bugün
- silver ile evlenecek erkek52
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- g'i l d'e d l'i l y'nin dudakları8
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın14
- sözlükteki bayan azlığı6
- gammaz çetesi8
- sarapci koala61
- sözlük sapığı kim5
- deniz gül3
- şarapçının mal varlığı5
- siyaset yüzünden çoğu arkadaşlığın bozulması6
- fikir değiştirmek döneklik midir8
- saadetler dilemek3
- popeyes3
- hezekiel2
- annesine küfür edilmesinden hoşlanan yazar3
- melekenin balıkları kavurması2
- hristiyanlık2
- büyük insan3
- şarapçının nick değişerek tepkilerden kurtulacanı4
- arkadaşlar fasfakirim ya4
- mitsubishi lancer2
- carrefour3
- kfc2
- müdüre tamam aşkım diye mesaj atmak4
- teomancalmasur8
- evgeny grinko3
- tuzlu kahve dizisi8
- ellerim bos gonlum hos29
- pazartesi diyete başlamak4
- islam sosyoloji ve psikolojiyi kabul ediyor mu2
- uludağ sözlüğün müzikal yapısı4
- recep tayyip erdoğan6
- düşen insana gülmek3
- rica etsem beni linçler misiniz13
- mesajla verilmiş en büyük ayarlar8
- dünün en beğenilen entry leri3
- cop316
- el chadaille bitshiabu9
- uzay gemisini değnekçiye bırakan uzaylı2
- sözlükteki akepeliler2
- dut çayı2
- sokakta dayak atılan kadın görsen karışır mısın7
- sözlükteki bot yazarlar3
- ohooo biri gider biri gelir sayıları o kadar çokki12
- aşk-ı memnu4
- enayimiknatisi ile kavga etmek10
- sürü zekası8
- ben geldim naneler10
- yüzüklerin efendisi6
entry'ler (490)
boşlukta kalmış düşüncedir. oysa kaburgamızdan başka kaybedecek neyimiz var ki?
göster bakıyım amcana pipini ile yetişen neslin ürünüdür.*
köyden kerhaneye otobüslerin kaldırıldığı memleketimde garipsenmemesi de en az kendisi kadar çirkin olan olayın baş kahramanı.
fosur fosur ikilemesinin ayaklı halidir.
bir arkadaşımdan da aldığım ilhamla bana hikaye yazdıran şarkıdır. başka diyarlara götürür insanı.
http://lapsuscalamium.blogspot.com/
http://lapsuscalamium.blogspot.com/
saçlarının arkasına sakladığı şey ile büyük bir travmaya sebebiyet verecek kızdır. omzuna düşmüş dalga dalga saçlarını o kadar beğenirsin. bir gün saçlarını arkaya topladığında fark edersin. gözün oradan başka bir yeri görmez olur. (bkz: büyük travma)
tatlı bir gülüştür efenim. baktığınızda içinizi eriten gözlerin, gülerken de mutluluk saçmasıdır.
gerçek güzellerin ortaya çıkacağı gündür.
sobanın bunaltııcı sıcaklığında tek bir odada hep beraber yaşanan yıllar aklıma geldi. birden annemin o tanıdık sesi: "hadi fotoğraflara bakalım".
aynı durum şimdi olsa küçük bir kullanıcı adı şifre hamlesinden sonra facebook üzerinden halledilebilecek bir sorun. ama o zamanlar daha marc zuckenberg ergen bile değilken, evde tatlı minik bir telaş başlardı o ses duyulunca. annem evin sandığının bulunduğu yatak odasına giderken yolda mutfağa uğrar ve mısır patlatmak için her şeyi hazırlayıp ocağa koyardı. sonra yolu yatak odasına düştüğünde üzerinde iki ton ağırlığındaki yorgan battaniye karmaşasını görür ve babamdan yardım isterdi. el birliğiyle dev cisim uzaklaştırıldığında, sandığın üzerinde küçük baloncuklar uçuşmaya başlar birazdan evin küçük sırlarını ortaya çıkaracak bir çizgi film başlayacak gibi olurdu. evet o sandık her zaman gizli bir şeyler içermekteydi. bu hissiyatla geçti tüm çocukluğumuz. hani koridorda ışığı kapattığımızda arkamızdaki karanlıktan sanki biri bize doğru hızlanıp geliyormuş gibi bizim de hızımızı artırdığımız, hatta koştuğumuz hissiyat var ya işte onun gibi. sandık gizemini korurken hala zihnimizde, annem birden açıverir kapağını. bir çizgi film karakterinin çıkıp oradan bize şebeklik yaptığını düşlerken, düşüm birden yarıda kesildi.
