bugün

entry'ler (38)

samsun

Küçük istanbul sayılabilecek kadar pisliği bünyesinde barındırır. Saat ondan sonra her an her yerde hapçısı bokçusuyla karşılaşmayan şanslı sayılır.

frida kahlo

sosyal medyada her gün ya doğum günü ya vefat yıl dönümü olan bayan kişisi.

nejat işler furyasına döndü.

istifa etmek

istifa dilekçesini verdiğinde o kapıdan çıkarken kuş gibi oluyorsun cümlesini bi milyon kez duyana maldivlerde tatil yapmakla eş değer gelen eylem.

kurt gibi. kemiriyor insanın beynini. zaten bi kere düştü mü beyne sonrasında motivasyon kesinlikle yarıya düşüyor. istifa etme fikrini akla düşüren sebepler hızla saldırıyor güçlenerek.

iyi kötü işe yaramak adına karın tokluğuna zaman geçirilen ve adına çalışmak denilen eylemin manasızlığını yok etme fikri. he bi de be yaparsan yap 16 yaşındaki ruh halini yaşatıyorsa binlerce umutla girdiğin iş kapısı; bi de yükselmede torpil tayinde torpil torpilin yoksa ne bokumsun diyosa sana işverenin isitifa en mantıklısı geliyor insana.

ülkemizde polis neden sevilmez

Öyle ince bir çizgideler ki. işlerinin ciddiyetinin bilincinde olmayan beline silahı takınca herif olan güruhun ağırlıkta olduğu meslek.

dayısı bilmem ne amcası milletvekili edebiyatı değil. ama kendileri suçlu olunca; masum sivile silahı, biber gazını doğrultup hakimin karşısında ben ülkem için yaptım diyeni çok. ne yazık ki çok.

var işini hakkıyla yapanlar. doğuda piç soyları uğruna şehit olanlar.

ama akşama kadar karakolun önünde çay içip dedikodu yapan tayfa sevdirmiyor uzaklaştırıyor bu milleti polisten. sadece maaş ve itibar için bu işi seçenler sorgulatıyor insana; bu mu koruyacak bizi cümlesini.

dinci ile dindar arasindaki farklar

biri kullanır, biri yaşar.

fazla kafa yormaya gerek yok. halihazırda zor değil aralarındaki farkı görmek, görebilmek.

windows xp den öncesini kullanmış nesil

Paintte ev, bulut, daire ve bilimum geometrik desenlerin içini doldurma ve wordart konusunda mecburen uzmanlaşmış kişilerdir.

he bi de yahoodan mail adresi almaya çalışan, dos kullanırken hacker havasında gezen nesildir.

gelin bi sarılım.

imam maaşının 3422 lira olması

merkez bankası başkanının mantığıyla belki öyledir diyebileceğimiz maaş ödemesi.

ancak yazıktır, günahtır. aldıkları maaş veya tutarı değil.

hala onca maaşa rağmen; mevlütlere gitmeden fiyat pazarlığı yapan, cenazede helallik istemeye 200 liradan aşağıya gelmeyen, hutbelerde faizi anlatırken bankalarda vadeli faizi kavgası yapanlara bu maaşın verilmesi günahtır. insanların hakkına geçmektir.

görevini layıkıyla yapanlar zaten alınmaz bu cümlelere. ama yazıktır. o işçilere yazıktır. günlük 40 50 liraya inşaatların tepesinden giden canlara yazıktır. yerin dibindeki canlara yazıktır.

onlar yapsın görevlerini hakkıyla; aylık beş bin alsınlar. ama hakkıyla.

avm de öpüşen çifti uyaran kişinin bıçaklanması

üzücü olay evet.

ama var her yerde bu amcalardan abilerden.

arkadaş kendi babamdan pay biçiyorum televizyonda bile usulca kanalı değiştirir çiftlerin yakınlaşma sahnesinde. ancak öyle bi olayda çevirir kafasını gider.

ayıp mı çiftlerin öpüşmesi sana göre ayıp ona göre değil. bana göre de insanların iki yüzlülüğü, yavşaklığı, yalakalığı ayıp. ayrıca napcan dayı rahatsız olduysan nereye kadar hangi birini uyarcan.
illa ayıp gördüğünü uyarmak istiyorsan git kahve önünde pinekleyip yoldan geçenleri izlemek uğruna boyun fıtığına tutulanları uyar.

git çocuk gelinlerin ailelerini uyar. git seccade şeytanlarını uyar.

hadi uyardı bıçaklamak nedir yahu. nasıl nefret dolu olduk böyle. anneniz hiç demedi mi boşver yavrum sen ona bulaşma diye.

ve işte bu kafalar yüzünden iki ileri bi geriyiz.

selena

kız kardeşi olanların az buçuk fikri olan dizidir. cümlenin devrikliği kadar vasat bi dizi ama bana göre tiksinçgillerden.

bi gece uyumuşym yine koltukta televizyonun karşısında. rüyamda bi yerdeyim çıkamıyorum çırpınıyorum, rüyada olduğumu farkediyorum ara ara uyanamıyorum. arkadaş kan ter su ve bilumum şeyler arasında uyandım. gün ağarmaya dönmüş, televizyonda selena abla. bi kavanozun içinde. -kurtarın beni -kimse yok mu -beni duymuyo musunuzzzz diye yırtınıyo. bi şey olmuş kavanozun içine hapsolmuş götü boklu. hımınımına selena diye senin.

ibrahim sadri

yıllar önce babam bi kamyonet almış emekli bir öğretmenden ama kaç yaşında kim bilir her yeri dökülüyor.
ilkokuldayım o zamanlar hadi diyor bana bi turlayalım. tamam diyorum atlıyorum hemen ön koltuğa. torpidoyu karıştırıyorum merakla. bi kaset çıkıyor. albümün adını bilmiyorum ama ben seni hiç sevmedim ki şiirinin olduğu albüm. takıyoruz, başlıyoruz dinlemeye.
hava çok soğuk onbeş dakika turluyoruz geliyoruz eve.
sonraki günlerde hep ibrahim sadri.
yeni kaset almamıştık, fuzuli masraftı o zamanlar.
o kamyonetin dökülene kadar bindik. yıllarca yeni kaset almadık. söyledi ibrahim sadri. şiirlerinin arasındaki keman sesi işledi garibanlığımıza.

sirkeciden giden trenler, ah ulan sabri abiler.

çocukluğum oldu ibrahim sadri. hükümete yakın oldu, kumarcı oldu bilmem ne oldu. ama çocukluğum olarak kaldı.

kıymeti bilinmesi, dinlenmesi gereken ses. o okusun şiirlerini gece daha çok uzasın.

edit: trt müzikte program yapıyor şu aralar. güzel de yapıyor kereta.

facebook

boka sarmış uygulamadır.

şu günleri hatırlıyorum ya; serde gençlik var pcnet derdine ölüyorum. mirc, msn eşittir sırt ağrısı yorgun parmaklar misali.
feysbuk diye bi şey çıkmış. allahh ölüyorum. hemen kaydol. lan! kimse yok arkadaşlardan. söylüyorum abi çok güzel kaydolun falan yok kimse yanaşmıyor. online insanları falan görüyorsun 2bin 3bin kişi var ispanyol arkadaşım bile vardı gerçekten dilini geliştir bi şey yap ama bi şey yap be abi.

kim nerde napıyor özel kalmamış. onun fotoğrafını beğenmedin diye küsen mi dersin, yek yea benim onla işim yok diyenin çay keyfi mi dersin.

babamın muhalefet ruhunun nirvanası, annemin dini söz çılgınlığı.

hele bi de 2. sınıfa giden yeğenin doğum günüymüş. dur kutlamalı bi şey yazim dedim.

semih bugün 34 yaşına giriyor yazıyor. allah belanı feysbuk.

spk

sınavları zor olan zımbırtıdır.

anladık zorsun, tamam seçicisin, yes hakeden alsın lisansınızı tamam ama tek derse 250 sayfa çalışma kitabı nedir lan allahsızlar. 8 dersten ansiklopedi çıkıyor.

aksama kadar it gibi çalış eve gel yap bi sade kahve lisede biyoloji çalışır gibi not çıkar.

velhasıl orta yaşa zor gelen sınavdır. hele ki borsa denildiğinde; ilkokul zamanlarında oynadığımız milyoner kadarsa bu konudaki bilginiz paranıza yazık.

çukurca da 8 şehit daha verilmesi

elimde işlerim vardı, önümde müşterim. uzaktan duydum bayan spikerin şehit haberini verişini. bi an karnıma bi ağrı girdi. belki bi kaç saniye sürdü ama başım döndü. ben ki kardeşimin acı haberini alma ihtimalinde böyleysem; bunca şehit ailesi ne yapsın, kimi geri getirsin feryat figanlar.

canlar gidiyor, canımız gidiyor. yere batsın başkanlığınız. gece yastığa başlarını koyduklarında ne hissediyor acaba baştakiler.

bir sigara ateşleyip tavana odaklanmak

günün tüm stresini alan eylem.
bu paketle idare etcem denilen paketin son dalıysa bi de; her bir kül tanesini incelettirir insanoğluna.

diğer adı; yalnızlıktır.

baba zula

canlı performanslarını dinlemek istediğim arkadaşlar. soundu oldukça bozuk yutup versiyonları bu kadar etkiliyici ise muhtemelen uzun süre etkisini sürdürür canlısı.

Mustafa ceceli'yi çok seven bi arkadaşım denk gelmiş bi mekanda performanslarına. adamlar beş saat babamız bizi sevmedi dedi ya öyle şarkı mı olur dedi. o zaman bi kere daha dedim gramatik canlı canlı çirkiniz sevmedi diye coşmadan ölme.

mommo kız kardeşim

adamın ağzına sıçar.
bir saattir haykıra haykıra ağlattı beni. geçmedi hala boğazımdaki ağrı.

hak ettiği değeri görememiş ve iyi ki de görmemiş filmdir.
az kişi bilir, az kişiye dokunur, az kişi arasında sanki bi bağ oluşturur.
ağlamaktan içiniz dışınıza da çıkabilir, ardından yakılan sigaraya ömür de bağlanabilir.
yokluğu, yoksulluğun, kardeşliğin ve bi de hayatın acı gerçeklerinin ilmek ilmek örüldüğü bi film.
defalarca izledim, izledikçe Erkan Oğur' u bir kez daha sevdim.

Ayşe'nin saçlarının kesildiği sahne. ah diyorum sadece.
izleyin. izlemeyenin ömründe bir şeyler eksik kalmıştır.

breaking bad

kanser bokunu insanın içine işletecek şekilde anlatmış dizi.
Eğer canlarınızı vermişseniz bu hastalığa; onların çektiği acıları izlereyerek, yüreğinize işleyerek görebilirsiniz.
efsanedir. izlemeli, izlettirilmelidir.

not: skyler senden hala nefret ediyorum.

hayata dair iç burkan detaylar

parkinson hastası bi müşterim var. 4 yıldır tanıyorum kendisini. bu kredi evrakları için yazılması gereken yazılar var. imzayı zor atan birine eziyet olacaktı. dedim mühür parmak izi kullanalım.
hastalığından girdik sohbete. sabahtan kalma acı çayı içerken sordum senin bi kızın vardı hastaydı para yatırıyodun ona (bana bi şey olursa güvencesi olsun diye aydan aya 100 tl yatırıyordu) bahri amca napıyo nasıl şimdi?
öldü dedi. ne zaman dedim. Bugün 167. gün dedi.
epilepsiymiş kızı. kriz geçirmiş evde. 6yıl önce de oğlunu kaybetmiş epilepsiden.

çok severdi beni dedi. her akşam ona bi şeyler alırdım bakkaldan masanın üstüne koyardım. şimdi mezarına bakıyorum evden görünüyor dedi. nerde dedim evden elli metre anca uzakta, köyün mezarı uzaktı elvermedi içim, fındık bahçesine gömdük dedi.

bahri amcaya baktım. mührü basarken yardım ettim, ellerinin soğuklukluğunu hissettim. koca elleriyle gözünün yaşını silmeye çalışmasına baktım. hiçbir şey yapamadım. bazı insanların sınavı ne ağır dedim boğazımdaki yumru büyürken..

şehit haberleri görmezden geliniyor

görmezden geliniyor veya öyle isteniyor. git gide normalleşiyordu benim için. görüyordum üzülüyordum biraz izledikten sonra kafam dağılsın diye başka kanala geçiyordum.
ta ki canımın diğer parçası kardeşimin usta birliğinin Diyarbakır merkeze çıktığını öğrenene kadar.
o vakit anladım. yürek nasıl yanarmış, insan nasıl asker ailelerini anlarmış, nasıl dua edermiş askerler için.
merakta kalmak neymiş, aradığında cevap alamayınca gününün bok olması 'iyiyim arama vardı telefonu yatağın altına saklamıştım ortalık düzelene kadar dönemedim sana' dediği an derin bi oh çekmek ne demekmiş o zaman anladım.

gelmeyin görmezden. işinize gelmez belki ama yaşayın o ağıtları en derininizde. ben yapamıyordum; başa gelince anladım. başınıza gelmesini beklemeyin.

yalnızlık

gark eder bazı gecelerde. kıvrılır gider sigara dumanında. bi süre sonra yok olacak sanırsın, siner odanın her yerine. her zamanki gibi olan ama aslında olmayan gecelerde.
3 yıldır hiç çalmayan zil çalar sanki. alt komşunun zil sesi olduğunu anlayınca sinsi sinsi güler odanın köşesinden.
bu dünyaya ait olmadığını anladığın gecelerde; küser sana "ben varım ya" der.
keşke uykum gelse dersin, sabah olsun, çalışarak zihnimi dağıtayım. o da ne? yalnızlığın dostu olmuş uyku. kahkaha atarlar sanki; çiviye dönmüş yastıktan.

daralırsın; eş dost kuzen kim varsa ararsın. sen; "-ee daha ne var ne yok" dersin "-öyle işte" söylemini her cümlenin sonunda duyduğunda yine gelir yalnızlık omuzlarına.

ben burda ölsem kim bulur beni dersin. mesaiye geç kalınca müdürüm? ya gece ölürsem? uyuyakaldı dosyalara biz mi bakalım derler yoksa arayın şunu nerde bu mu derler.

yalnızlık.. yalın olmaktan tekil olmaktan bilmem nerden gelir. aman ha meraklanmayın gelsin diye. yüzsüz bi misafir. geldi mi gitmek bilmiyor
© copyright 2005 - 2026