bugün
- diyetteyiz uludağ sözlük8
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması12
- ciddi ciddi mehdi gelecek diyen insan9
- kaçak elektrik tüketimi yüzde 94 olan bölge9
- adolf hitlerin adamın dibi olması8
- kürt devleti8
- ukrayna rus savaşını dört yıl sürdüren batı dır6
- sigara içen erkeklerin daha çekici olması17
- ctrlx istesin anında nikahı kıyarım8
- gizemli sözlük yazarları5
- nervio12
- uludağ sözlük gazozu7
- puura10
- velvet44
- puura yetkili olsun kampanyası6
- 7 şişe eker çilekli kefir içmek7
- en merak ettiğin ulu yazarı4
- aşık olmayı bırakmak3
- true yahudi mi10
- ben eskiden birinci nesildim6
- pompeii de eli sikinde taş olan adam5
- buzlu çorba4
- habire1239
- insan olmaya ceyrek kala9
- lezbiyenler kız hakkımızı yiyorlar7
- eşinizi haluk levent'in evine yollar mısınız2
- irfan can kahveci gerard lampard'a dönüşür mü4
- sütyen takılan memenin boğulması2
- buzlu salata yapmak4
- ayran aşı3
- mastürbasyon yapmayı unutmayın10
- yeni parti24
- nick uzunluğu ile zeka arasındaki ters orantı6
- çekingen nazik saygılı erkek sevilir mi sorusu13
- seri gizli artı oy veren meleğin yapay zeka olması4
- arkadaşlar bakar mısınız9
- bruder diamant2
- bisiklet sürmek3
- emekli maaş promosyonu emekli maaşı kadar olsun2
- cumhuriyet halk partisi11
- yunanda sıcaktan motor kurye ve inşaatların yasağı3
- fake hesapların sahibi6
- bir yazara uzaktan aşık olmak5
- sol frame'in sözlük içi başlıklarla dolması4
- eğer gerçekten mehdi varsa o da atatürk tür4
- bir kızdan kibarca nasıl domalmş fotoğrafı istenir7
- true vs yagmurcu12
- true nefreti6
- ctrlx vs velvet4
- samsun yazısının önünde fotoğraf çektirmek3
sirf birine asik oldugum icin, anlami cok daha farkli olan duygu.
acıyı aşk sanmışız. aşk kıymet bilende güzel.
inancımızı yitirdiğimiz...
Sonuna kadar okumanız ve bilmeniz gereken mukaddes mi mukaddes bir aşk hikayesi yazıyorum...
Yine o belalı uhud'da sonsuzluk nebisi'nin bir dişi şehid edilmişti. Bunu duyan veysel karanî elini ağzına atarak:
- acaba benim efendim cenab-ı muhammed'in hangi dişini kırdılar? Bu mu, yoksa şu mu? Diyerek ağzındaki bütün dişlerini kendi eliyle kırıp döktü... ve annesinden izin alıp tâ yemen çöllerinden medine'nin yolunu tuttu...
Bitmek tükenmek bilmeyen kum denizini tek başına aşarak cenâb-ı mustafa'ya gidiyordu... gökte güneş, yerde fokur fokur kaynayan kumlar, sivri kayaların akrep dişleri, kuytularda canavar homurtular onu yıldırmıyordu...
Veysel karanî (r.a) kâbe mumu gibi yanıyor ve bir an önce peygamber şehri medine'ye varmak istiyordu...
Nihayet veysel karanî nûr yuvası medine'ye vasıl oldu. Işte şimdi sevgilinin diyarındaydı.
Garip bir manzarası vardı veysel karanî'nin... yanından gelip geçenler, durup ona bakıyorlardı.
Göğsü, bağrı açık, çölün bütün tozu toprağı sinmiş üstüne... ayakları çıplak ve kan revan içinde... yüzü güneşin hararetiyle iyice yanmış, alnında benek benek ter...
Ve tatlı bir koku... misk gibi bir şey...
-habib-i hüda'nın kokusu tâ sokaklara taşmış!...
Bir adım daha attı, mukaddes odanın kapı eşiğinin üzerine bakmaktan hayâ etti, öylece bir zaman ayakta kaldı...
Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Kapı açıldığı an cenab-ı mustafayla göz göze gelecekti.
Kapı aralandı...
Her tarafı örtüler içinde bir kadın...
Daldığı hayal aleminden hazreti aişe'nin sesiyle uyandı:
- ey allah'ın kulu, kimsin?
- bana karanlı üveys derler!
- neydi muradın?
- allah'ın resûlünü görmeye gelmiştim!
- ya üveys! Allah'ın resûlü seferdeler!
Veysel karani'nin yüreğine sanki yüzlerce mızrak saplanmıştı.
Hazreti aişe merakla sordu:
- niçin ağlıyorsun?
- ey annelerin en azizi! Ben, annemden bu kapıya kadar izin aldım.
- iyi ya işte! bir kaç gün bekle!
- beklemeye imkânım el vermez. Annemden bu kadarcık izin alabilmiştim!...
Hazreti aişe'nin de gözleri buğulandı... gözyaşlarını göstermemek için kapının arkasına gizlenme ihtiyacı duydu. O ân veysel karanî, tekrar koynundan, kırdığı dişleriyle yaptığı tesbihi çıkarıp uzattı:
- ey mübarek annem! Bunu da allah resûlüne ver!...
Hazreti aişe (r.anha) hayretle sordu:
- nedir o, yâ üveys?
- ne olduğu allah resûlüne malûmdur!
Hazreti aişe büsbütün irkildi ve dedi:
- peki, peki, ya üveys! Selamını ve emanetini resûl-i ekrem'e ulaştıracağım...
Ve saâdethanenin kapısını kapatıp içeri girdi...
Veysel karanî gözyaşları içinde yere eğildi, peygamber evinin kutlu eşiğini öptü, yüzünü gözünü iyice oraya sürdü. Sonra kalkıp istemeye istemeye yürümeye başladı... artık gidiyordu, fakat gönlü hep oradaydı... hicran arkına düşen bu gönül, ebediyen sevgilisine kavuşamayacaktı.
Yine o belalı uhud'da sonsuzluk nebisi'nin bir dişi şehid edilmişti. Bunu duyan veysel karanî elini ağzına atarak:
- acaba benim efendim cenab-ı muhammed'in hangi dişini kırdılar? Bu mu, yoksa şu mu? Diyerek ağzındaki bütün dişlerini kendi eliyle kırıp döktü... ve annesinden izin alıp tâ yemen çöllerinden medine'nin yolunu tuttu...
Bitmek tükenmek bilmeyen kum denizini tek başına aşarak cenâb-ı mustafa'ya gidiyordu... gökte güneş, yerde fokur fokur kaynayan kumlar, sivri kayaların akrep dişleri, kuytularda canavar homurtular onu yıldırmıyordu...
Veysel karanî (r.a) kâbe mumu gibi yanıyor ve bir an önce peygamber şehri medine'ye varmak istiyordu...
Nihayet veysel karanî nûr yuvası medine'ye vasıl oldu. Işte şimdi sevgilinin diyarındaydı.
Garip bir manzarası vardı veysel karanî'nin... yanından gelip geçenler, durup ona bakıyorlardı.
Göğsü, bağrı açık, çölün bütün tozu toprağı sinmiş üstüne... ayakları çıplak ve kan revan içinde... yüzü güneşin hararetiyle iyice yanmış, alnında benek benek ter...
Ve tatlı bir koku... misk gibi bir şey...
-habib-i hüda'nın kokusu tâ sokaklara taşmış!...
Bir adım daha attı, mukaddes odanın kapı eşiğinin üzerine bakmaktan hayâ etti, öylece bir zaman ayakta kaldı...
Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Kapı açıldığı an cenab-ı mustafayla göz göze gelecekti.
Kapı aralandı...
Her tarafı örtüler içinde bir kadın...
Daldığı hayal aleminden hazreti aişe'nin sesiyle uyandı:
- ey allah'ın kulu, kimsin?
- bana karanlı üveys derler!
- neydi muradın?
- allah'ın resûlünü görmeye gelmiştim!
- ya üveys! Allah'ın resûlü seferdeler!
Veysel karani'nin yüreğine sanki yüzlerce mızrak saplanmıştı.
Hazreti aişe merakla sordu:
- niçin ağlıyorsun?
- ey annelerin en azizi! Ben, annemden bu kapıya kadar izin aldım.
- iyi ya işte! bir kaç gün bekle!
- beklemeye imkânım el vermez. Annemden bu kadarcık izin alabilmiştim!...
Hazreti aişe'nin de gözleri buğulandı... gözyaşlarını göstermemek için kapının arkasına gizlenme ihtiyacı duydu. O ân veysel karanî, tekrar koynundan, kırdığı dişleriyle yaptığı tesbihi çıkarıp uzattı:
- ey mübarek annem! Bunu da allah resûlüne ver!...
Hazreti aişe (r.anha) hayretle sordu:
- nedir o, yâ üveys?
- ne olduğu allah resûlüne malûmdur!
Hazreti aişe büsbütün irkildi ve dedi:
- peki, peki, ya üveys! Selamını ve emanetini resûl-i ekrem'e ulaştıracağım...
Ve saâdethanenin kapısını kapatıp içeri girdi...
Veysel karanî gözyaşları içinde yere eğildi, peygamber evinin kutlu eşiğini öptü, yüzünü gözünü iyice oraya sürdü. Sonra kalkıp istemeye istemeye yürümeye başladı... artık gidiyordu, fakat gönlü hep oradaydı... hicran arkına düşen bu gönül, ebediyen sevgilisine kavuşamayacaktı.
aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi.
Dolu cüzdan, son model araba, ve villa kavramlarının karşılığı.
Sanırım bugün hissettiğim duygu. Sanırım..
Eski bir masal.
Gençlik katili.
Hayatiniza "şak" diye giren "kaş" yaparken göz çikarmaniza sebep olan şeydir "aşk".
Yoktur. ilk görüşte aşka inanan hatta ilk görüşte aşka düşmüş biri olarak söylemek isterim ki kendinizi harap etmekten başka bir işe yaramaz. Yorar, yıpratır. Bir defa mutlu ediyorsa on defa ağlatır ve karşı tarafın egosunu da haliyle iyice besler.
gerçekten artık var olduğuna inanmıyorum.
istiyorum inanmak ama olmuyor işte ben de bir iş yok ama çoğu erkeğin aklı başka tarafta.
karşısında ki kişyi düşünmeden davranıyorlar evet belki kızlar da böyle ama bizim yüzdemiz daha az bu konu da zaman mı çok değişti insanlar mı yoksa ortam mı.
vicdanımıza yada aklımıza ne oldu bizim anlayamıyorum artık ben akılsız ve vicdansız gibi davranıyoruz.
bence aşkın adını değiştirmişler onun tanımı seks falan olmalı yada sizin bulduğunuz o değerli şeyi ben bulamıyorum.
sadece üzülüyorum..
istiyorum inanmak ama olmuyor işte ben de bir iş yok ama çoğu erkeğin aklı başka tarafta.
karşısında ki kişyi düşünmeden davranıyorlar evet belki kızlar da böyle ama bizim yüzdemiz daha az bu konu da zaman mı çok değişti insanlar mı yoksa ortam mı.
vicdanımıza yada aklımıza ne oldu bizim anlayamıyorum artık ben akılsız ve vicdansız gibi davranıyoruz.
bence aşkın adını değiştirmişler onun tanımı seks falan olmalı yada sizin bulduğunuz o değerli şeyi ben bulamıyorum.
sadece üzülüyorum..
Alışkanlık şehvet ve kıskançlık duygularını barındıran ama insanı mutlu eden güzel bir duygu taki ayrılana dek.
Gecici bir sey. Fakat yogun yasaniyor evet.
Mutlu ettiği ölçüde üzenbilen duygusal olay.
Kimine göre masal kimine göre de yalan olan bir duygu.
Daha öncede beyan ettim üstad diyor ki: aşk, inanmanın şiiridir. Burada üstad peyami safa.
Bence en iyi tanımı Ortaçgil yapmış 'aşk dengesizlik işi' diyerek.
Miğdenin kelebekler vadisine dönüşme olayı.
aşk senin gelecegine engeldir . aşk özgürlügünüzü kısıtlar.
Aşk öyle bir büyü ki, öyle bir büyü ki anlayamazsın.
Göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz, seven kalbi susturamazsın.
Göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz, seven kalbi susturamazsın.
az önce naparsa yapsın dediğin kişiye napıyosun diyorsan
az önce sesini duymak istemiyorum dediğin kişiye niye konuşmuyorsun diyorsan
az önce yüzünü görmek istemiyorum dediğin kişiyi özlediğini söylüyorsan
tebrikler at gibi aşık oldun.
az önce sesini duymak istemiyorum dediğin kişiye niye konuşmuyorsun diyorsan
az önce yüzünü görmek istemiyorum dediğin kişiyi özlediğini söylüyorsan
tebrikler at gibi aşık oldun.
(bkz: siker)
intikam kokan çiçek.
Aslında aşk, şiirlerde, romanlarda, filmlerde vurgulandığı gibi yüce bir kavram değildi, aksine o bir hastalıktı, hastalıklı bir haldi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar