bugün
- öldüreni öldürmek11
- sözlükteki tramessi yazarlar7
- la loba8
- asansörde selam verme zorunluluğu5
- abi lavabo var mı5
- ak parti tabanının fon soygunu eleştirisi11
- demokles'in kılıcı abi ya7
- hesabını gizleyen erkek yazar19
- ayağına nutella sürüp bu bitecek diyen kız6
- mahallede rönesans başlaması5
- sözlükten bir yazarla evlenilir mi3
- çeyrek depo kalır kalmaz akaryakıt alan tip8
- israil seçimleri4
- sevgiliyle görüşme sıklığı4
- mahalle bakkalının zamanı durdurması3
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları5
- sabah erken kalkmanın erdem sayılması7
- x hanım kasa lütfen3
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı54
- sabah sabah metrobüste yaşanan gürültü kirliliği4
- eşek alıp şehirde gezmek5
- buzdolabının içim üşüdü demesi3
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz2
- neden uyandınız6
- hiçbir yere varmayan merdiven3
- güzel ayaklılar eklesin2
- menemen yiyen erkek6
- asgari ücretle hayal kurmak4
- skechers giyen kız2
- hoşgelmiş inşallah kazdır2
- sözlüğe bicepsini atmış erkeğin namusu6
- erkeklerin kadınları anlayamaması5
- ağızdan çıkan lafın dönüşü olmaması3
- kız isteme ayininde tuzlu kahve ikram eden yelloz2
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- çay demlemekle övünen kız2
- kot kafalı2
- kalıcı yaz saati uygulaması2
- izmirim izmirim nereye gitsem özlerim2
- japonlan evlencem dye türkmenistanlıylan evlenmek4
- parazitli'a m frekansı radyoları dinlemek3
- dm kuşu yazarlar3
- topuklu ayakkabı2
- erkeklerin evde sıcak yemek olsun takıntısı4
- durduk yere armadilloya dönüşmek2
- kendi cenazende kavga çıkarmak2
- ingiliz lord unvanı3
- karınca yuvasının yanına çay şekeri dökmek2
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması4
- akplisin yani27
eleştirel felsefenin babası olarak ünlenen kant, 1724'te könisberg’de dünyaya gözlerini açar. (o zaman prusya toprağı olan köniberg günümüzde kaliningrad adıyla rusya toprakları içinde yer almaktadır) fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş fakat iyi bir eğitim görerek könisberg üniversitesinde metafizik ve mantık profesörü olarak görev yapmıştır. çok geniş bir dünya görüşüne sahip olmasına rağmen kant; yaşamı boyunca, ikâmet ettiği yerin 80 km uzağına hiç gitmemiştir. alman disiplinini kusursuz bir biçimde hayatına yansıtan kant, bütün işlerini saatli yapmış ve günlük rutinlerini asla aksatmamıştır. ve hatta aktarılanlara göre kant’ın yaşadığı semtte bulunan kişiler, saatlerini ona göre ayarlamışlardır. ‘’kant yürüyüşe çıktığına göre kahve saatim geldi demektir.’’ gibi.
bu yazıda kant’ın hayat hikâyesine genişçe yer vermek; numenal-fenomenal dünya kavramlarına ve bilgi felsefesi alanındaki diğer düşüncelerine yer vermeden yalnızca ahlâk felsefesinde çığır açan görüşlerini aktarmaya çalışacağım.
temel ilke: önemli olan niyet!
günümüzde önemli bir kesim tarafından özellikle dinî vecibelerin yerine getirilmesinde bir esas olarak benimsenen niyet kavramı kant’a göre de bir davranışın değerlendirilmesinde esas alınacak olan mefhumdur. ona göre ahlâklılık; yalnızca ne yaptığınıza değil, neden yaptığınıza göre değerlendirilmektedir. işte buradaki iyi(doğru) niyet ‘’ahlâkî görevimizi yerine getirmek’’tir. peki, bizler neye göre ve nasıl niyetimizin iyi yahut doğru olduğuna karar vereceğiz? tam da burada kant’ın felsefesinde oldukça önemli bir yer tutan akıl kavramı devreye girmektedir. karar akla dayanmalıdır, siz nasıl hissederseniz hissedin, duygularınız ne söylerse söylesin size doğruyu bulduracak olan yegâne şey kendi aklınızdır.
kant’ın ahlâk anlayışı duygularımızdan tamamen soyutlanmış, izole edilmiştir. zirâ, aynı olay karşısında insanlar çok farklı duygulara sahip olabilirler. örneğin, bir hayvanın kesimi sırasında kimi bunu iştahlı bir duyguyla izlerken kimi de baştan ayağa merhamet duygusuna bürünebilir. dolaysıyla kant için bir eylemi yalnızca nasıl hissetiğinize göre, içinizde uyanan duygulara göre yaparsanız, bu hiçbir şekilde iyi bir erdem olarak adlandırılmayacaktır.
maksim ve koşulsuz buyruk kavramları(kategorik imperatif)
bu kavramları ilk kez duymuş olanlar için söylüyorum, sakin olun ve okumaya devam edin lütfen. filozofların dünyası çok başka olduğu için şu ana kadar hiç duymadığınız kavramlarla onların eserlerini okuduğunuzda karşı karşıya kalabilirsiniz. bu adlandırmaları yapan bizzat onlardır ve bu kavramlardan çoğunu o zamana kadar hiç kimse kullanmamıştır; anlayacağınız, yalnız değilsiniz. bunu en çok yapan ve bu yönde en fazla eleştiri alan filozoflardan biri de hegel’dir. her neyse konuyu dağıtmayalım. maksim, nedir? elbette ki burada meşhur maksim gazinosu’ndan bahsetmiyoruz, talep gelirse elbette ki bir gün ona da değinmeyi vazife biliriz. öhm, her neyse efendim kant’a göre maksim; ahlâk yasasının temelinde yatan, olaylar karşısında karar vermemimizi sağlayan ilkedir. ona göre bir eylem gerçekleştirdiğimizde bir ya da daha fazla ilke bizi yönlendirir, işte bu ilkeler maksimlerdir. örneğin; hırs sahibi bir insan her zaman istediğini elde etmek ister, egoist bir insan her zaman beğenilmek ister, liberal görüşe sahip bir kişi de daima özgürlük alanları ister, vb. işte bu insanların davranışlarını yönlendiren maksimler bunlardır. siz de bir davranışı gerçekleştirdiğinizde kendinize ‘’neden bunu yaptın?’’ diye soracak olursanız, vereceğiniz cevap sizin maksiminiz olacaktır.
yukarıda da değindiğimiz gibi dünya üzerinde yaşayan ne kadar insan varsa o kadar çok maksim olabilir ki bu doğaldır. bundan dolayı kant, eylemlerin yalnız ve yalnız evrenselleştirilebilir olan maksimlere dayanması gerektiğini belirtmiştir. burada da kendinize ‘’herkes benim davrandığım gibi davransaydı doğru olur muydu?’’ sorusunu sorabilirsiniz. aslında tuvaletlerimizin klişe yazısı haline gelmiş olan ‘’nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak’’ mottosunun biraz değişik versiyonu diyebiliriz. ya da ‘’kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapma’’ anlayışı buna bir örnek teşkil edebilir. eğer aldatılmak istemiyorsak aldatmamalıyız da. herkes için doğru olmayan şey sizin için de doğru olmayacaktır.
pekâla, bu koşulsuz buyruk da ne oluyor? evvelâ diğer adlandırmaları olan kesin buyruk, kategorik imperatif kavramlarını söylemem gerekiyor. kant’a göre doğru olanı yapmak sizin mutlak ödeviniz olan değişmez bir emirdir. koşullu buyruklar birbirlerine bağımlıdırlar. a’yı istiyorsan b’yi yap, bir koşullu buyruk örneğidir. daha da somutlaştıracak olursak ‘’güvenilir bir insan olmak istiyorsan asla yalan söyleme’’ ifadesi bir koşullu buyruktur. işte sizin burada maksiminiz yani harekete geçiriciniz ‘’güvenilir bir insan olmayı istemek’’tir. oysa kant’ın ahlâkında buna katiyen yer yoktur. onun ahlâkı size sadece ‘’a’yı yap.’’ der, ahlâki maksimlerin temelinde bu vardır. aynı örnekten yola çıkarsak kant size ‘’yalan söyleme’’ der ve noktayı koyar. ardında hiçbir getiri hiçbir amaç yoktur, koşulsuz buyruklar yalnızca ne yapmanız gerektiğini söylerler.
--- spoiler ---
‘’anlayışlı, kibar ya da bencillik emâresi taşımadan etrafa neşe saçarak içten içe tatmin olan ve diğerlerini mutlu etmekten keyif alan öyle çok insan vardır ki… lâkin ben diyorum ki her ne kadar hoş ve görevini ifa eder gibi görünse de bu tür bir hareketin gerçekte hiçbir ahlâkî değeri yoktur.’’
- ımmanuel kant
--- spoiler ---
peki bu emirler nereden gelmektedir, kaynağı nedir? kant’ın bize cevabı, ‘’akıl, tek başına doğru ya da yanlış olanı belirler.’’ olacaktır. insanı robotlardan farklı kılan şey hem akıl sahibi olmaları hem de özgür olmalarıdır. bir robot yalan söylemeye programlandıysa her türlü durumda yalan söyleyecektir. aksini yapması mümkün değildir.(gerçi yapay zekâ yakın zamanda bunu yanlışlayabilir.) onun özgürlüğü yoktur ve her ne yaparsa yapsın ahlâkî olarak da sorumlu değildir. insanoğlu akıl sahibi olması nedeniyle ahlâkî birtakım ödevlerinin olduğunu bilmektedir ve bunlardan sorumludur.
amaca giden her yol mübâh mıdır?
şüphesiz ki bu soruya; ülkesini iyi bir şekilde yöneten ve halkının saadeti için iktidarda kalması gereken bir hükümdâr söz konusu olduğunda niccolò machiavelli ‘’evet’’ cevabını verecektir. kant ise sonuç ne olursa olsun, her durumda bu sorunun değişmez cevabının ‘’hayır’’ olduğunu belirtecektir. bu durumu bir pasaj yardımıyla açıklamanın yerinde olduğunu düşünüyorum:
evinizin kapısı hiç beklemediğiniz bir anda şiddetli bir şekilde çalındı. kapıyı açtınız ve karşınızda yüzü görü morluk içerisinde bir kadın gördünüz ve derhâl içeriye aldınız. kadın size kocasının peşinde olduğunu ve eğer onu bulursa öldürebileceğini söyledi. peşinde olan kocası, kadının sizin evinize doğru yöneldiğini görerek kapınıza dayandı ve eşinin orada olup olmadığını sordu.
bu durumda ne yapmanız gerekir, doğru olan nedir? yalan söyleyerek eşini oradan uzaklaştırmanız mı, yoksa kadının içerde olduğunu söylemeniz mi? kant’a göre sonuç değişmez, sonucu ne olursa olsun sizin göreviniz ahlâken uygun olanı yapmaktır. yalan söylemek her zaman ahlâkî açıdan yanlıştır, hiçbir istisnası ve bahanesi yoktur. o halde, ahlâken doğru olanı yapmak istiyorsanız bu durumda kadının içeride olduğunu söylemeniz gerekmektedir. kant, buna benzer bir örneği kitabında direkt olarak kullanmıştır. böylesine çarpıcı bir örnek kullanmasının amacı bakış açısının ne kadar mübâlâğalı olduğunu göstermektir. ve bizzat ‘’unutmayın ki bir eylemin sonuçları ahlâken konuyla ilintili değildir.’’ diyerek bu durumda dahi yalan söylenmemesi hususunda ısrar eder.
--- spoiler ---
''öyle davran ki, bir davranışında insanlığı hem kendinde hem diğer insanların her birinde her zaman bir amaç olarak gör ve katiyen bir araç olarak kullanma.''
- ımmanuel kant
--- spoiler ---
velhâsıl kant’a göre; cennete gitmek için ibadet eden, acıdığı için yardım eden, ağladığı için emzik veren, saygın olmak için çok çalışan, yalancı olarak yaftalanmamak için doğruyu söyleyen insanların hiçbiri ahlâka uygun davranmamaktadırlar.
