1. .
    birgün gazetesinde karşılaşmalar bölümünde güncel konular üzerine çoğu zaman orta karar arada bir olmuş yazılar kotaran 1973 doğumlu yazar.
    son yazısı bence olmuştur.

    `http://birgun.net/yazi-go...artistler-olmez-1741.html`

    özellikle şu paragraf çok şey anlatıyor çok.

    ''Emrah Serbes'in bahsettiği şu hüzünlü piçlere benziyordu ; ''bizim kuşak'', belki de özel televizyon değil de TRT çocuğu olmak bizi hüzünlü yapmıştı kim bilir, Kara Şimşek dizisi çıkacağı zaman oyuna ara verir, Ahmet Kaya duygusallığıyla sever, Pink Floyd 'la ruhumuzu kanatlandırırdık. Bizden önceki kuşağın hayallerini yaşamaya çalışıp duvara tosladığımız için belki de, felsefe ve şiirde aramıştık hakikatin panzehirini, deneysel ve yeni gördüğümüz her bir şeye çözüm bulma umuduyla sarılarak. Rock müziğin öncelikle bir yaşam tarzı olduğuna inanmıştık, aslında her şey bir yaşam tarzına dönüşebiliyordu bizim için, belki de o yüzden anlamını yitiriyordu çabucak. Das Kapital'i bırak, Hegel'in Tinin Görüngübilimi'ni bile okumaya azmetmiş olsak da, siyasi nedenlerden ya da ekmek parası derdinden, çoğumuz yarım bırakmak zorunda kalmıştı başladığı kitabı, okuduğu okulu, aşkını, hayallerini. Bir taraftan 90'ların karanlığında arkadaşlarımızı kaybetmiş, cezaevine girip çıkmış, hatta tanık olduğumuz şeylerden ötürü geleceğe dair hayaller kurmaktan, hayatta kalmış olmaktan dolayı, o gizli utanç da bırakmamıştı yakamızı. Özcan Alper'in Sonbahar filmini o yüzden başka bir gözle izlemişizdir mesela, filmdeki Yusuf 'a yakılan ağıt, başka türlü sızlatmıştır içimizi.''

    evet, özcan alper'in sonbahar'ını başka bir gözle izlemek. yusuf'un ruh halinin gelgitlerinin dalgaların denize vurmasından beter olması hatta annesiyle iç yakan diyalogsuzluğu ve yusuf'a yakılan iç acıtan ağıt... hemen hepsi aklımızda hatta baş köşeye astığımız afişiyle belleğimizin içinde hayata dair bedel ödeyip ödememe üzerine geleceğe dair kaybolan hayaller ve umutlar üzerine derin düşünceler içerisine girer buluyoruz kendimizi.
    ... bachelorette