o da ne. beynimi tırmalayan bir koku: naftalin... çocukluğumuzun vazgeçilmez kokusu naftalin. evin her köşesi eski ve naftalin kokardı önceden. naftalin kokusuydu evlerimizin parfümü. neyse özlemişiz o kokuyu.
sandığın içinde danteller, oyalar, baş örtüleri, üç yaşındaki çocuğa hazırlanan çeyizlik şeyimsiler vs.. anne içini karıştırdıkça evin içinde daha da artan bir naftalin kokusu sandığın eski gizemi ortadan kaldırır. sandık artık eski sandık değildir. artık yatak odasında anne baba arasında yatılan kaçamak uykularda saçma hikayeler uydurulmayacak sandık için. sandık artık olağan.
sonra anne birden doğrulur. elinde bir torba dolusu fotoğraf. naylon torbanın kenarları hafif yırtık. "ben de olsam dayanamazdım yani sandığın içinde o kadar naftalin kokusuna" deyip torbayı haklı çıkarıyorum bu yenilgisinde naylon torbayı. mısırın patladığını bize bildiren sesler eşliğinde sobalı odaya geçilirken küçük adımlarla annenin hep önünden yürünür. ya canavar çıkarsa arkadaki karanlıktan dimi ama.
sıcaktan ve televizyondan mayışmış babamın üşengeç bakışları arasında annem torbayı odanın ortasına bırakıp gider. mutfaktaki küçük işler sonunda elinde patlamış mısır- üzüm kombinasyonu ve ne ara demlediğini bilemediğim çayla belirir dışarının soğuğunu içeri dolduran hayın kapıda. odanın ortasına serilen sofra örtüsü üzerine yayılır her şey bir piknik havasında.
şimdi facebookta popülerlik için paylaşılan çocukluk fotoğraflarına o zamanlar birinin profilinde değil de sofra örtüsü üzerinde, "açın şu kapıyı az, sıcak oldu" dedirten soba başında, patlamış mısır üzüm yiyerek bakardık. her fotoğrafa "güzel çıkmış mıyız ki" diye bakılan yıllar değildi o zamanlar. tek tek tüm fotoğrafların anılarının olduğu ve anlatıldığı yıllardı. bir ailenin tek bir odada bir fotoğrafa bakarak mutlu yaşadığı yıllardı. özlenen yıllardı.
odamın kaloriferi sonuna kadar açık. içerisi bir soba sıcaklığında. şimdi bir ses duydum sanki içeriden "hadi fotoğraflara bakalım"..
http://lapsuscalamium.blogspot.com
aynı durum şimdi olsa küçük bir kullanıcı adı şifre hamlesinden sonra facebook üzerinden halledilebilecek bir sorun. ama o zamanlar daha marc zuckenberg ergen bile değilken, evde tatlı minik bir telaş başlardı o ses duyulunca. annem evin sandığının bulunduğu yatak odasına giderken yolda mutfağa uğrar ve mısır patlatmak için her şeyi hazırlayıp ocağa koyardı. sonra yolu yatak odasına düştüğünde üzerinde iki ton ağırlığındaki yorgan battaniye karmaşasını görür ve babamdan yardım isterdi. el birliğiyle dev cisim uzaklaştırıldığında, sandığın üzerinde küçük baloncuklar uçuşmaya başlar birazdan evin küçük sırlarını ortaya çıkaracak bir çizgi film başlayacak gibi olurdu. evet o sandık her zaman gizli bir şeyler içermekteydi. bu hissiyatla geçti tüm çocukluğumuz. hani koridorda ışığı kapattığımızda arkamızdaki karanlıktan sanki biri bize doğru hızlanıp geliyormuş gibi bizim de hızımızı artırdığımız, hatta koştuğumuz hissiyat var ya işte onun gibi. sandık gizemini korurken hala zihnimizde, annem birden açıverir kapağını. bir çizgi film karakterinin çıkıp oradan bize şebeklik yaptığını düşlerken, düşüm birden yarıda kesildi.
o da ne. beynimi tırmalayan bir koku: naftalin... çocukluğumuzun vazgeçilmez kokusu naftalin. evin her köşesi eski ve naftalin kokardı önceden. naftalin kokusuydu evlerimizin parfümü. neyse özlemişiz o kokuyu.
sandığın içinde danteller, oyalar, baş örtüleri, üç yaşındaki çocuğa hazırlanan çeyizlik şeyimsiler vs.. anne içini karıştırdıkça evin içinde daha da artan bir naftalin kokusu sandığın eski gizemi ortadan kaldırır. sandık artık eski sandık değildir. artık yatak odasında anne baba arasında yatılan kaçamak uykularda saçma hikayeler uydurulmayacak sandık için. sandık artık olağan.
sonra anne birden doğrulur. elinde bir torba dolusu fotoğraf. naylon torbanın kenarları hafif yırtık. "ben de olsam dayanamazdım yani sandığın içinde o kadar naftalin kokusuna" deyip torbayı haklı çıkarıyorum bu yenilgisinde naylon torbayı. mısırın patladığını bize bildiren sesler eşliğinde sobalı odaya geçilirken küçük adımlarla annenin hep önünden yürünür. ya canavar çıkarsa arkadaki karanlıktan dimi ama.
sıcaktan ve televizyondan mayışmış babamın üşengeç bakışları arasında annem torbayı odanın ortasına bırakıp gider. mutfaktaki küçük işler sonunda elinde patlamış mısır- üzüm kombinasyonu ve ne ara demlediğini bilemediğim çayla belirir dışarının soğuğunu içeri dolduran hayın kapıda. odanın ortasına serilen sofra örtüsü üzerine yayılır her şey bir piknik havasında.
şimdi facebookta popülerlik için paylaşılan çocukluk fotoğraflarına o zamanlar birinin profilinde değil de sofra örtüsü üzerinde, "açın şu kapıyı az, sıcak oldu" dedirten soba başında, patlamış mısır üzüm yiyerek bakardık. her fotoğrafa "güzel çıkmış mıyız ki" diye bakılan yıllar değildi o zamanlar. tek tek tüm fotoğrafların anılarının olduğu ve anlatıldığı yıllardı. bir ailenin tek bir odada bir fotoğrafa bakarak mutlu yaşadığı yıllardı. özlenen yıllardı.
odamın kaloriferi sonuna kadar açık. içerisi bir soba sıcaklığında. şimdi bir ses duydum sanki içeriden "hadi fotoğraflara bakalım"..
http://lapsuscalamium.blogspot.com
insanın üzerinde güzel bir gülümseme bırakan hatun davranışıdır. yirim ben onu. (bkz: sevdiğin kızın sana kısır yapması)
güzel insan işidir. altında çok şey aramadan teşekkür edip sırası alınmalıdır.
yurdum umumi tuvaletlerinde kendini her türlü pislikten korumaya çalışandır.
otobüste yanında güzel bir hatun oturan gencin dramını allah kimseye yaşatmasın. zira kendileri ne yapacağını bilemeden öylece oturur. başını ne sağa ne de sola çevirebilir, heyecandan öylece kitlenip kalır. oldu canım zaten o da sürekli seni takip ediyodu da, acaba ne yapacak benim yakışıklı diye. bi sakin ol be kardeşim. bi rahat ol. sonra hatun sanki onunmuş gibi sahiplenmeler, hatuna bakanlara ters ters bakmalar falan... hatun o an inse otobüsten ne yapacaksın, ne diyeceksin o ters ters baktığın adamlara. hiç düşünme zaten bunları. al indi zaten, ne yapacaksın bakalım. anca bak arkasından.
http://lapsuscalamium.blogspot.com/
http://lapsuscalamium.blogspot.com/
sahada basmadık yer bırakmayan futbolcu hastalığı.
küçük bir tahta kapıydı ilk görünen. altlı üstlü ayrı iki parçadan oluşan tahta bir kapı. görünümünün aksine rahatsız edici bir ses çıkararak açılıp kapanan kapılardan değildi bu. içeriden gelen seslere inat sessizdi. iki parçasının arasından kızıl bir ışık yansıyordu dışarı. gelen sesler alışıldık metal sesleri olsa da merak uyandıran bir gizeme sahipti içerisi. girmek için sabırsızlanan onca insanla beraber sırayla girdik içeri. girer girmez karanlığın içinde kaybolmuş gibi hisseden gözler yavaş yavaş alışsa da, loşluk rahatsız ediciydi. ortada kocaman bir fırın ve etrafında insanlar sıralı. ilk dikkat çeken şey, ayakta durmuş merakla eğilip olan biteni izleyen insanlardı. ilk önce onların meraklı bakışlarını süzdüm. şaşkınlık ve övgü dolu sözler içeren mimiklerinin samimiyetini düşünürken gözüm ocağın başındaki ustaya kaydı. iki elinde de demir parçası, sanatını icra ediyordu. kızıl ateşle yanan ocağın önünde çelik çubuklar ile yaptığı dans sonunda ortaya şaheser bir nazar boncuğu çıkıyordu. herkesin gözü ustanın ellerindeki hızda, onun gözleri ise kızıl ocakta idi. takip edenler sanatı kavrayamasınlar diye mi bilmem ama ellerinin hızına yetişmemizi istemez gibi bir hali vardı. ince ince işlenen nazar boncuklarından gözünü ayırabilenler ocağın arkasında duran çocuğu görebileceklerdi. beyazlığından eser kalmamış bir şapkanın altından gözlerini ocağa dikmiş metal seslerinin arasında sessizce çalışıyordu. simsiyah is kaplı küçücük ellerinde hızlı hızlı çevirdiği çelik çubuklardan anlaşılacağı üzere mesleği yavaş yavaş kapmaya başlamış gibiydi. yaşını saklayan gözlerini yalancı çıkardı ağzından çıkan sözler: "14 yaşındayım abi". pür dikkat işlerini yapan ustalarının aksine her konuşmamızda dönüp gözüme bakıyordu. puslu gözlerinden parlayan ateş bir şeyler anlatmak ister gibiydi sanki oradakilere. oysa kimsenin bunu fark edecek yada anlayacak vakti bile yoktu. o da bunun farkında olacak ki umutsuz bakışlarını tekrar kaçırıp meraklı gözlerden, kendi gibi minik nazar boncuklarını yapmaya koyuldu. sıcaktan kızarmış yanaklarına düşen bir damla teri de yerden kaptığı bezle sildikten sonra sır gibi sakladığı küçük bir gülümseme kaçtı duygu yüklü yüzünden. . işte o an bir şey fark ettim: o daha çocuktu. ve belki de onun için bir oyundu bu: nazar boncuğu yapma oyunu..
http://lapsuscalamium.blo...012/02/nazar-boncugu.html
http://lapsuscalamium.blo...012/02/nazar-boncugu.html
kıyamet ile ilgili yapılan espriler sonrası olması muhtemel durumdur. iyi ki adamlar gelecek ile ilgili bir şeyler söyleyelim demişler, mezarda rahat uyuyamaz oldular be. sallamışlar bir şey belki tutar, belki tutmaz. çok üstlerine gitmemek lazım.
topuklu giydiğinde omzuna kolunu atmanın çirkin bir görüntü oluşturacağı hatun kişisidir.