tüm bunların yanında kant’ın ahlâk esaslarına birçok eleştiri de gelmiştir. örneğin çelişen ödevler konusu bunlardan biridir. evet, yalan söylememek ahlâkî bir ödev olabilir fakat bir insanın öldürülmesine izin vermemek de ahlâkî bir ödevdir. bazı durumlarda her iki görevi de kusursuz olarak yapmamız mümkün değildir. duyguların kapsam dışında bırıkılması da bu eleştirilerden bir diğeridir. sokakta mendil satan küçük bir çocuğa merhamet ettiğimiz için ondan mendil almamız kant’a göre hiçbir şekilde ahlâkî değildir. çünkü içinde ‘’merhamet’’ duygusunu barındırmaktadır. bu şekilde birçok eleştiri almış olsa da kant’ın ödev ahlâkı birçok yönden kabul görmüş ve bazı temelleriyle ahlâk felsefesinde çığır açmıştır. konuyla ilgili birçok makale ve kaynaktan genişçe bilgi alabilir yahut kafanızı arkaya yaslayarak size göre doğru olanı düşünebilir, sorgulamanın tadına varabilirsiniz.
--- spoiler ---
''eğer bir çocuk kötü davranışlarından ötürü cezalandırılır, iyiliğinden ötürü ödüllendirilirse bu durumda o sadece ödül için doğru davranacaktır ve hayata atılıp da iyiliğin her zaman ödüllendirilmediğini, kötülüğün de cezalandırılmadığını gördüğünde sadece hayatta nasıl muvaffak olabileceğini düşünen ve hangisini kendi yararına görürse buna göre doğru ya da yanlış davranan bir insan olacaktır.''
- ımmanuel kant, eğitim üzerine (ruhun eğitimi-ahlaki eğitim-pratik eğitim)
--- spoiler ---
yazıyı medium sayfamda okumak için şöyle gidebilirsiniz.
bu yazıda kant’ın hayat hikâyesine genişçe yer vermek; numenal-fenomenal dünya kavramlarına ve bilgi felsefesi alanındaki diğer düşüncelerine yer vermeden yalnızca ahlâk felsefesinde çığır açan görüşlerini aktarmaya çalışacağım.
temel ilke: önemli olan niyet!
günümüzde önemli bir kesim tarafından özellikle dinî vecibelerin yerine getirilmesinde bir esas olarak benimsenen niyet kavramı kant’a göre de bir davranışın değerlendirilmesinde esas alınacak olan mefhumdur. ona göre ahlâklılık; yalnızca ne yaptığınıza değil, neden yaptığınıza göre değerlendirilmektedir. işte buradaki iyi(doğru) niyet ‘’ahlâkî görevimizi yerine getirmek’’tir. peki, bizler neye göre ve nasıl niyetimizin iyi yahut doğru olduğuna karar vereceğiz? tam da burada kant’ın felsefesinde oldukça önemli bir yer tutan akıl kavramı devreye girmektedir. karar akla dayanmalıdır, siz nasıl hissederseniz hissedin, duygularınız ne söylerse söylesin size doğruyu bulduracak olan yegâne şey kendi aklınızdır.
kant’ın ahlâk anlayışı duygularımızdan tamamen soyutlanmış, izole edilmiştir. zirâ, aynı olay karşısında insanlar çok farklı duygulara sahip olabilirler. örneğin, bir hayvanın kesimi sırasında kimi bunu iştahlı bir duyguyla izlerken kimi de baştan ayağa merhamet duygusuna bürünebilir. dolaysıyla kant için bir eylemi yalnızca nasıl hissetiğinize göre, içinizde uyanan duygulara göre yaparsanız, bu hiçbir şekilde iyi bir erdem olarak adlandırılmayacaktır.
maksim ve koşulsuz buyruk kavramları(kategorik imperatif)
bu kavramları ilk kez duymuş olanlar için söylüyorum, sakin olun ve okumaya devam edin lütfen. filozofların dünyası çok başka olduğu için şu ana kadar hiç duymadığınız kavramlarla onların eserlerini okuduğunuzda karşı karşıya kalabilirsiniz. bu adlandırmaları yapan bizzat onlardır ve bu kavramlardan çoğunu o zamana kadar hiç kimse kullanmamıştır; anlayacağınız, yalnız değilsiniz. bunu en çok yapan ve bu yönde en fazla eleştiri alan filozoflardan biri de hegel’dir. her neyse konuyu dağıtmayalım. maksim, nedir? elbette ki burada meşhur maksim gazinosu’ndan bahsetmiyoruz, talep gelirse elbette ki bir gün ona da değinmeyi vazife biliriz. öhm, her neyse efendim kant’a göre maksim; ahlâk yasasının temelinde yatan, olaylar karşısında karar vermemimizi sağlayan ilkedir. ona göre bir eylem gerçekleştirdiğimizde bir ya da daha fazla ilke bizi yönlendirir, işte bu ilkeler maksimlerdir. örneğin; hırs sahibi bir insan her zaman istediğini elde etmek ister, egoist bir insan her zaman beğenilmek ister, liberal görüşe sahip bir kişi de daima özgürlük alanları ister, vb. işte bu insanların davranışlarını yönlendiren maksimler bunlardır. siz de bir davranışı gerçekleştirdiğinizde kendinize ‘’neden bunu yaptın?’’ diye soracak olursanız, vereceğiniz cevap sizin maksiminiz olacaktır.
yukarıda da değindiğimiz gibi dünya üzerinde yaşayan ne kadar insan varsa o kadar çok maksim olabilir ki bu doğaldır. bundan dolayı kant, eylemlerin yalnız ve yalnız evrenselleştirilebilir olan maksimlere dayanması gerektiğini belirtmiştir. burada da kendinize ‘’herkes benim davrandığım gibi davransaydı doğru olur muydu?’’ sorusunu sorabilirsiniz. aslında tuvaletlerimizin klişe yazısı haline gelmiş olan ‘’nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak’’ mottosunun biraz değişik versiyonu diyebiliriz. ya da ‘’kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapma’’ anlayışı buna bir örnek teşkil edebilir. eğer aldatılmak istemiyorsak aldatmamalıyız da. herkes için doğru olmayan şey sizin için de doğru olmayacaktır.
pekâla, bu koşulsuz buyruk da ne oluyor? evvelâ diğer adlandırmaları olan kesin buyruk, kategorik imperatif kavramlarını söylemem gerekiyor. kant’a göre doğru olanı yapmak sizin mutlak ödeviniz olan değişmez bir emirdir. koşullu buyruklar birbirlerine bağımlıdırlar. a’yı istiyorsan b’yi yap, bir koşullu buyruk örneğidir. daha da somutlaştıracak olursak ‘’güvenilir bir insan olmak istiyorsan asla yalan söyleme’’ ifadesi bir koşullu buyruktur. işte sizin burada maksiminiz yani harekete geçiriciniz ‘’güvenilir bir insan olmayı istemek’’tir. oysa kant’ın ahlâkında buna katiyen yer yoktur. onun ahlâkı size sadece ‘’a’yı yap.’’ der, ahlâki maksimlerin temelinde bu vardır. aynı örnekten yola çıkarsak kant size ‘’yalan söyleme’’ der ve noktayı koyar. ardında hiçbir getiri hiçbir amaç yoktur, koşulsuz buyruklar yalnızca ne yapmanız gerektiğini söylerler.
--- spoiler ---
‘’anlayışlı, kibar ya da bencillik emâresi taşımadan etrafa neşe saçarak içten içe tatmin olan ve diğerlerini mutlu etmekten keyif alan öyle çok insan vardır ki… lâkin ben diyorum ki her ne kadar hoş ve görevini ifa eder gibi görünse de bu tür bir hareketin gerçekte hiçbir ahlâkî değeri yoktur.’’
- ımmanuel kant
--- spoiler ---
peki bu emirler nereden gelmektedir, kaynağı nedir? kant’ın bize cevabı, ‘’akıl, tek başına doğru ya da yanlış olanı belirler.’’ olacaktır. insanı robotlardan farklı kılan şey hem akıl sahibi olmaları hem de özgür olmalarıdır. bir robot yalan söylemeye programlandıysa her türlü durumda yalan söyleyecektir. aksini yapması mümkün değildir.(gerçi yapay zekâ yakın zamanda bunu yanlışlayabilir.) onun özgürlüğü yoktur ve her ne yaparsa yapsın ahlâkî olarak da sorumlu değildir. insanoğlu akıl sahibi olması nedeniyle ahlâkî birtakım ödevlerinin olduğunu bilmektedir ve bunlardan sorumludur.
amaca giden her yol mübâh mıdır?
şüphesiz ki bu soruya; ülkesini iyi bir şekilde yöneten ve halkının saadeti için iktidarda kalması gereken bir hükümdâr söz konusu olduğunda niccolò machiavelli ‘’evet’’ cevabını verecektir. kant ise sonuç ne olursa olsun, her durumda bu sorunun değişmez cevabının ‘’hayır’’ olduğunu belirtecektir. bu durumu bir pasaj yardımıyla açıklamanın yerinde olduğunu düşünüyorum:
evinizin kapısı hiç beklemediğiniz bir anda şiddetli bir şekilde çalındı. kapıyı açtınız ve karşınızda yüzü görü morluk içerisinde bir kadın gördünüz ve derhâl içeriye aldınız. kadın size kocasının peşinde olduğunu ve eğer onu bulursa öldürebileceğini söyledi. peşinde olan kocası, kadının sizin evinize doğru yöneldiğini görerek kapınıza dayandı ve eşinin orada olup olmadığını sordu.
bu durumda ne yapmanız gerekir, doğru olan nedir? yalan söyleyerek eşini oradan uzaklaştırmanız mı, yoksa kadının içerde olduğunu söylemeniz mi? kant’a göre sonuç değişmez, sonucu ne olursa olsun sizin göreviniz ahlâken uygun olanı yapmaktır. yalan söylemek her zaman ahlâkî açıdan yanlıştır, hiçbir istisnası ve bahanesi yoktur. o halde, ahlâken doğru olanı yapmak istiyorsanız bu durumda kadının içeride olduğunu söylemeniz gerekmektedir. kant, buna benzer bir örneği kitabında direkt olarak kullanmıştır. böylesine çarpıcı bir örnek kullanmasının amacı bakış açısının ne kadar mübâlâğalı olduğunu göstermektir. ve bizzat ‘’unutmayın ki bir eylemin sonuçları ahlâken konuyla ilintili değildir.’’ diyerek bu durumda dahi yalan söylenmemesi hususunda ısrar eder.
--- spoiler ---
''öyle davran ki, bir davranışında insanlığı hem kendinde hem diğer insanların her birinde her zaman bir amaç olarak gör ve katiyen bir araç olarak kullanma.''
- ımmanuel kant
--- spoiler ---
velhâsıl kant’a göre; cennete gitmek için ibadet eden, acıdığı için yardım eden, ağladığı için emzik veren, saygın olmak için çok çalışan, yalancı olarak yaftalanmamak için doğruyu söyleyen insanların hiçbiri ahlâka uygun davranmamaktadırlar.
tüm bunların yanında kant’ın ahlâk esaslarına birçok eleştiri de gelmiştir. örneğin çelişen ödevler konusu bunlardan biridir. evet, yalan söylememek ahlâkî bir ödev olabilir fakat bir insanın öldürülmesine izin vermemek de ahlâkî bir ödevdir. bazı durumlarda her iki görevi de kusursuz olarak yapmamız mümkün değildir. duyguların kapsam dışında bırıkılması da bu eleştirilerden bir diğeridir. sokakta mendil satan küçük bir çocuğa merhamet ettiğimiz için ondan mendil almamız kant’a göre hiçbir şekilde ahlâkî değildir. çünkü içinde ‘’merhamet’’ duygusunu barındırmaktadır. bu şekilde birçok eleştiri almış olsa da kant’ın ödev ahlâkı birçok yönden kabul görmüş ve bazı temelleriyle ahlâk felsefesinde çığır açmıştır. konuyla ilgili birçok makale ve kaynaktan genişçe bilgi alabilir yahut kafanızı arkaya yaslayarak size göre doğru olanı düşünebilir, sorgulamanın tadına varabilirsiniz.
--- spoiler ---
''eğer bir çocuk kötü davranışlarından ötürü cezalandırılır, iyiliğinden ötürü ödüllendirilirse bu durumda o sadece ödül için doğru davranacaktır ve hayata atılıp da iyiliğin her zaman ödüllendirilmediğini, kötülüğün de cezalandırılmadığını gördüğünde sadece hayatta nasıl muvaffak olabileceğini düşünen ve hangisini kendi yararına görürse buna göre doğru ya da yanlış davranan bir insan olacaktır.''
- ımmanuel kant, eğitim üzerine (ruhun eğitimi-ahlaki eğitim-pratik eğitim)
--- spoiler ---
yazıyı medium sayfamda okumak için şöyle gidebilirsiniz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar