bugün
- sarapci koala69
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın10
- düşen insana gülmek3
- dünün en beğenilen entry leri3
- pazartesi diyete başlamak4
- sözlükteki bot yazarlar3
- aşk-ı memnu4
- silver ile evlenecek erkek41
- el chadaille bitshiabu9
- teomancalmasur7
- apartmanda ayakkabılarını kapı önüne bırakmak2
- müdüre tamam aşkım diye mesaj atmak2
- ellerim bos gonlum hos29
- rica etsem beni linçler misiniz14
- sabahları nefret edilen şeyler15
- yüzüklerin efendisi6
- ohooo biri gider biri gelir sayıları o kadar çokki12
- sürü zekası8
- enayimiknatisi ile kavga etmek10
- bik bik nedir niye bu kadar sevilesidir9
- fenerbahçe nin transferi kapaması18
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- true giderse sözlükte yürüyen cinsellik kim olacak9
- avukat sevgili8
- günün sözü25
- mesajla verilmiş en büyük ayarlar7
- sözlükteki en kaliteli nesil10
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası21
- uludağ sözlüğün müzikal yapısı2
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı30
- imparatorice olmak ister miydiniz7
- ktç'nin iki ay çalyak yemesi olayı9
- parayla saadet olması18
- nervio hamferdi10
- ruhun bir bedenden diğerine geçmesi5
- sokakta dayak atılan kadın görsen karışır mısın6
- bir kızdan kibarca nasıl domalmş fotoğrafı istenir9
- arkadaşlar gammaz çetesi kuruyorum9
- ortama girince herkesin susması11
- amedspor19
- katatespizartmasi16
- sözlük yazarlarının kombinleri12
- sözlüğün toplam zekası6
- resmine 31 çektim de yattım3
- yazarların şu an dinlediği şarkılar5
- psikopatlar neden klasik müzik sever7
- evli adamın sözlükte ne işi var8
- türk'ün olduğu her yerde kürt olması25
- true ve s'i l v'e r m'i s t birlikteliği11
- sözlükte tartışma kaybetmeme taktikleri5
fatih sultan mehmet dönemi olayları ve o döneme ilişkin önemli kişilerin hayatlarının -ölümlerinin mi demeliydim- anlatıldığı, aynı zamanda o dönemi kaleme alan fatih haznedar isimli bir yazarın, 1980 istanbulu'nun anadolu yakasında eski bir yalıda geçirdiği günlerin aktarıldığı çift zamanlı bir tarihi roman. yazar boğazkesen'i yazabilmek için aşağı yukarı üç yıl çalışmış. kimi yerde tarihi belgelere ve rivayetlere, kimi yerlerde de hayal gücünün ona sunduğu kurgu yeteneğine başvurmuş. kimi zamansa gerçekle * kurguyu bir araya getirerek a.djemai'nin deyimiyle bir "destan", bir akdeniz destanı yaratayazmış.*
ossuruktan bile olsa bir roman eleştirmeni ya da edebiyat hakimi bir insan olmamakla birlikte, kitap hakkında üç-beş kelam etmeyi -en azından tarihle doğrudan bağlantılı olduğu için- düşünmekteyim. anlaşılacağı üzere romanın çıkış noktası rumeli hisarı. ancak rumeli hisarı'nın yapımının anlatıldığı bölüm, eserin yalnızca ufak bir kısmını ihtiva ediyor. elbette kitabın başından sonuna kadar esip giden şiddet unsurlarının, deniz-derya olmuş kanların ve uçan kellelerin hesabı yapıldığında "boğazkesen"in çift anlamlılığını da anlamış olacağız.* kitabın insana keyif veren ve bir "roman" okuduğunu hissettiren bölümleri şüphesiz ki bundan 550 yıl kadar öncesinin olaylarının ve kişilerinin anlatıldığı kesimler. canlı tasvirler, sıradan/klasikleşmiş gibi gözükse de sürükleyiciliği ve hazzı arttıran gösterişli benzetmeler ve sezar'ın hakkını sezar'a teslim etme zorunluluğu uyandıran tarihsel doku canlandırması ile gerçekten etkileyici bir kitap boğazkesen. gerek hisarın yapımının anlatıldığı bölüm, gerek fatih'in külliyesinde geçirdiği saatlerin, gerekse venedikli kaptan antonio rizzo'nun hazin sonunun anlatıldığı bölüm son ifade ettiklerimizi karşılar nitelikte.
gelgelelim keşke hiç olmasaymış, ya da bu kadar uç nokta ve zorlama olmasaymış dediğimiz, romanın ikinci sürecine; anlatılanları yazan karakter olan fatih haznedar ve o'nun cinsî maceralar diyarına. * bize fatih * istanbul'un anadolu yakasında bir yalıda karanlık ve yalnız bir dönem geçiren, kendisini romanına adamışken hayatına giren bir kadın * neticesinde roman ve deniz * arasında gidip gelen ** ve ölümü, cinselliği, tutsaklığı yaşarken bunu da kendi karakterleri fatih sultan mehmet, antonio rizzo, içoğlanı selim * gibi karakterlerde tezahür ettiren/yansıtan bir karakterdir. ancak özellikle romanın sonlarına doğru haznedar'ın türlü sevişme hikayelerinden, yatakta attığı parendelerden, zevkten-orgazmdan başka hiçbir şeyden bahsedilmeyince hakikaten darallar geliyor insana. tarihten de, romandan da tiksiniyoruz bi yerde. elbette tiksinmemizin sebebi cinsellik değil, sadece bunun aşırı dozda pompalanması ile midenin artık "eah yeter be abi" demesi. 10 sayfa boyunca sürekli kadın budu köftelerden, yaprak sarmalarından, antep ezmelerinden falan bahsedilseydi de insan aynı tiksinme refleksini yine gösterirdi elbet. aslına bakılırsa bu kısımlarda yapılan yüzeysel ve can sıkıcı tasvirler de -romanın diğer sürecindeki tasvirlerin aksine- en az cinsellikle ilgili anlatının yoğunluğu kadar bezdiriyor.
romanın gerçekleri yansıtmadığı*, fatih sultan mehmet ve anısını karaladığı, onu bir şiddet düşkünü ve erkek sevici gibi gösterdiği, yüce dinin ve onun timsali ulu osmanlı'nın karalandığı falan gibi eleştirilere ise ucundan-kıyısından katılmak elbette mümkün değil. bu bir roman, ve romanın karakterleri, kurgusu, her şeyi yazarının ellerinin ucunda. ancak bu da demek olmuyor ki roman havalarda uçmuş, gerçeklerle uzaktan yakından ilişki kurmamış. yazar, ne hakkında ve hangi dönem hakkında yazdığının bilincinde olduğundan ötürüdür ki, döneme ilişkin bilgi-belge ve efsanelere kafa yormuş, bu gibi şeyleri eserinde kullanmıştır. zaten yazarın amacı fatih dönemi'ni ifşa etmek falan da değildir. fatih, çandarlı halil gibi kişilerin büyük dünyalarının yanı sıra, o küçük ve sadece kendilerine ait dünyalarında nelerin olduğunu ya da olabileceğini göstermek, insanların tutkularını, ölüm ve yaşam arasındaki gel-gitlerini ortaya dökmektir bir bakıma yapılan. neticede kitap eksileriyle ve artılarıyla okunası bir kitaptır. kesinlikle bir tarih kitabı olmadığı gibi, kesinlikle de bir "ulu hakan fatih sultan mehmet han hazretleri tirivirisi destanı" falan da değildir. bununla birlikte "cani" fatih'i karalama kitabı falan hiç değildir. romandır boğazkesen; büyük şahsiyetlerin sıradan serüvenlerinin, büyük serüvenlerin sıradan şahsiyetlerinin içiçe aynı kaygılar içerisinde olduğu bir romandır; yaşam ve ölüm. *
ossuruktan bile olsa bir roman eleştirmeni ya da edebiyat hakimi bir insan olmamakla birlikte, kitap hakkında üç-beş kelam etmeyi -en azından tarihle doğrudan bağlantılı olduğu için- düşünmekteyim. anlaşılacağı üzere romanın çıkış noktası rumeli hisarı. ancak rumeli hisarı'nın yapımının anlatıldığı bölüm, eserin yalnızca ufak bir kısmını ihtiva ediyor. elbette kitabın başından sonuna kadar esip giden şiddet unsurlarının, deniz-derya olmuş kanların ve uçan kellelerin hesabı yapıldığında "boğazkesen"in çift anlamlılığını da anlamış olacağız.* kitabın insana keyif veren ve bir "roman" okuduğunu hissettiren bölümleri şüphesiz ki bundan 550 yıl kadar öncesinin olaylarının ve kişilerinin anlatıldığı kesimler. canlı tasvirler, sıradan/klasikleşmiş gibi gözükse de sürükleyiciliği ve hazzı arttıran gösterişli benzetmeler ve sezar'ın hakkını sezar'a teslim etme zorunluluğu uyandıran tarihsel doku canlandırması ile gerçekten etkileyici bir kitap boğazkesen. gerek hisarın yapımının anlatıldığı bölüm, gerek fatih'in külliyesinde geçirdiği saatlerin, gerekse venedikli kaptan antonio rizzo'nun hazin sonunun anlatıldığı bölüm son ifade ettiklerimizi karşılar nitelikte.
gelgelelim keşke hiç olmasaymış, ya da bu kadar uç nokta ve zorlama olmasaymış dediğimiz, romanın ikinci sürecine; anlatılanları yazan karakter olan fatih haznedar ve o'nun cinsî maceralar diyarına. * bize fatih * istanbul'un anadolu yakasında bir yalıda karanlık ve yalnız bir dönem geçiren, kendisini romanına adamışken hayatına giren bir kadın * neticesinde roman ve deniz * arasında gidip gelen ** ve ölümü, cinselliği, tutsaklığı yaşarken bunu da kendi karakterleri fatih sultan mehmet, antonio rizzo, içoğlanı selim * gibi karakterlerde tezahür ettiren/yansıtan bir karakterdir. ancak özellikle romanın sonlarına doğru haznedar'ın türlü sevişme hikayelerinden, yatakta attığı parendelerden, zevkten-orgazmdan başka hiçbir şeyden bahsedilmeyince hakikaten darallar geliyor insana. tarihten de, romandan da tiksiniyoruz bi yerde. elbette tiksinmemizin sebebi cinsellik değil, sadece bunun aşırı dozda pompalanması ile midenin artık "eah yeter be abi" demesi. 10 sayfa boyunca sürekli kadın budu köftelerden, yaprak sarmalarından, antep ezmelerinden falan bahsedilseydi de insan aynı tiksinme refleksini yine gösterirdi elbet. aslına bakılırsa bu kısımlarda yapılan yüzeysel ve can sıkıcı tasvirler de -romanın diğer sürecindeki tasvirlerin aksine- en az cinsellikle ilgili anlatının yoğunluğu kadar bezdiriyor.
romanın gerçekleri yansıtmadığı*, fatih sultan mehmet ve anısını karaladığı, onu bir şiddet düşkünü ve erkek sevici gibi gösterdiği, yüce dinin ve onun timsali ulu osmanlı'nın karalandığı falan gibi eleştirilere ise ucundan-kıyısından katılmak elbette mümkün değil. bu bir roman, ve romanın karakterleri, kurgusu, her şeyi yazarının ellerinin ucunda. ancak bu da demek olmuyor ki roman havalarda uçmuş, gerçeklerle uzaktan yakından ilişki kurmamış. yazar, ne hakkında ve hangi dönem hakkında yazdığının bilincinde olduğundan ötürüdür ki, döneme ilişkin bilgi-belge ve efsanelere kafa yormuş, bu gibi şeyleri eserinde kullanmıştır. zaten yazarın amacı fatih dönemi'ni ifşa etmek falan da değildir. fatih, çandarlı halil gibi kişilerin büyük dünyalarının yanı sıra, o küçük ve sadece kendilerine ait dünyalarında nelerin olduğunu ya da olabileceğini göstermek, insanların tutkularını, ölüm ve yaşam arasındaki gel-gitlerini ortaya dökmektir bir bakıma yapılan. neticede kitap eksileriyle ve artılarıyla okunası bir kitaptır. kesinlikle bir tarih kitabı olmadığı gibi, kesinlikle de bir "ulu hakan fatih sultan mehmet han hazretleri tirivirisi destanı" falan da değildir. bununla birlikte "cani" fatih'i karalama kitabı falan hiç değildir. romandır boğazkesen; büyük şahsiyetlerin sıradan serüvenlerinin, büyük serüvenlerin sıradan şahsiyetlerinin içiçe aynı kaygılar içerisinde olduğu bir romandır; yaşam ve ölüm. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar