bugün
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri47
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı29
- claudian clouds33
- the wheels on the bus2
- yaşanmamışların yası6
- buzdolabının kapağını açıp boş boş bakmak5
- kuran2
- insan ne ister5
- en iyi vampir filmi4
- yazarların akşam yemekleri6
- cok da abartmaya gerek uok6
- kültür2
- cumartesi gecesi sıkıcılığı4
- okulda zil sesinin felsefi anlamı3
- sözlük kızlarının kekleri24
- en iyi kurt adam filmi3
- gece sokak kedileri tarafından saldırılmak4
- kadınlar7
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız7
- intothenirvana2
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği7
- anın görüntüsü25
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- true'nun engelli olması6
- meriç dükalığı8
- okan buruk9
- gary oldman2
- başkalarının istediği gibi yaşamak4
- the crow2
- allah11
- sevdiğiniz yazarlar8
- islamda namaz yoktur30
- çirkin2
- sarapci koala hatayi33
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız7
- annem2
- ermeni alfabesi2
- galatahahahahahaha3
- fusya semsiyeli yabanci22
- kürdistan10
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- dantelli sütyen takan erkek12
- true ile tatlı sert3
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz6
- günlük2
- ankara da yeni nesil suç örgütleri operasyonu2
- ölümden korkuyor musunuz17
- true ve g'i l d'e d l'i l y birlikteliği4
- tai lung8
27 Mayıs yıllarında "tarafsız yargı" diye değil, "Asın! ipe çekin" naralarıyla çıldırmış olan siyasi gelenek 21. yüzyılda bundan utanıyor mu? Utanıyorsa tarihin çöplüğünde kalması lazım. Utanmıyorsa Türkiye'nin bu marazdan kurtulması lazım!
* * *
1960 yılındaki 27 Mayıs darbesi günlerinde Ankara'daki Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren, Washington'a gönderdiği uzun mektupta şunları yazmış:
"Bütün meslek hayatım boyunca, Menderes ve DP liderlerine karşı, aydınların ve ordunun duyduğu gibi bir nefreti hiçbir yerde görmedim. Başka bir ülkede olsa bu insanlar, tarafsız yargılanmaları ve insaflı davranılması için ayağa kalkarlar ama Türkiye'de Bayar, Koraltan, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmesi için çağrı yapıyorlar! Bu tablo gerçekten korkutucu..."
Warren, mektubunun devamında Bayar'ı idam etmek için geçmişe yürüyen ceza kanunu çıkarılmasını, mahkemedeki yargılamaların "sadece nefretin gölgesinde" yapılmasını anlatıyor, bütün bu nefret ve hukuksuzluğun ardında "devrimci duyguların yattığını" belirtiyor.
Ve 27 Mayıs'ın getirdiği özgürlük:
"2.5 ay içinde Menderes hükümetinin 10 yılda gerçekleştirdiği baskıyı uygulamaya başladılar. Sadece demokratik oldukları için 25 demokrat gazeteciyi hapsettiler..."
Sonra, üç idam, 450 hapis!
Onlar "kuyruk"tu, "gerici" idi, onların hakları, özgürlükleri olamazdı!
iki gelenek?
Yukarıdaki alıntıları, arkadaşımız Nur Batur'un Amerikan Belgelerinde 27 Mayıs adlı yazı dizisinden aktardım. (Sabah, 19 Haziran 2007)
Okuduğumda, Fransız tarihi uzmanı liberal ingiliz Prof. Maurice Larkin'i hatırladım. Larkin de Fransız Jakoben geleneğindeki "ikinci sınıf yurttaşlar" uygulamasını, böyle, hayretler içinde anlatır.
Liberal gelenekte yargının tarafsızlığı, adil yargılanma, kanunların eşit ve insaflı uygulanması, kişi hakları, özgürlükler önemlidir.
Jakoben gelenekte ise, Robespierre'in veciz ifadesiyle "devrimci adalet" vardır; haklar ve hürriyetler sadece "gerçek vatandaşlar" içindir!
Peki, bizim hukuki kültürümüzde yargı için "tarafsızlık" ilkesi ne derecede değerlidir?! Kanunların, kuralların uygulanmasında "insaf" mı, yoksa "görüldüğü yerde ezmek" mi önceliklidir? Hukuk bizde, "devlet iktidarı" denilen sorumsuz kudretin elinde bir araç mıdır? Yoksa liberal gelenekteki gibi, vatandaşların haklarını koruyan bir "tarafsız hakem" midir?!
Utanıyorlar mı?
Bu gelenek Fransa'yı yüz elli yıl çalkantılar içinde bıraktı; Fransa diğer Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldı. Fransa bu radikalizm yüzünden daima kamplaştı, çatışmalarla enerji kaybetti; kralcılarla cumhuriyetçiler, laiklerle Katolikler, sağcılarla solcular, merkeziyetçilerle çevreciler, devletçilerle liberaller...
Ancak 1960'larda Beşinci Cumhuriyet'le düze çıkabildiler.
Fransız tarihindeki bu kaotik manzaranın sorumlusu; yumuşatıcı, uzlaştırıcı liberal değerlere yer vermeyen Jakoben gelenektir. Bu konuda Sudhir Hazareesinh'in yayımladığı The Jacobin Legacy in France adlı eseri tavsiye ederim. Bilhassa Jakoben retoriğin mistik, sembolik ve çatışmacı dilinin kamplaştırıcı etkisinden kurtulup birbirimize tahammüllü, barışık bir toplum haline gelerek şu "on bin dolar eşiği"ni bir an önce aşmak için.
27 Mayıs yıllarında "tarafsız yargı" diye değil, "Asın! ipe çekin" naralarıyla çıldırmış olan siyasi gelenek 21. yüzyılda bundan utanıyor mu? Utanıyorsa tarihin çöplüğünde kalması lazım. Utanmıyorsa Türkiye'nin bu marazdan kurtulması lazım!
taha akyol
Milliyet
20/06/2007
* * *
1960 yılındaki 27 Mayıs darbesi günlerinde Ankara'daki Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren, Washington'a gönderdiği uzun mektupta şunları yazmış:
"Bütün meslek hayatım boyunca, Menderes ve DP liderlerine karşı, aydınların ve ordunun duyduğu gibi bir nefreti hiçbir yerde görmedim. Başka bir ülkede olsa bu insanlar, tarafsız yargılanmaları ve insaflı davranılması için ayağa kalkarlar ama Türkiye'de Bayar, Koraltan, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmesi için çağrı yapıyorlar! Bu tablo gerçekten korkutucu..."
Warren, mektubunun devamında Bayar'ı idam etmek için geçmişe yürüyen ceza kanunu çıkarılmasını, mahkemedeki yargılamaların "sadece nefretin gölgesinde" yapılmasını anlatıyor, bütün bu nefret ve hukuksuzluğun ardında "devrimci duyguların yattığını" belirtiyor.
Ve 27 Mayıs'ın getirdiği özgürlük:
"2.5 ay içinde Menderes hükümetinin 10 yılda gerçekleştirdiği baskıyı uygulamaya başladılar. Sadece demokratik oldukları için 25 demokrat gazeteciyi hapsettiler..."
Sonra, üç idam, 450 hapis!
Onlar "kuyruk"tu, "gerici" idi, onların hakları, özgürlükleri olamazdı!
iki gelenek?
Yukarıdaki alıntıları, arkadaşımız Nur Batur'un Amerikan Belgelerinde 27 Mayıs adlı yazı dizisinden aktardım. (Sabah, 19 Haziran 2007)
Okuduğumda, Fransız tarihi uzmanı liberal ingiliz Prof. Maurice Larkin'i hatırladım. Larkin de Fransız Jakoben geleneğindeki "ikinci sınıf yurttaşlar" uygulamasını, böyle, hayretler içinde anlatır.
Liberal gelenekte yargının tarafsızlığı, adil yargılanma, kanunların eşit ve insaflı uygulanması, kişi hakları, özgürlükler önemlidir.
Jakoben gelenekte ise, Robespierre'in veciz ifadesiyle "devrimci adalet" vardır; haklar ve hürriyetler sadece "gerçek vatandaşlar" içindir!
Peki, bizim hukuki kültürümüzde yargı için "tarafsızlık" ilkesi ne derecede değerlidir?! Kanunların, kuralların uygulanmasında "insaf" mı, yoksa "görüldüğü yerde ezmek" mi önceliklidir? Hukuk bizde, "devlet iktidarı" denilen sorumsuz kudretin elinde bir araç mıdır? Yoksa liberal gelenekteki gibi, vatandaşların haklarını koruyan bir "tarafsız hakem" midir?!
Utanıyorlar mı?
Bu gelenek Fransa'yı yüz elli yıl çalkantılar içinde bıraktı; Fransa diğer Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldı. Fransa bu radikalizm yüzünden daima kamplaştı, çatışmalarla enerji kaybetti; kralcılarla cumhuriyetçiler, laiklerle Katolikler, sağcılarla solcular, merkeziyetçilerle çevreciler, devletçilerle liberaller...
Ancak 1960'larda Beşinci Cumhuriyet'le düze çıkabildiler.
Fransız tarihindeki bu kaotik manzaranın sorumlusu; yumuşatıcı, uzlaştırıcı liberal değerlere yer vermeyen Jakoben gelenektir. Bu konuda Sudhir Hazareesinh'in yayımladığı The Jacobin Legacy in France adlı eseri tavsiye ederim. Bilhassa Jakoben retoriğin mistik, sembolik ve çatışmacı dilinin kamplaştırıcı etkisinden kurtulup birbirimize tahammüllü, barışık bir toplum haline gelerek şu "on bin dolar eşiği"ni bir an önce aşmak için.
27 Mayıs yıllarında "tarafsız yargı" diye değil, "Asın! ipe çekin" naralarıyla çıldırmış olan siyasi gelenek 21. yüzyılda bundan utanıyor mu? Utanıyorsa tarihin çöplüğünde kalması lazım. Utanmıyorsa Türkiye'nin bu marazdan kurtulması lazım!
taha akyol
Milliyet
20/06/2007
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar