bugün
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi5
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- iskilipli atıf hoca8
- millette manyak para var21
- handjob3
- anın görüntüsü32
- zenci uşağın aniden içeri girmesi5
- nar tanelemek5
- yere düşen araba anahtarı3
- neden herkes sabah erken kalkmayı erdem sanıyor3
- koltukaltını maymun gibi kaşımak3
- nar2
- erken uyanmak4
- quentin tarantino nun en iyi filmi3
- papatya çayı içen erkek11
- boşandığı eşine araba alan adam7
- kardeşlik2
- sözlük kürdü54
- tbmm de sanayi ve teknoloji bakanlığı bütçesi3
- kezoya baştan aşağı hayır duaları yağdırmak2
- kuzey buz denizi3
- birader de biraderilyö3
- 6 yaşındaki kızını satan anne10
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- cadılar bayramı kutlamayan geri zekalılar13
- insan olmaya çeyrek kala tarzı entry girmek10
- çaykur'un türk çayı ibaresini kaldırması13
- platon un mağara alegorisi2
- cuckold2
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil14
- 30 liraya satılan tavuk döner13
- ben tevratı da okudum incili de12
- yazılımcının flört edememesi2
- 33 ülkenin stok yapın çağrısı2
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek8
- abd arabuluculuğunda ukrayna rusya müzakereleri2
- ananı mı dinlersin karıyı mı11
- volkswagen passat10
- pankek yiyen erkek6
- yaşıyor musunuz uludağ sözlük7
- traş olmaya üşenmek7
- kale3112'deki 3112'nin anlamı nedir sorunsalı5
- türkiyeli kahvesi8
- ismail kartal19
- evde kalmış 30 yaşında kız22
- osman pamukoğlu14
- 007 tarzı entry girmek4
- sözlükteki kızların bilgisiz olması23
- 20075
bilgi birikimine ve eserlerine saygı duymakla birlikte, hepimizin ortak malı olan dilimize getirdiği yaklaşımı eleştirmek istediğim bir dil bilimi uzmanı.
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
Dilbilimle ilgili bazı temel yapıtları da Türkçeye kazandıran , yerli ve yabancı dergilerde birçok makalesi yayımlandı. Fransız Akademik Palmiye Nişanı’nın “şövalyelik” sahibiydi.(d.1934, istanbul – ö.1989, istanbul)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar