bugün
- naber lan hayatsızlar4
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri10
- iyi geceler arkadaşlar4
- sözlük erkeklerinin biraz şey olması9
- klasik müziğe gıygıy diyen kezo4
- sözlük yazarlarının sevdiği uyku pozisyonları7
- sözlükten birisi evlense de halay çeksek5
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek11
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi10
- pantolonları çıkarın geceyi burada geçiriyoruz6
- kabak tatlısını sevenler15
- sigara içelim mi5
- kış gelince sigarayı bırakmak5
- otel odasında intihar etmek6
- 48 saat uyumamak2
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz24
- başlık arama çubuğunun çalışmaması3
- 8 kasım 2026 atletico madrid barcelona maçı2
- kızgın yağ yanığı4
- kaplan dayı tokat manyağı3
- ısparta terörizmle mücadele komutanlığı3
- alt haşortmanı4
- durkheimın intihar teorisi10
- kitap önerisi4
- panama da kaybolan hollandalı kızlar4
- erkeksi bayan buse'nin melek mosso'ya benzemesi5
- erecto min karaağaç al tahtalı kave2
- ismet ibni karaağa vel harem pipigittievi2
- 8 kasım 2026 beşiktaş gençlerbirliği maçı4
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- geceleri aynaya bakıp tipini sikim diyerek yatmak3
- karl marxı adam smith ile sevişirken yakalamak3
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- fingirdek sözlük erkeği6
- sözlük yazarlarının gazları3
- rafet el roman3
- geceyi daha çok sevme nedenleri4
- gençliğimizi trolleyen isimler2
- isveçli birine açıklanamayacak olaylar2
- hizmetçiliğini yaptığı iş adamı öz babası çıktı5
- taksim delisi cenk7
- sözlüklerde gezinen erkekler namusuz diyen yazar4
- tren5
- anın görüntüsü25
- okan yalabık'ın son hali5
- traveler'ın gizli gey olma ihtimali5
- sokak ortasında durduk yere yarrak diye bağırmak5
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- kalkar kalkmaz sigara içmek2
Dilbilimle ilgili bazı temel yapıtları da Türkçeye kazandıran , yerli ve yabancı dergilerde birçok makalesi yayımlandı. Fransız Akademik Palmiye Nişanı’nın “şövalyelik” sahibiydi.(d.1934, istanbul – ö.1989, istanbul)
bilgi birikimine ve eserlerine saygı duymakla birlikte, hepimizin ortak malı olan dilimize getirdiği yaklaşımı eleştirmek istediğim bir dil bilimi uzmanı.
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com