bugün
- erkeklere en güzel hitap şekilleri12
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı33
- alttaki yazara bir şey söyle7
- nefret edilen hitap şekilleri8
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler4
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı7
- herkese mavi boncuk dağıtan karaktersiz4
- gecenin bir körü prezervatif isteyen komşu8
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak19
- gece mesajlaşırken uyuya kalan erkek6
- kamyon sürerken dinlenecek şarkılar3
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler5
- moda faciası olan şeyler7
- sözlük çeteleri11
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- aşık olduğum kızın pornocu çıkması7
- şabat şalom mevora3
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak7
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri12
- çorapla yatan cin2
- s'i l v'e r m'i s t8
- traveler bu akşam niye herkese sallıyor7
- karton toplayan meric8
- insan olmaya ceyrek kala6
- ne kadar takıntılısın5
- yogartiksenin eski erkek arkadaşı4
- gece aniden gelen mesajın bünyede yarattığı etki2
- arkadaşlar itiraf edin beni çok seviyorsunuz6
- bana onu sormayin23
- barış alper yılmaz3
- yarın lahmacun yiyecek olmak6
- morkstar2
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- uçuk3
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı3
- hırsız vaaaaaaaaaar2
- yiyecek gibi bakan manita4
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği9
- gece birdenbire uyanip sevdigini ozleyen insan2
- bütün çıkış yollarının kapalı olması2
- kasımpaşa5
- birinin külotlu çorabından karakter analizi yapmak3
- teşkilat dizisi4
- nervio'nün 007'ye vahşi kelebeğim demesi5
- varlığınızı hangi popüler yazara borçlusunuz5
- hilafetin türklere faydası18
- victor osimhen3
- cuma akşam yorgun gelen erkeğine masaj yapan kadın4
- gecenin köründe entry giren yazar2
Normal şartlarda kendi kendini temizleyebilen bir iç denizdi. “insan yakasını bıraksa” öyle de kalacaktı ancak mümkün olmadı.
Marmara denizine kıyısı olan tüm belde ve ilçelerin lağımları öyle ya da böyle doğrudan denize verilir. Hangisine sorsanız ya biyolojik arıtma vardır ya da fiziksel arıtma. Yalnız ne hikmetse o arıtmalara rağmen kanalların denizle (genelde 100-150 metre açığa uzatılan batma borularıyla) verildiği noktalarda hep o malum koku olur, yemişim arıtmanızı...
Denize kıyısı olmayan ilçe ve hatta şehirler de nehirler vasıtasıyla taahhütlü olarak gönderirler bok püsürlerini. Nehirler herhangi bir arıtma olmaksızın doğrudan denizle kavuştururlar taşıdıkları yükü. Tabi mutlaka atık su nehre basılmıyordur, basıldığı noktada ise mutlaka arıtma vardır falan filan.
Arıtma vardıri vardır da çalışır mı, yeterli midir? Bilinmez…
italya’da falan çokça atık su tesisi gördüm. Atık sular arıtılır, şebeke suyu kadar berrak ve şehrin çayır çimenleri sulanabilecek kadar saf hale getirilir, kullanım fazlası olan –neredeyse içilebilecek durumdaki su- deşarj edilir. Haydi bizim o “omo orutmo tosusu yoptuk” diyen abiler o arıttıkları suyu içmeyi geçtim bir ellerini soksalar ya… Mümkün değil…
Kanalizasyona rağmen deniz kendini uzun bir süre koruyabildi zira kanalizasyon nispeten organikti, hayatımızda kimyasallar bu kadar fazla değildi
En önemlisi halen denizi besleyen yüzlerce doğal kaynak suyu vardı. Şimdi neredeler mi? Yapılaşmaya kurban gitti doğal kaynak suları. Artezyenler vurarak ağızlarını kırdık hepsinin…
Doğal kaynak sularıyla beslenebildiği ve atıkların nispeten az ve kimyasallardan uzak olduğu yıllarda Marmara denizi atıkla bir şekilde başa çıkabiliyordu. Ancak hayatımıza kimyasallar girdikçe ve atıklarımız çoğalarak kirlendikçe bunda zorlanmaya başladı.
Trakya ve güney Marmara komple tarım arazisiydi. Dereler sıklıkla kanalizasyonla karışık kaynak ve yağmur sularını taşırdı denize. Ancak öyle kirli öyle rezil bir kararla koca Trakya sanayiye açıldı ki derelerin bok yüküne bir de fabrika atıkları, ağır metaller, aklınıza gelebilecek her türlü toksik atık eklendi. Sorsanız ilgili bakanlıklar o tesislerin arıtmalarını kontrol etmekte, hatta kamu spotlarına bakacak olursanız tarım arazilerine asla ve kata değil sanayi tesisi, konut bile yapılmasına müsaade etmemektedir… Hadi oradan…
Silivrideki bütün tarım arazileri toplu konut alanı olmuş çorlu çerkezköydeki bütün tarım arazileri fabrika olmuş kime ne anlatıyorsunuz..
O sanayi tesislerinin çoğu çok uluslu kimya şirketleri, metal sanayi şirketleri, ilaç firmaları falan.. Önceleri arıtmalar çalışıyorduysa da arıtma işi maliyetli iş. ilgili bakanlık bık bık ederse kaparım fabrikayı, Tunus’a taşırım sizin de istihdam düşer, ihracat düşer” tehditlerine boyun eğdik…
Bu denizi nasıl kurtarırız? Aslında dikkat edin bu denizin kurtarılması için yapılabilecek akla yakın her şey bu ülkenin tarımının, ekonomide dışa bağlılığın, cari açık sorununun çözümünü de beraberinde getiriyor.
Fikri olanlar entrilesin.
Marmara denizine kıyısı olan tüm belde ve ilçelerin lağımları öyle ya da böyle doğrudan denize verilir. Hangisine sorsanız ya biyolojik arıtma vardır ya da fiziksel arıtma. Yalnız ne hikmetse o arıtmalara rağmen kanalların denizle (genelde 100-150 metre açığa uzatılan batma borularıyla) verildiği noktalarda hep o malum koku olur, yemişim arıtmanızı...
Denize kıyısı olmayan ilçe ve hatta şehirler de nehirler vasıtasıyla taahhütlü olarak gönderirler bok püsürlerini. Nehirler herhangi bir arıtma olmaksızın doğrudan denizle kavuştururlar taşıdıkları yükü. Tabi mutlaka atık su nehre basılmıyordur, basıldığı noktada ise mutlaka arıtma vardır falan filan.
Arıtma vardıri vardır da çalışır mı, yeterli midir? Bilinmez…
italya’da falan çokça atık su tesisi gördüm. Atık sular arıtılır, şebeke suyu kadar berrak ve şehrin çayır çimenleri sulanabilecek kadar saf hale getirilir, kullanım fazlası olan –neredeyse içilebilecek durumdaki su- deşarj edilir. Haydi bizim o “omo orutmo tosusu yoptuk” diyen abiler o arıttıkları suyu içmeyi geçtim bir ellerini soksalar ya… Mümkün değil…
Kanalizasyona rağmen deniz kendini uzun bir süre koruyabildi zira kanalizasyon nispeten organikti, hayatımızda kimyasallar bu kadar fazla değildi
En önemlisi halen denizi besleyen yüzlerce doğal kaynak suyu vardı. Şimdi neredeler mi? Yapılaşmaya kurban gitti doğal kaynak suları. Artezyenler vurarak ağızlarını kırdık hepsinin…
Doğal kaynak sularıyla beslenebildiği ve atıkların nispeten az ve kimyasallardan uzak olduğu yıllarda Marmara denizi atıkla bir şekilde başa çıkabiliyordu. Ancak hayatımıza kimyasallar girdikçe ve atıklarımız çoğalarak kirlendikçe bunda zorlanmaya başladı.
Trakya ve güney Marmara komple tarım arazisiydi. Dereler sıklıkla kanalizasyonla karışık kaynak ve yağmur sularını taşırdı denize. Ancak öyle kirli öyle rezil bir kararla koca Trakya sanayiye açıldı ki derelerin bok yüküne bir de fabrika atıkları, ağır metaller, aklınıza gelebilecek her türlü toksik atık eklendi. Sorsanız ilgili bakanlıklar o tesislerin arıtmalarını kontrol etmekte, hatta kamu spotlarına bakacak olursanız tarım arazilerine asla ve kata değil sanayi tesisi, konut bile yapılmasına müsaade etmemektedir… Hadi oradan…
Silivrideki bütün tarım arazileri toplu konut alanı olmuş çorlu çerkezköydeki bütün tarım arazileri fabrika olmuş kime ne anlatıyorsunuz..
O sanayi tesislerinin çoğu çok uluslu kimya şirketleri, metal sanayi şirketleri, ilaç firmaları falan.. Önceleri arıtmalar çalışıyorduysa da arıtma işi maliyetli iş. ilgili bakanlık bık bık ederse kaparım fabrikayı, Tunus’a taşırım sizin de istihdam düşer, ihracat düşer” tehditlerine boyun eğdik…
Bu denizi nasıl kurtarırız? Aslında dikkat edin bu denizin kurtarılması için yapılabilecek akla yakın her şey bu ülkenin tarımının, ekonomide dışa bağlılığın, cari açık sorununun çözümünü de beraberinde getiriyor.
Fikri olanlar entrilesin.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar