grubu tekeline alınamayacağını savlayan otto abimizin ertesinde ernest troeltsch buyuruyor: insandan fıtrî olarak bulunan bir mutlak yahut ilahî varlık duygusundan çıkardığı "dinî a priori" ile kant'ın ayak izlerini izlediğini söylüyor. herkesin ortak kullanım cihetine dahil bu a priori troeltsch'e göre tarihî dinlerin gelişiminin en önemli motoru, gazlayıcısı. bu kant + schleiermacher + troeltsch harmanı dinî duygu adamı rudolf otto ise numineux'un kutsal'ına varıyor. metafiziğin duygusal kategorisine. belki de esas öze. yanisi mi? yanisi ortak dinî zeminlere geçiş sağlayan objektif bir gereklilik olarak görmeye başlıyor dini. kutsal'ı ise profandan tamamen farklı bir "bambaşka" olarak adlandırıp içselleştiriyor. kendince özümsüyor, algıladığınca temenna ediyor.
- ben allah'a inanmıyorum, din desen toplu bir saçmalama şekli.
- ben de hıdırellez'e inanmıyorum, hele ahırkapı toplu bir saçmalama şekli.
- ee?
ee'si ne?
din bira içmekse, dini duygu o birayı soğuk içmektir. tercihimse sulandırılmamış, depozitosuz, şişe.
herkes anne, babası ve öğretmeninden, arkadaşlarından; bunların da kendi anne, baba ve öğretmenlerinden almış oldukları itikattır.
stendhal amcaya göre dinler; çoğunluğun korkusu ve azınlığın kurnazlığı üzerine kurulmuştur.
(bkz: en önemli icat)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar