bugün

/24
2 seneye yakın bir süredir benimsediğim inançtır. Bir tanrının yarattığı küçük canlılar arasında yarışma düzenleyecek olduğunu düşünmüyorum.

Ama şu an evrendeki enerji neden varsa ona sebebiyet olan "şey" benim gözümde tanrıdır.
Artık aklı olan bir varlık mı yoksa bir madde mi bilmiyorum.
dini sömürenlere kızıp, tanrı'ya küsmektir karşılığı türkiye'de okursanız kur-an'ı sermayesi din olanın sonu son derece açık.
görsel
Gericiler, yobazlar ve Kuranda saçmalıklar yüzünden benimsediğim inançsal akım.
Bazen de sinirli olduğum zaman yaratıcıya küfür ettiğim oluyor. Anlamadım, beyin error verdi.
tanrının var olduğunu kabul eden ama dinleri kabul etmeyen inanç sistemi. sanırım insanlar tanrının neden umrunda olsunlar ki diye düşünüyorlar. başka türlü bir mantıklı açıklaması yok.
bence en mantıklısı.
asla bir kemalizm değildir.
-birileri tanrı ölmüş diyorlar.

-allah rahmet eylesin.
KENDiNE ŞU SORUYU SOR :ateist olmadan önce kur'an'ı okumamin sebebi açıklarını bulmaya çalışıp aslında önceden kafamda bitirdiğim bir şeye delil arama amaci miydi? KU'RaN'I TAMAMEN OKUDUM MU? NEYSE BY.
Her bir toplum içinde, 'ALLAH'a kulluk edin ve putperestlikten sakının,' diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimine ALLAH yol gösterdi, kimi de sapıklıkta kalmağa mahkum oldu. Yeryüzünü dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna dikkat edin. / NAHL36
ÇARPITMALAR, iFTiRALAR VE CAHiLLiK GÖRDÜM SANKi. MESELA 1 TANE ELEŞTiRiNE CEVAP VEREYiM: http://www.ebilge.com/395...et_eder_mi_Nedeni_ne.html http://www.uzmantv.com/ay...etleri-nasil-takip-edilir
islam açısından değerlendirdiğinizde peygamberi inkar etmekle ateizme çıkan kapıdır.
ateizmle bence çok yakın olan evren-yaraatılış sualine verilen yanıtlardan biridir.

ateizm düşündüğümüz gibi görünür meydanda belli "bir" tanrı olgusunu kabul etmez. deistlerin çoğunluğu da zaten o tanrı kavramını pek sevmezler. sonuçta kavramlar tanrı ve insan için aynı değildir. boyutlar değişiktir. tanrıya insani özellikle vermek saçmadır.
Bir zamanlar cidden mantıklı geliyordu aynı zamanda dini bütün biri olmaya da çalışıyordum. Birgün "şeytan da allah yok demedi sadece ona secde etmedi" diye bir yazı okudum, ulan deizmi anımsattı bana bu yazı o günden beri fikirlerimle dahi yaklaşmamaya özen gösteriyorum.
Yalnızca tanrının varlığına ve birliğine inanıp, kutsal sayilan -ya da gerçekten kutsal olan- kitaplara inanmayan görüş. Bir nevi din.
(bkz: deizme en yakın dinin islam olması)

(bkz: yaşar nuri öztürk)

(bkz: insanlığın kurtuluşu deizm sayesinde olacaktır)
Şişman değilim kemiklerim iri demenin ideolojik bir biçimidir.
Filozoflar değişme ve değişmezlik konusu üzerinde dururken,
çoğu zaman konuyu birlik ve çokluk tartışmasını da içine alacak ölçüde
genişletmiş ve değişmezlik ile birlik, değişme ile de çokluk arasında sıkı
bir ilişki görmüşlerdir7. Meselâ, Plotinos (204-270) ilk varlık adını
verdiği Bir’den evreni oluşturan varlıkların çıkışını anlatırken, Bir’in her
türlü değişmeden uzak bir varlık olduğunu söylemekte, değişmeyi ise
O’ndan çıkan varlıkların çokluğu ile başlatmaktadır8. Bu ayırımda,
gerçeklik olarak nitelendirilme noktasında, bir ve değişmez olanın
çokluk ve değişme içinde olan karşısındaki önceliği açıktır.
Buraya kadar Yunan filozoflarından bazılarının değişme ve
değişmezlikle ilgili görüşlerini ele aldık ve gördük ki, Herakleitos’un
dışında kalan filozofların pek çoğu değişmezliği en üst derecedeki
gerçekliğin ayrılmaz bir vasfı olarak görmektedir. En üst derecede
gerçek olan varlık mutlak yetkinliğe sahiptir; mutlak yetkinlik ise elde
edilebilir olan her şeye sahip olmak demektir. Bu durumda, en üst
derecede gerçek olan varlığın herhangi bir kaynaktan bir şey alması,
dolayısıyla da değişmesi sözkonusu olamaz.
Yunan filozoflarının gerçeklik ve değişmezlik arasında kurduğu bu
özdeşliğin, Hristiyan ve islâm kültüründe yetişen teist filozoflar üzerinde
derin etkileri olmuştur. Bu filozoflar, Tanrı’yı en üst derecede kemâl
sahibi bir varlık olarak kabul ettikleri için, Yunan filozoflarının mutlak
gerçekliğe atfettikleri değişmezliği kendi inandıkları Tanrı’ya da
atfetmekte bir an bile tereddüt etmemişlerdir.
Yunan felsefesi ile Hristiyanlık arasında etkisi günümüze kadar
devam etmiş olan ilk karşılaşma, Hristiyan ilâhiyatının kurucularının
başında gelen St. Augustine’in (354-430) Plotinos’un “Enneadlar”ını
okumasıyla başlamıştır. Augustine bu eserde yalnız Plotinos’un
felsefesini değil, Platon, Aristoteles ve Stoalıların bir sentezini de
bulmuştur9. Felsefe ile Hristiyanlığın uygunluğunu gösterme
konusunda büyük çaba harcayan Augustine, Hristiyanlığın Tanrı’sını
felsefe diliyle anlatma yolunu seçince, Yunan düşüncesinin gerçeklik ile
değişmezlik arasında kurduğu özdeşliği, Tanrı ile değişmezlik arasında
kurmakta bir sakınca görmemiştir. Augustine’e göre Tanrı en
mükemmel varlıktır; bu nedenle O’nun değişmesi düşünülemez:
“Değişme içinde olan bir varlık kendi varlığını muhafaza edemez.
Değişmeye maruz bulunan şey, gerçekte hiç değişmemiş olsa bile, sahip
olduğu varlığını kaybedebilir. Bu nedenle, en gerçek anlamda ( in the
truest sense) varlık olarak adlandırılacak şeyin yalnız değişmeyen değil,
hiçbir şekilde değişemez olduğu da kabul edilmelidir
Tanrı yaratmış ama gerisine karışmıyor diyen inanış biçimi.
#400. Entry bakılırsa mantıklı bir inanç.
sahip olduğum inanç.
"ne şiş yansın ne kebap." tarzı felsefesi olanların dahil olduğu topluluk.

bilimsel midir? hayır tabi ki.
Bir ateist olarak islamdan daha saçma bulduğum goruş. Bir yaratıcı var diyorsun ve çekip gitti diyorsun ya da müdahale etmiyor diyorsun. Bu kadar saçma bir şey olabilir mi ya? Madem böyle kusursuz bir düzen yarattın hiç müdahale etmemek için miydi? Amacı yok mu bu düzenin? Yarattı ve çekip gitti oyle mi? Ya da izliyor bizi. Bizim yaptıklarımıza bakıp eğleniyor. Saçma.
Mantıklı olduğu için...
Öncelikle ateizme giden yol falan değildir. Din merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağ'da hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temellendirilmesi olarak belirtilir. yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır; bu ideale göre, aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır ve bu kültür sonsuz bir şekilde ilerlemelidir. Böylece ilerleme ideali, insanın geleneğin köleliğinden kurtularak sürekli mutluluk ve özgürlük yolunda gelişeceği düşüncesine dayandırılır. Deizmin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17. yüzyıl felsefesinin ortaya koyduğu ilkelerdir. Rönesanstan itibaren düşüncenin tarihsel otoritelerden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneyime dayanmaya başlaması sözkonusudur. 17. yüzyıl da bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış, rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünsel temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş olan bir yönelimdir.

18. yüzyıl felsefesinde bir yanda rasyonalizmin öte yandan empirizmin güçlenmesi ve bunlardan meydana gelen teorik sorunların yeni bir takım sentezlerle aşılmaya çalışılması sözkonu olacaktır. deizm, aklın ışığında felsefenin de yepyeni bir etkileyicilikle ortaya çıkışına, yaygınlaşmasına, yeni sentezlerle sistematikleştirilmesine etki etmiştir. Bu bakımdan "felsefe dini" denmesi de söz konusudur.
© copyright 2005 - 2026