bugün
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz16
- arkadaşlar nasılsınız11
- bana gel film izleriz diyen erkek15
- türkiye'ye en uygun yönetim şekli islami komünizm3
- sigaranın yanına çay kahve dışında alternatifler7
- mamut avlayıp ev geçindiren efsanevi nesil6
- sözlük yazarlarına bir şey söyle8
- pkklıların salıverilmesine uludağ sözlüğün tepkisi18
- yakışıklı erkeklerin sürekli çaylak olması13
- gece yolda yürürken çöpten fırlayan adam5
- gratisin içini merak etmek5
- cansever18
- sözlük yazarlarının 1999 yılından beklentileri5
- simko317
- anın görüntüsü10
- mekke anlaşması11
- kendine bir soru sor5
- bir erkeğe en çok yakışan şey4
- açlık krizi nasıl bastırılır8
- insan sevmemek6
- arkadaşlar önce soğan mı kavrulur yoksa biber mi4
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları15
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın31
- futbol24
- sözlüğün kırbacı5
- kavalali mehmet ali pasa3
- kütleçekim pili2
- kafamın içindeki sesler5
- hewal ebo9
- komik biri olmak2
- kendini atatürk ten akıllı sanan ergen türkçü7
- tavuk pilav4
- sarapci koala7
- pazar günü evde oturan insan4
- yeni parti pkk için imza atarsa nah oy alır3
- günlük tutan erkek13
- bir sözlük kızını yatağa atmak2
- kürtler 13 000 yıldır anadoluda yaşıyor4
- ders çalışmanın bazen iyi hissettirmesi2
- kadınlar denizi3
- victor osimhen9
- pkklı anaları3
- sözlükte kavga oluyor hissi5
- ümit özdağ6
- ip atlayan erkek2
- acı yiyen insan2
- galatasaray daikin den libero takviyesi2
- tai lung16
- sokakta kavga teknikleri2
- recep tayyip erdoğan3
zamansız gelir, mahveder insanı. aşka inanmazdım, karşılıklı ihtiyaçlara inanırdım ama yanılmışım, aşk varmış ve bugün benim de kapımı çalmış. valla karar veremiyorum güzel mi kötü mü bunu zaman gösterecek ama mutluyum lan. hayatımın aşkını buldum 5 dakikada. normalde ben kızlarla iletişimlerimde biraz geride durum fazla toplara girmem bugün gelen bence dünyanın güzel kızı bu huyumu bildiğinden midir nedir, beni çözmek için gayet çaba harcadı ve ben de, tehlikeli toplara hiç girmeyen ben de çözüldüm.
sonuçta ooff ooff #13204625
sonuçta ooff ooff #13204625
kurgusu şöyledir:
kadın ve adam...biri diane chambers havalarında gibi, diğeri ise sanki sam malone triplerinde (ama değil). sıradan sayılmayacak bir tanışma faslının ardından aslında birbirlerine çok benzeyip de zıt gibi gözüken bu iki insan arasında çekim başlar. ki bu sanki kaçınılmazdır, doğanın gereğidir. kadın, pek çok kadın gibi, aykırı* bir insana aşık olmaktan kendini alıkoyamamıştır. önceleri kadının aşık olmak gibi bir niyeti yokken, neticede aşık (gibi birşey) oluvermiştir işte. adam james bond edasıyla ardına bakmadan gitmiştir.
sahne i : tanışma faslı, fonda seni kendime sakladım çalmaktadır.
kadın: şu konudaki görüşüne katılıyorum, bıdı bıdı.
adam: sağol, ben de senin şu konudaki görüşüne katılıyorum, falan filan.
sohbet ilerler. bir içtenlik, bir sıcaklık ve açık sözlülük söz konusudur. zerre kadar yozlaşmışlık, yavşaklık belirtisi yoktur. her şey güzel ve özeldir.
sahne ii: muhabbetin koyusu, fonda paradise city çalmaktadır.
adam kadına kendi hayatıyla ilgili içten itiraflarda bulunur. kadın düşünmektedir:"acaba herkese mi bunları söylüyor, yoksa ben özel miyim? aman, ne fark eder, bunu niye düşünüyorum ki?"
derken karşılıklı olarak paylaşılmazları paylaşmalar, aşırı duygusallıktan hoşlanılmadığını belli etmeler, özgürlüğe, samimiyete, mutluluğa ve akla yapılan övgüler. her iki tarafta da bir bağlanmaktan kaçma, aşık olmak istememe, mantığa dayanma arzusu ve çabası, ve başarıya, işe olan aşk söz konusu iken:
adam düşünmektedir:"akıllı biri, istediğim gibi mi? hmmm."
kadın düşünür: "zeki bir adam, evet."
sahne iii: dert paylaşımları, fonda billie jean çalmaktadır.
adam: yaa, böyle böyle bir sorunum var...
kadın: ne yapsak da çözsek, şöyle olabilir mi? bla bla bla. (yavrum, çok açık sözlü, kendine güveni tam belli ki)
adam: teşekkür ederim. şu durumda şu olabilir. (bebişe bak, çok iyi niyetli)
gelişen olaylar, güzel paylaşımlar, çok özel anlar ama bir türlü konuşulamayan bir şeyler. onları tutan bir şeyler vardır, noksan olan nedir?
sahne iv: davetler, fonda plug in baby çalmaktadır.
adam: bu akşam benimle şuraya gelir misin? (evet dese ne güzel olur, bebeğimi görsem yine, güzel işte)
kadın: maalesef işim var da, yok yorgunum da, şu var da, bu var da bıdı bıdı. (keşke işim olmasaydı da yanında olsaydım, yakışıklı değil ama çok sevimli, lakin ben ona karşı çok yoğun bir şey hissetmiyorum şu an)
adam: peki. (bu da mı kaprisli? hiç işim olmaz)
araya giren minik bir soğukluk evresi. hani birbirlerine hiç darılmayacaklardı? hani sahiplenmek, kıskanmak, bağlanmak, aşık olmak yoktu?
sahne v: dansa davet, fonda california dreamin' çalmaktadır.
kadın: bugün şurada olacağım, gelmek ister misin?
adam: uykum var, bugün çok yoruldum. (cesur kızmış, davet edebiliyor, ama “bana bağlanma, senin için tutku olmayayım” dedi, şimdi bu ne menem iştir, ben onun için tutku oldum. umarım kimse bu akşam ona sarılamaz. )
kadın: peki peki. iyi uyu. (kıyamam, yanına kedi gibi kıvrılsam da ben de seninle uyusam, ulen ne düşünüyorum ben? aşık olamam, olmamalıyım. acı bu, aptallık. devamı gelmez ki. olsun yine de dizlerinin dibine kıvrılıp uyusam, ses çıkarmadan öylece kala kalsak ne güzel olurdu)
adam: teşekkürler. (keşke beraber uyusaydık, ben bu kadını istiyorum)
sahne vi: soğuk bir kavuşma daha, fonda düşmedim daha çalmaktadır.
adam: soğuksun, ukala gözüküyorsun. (üzerindeki ne kadar yakışmış, tam sevdiğim renk, bayıldım)
kadın: bugün beni anladığını sanmıyorum. (kafam karışık, ne yapacağımı bilemiyorum, mantıktan sapmak istemiyorum ve gerçekten sana karşı olan duygularım bir ilişkiye başlayacak kadar yoğun değil, acaba seni istiyor muyum? anlasana be, anlasana, öyle kapılıp gidemem, bir sürü sorumluluğum var. ben kendimden başkasını düşünmem.)
yine de sarılırlar.
kadın düşünmektedir: kalsam...
adamın düşünce balonu: keşke kalsa.
biraz konuşup ayrılırlar. soğuk rüzgarlar artmıştır.
sahne vii: aşık değilim, fonda bir kadın çizeceksin çalmaktadır.
adam: seni özledim.
kadın: ben de seni özledim. ama beni tutan şeyleri biliyorsun, sana aşık değilim.
adam: ee? (bu kız da sapıtmaya başladı, ben de sinirlenmeye başladım)
kadın: (konuyu değiştirir) şöyle bir şey var biliyor musun?
adam: (kırmaz, konuşmaya devam eder) evet, ben böyle düşünüyorum.
kadın: benden ne bekliyorsun?
adam: hiçbir şey canım, hiçbir şey, bana karşı hiçbir yükümlülüğün yok.
sahne viii: üçüncü kişiler, fonda somebody else’s lover çalmaktadır, hemen değiştirilir, artık karışmasın kimseler çalmaktadır.
adam: filanca bugün bana böyle yaptı.
kadın: sen de şöyle yap, hem belki o böyle düşünmüştür. (yazık üzmüşler)
“kanka” muhabbeti başlar.
bir gün adam kadını arar:
adam: sen nerdesin? o müzik ne? ne yapıyorsunuz siz bakiim orda?
kadın: ehuhehe. yok ya, yoldayım. sana geliyorum. (kıyamam ya, kimbilir neyi ne sandı, çok tatlı)
sarılırlar. kadın düşünür:” keşke hep böyle kalsak. seni seviyorum.”
çeşitli gelgitler. ortada fol yok yumurta yok. kadın yine aşık değil, adam hiç değil. üçüncü kişiler devreye girmiş, kimse ne hissettiğini bilmiyor.
sahne viii: son kavuşma, fonda wild world çalmaktadır.
soğuk bir sarılma, hatta sarılma bile sayılmaz.
adam: kendine iyi bak.
kadın: sen de. (kal dese, sus dese, dinle dese, seni seviyorum dese, yine eskisi gibi olsa, onu istediğimi bilse. yaa çok tatlı, çook. özelsin, sadece sensin desem, gerçekleri anlatsam bir biir)
önceleri adamın ilgisi, ve elinde olan ve olmayan sebeplerle adamın ilgisini bir nevi reddeden kadın, ardından ilgiyi kaybeden adam, ve yapabileceği hiçbir şey kalmayan iki insan… parantez içinde kalan tüm cümleler yüz yüze söylense de bir şey değişir miydi, kadının ya da adamın zaman zaman çelişkili tavırları affedilir miydi bilinmez.
istek mi kötüdür? sonunda ne mi oldu? mutlu son mu? sanmıyorum. geriye acı, ve çok güzel anılar kaldığı söyleniyor. onları tutan bir şeyler var, nedir ne değildir, bu da kurguda gizli. kurgu sağ olsun. keşke hep sarılsalar. fakat bitmiş midir?
kadın karışıklığı ile kalmış. kendine göre nedenleri, çiğneyemeyeceği yeminleri, ödenecek manevi borçları var. bir de kendinin dahi bilmedikleri. yine de kadın gücü elden bırakmazmış, nedense yükseliyormuş. adamsa…
pişmanlık ve tasa yok, güzel anlar var diyorlar. kadın hala bülbül gibi şakıyormuş, ve çok çok güzelmiş, heykel gibi dimdik duruyormuş. kadın kendinden kaçmış. yazdan aniden kışa geçmek gibi bir şey hissetse de güzel tebessümü hala yüzünde imiş. son duruma göre adam kadına “uygun değiliz” demiş. kadın kendini tercih etmiş. bir de fonda keep me hangin on duyuluyormuş.
not: ilham kaynaklarıma teşekkürler.
edit: işte aşk böyle bir şeydir, iki ucu boklu değnektir. lakin hazzı harikadır.
meğer aşk kısa filmmiş, öngörüymüş efendim, ben bunu gördüm, duydum.
kadın ve adam...biri diane chambers havalarında gibi, diğeri ise sanki sam malone triplerinde (ama değil). sıradan sayılmayacak bir tanışma faslının ardından aslında birbirlerine çok benzeyip de zıt gibi gözüken bu iki insan arasında çekim başlar. ki bu sanki kaçınılmazdır, doğanın gereğidir. kadın, pek çok kadın gibi, aykırı* bir insana aşık olmaktan kendini alıkoyamamıştır. önceleri kadının aşık olmak gibi bir niyeti yokken, neticede aşık (gibi birşey) oluvermiştir işte. adam james bond edasıyla ardına bakmadan gitmiştir.
sahne i : tanışma faslı, fonda seni kendime sakladım çalmaktadır.
kadın: şu konudaki görüşüne katılıyorum, bıdı bıdı.
adam: sağol, ben de senin şu konudaki görüşüne katılıyorum, falan filan.
sohbet ilerler. bir içtenlik, bir sıcaklık ve açık sözlülük söz konusudur. zerre kadar yozlaşmışlık, yavşaklık belirtisi yoktur. her şey güzel ve özeldir.
sahne ii: muhabbetin koyusu, fonda paradise city çalmaktadır.
adam kadına kendi hayatıyla ilgili içten itiraflarda bulunur. kadın düşünmektedir:"acaba herkese mi bunları söylüyor, yoksa ben özel miyim? aman, ne fark eder, bunu niye düşünüyorum ki?"
derken karşılıklı olarak paylaşılmazları paylaşmalar, aşırı duygusallıktan hoşlanılmadığını belli etmeler, özgürlüğe, samimiyete, mutluluğa ve akla yapılan övgüler. her iki tarafta da bir bağlanmaktan kaçma, aşık olmak istememe, mantığa dayanma arzusu ve çabası, ve başarıya, işe olan aşk söz konusu iken:
adam düşünmektedir:"akıllı biri, istediğim gibi mi? hmmm."
kadın düşünür: "zeki bir adam, evet."
sahne iii: dert paylaşımları, fonda billie jean çalmaktadır.
adam: yaa, böyle böyle bir sorunum var...
kadın: ne yapsak da çözsek, şöyle olabilir mi? bla bla bla. (yavrum, çok açık sözlü, kendine güveni tam belli ki)
adam: teşekkür ederim. şu durumda şu olabilir. (bebişe bak, çok iyi niyetli)
gelişen olaylar, güzel paylaşımlar, çok özel anlar ama bir türlü konuşulamayan bir şeyler. onları tutan bir şeyler vardır, noksan olan nedir?
sahne iv: davetler, fonda plug in baby çalmaktadır.
adam: bu akşam benimle şuraya gelir misin? (evet dese ne güzel olur, bebeğimi görsem yine, güzel işte)
kadın: maalesef işim var da, yok yorgunum da, şu var da, bu var da bıdı bıdı. (keşke işim olmasaydı da yanında olsaydım, yakışıklı değil ama çok sevimli, lakin ben ona karşı çok yoğun bir şey hissetmiyorum şu an)
adam: peki. (bu da mı kaprisli? hiç işim olmaz)
araya giren minik bir soğukluk evresi. hani birbirlerine hiç darılmayacaklardı? hani sahiplenmek, kıskanmak, bağlanmak, aşık olmak yoktu?
sahne v: dansa davet, fonda california dreamin' çalmaktadır.
kadın: bugün şurada olacağım, gelmek ister misin?
adam: uykum var, bugün çok yoruldum. (cesur kızmış, davet edebiliyor, ama “bana bağlanma, senin için tutku olmayayım” dedi, şimdi bu ne menem iştir, ben onun için tutku oldum. umarım kimse bu akşam ona sarılamaz. )
kadın: peki peki. iyi uyu. (kıyamam, yanına kedi gibi kıvrılsam da ben de seninle uyusam, ulen ne düşünüyorum ben? aşık olamam, olmamalıyım. acı bu, aptallık. devamı gelmez ki. olsun yine de dizlerinin dibine kıvrılıp uyusam, ses çıkarmadan öylece kala kalsak ne güzel olurdu)
adam: teşekkürler. (keşke beraber uyusaydık, ben bu kadını istiyorum)
sahne vi: soğuk bir kavuşma daha, fonda düşmedim daha çalmaktadır.
adam: soğuksun, ukala gözüküyorsun. (üzerindeki ne kadar yakışmış, tam sevdiğim renk, bayıldım)
kadın: bugün beni anladığını sanmıyorum. (kafam karışık, ne yapacağımı bilemiyorum, mantıktan sapmak istemiyorum ve gerçekten sana karşı olan duygularım bir ilişkiye başlayacak kadar yoğun değil, acaba seni istiyor muyum? anlasana be, anlasana, öyle kapılıp gidemem, bir sürü sorumluluğum var. ben kendimden başkasını düşünmem.)
yine de sarılırlar.
kadın düşünmektedir: kalsam...
adamın düşünce balonu: keşke kalsa.
biraz konuşup ayrılırlar. soğuk rüzgarlar artmıştır.
sahne vii: aşık değilim, fonda bir kadın çizeceksin çalmaktadır.
adam: seni özledim.
kadın: ben de seni özledim. ama beni tutan şeyleri biliyorsun, sana aşık değilim.
adam: ee? (bu kız da sapıtmaya başladı, ben de sinirlenmeye başladım)
kadın: (konuyu değiştirir) şöyle bir şey var biliyor musun?
adam: (kırmaz, konuşmaya devam eder) evet, ben böyle düşünüyorum.
kadın: benden ne bekliyorsun?
adam: hiçbir şey canım, hiçbir şey, bana karşı hiçbir yükümlülüğün yok.
sahne viii: üçüncü kişiler, fonda somebody else’s lover çalmaktadır, hemen değiştirilir, artık karışmasın kimseler çalmaktadır.
adam: filanca bugün bana böyle yaptı.
kadın: sen de şöyle yap, hem belki o böyle düşünmüştür. (yazık üzmüşler)
“kanka” muhabbeti başlar.
bir gün adam kadını arar:
adam: sen nerdesin? o müzik ne? ne yapıyorsunuz siz bakiim orda?
kadın: ehuhehe. yok ya, yoldayım. sana geliyorum. (kıyamam ya, kimbilir neyi ne sandı, çok tatlı)
sarılırlar. kadın düşünür:” keşke hep böyle kalsak. seni seviyorum.”
çeşitli gelgitler. ortada fol yok yumurta yok. kadın yine aşık değil, adam hiç değil. üçüncü kişiler devreye girmiş, kimse ne hissettiğini bilmiyor.
sahne viii: son kavuşma, fonda wild world çalmaktadır.
soğuk bir sarılma, hatta sarılma bile sayılmaz.
adam: kendine iyi bak.
kadın: sen de. (kal dese, sus dese, dinle dese, seni seviyorum dese, yine eskisi gibi olsa, onu istediğimi bilse. yaa çok tatlı, çook. özelsin, sadece sensin desem, gerçekleri anlatsam bir biir)
önceleri adamın ilgisi, ve elinde olan ve olmayan sebeplerle adamın ilgisini bir nevi reddeden kadın, ardından ilgiyi kaybeden adam, ve yapabileceği hiçbir şey kalmayan iki insan… parantez içinde kalan tüm cümleler yüz yüze söylense de bir şey değişir miydi, kadının ya da adamın zaman zaman çelişkili tavırları affedilir miydi bilinmez.
istek mi kötüdür? sonunda ne mi oldu? mutlu son mu? sanmıyorum. geriye acı, ve çok güzel anılar kaldığı söyleniyor. onları tutan bir şeyler var, nedir ne değildir, bu da kurguda gizli. kurgu sağ olsun. keşke hep sarılsalar. fakat bitmiş midir?
kadın karışıklığı ile kalmış. kendine göre nedenleri, çiğneyemeyeceği yeminleri, ödenecek manevi borçları var. bir de kendinin dahi bilmedikleri. yine de kadın gücü elden bırakmazmış, nedense yükseliyormuş. adamsa…
pişmanlık ve tasa yok, güzel anlar var diyorlar. kadın hala bülbül gibi şakıyormuş, ve çok çok güzelmiş, heykel gibi dimdik duruyormuş. kadın kendinden kaçmış. yazdan aniden kışa geçmek gibi bir şey hissetse de güzel tebessümü hala yüzünde imiş. son duruma göre adam kadına “uygun değiliz” demiş. kadın kendini tercih etmiş. bir de fonda keep me hangin on duyuluyormuş.
not: ilham kaynaklarıma teşekkürler.
edit: işte aşk böyle bir şeydir, iki ucu boklu değnektir. lakin hazzı harikadır.
meğer aşk kısa filmmiş, öngörüymüş efendim, ben bunu gördüm, duydum.
iki ayrı ruhun ortak melodisi.
https://www.youtube.com/watch?v=BshjXd8DGDQ
https://www.youtube.com/watch?v=BshjXd8DGDQ
genelde karaktersiz ve niteliksiz insanlara bulaştırır, ama olsun geçmiştir artık.
galiba canıma susadığım bu yüzden özlediğim ve eksikliğini hissettiğim tarifsiz gerizekalı bir şey.
öküzlerle yaşanmaması tavsiye edilir.
vahşet aşkın ilk cümlesidir yeğen.
güzel bir hastalık.
ensenden buz parçasının bırakıldığını düşün, kuyruk sokumuna kadar gider de insanın içini ürpertir ya işte öyle bir heyecandan ve duygudan bahsediyorum, ben bunun adına aşk diyorum.
ingiltere kralı 8. edward ve wallis simpson'u yaşadıkları ve birbirleri için yaptıkları fedakarlıklar bu duygunun büyüklüğünü tarif etmek için yeterlidir.
özetlemiş büyük insan.
https://www.youtube.com/watch?v=CR-UGi601hI&feature=relatedhttps://www.youtube.com/watch?v=CR-UGi601hI&feature=related
https://www.youtube.com/watch?v=CR-UGi601hI&feature=relatedhttps://www.youtube.com/watch?v=CR-UGi601hI&feature=related
canı çekiyor insanın ama bir de kilo aldırmasa.
bilimsel olarak aşk denilen şeyin yine beynin sistemsel bir hormon sıralamasından başka bir şey olmadığı aşikardır. beyin, karşı cinsin bir tür sinyalini alıp, onunla çiftleştiğinde maksimum özelliklerde birey üretebileceğini algılar ve bu yönde etkiler gösterir' diyor bilimci abilerimiz.kanaatimce de öyledir.
(bkz: isviçreli bilim adamları)
(bkz: belgelerle geldim)
(bkz: isviçreli bilim adamları)
(bkz: belgelerle geldim)
babında milyonlarca şarkı yazılan, milyonlarca şiir yazılan, milyon defa yerlerde sürüklenen, milyon defa göklere çıkartılan, kaçılan kovalanılan, aranılan, kaybedilen, sevilen, nefret edilen olmazsa olmazolan, olunca da rahat durulmayan bir his, yaşam, vücud, tutku!
karşınızdakine öyle laflar söylersiniz ki çektiğiniz acıyı o da çeksin diye ama az biraz sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
yıllardır ekşi de olsun, itü de olsun, uludağ da olsun en çok entry girilen ama kimsenin hakkında bir halt edemediği konu başlığı.
hayal ürünü. inanılmaması gerek şey. insan oğlunun zayıf noktası.
Aşk, ateisti tanrıya inandırır. Aynı zamanda şeytana uydurur. Aşk işte, bir karmaşa dönencesi.
ben akıllıyım mantıklıyım diye ortalarda dolansanızda,mantığınızı yerle bir eden bir özelliği vardır.Beyin çalışmaz hala
gelir.Miğdenizde uçuşan kelebeklerden tutunda,unutmaya yüz tuttuğunuz utangaçlıkları bile yaşatır size..Konumuz ve de
kariyeriniz ne olursa olsun,bir anda dünyanın en arbesk adamı yada kadını olabilirsiniz.Yerli yersiz bir gülümse
yerleşmiştir yüzünüze,yolda yürürken kendi kendinize gülümsediğinizi görenler arkanızdan konuşsada umrunuzda olmaz..Daha
doğrusu aşkınız dışında dünya yansa umrunuzda olmaz.Garip bir delikanlılık çöker üzerinize..Kimseyi vede hiçbir fikri
savunmamışsınızdır onu savunduğunuz kadar.Aynayla ilişkilerinizi kuvvetlendirir,onun gözüyle kendinizi seyretmeye
başlarsınız..v.s..Bir sürü güzel şey yaşatır ama muhakkak ilk başladığı andan itiberen birde korku yaşatır..bu
güzellikleri kaybetme korkusu!!işte bu korku devreye girdiği anda insan kaybetmemek adına saçma sapan şeyler yapmaya
başlar.
Aşk:Acıtan,mutlu eden,kokutan fakat sonuç ne olursa olsun.Dünyadaki en önemli insanlık tecrübesidir ve yaşamış olanların
ayrıcalıklı olduğunu düşünürüm...
gelir.Miğdenizde uçuşan kelebeklerden tutunda,unutmaya yüz tuttuğunuz utangaçlıkları bile yaşatır size..Konumuz ve de
kariyeriniz ne olursa olsun,bir anda dünyanın en arbesk adamı yada kadını olabilirsiniz.Yerli yersiz bir gülümse
yerleşmiştir yüzünüze,yolda yürürken kendi kendinize gülümsediğinizi görenler arkanızdan konuşsada umrunuzda olmaz..Daha
doğrusu aşkınız dışında dünya yansa umrunuzda olmaz.Garip bir delikanlılık çöker üzerinize..Kimseyi vede hiçbir fikri
savunmamışsınızdır onu savunduğunuz kadar.Aynayla ilişkilerinizi kuvvetlendirir,onun gözüyle kendinizi seyretmeye
başlarsınız..v.s..Bir sürü güzel şey yaşatır ama muhakkak ilk başladığı andan itiberen birde korku yaşatır..bu
güzellikleri kaybetme korkusu!!işte bu korku devreye girdiği anda insan kaybetmemek adına saçma sapan şeyler yapmaya
başlar.
Aşk:Acıtan,mutlu eden,kokutan fakat sonuç ne olursa olsun.Dünyadaki en önemli insanlık tecrübesidir ve yaşamış olanların
ayrıcalıklı olduğunu düşünürüm...
insanın kendini görmek için eğildiği boktan bir sudur.
aşk ın bildiğim en güzel tanımını Mevlana yapmıştır zamanında..
Karısı Gül Hatun sorar:
- Bu kadar aşıksın Mevla'ya, şükürler olsun bu aşkı yaşayıp yaşatana! Peki bana ne kadar aşıksın?
Mevlana cevaplar:
- Sen benim Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevişim, bir adım gelene on adım gidişim ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin. Sen benim bugünme şükür ve yarınıma dua edişim, azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişim ve kapanmayan avuç içimsin.
Karısı Gül Hatun sorar:
- Bu kadar aşıksın Mevla'ya, şükürler olsun bu aşkı yaşayıp yaşatana! Peki bana ne kadar aşıksın?
Mevlana cevaplar:
- Sen benim Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevişim, bir adım gelene on adım gidişim ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin. Sen benim bugünme şükür ve yarınıma dua edişim, azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişim ve kapanmayan avuç içimsin.
içinde bulunduğum durum. olup olmadık yerde saçma sapan sırıtmama yol açsa da, yaşanması gereken duyguların en güzeli, en heyecanlısı. Anlamsız mutlulukların sebebidir aşk...
sonucunda yine sexe çıkan en kavisli kadınların inşaat ettiği anlamsız trafik işaret levhalarıyla dolu engebeli yoldur.
aşk diye bir şey yoktur. kadınların üremeyi bu kadar basitleştirmemek ve kendilerini çok önemli göstermeleri adına uydurdukları anlamsız kelimedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar