bugün
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler14
- alttaki yazara bir şey söyle12
- erkeklere en güzel hitap şekilleri15
- bi erkek için kütahyadan adanaya gitmek7
- nefret edilen hitap şekilleri12
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı33
- gece mesajlaşırken uyuya kalan erkek9
- aşkım dua lipa mı ben mi diyen sevgili5
- cuma akşamı etkinlikleri7
- kamyon sürerken dinlenecek şarkılar7
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- atalar arap harflerini ne zaman aldı5
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak19
- ağrı bandı4
- gecenin bir körü prezervatif isteyen komşu8
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı7
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak9
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler6
- arka kapı gıcırtısı2
- yatın lan artık itoğlu itler2
- sözlük çeteleri11
- yunan'a geçip rembetiko oynamak2
- gece sevgiliyle uyumak3
- moda faciası olan şeyler7
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- herkese mavi boncuk dağıtan karaktersiz4
- adana varoşları3
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri12
- aşık olduğum kızın pornocu çıkması7
- sevgilinin arabasıyla kaza yapmak2
- uludagsozluk uygulama şeysi2
- karton toplayan meric8
- traveler bu akşam niye herkese sallıyor7
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- yahudi'ye oh iyi olmuş demek2
- insan olmaya ceyrek kala6
- s'i l v'e r m'i s t8
- bana onu sormayin23
- şabat şalom mevora3
- ne kadar takıntılısın5
- arkadaşlar itiraf edin beni çok seviyorsunuz6
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği9
- hilafetin türklere faydası18
- yarın lahmacun yiyecek olmak6
- yogartiksenin eski erkek arkadaşı4
- yazılımcıların flört edememesi5
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
- yiyecek gibi bakan manita4
- nervio'nün 007'ye vahşi kelebeğim demesi5
- izmirde bok kokusunun kaybolması9
hayatımda gördüğüm en başarısız anlatıcı.
istanbul üniversitesi tarih bölümünde eskiçağ profesörü. bölümün zorunlu dersi olan "m.ö iv.-i. yy. ege, akdeniz ve anadolu tarihi" dersini veriyor ve bu ders tamamen zaman kaybı. hem anlatan mustafa hamdi sayar için hem de öğrenciler için.
benim huyumdur, aldığım tüm derslerin içeriğini ve hocasını araştırırım. böylece derse daha hazırlıklı olmaya çalışırım. bu zorunlu dersi ders listemde gördüğümde mustafa hamdi sayar kimdir diye baktım. kendisi istanbul üniversitesi'nde lisans eğitiminden sonra viyana üniversitesi'nde doktora eğitimini tamamlamış. oldukça dolu bir özgeçmişi var. http://edebiyat.istanbul.edu.tr/tarih/?p=7366. bunları gördüğümde eskiçağ'a dair bir şeyler öğrenebileceğimi, dolu dolu geçeçek bir ders olduğunu düşünmüştüm. ancak benim için hayal kırıklığı oldu. kendisi sadece kronolojik bir tarih anlatıyor.
ders iki aşamalı bir şekilde geçiyor.
1- hoca sınıfa geliyor ve ellerini tahtanın önündeki kürsüye koyuyor. tahminen 40 yıldır adı gibi, ezbere bildiği konuları anlatmaya başlıyor (fotokopicilerde bulunan ders notunu alanlar ise hocayı kağıttan takip ediyor. zira kağıtta yazanlarla aynı şeyleri anlatıyor)
2- ezbere bildiği konuları anlatırken konu içeriğinde geçen "seleukoslar, daskleyion, dareios, antigonos" gibi isimleri yazmak için ellerini kürsüden kaldırıyor ve ders boyunca bu tarz yunanca ve latince terimlerle tahtayı baştan sona kadar dolduruyor.
sınavlarda ise anlattığı konulardan en uç noktalardaki yerlerden sorular soruyor. bu durum nedeniyle birçok öğrenci bütünlemeye kalıyor, dersi alttan alıyor veya okulunu uzatıyor.
şimdi bu ders ne işe yaradı? kim kazançlı çıktı? bir sağlamasını yapalım. geliyor zaten kağıtta yazan şeyleri tekrar anlatıyor. bir ders boyunca aralıksız bir şekilde konuşuyor ve gidiyor. tahminen 40 yıldır adı gibi bildiği konuları tekrar edip geçiyor. ancak bu karşı tarafta (öğrencilerde) bir karşılık buluyor mu? hayır. (zira her dönem bir amfi dolusu öğrenci bütünlemeye kalıyor veya alttan alıyor)
öğrenciler geliyor. zorunlu ders olduğu için geçmek zorundalar. bir ders boyunca daha önce hiç duymadıkları çoğunluğu yunanca ve latince terimler içeren anlatılanları dinliyorlar. kimileri not tutmaya çalışıyor. kimileri fotokopi ders notlarından anlatılanları takip ediyor. ben ise derse katıldığımda hoca yerine öğrencileri izlerdim. yüzlerindeki o bezgin ifade, bitse de gitsek bakışları. hiçbir şey anlamıyor olmaları ve bunun yüzlerine yansımaları bana daha ilginç geliyordu.
bu durum iki taraf için de angaryadan ibaret. tarih gibi sosyal bilimlerde ders içeriğini görsel kaynaklarla desteklemenin, olayları ve olguları akılda kalıcı örneklerle anlatmanın, derse ilgiyi canlı tutmanın önemli olduğunu düşünüyorum. kendisi iyi bir akademisyen ve araştırmacı olabilir. kendisine ve çalışmalarına saygım var. ama bilmek ve bildiğini karşısındakiyle paylaşmak farklı bir şey. benim gözümde başarısız bir eğitmen. yıllardır ezbere bir şekilde bildiği şeyleri anlatıyor. bu onun için su içmek, bisiklete binmek gibi. bu konuda zatan bir ekol. anlatıyor ve geçiyor.
böyle anlatıp geçmeyi herkes yapar. koskoca profesör böyle gereksiz bir "angarya" ile uğraşacağına asistanlarını gönderebilir. zira fotokopi notlarda zaten aynıları yazıyor. zaten bu şekilde bir anlatımı fakültedeki herhangi bir kişi bile yapabilir.
ben akademisyenlerin hitap konusunda ve konuyu öğrenciye etkili bir şekilde iletme konusunda kendilerini geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. örneğin edebiyat fakültesi mezunları öğretmen olmak istediklerinde yani bir sınıf ortamında ders anlatmak istediklerinde eğitim bilimleri derslerini içeren bir sene boyunca eğitimi pedagojik formasyon'u almaları gerekiyor. akademisyenlerin de bu eğitimi alması gerekiyor.
ben bu dersi derste anlatılanlarla değil, oğuz tekin'in Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş isimli kitabıyla anlayabilmiştim. (türk bilimler akademisi tarafından 2011 yılında en iyi üniversite ders kitabı seçilmiş.) dersin konularını bu şekilde kavradım. hocaca sınavla ilgili soru sorduğunuzda maalesef olumlu bir cevap alamıyorsunuz. makale yok. dersin vize ve finallerinin belirli bir soru tipi veya konusu yok. her şey çıkabilir. her şeyi ezberlemek gerekiyor. ezberiniz kuvvetliyse bu dersi kolayca geçersiniz. sizi çok da zorlamaz. ama ezberiniz kuvvetli değilse, kronolojik tarihi değil de olguları, neden olmuş nasıl olmuş niçin olmuş bugüne nasıl yansımış'ı merak ediyorsanız bu dersi biraz zor geçersiniz. geçtikten sonra da eskiçağ'dan nefret edersiniz..
istanbul üniversitesi tarih bölümünde eskiçağ profesörü. bölümün zorunlu dersi olan "m.ö iv.-i. yy. ege, akdeniz ve anadolu tarihi" dersini veriyor ve bu ders tamamen zaman kaybı. hem anlatan mustafa hamdi sayar için hem de öğrenciler için.
benim huyumdur, aldığım tüm derslerin içeriğini ve hocasını araştırırım. böylece derse daha hazırlıklı olmaya çalışırım. bu zorunlu dersi ders listemde gördüğümde mustafa hamdi sayar kimdir diye baktım. kendisi istanbul üniversitesi'nde lisans eğitiminden sonra viyana üniversitesi'nde doktora eğitimini tamamlamış. oldukça dolu bir özgeçmişi var. http://edebiyat.istanbul.edu.tr/tarih/?p=7366. bunları gördüğümde eskiçağ'a dair bir şeyler öğrenebileceğimi, dolu dolu geçeçek bir ders olduğunu düşünmüştüm. ancak benim için hayal kırıklığı oldu. kendisi sadece kronolojik bir tarih anlatıyor.
ders iki aşamalı bir şekilde geçiyor.
1- hoca sınıfa geliyor ve ellerini tahtanın önündeki kürsüye koyuyor. tahminen 40 yıldır adı gibi, ezbere bildiği konuları anlatmaya başlıyor (fotokopicilerde bulunan ders notunu alanlar ise hocayı kağıttan takip ediyor. zira kağıtta yazanlarla aynı şeyleri anlatıyor)
2- ezbere bildiği konuları anlatırken konu içeriğinde geçen "seleukoslar, daskleyion, dareios, antigonos" gibi isimleri yazmak için ellerini kürsüden kaldırıyor ve ders boyunca bu tarz yunanca ve latince terimlerle tahtayı baştan sona kadar dolduruyor.
sınavlarda ise anlattığı konulardan en uç noktalardaki yerlerden sorular soruyor. bu durum nedeniyle birçok öğrenci bütünlemeye kalıyor, dersi alttan alıyor veya okulunu uzatıyor.
şimdi bu ders ne işe yaradı? kim kazançlı çıktı? bir sağlamasını yapalım. geliyor zaten kağıtta yazan şeyleri tekrar anlatıyor. bir ders boyunca aralıksız bir şekilde konuşuyor ve gidiyor. tahminen 40 yıldır adı gibi bildiği konuları tekrar edip geçiyor. ancak bu karşı tarafta (öğrencilerde) bir karşılık buluyor mu? hayır. (zira her dönem bir amfi dolusu öğrenci bütünlemeye kalıyor veya alttan alıyor)
öğrenciler geliyor. zorunlu ders olduğu için geçmek zorundalar. bir ders boyunca daha önce hiç duymadıkları çoğunluğu yunanca ve latince terimler içeren anlatılanları dinliyorlar. kimileri not tutmaya çalışıyor. kimileri fotokopi ders notlarından anlatılanları takip ediyor. ben ise derse katıldığımda hoca yerine öğrencileri izlerdim. yüzlerindeki o bezgin ifade, bitse de gitsek bakışları. hiçbir şey anlamıyor olmaları ve bunun yüzlerine yansımaları bana daha ilginç geliyordu.
bu durum iki taraf için de angaryadan ibaret. tarih gibi sosyal bilimlerde ders içeriğini görsel kaynaklarla desteklemenin, olayları ve olguları akılda kalıcı örneklerle anlatmanın, derse ilgiyi canlı tutmanın önemli olduğunu düşünüyorum. kendisi iyi bir akademisyen ve araştırmacı olabilir. kendisine ve çalışmalarına saygım var. ama bilmek ve bildiğini karşısındakiyle paylaşmak farklı bir şey. benim gözümde başarısız bir eğitmen. yıllardır ezbere bir şekilde bildiği şeyleri anlatıyor. bu onun için su içmek, bisiklete binmek gibi. bu konuda zatan bir ekol. anlatıyor ve geçiyor.
böyle anlatıp geçmeyi herkes yapar. koskoca profesör böyle gereksiz bir "angarya" ile uğraşacağına asistanlarını gönderebilir. zira fotokopi notlarda zaten aynıları yazıyor. zaten bu şekilde bir anlatımı fakültedeki herhangi bir kişi bile yapabilir.
ben akademisyenlerin hitap konusunda ve konuyu öğrenciye etkili bir şekilde iletme konusunda kendilerini geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. örneğin edebiyat fakültesi mezunları öğretmen olmak istediklerinde yani bir sınıf ortamında ders anlatmak istediklerinde eğitim bilimleri derslerini içeren bir sene boyunca eğitimi pedagojik formasyon'u almaları gerekiyor. akademisyenlerin de bu eğitimi alması gerekiyor.
ben bu dersi derste anlatılanlarla değil, oğuz tekin'in Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş isimli kitabıyla anlayabilmiştim. (türk bilimler akademisi tarafından 2011 yılında en iyi üniversite ders kitabı seçilmiş.) dersin konularını bu şekilde kavradım. hocaca sınavla ilgili soru sorduğunuzda maalesef olumlu bir cevap alamıyorsunuz. makale yok. dersin vize ve finallerinin belirli bir soru tipi veya konusu yok. her şey çıkabilir. her şeyi ezberlemek gerekiyor. ezberiniz kuvvetliyse bu dersi kolayca geçersiniz. sizi çok da zorlamaz. ama ezberiniz kuvvetli değilse, kronolojik tarihi değil de olguları, neden olmuş nasıl olmuş niçin olmuş bugüne nasıl yansımış'ı merak ediyorsanız bu dersi biraz zor geçersiniz. geçtikten sonra da eskiçağ'dan nefret edersiniz..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar