bugün

/636
tam ben artık odunlaştım kimseye karşı bişey hissedemem ohh kafam da rahat mis gibi diye düşünürken bi gülücüğün arkasına saklanmış sinsi şeytan.
aşk bazen, üzerinde "itiniz" yazan bir kapıyı, çekerek açmakta inat etmektir.
eski zaman masalı. masallarda kalan ve hevesin aşk sanıldığı günümüze yakışmayan tutku. ait olduğu hikayelerde kalsın ve daha fazla tükenmesin.
"ezginin günlüğü" dinlettirir...

daha önce dinlenmemiş güzel şarkı varsa, dinleyip haber verilmesi gereken insana, "bak bir de ... varmış, dinlemediğimiz" demek için. evet bu saatte...
kendi dışında her şeyi daha anlamlı kılan his. şiirler anlamlı gelir, filmler daha güzeldir, şarkılar daha içten..

(bkz: işte öyle bir şey)
genellikle fiyaskodur.
Beklemek şimdi hiç duymayan birine,
Dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız.
Peki ya umut?
Şimdi hiç görmeyen birine,
Gök kuşağını anlatmak kadar zor ve imkansız..

gibi..
pervanenin ateşle dansı gibidir aşk. yaklaştıkça daha güzel ama daha tehlikelidir. döner pervane. döner döner ateşin etrafında. giderek yaklaşır, her dönüş bir merhale daha yaklaştırır ateşe. işte aşktır o hem imkansız hem can yakan. en sonunda çember daralır, çember daraltıkça cazibesi de artar, en sonunda dayanamaz pervane atar kendine ateşe. işte kendini ateşe atan mıdır aşık, ateş midir bilinmez. ama pervane yanmıştır, bitmiştir, kül olmuştur. ateş ise hala yanar, hala yanar, kim bilir daha kaç pervane gelip etrafında dönecektir bilinmez.
bazen tavsiye edilmeyen, bazen tavsiye edilesi, hem şahane hem boktan birşey.
özünde şehvetin süslenmiş püslenmiş halinden başka bir şey olmayan şu dünya tarihinin en abartılmış kavramı.
Gereksizdir. Çok gereksiz, aptal, biten, hayır bi'dakka burnum falan uzamadı sen sus !
en zor bulunan en zor başlayan en zor biten, katlanilmasi en zor acidir aşk. aşk zordur.
sonradan anlaşılanmış. oysa ki hiç kaybetmemek için sımsıkı sarınılan değil, azad ettikten sonra buluşulanmış. boğarcasına yaklaşılan değil, teğet geçilenmiş. yaş ilerledikçe, dertler ve sıkıntılar değiştikçe, bakışı da değişiyor insanın. şarkılar bir başka geliyor kulağa, doğan güneşe farklı bakıyorsun. temiz havayı ciğerlerine çekerken anlıyorsun yaşadığını. ve hatırlandıkça anımsıyorsun sevildiğini. başka tenlerde başka başka şekillerde aramanın manası yok. aşk ulan işte, bir tane oluyor. onu da kaybettiğinde, kendini de kaybediyorsun. tüm çaban aşkı bulmak değil aslında; kendini bulmak. her bulduğunu zannettiğinde bir kez daha kaybolursun. başkasından duyduğun her güzel kelime seni kendinden biraz daha uzaklaştırıyor. ötekileşiyorsun. sen de aslında o kaybolup giden dünyada kayboluyorsun; bir daha hiç bulunamayacaksın, bilmiyorsun.

gerçekten kirli olan bu dünyada her geçen gün biraz daha kirlenenlere, bizlere...
bencil olmaktır.
sadece aşkın önemlidir.
gerisi tefarruattır.
çoktan masal olmuş aşk...
eğer ;

o'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... o''nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, o''nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, o''ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri o''nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat o''nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
o''nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan o''ysa... her filmin kahramanı o...
her roman o''ndan söz ediyor, her çiçek o''nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez
özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
ştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire o''nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın
o olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi o''na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanızkokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
o''nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,
vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep o''nun yüzü suyu hürmetine...

uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,
sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

bunun üzerine bir şey söyleyemiyorum
(bkz: aşk öldü)
gelmeyen bir yolcuya hoşçakal demek gibi.
aşk bu kadar acı verme ya.
artık sen kapımı çal dediğim hededir, ben kovaldıkça o kaçıyor, biraz ben mi kaçsam ne?
yeri geldiğinde ''ağlaya ağlaya vazgeçiyorum senden'' durumudur.
rivayet odur ki;

Leyla ile Mecnun'un aşkı halkın dilinde meşhur olmuş, bu büyük aşkın rivayetleri ülkenin hükümdarının ilgisini çeker. Ferman eder Leyla saraya getirilir. Leyla'nın kara, kuru, o kadar da güzelliği olmayan bir kız olduğunu gören hükümdar, Leyla'ya der ki: "Sen O musun ki, Mecnun, senin aşkından perişan oldu ve kendini kaybetti. Sen diğer güzellerden daha güzel değilsin." Leyla, "Doğru söylersiniz efendim. Çünkü siz mecnun değilsiniz. Bana mecnun'un gözü ile bakmıyorsunuz." diye cevap verir.

aşk, leyla'sı için mecnun'a dönen aşığın yanan yüreğidir; leyla'sından başkasını göremeyecek kadar aşktan gözleri kör olan mecnun'un sevdasıdır. aşk; kelimelerin tükendiği yerde yüreğin dile geldiği üç harfle sararıp solan bir ömürdür. ve aşk;

"Aşk; topuklarından parmaklarına kadar işlemiş nasır gibidir. Ya canın acıya acıya üstüne basacaksin yada canını acıta acıta söküp atacaksın. Ama tek bir gerçek var her ikisinde de canın çok ama çok acıyacak." ( Hz.mevlana )
Kimine göre iki göğüs arası mesafedir, kimine göre tarif edilemez bir duygu...
nerden geldiği ve zaman biteceği belli olmayan çok kuvvetli bir his. kimini kör eder kimini yok eder.
tarifi zor olan, taşıması güç olan duygu yüküdür. anlatılmaya çalışılsa da insanın içinde yinede anlatılamayan şeyler vardır. aşk tarifisiz bazen berbat, pis ve kabadır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© copyright 2005 - 2026