bugün
- puantiye modasının bokunun çıkması4
- yazarların en son bitirdiği kitap5
- arkadaşlar hangi diziye başlasam5
- her gün alkol almak4
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması5
- ispanya daki göçmen krizi9
- mutlu kalmak için öneriler6
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri8
- arabada yüksek sesle müzik dinlemek2
- sözlükteki derin yapılanma4
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- yeni dünya düzeni3
- çöp yanında poşette kitap bulmak3
- selamün aleyküm beyler2
- 29 yaş altı sözlükten silinsin2
- hırvatistan12
- aylık 509 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- beni özleyenler elime mum diksin15
- arkadaşlar bu ne kitabı yahu5
- lunapark2
- uçurtma uçuran çocuk2
- yapay zekaya entry yazdırmak5
- rüyada nervio yu görmek5
- arkadaşlar bir şey dicem6
- solcuların faşistlerden beter olması2
- kele şaplak atmanın hazzı ve dayanılmaz istek2
- yeni gelin adayının çıldırtan talepleri6
- milliyetçi chp li2
- anın görüntüsü15
- tatile sivasa gitmek4
- ekşi sözlük2
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor13
- güzel cumartesiler3
- dolar 100 lira olsa olacaklar3
- stack overflow kopyala yapıştır4
- kötülük2
- osmanlıcılar4
- yunanistan29
- sözlük yazarlarının çok kültürlü olması8
- sümer dili6
- muşlettin bey birader erecto biraderdir3
- aylık 506 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- o kaç gram3
- italya'nın ispanya ile schengen'i askıya alması2
- saç traşı olmuyorum hadi bakalım8
- forlove194
- ılımlı islam4
- gammazcı geldi gammazcııı hani'ya gammazcı2
- ayak bileğine dövme yaptıran erkek4
27 Mayıs yıllarında "tarafsız yargı" diye değil, "Asın! ipe çekin" naralarıyla çıldırmış olan siyasi gelenek 21. yüzyılda bundan utanıyor mu? Utanıyorsa tarihin çöplüğünde kalması lazım. Utanmıyorsa Türkiye'nin bu marazdan kurtulması lazım!
* * *
1960 yılındaki 27 Mayıs darbesi günlerinde Ankara'daki Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren, Washington'a gönderdiği uzun mektupta şunları yazmış:
"Bütün meslek hayatım boyunca, Menderes ve DP liderlerine karşı, aydınların ve ordunun duyduğu gibi bir nefreti hiçbir yerde görmedim. Başka bir ülkede olsa bu insanlar, tarafsız yargılanmaları ve insaflı davranılması için ayağa kalkarlar ama Türkiye'de Bayar, Koraltan, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmesi için çağrı yapıyorlar! Bu tablo gerçekten korkutucu..."
Warren, mektubunun devamında Bayar'ı idam etmek için geçmişe yürüyen ceza kanunu çıkarılmasını, mahkemedeki yargılamaların "sadece nefretin gölgesinde" yapılmasını anlatıyor, bütün bu nefret ve hukuksuzluğun ardında "devrimci duyguların yattığını" belirtiyor.
Ve 27 Mayıs'ın getirdiği özgürlük:
"2.5 ay içinde Menderes hükümetinin 10 yılda gerçekleştirdiği baskıyı uygulamaya başladılar. Sadece demokratik oldukları için 25 demokrat gazeteciyi hapsettiler..."
Sonra, üç idam, 450 hapis!
Onlar "kuyruk"tu, "gerici" idi, onların hakları, özgürlükleri olamazdı!
iki gelenek?
Yukarıdaki alıntıları, arkadaşımız Nur Batur'un Amerikan Belgelerinde 27 Mayıs adlı yazı dizisinden aktardım. (Sabah, 19 Haziran 2007)
Okuduğumda, Fransız tarihi uzmanı liberal ingiliz Prof. Maurice Larkin'i hatırladım. Larkin de Fransız Jakoben geleneğindeki "ikinci sınıf yurttaşlar" uygulamasını, böyle, hayretler içinde anlatır.
Liberal gelenekte yargının tarafsızlığı, adil yargılanma, kanunların eşit ve insaflı uygulanması, kişi hakları, özgürlükler önemlidir.
Jakoben gelenekte ise, Robespierre'in veciz ifadesiyle "devrimci adalet" vardır; haklar ve hürriyetler sadece "gerçek vatandaşlar" içindir!
Peki, bizim hukuki kültürümüzde yargı için "tarafsızlık" ilkesi ne derecede değerlidir?! Kanunların, kuralların uygulanmasında "insaf" mı, yoksa "görüldüğü yerde ezmek" mi önceliklidir? Hukuk bizde, "devlet iktidarı" denilen sorumsuz kudretin elinde bir araç mıdır? Yoksa liberal gelenekteki gibi, vatandaşların haklarını koruyan bir "tarafsız hakem" midir?!
Utanıyorlar mı?
Bu gelenek Fransa'yı yüz elli yıl çalkantılar içinde bıraktı; Fransa diğer Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldı. Fransa bu radikalizm yüzünden daima kamplaştı, çatışmalarla enerji kaybetti; kralcılarla cumhuriyetçiler, laiklerle Katolikler, sağcılarla solcular, merkeziyetçilerle çevreciler, devletçilerle liberaller...
Ancak 1960'larda Beşinci Cumhuriyet'le düze çıkabildiler.
Fransız tarihindeki bu kaotik manzaranın sorumlusu; yumuşatıcı, uzlaştırıcı liberal değerlere yer vermeyen Jakoben gelenektir. Bu konuda Sudhir Hazareesinh'in yayımladığı The Jacobin Legacy in France adlı eseri tavsiye ederim. Bilhassa Jakoben retoriğin mistik, sembolik ve çatışmacı dilinin kamplaştırıcı etkisinden kurtulup birbirimize tahammüllü, barışık bir toplum haline gelerek şu "on bin dolar eşiği"ni bir an önce aşmak için.
27 Mayıs yıllarında "tarafsız yargı" diye değil, "Asın! ipe çekin" naralarıyla çıldırmış olan siyasi gelenek 21. yüzyılda bundan utanıyor mu? Utanıyorsa tarihin çöplüğünde kalması lazım. Utanmıyorsa Türkiye'nin bu marazdan kurtulması lazım!
taha akyol
Milliyet
20/06/2007
* * *
1960 yılındaki 27 Mayıs darbesi günlerinde Ankara'daki Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren, Washington'a gönderdiği uzun mektupta şunları yazmış:
"Bütün meslek hayatım boyunca, Menderes ve DP liderlerine karşı, aydınların ve ordunun duyduğu gibi bir nefreti hiçbir yerde görmedim. Başka bir ülkede olsa bu insanlar, tarafsız yargılanmaları ve insaflı davranılması için ayağa kalkarlar ama Türkiye'de Bayar, Koraltan, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmesi için çağrı yapıyorlar! Bu tablo gerçekten korkutucu..."
Warren, mektubunun devamında Bayar'ı idam etmek için geçmişe yürüyen ceza kanunu çıkarılmasını, mahkemedeki yargılamaların "sadece nefretin gölgesinde" yapılmasını anlatıyor, bütün bu nefret ve hukuksuzluğun ardında "devrimci duyguların yattığını" belirtiyor.
Ve 27 Mayıs'ın getirdiği özgürlük:
"2.5 ay içinde Menderes hükümetinin 10 yılda gerçekleştirdiği baskıyı uygulamaya başladılar. Sadece demokratik oldukları için 25 demokrat gazeteciyi hapsettiler..."
Sonra, üç idam, 450 hapis!
Onlar "kuyruk"tu, "gerici" idi, onların hakları, özgürlükleri olamazdı!
iki gelenek?
Yukarıdaki alıntıları, arkadaşımız Nur Batur'un Amerikan Belgelerinde 27 Mayıs adlı yazı dizisinden aktardım. (Sabah, 19 Haziran 2007)
Okuduğumda, Fransız tarihi uzmanı liberal ingiliz Prof. Maurice Larkin'i hatırladım. Larkin de Fransız Jakoben geleneğindeki "ikinci sınıf yurttaşlar" uygulamasını, böyle, hayretler içinde anlatır.
Liberal gelenekte yargının tarafsızlığı, adil yargılanma, kanunların eşit ve insaflı uygulanması, kişi hakları, özgürlükler önemlidir.
Jakoben gelenekte ise, Robespierre'in veciz ifadesiyle "devrimci adalet" vardır; haklar ve hürriyetler sadece "gerçek vatandaşlar" içindir!
Peki, bizim hukuki kültürümüzde yargı için "tarafsızlık" ilkesi ne derecede değerlidir?! Kanunların, kuralların uygulanmasında "insaf" mı, yoksa "görüldüğü yerde ezmek" mi önceliklidir? Hukuk bizde, "devlet iktidarı" denilen sorumsuz kudretin elinde bir araç mıdır? Yoksa liberal gelenekteki gibi, vatandaşların haklarını koruyan bir "tarafsız hakem" midir?!
Utanıyorlar mı?
Bu gelenek Fransa'yı yüz elli yıl çalkantılar içinde bıraktı; Fransa diğer Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldı. Fransa bu radikalizm yüzünden daima kamplaştı, çatışmalarla enerji kaybetti; kralcılarla cumhuriyetçiler, laiklerle Katolikler, sağcılarla solcular, merkeziyetçilerle çevreciler, devletçilerle liberaller...
Ancak 1960'larda Beşinci Cumhuriyet'le düze çıkabildiler.
Fransız tarihindeki bu kaotik manzaranın sorumlusu; yumuşatıcı, uzlaştırıcı liberal değerlere yer vermeyen Jakoben gelenektir. Bu konuda Sudhir Hazareesinh'in yayımladığı The Jacobin Legacy in France adlı eseri tavsiye ederim. Bilhassa Jakoben retoriğin mistik, sembolik ve çatışmacı dilinin kamplaştırıcı etkisinden kurtulup birbirimize tahammüllü, barışık bir toplum haline gelerek şu "on bin dolar eşiği"ni bir an önce aşmak için.
27 Mayıs yıllarında "tarafsız yargı" diye değil, "Asın! ipe çekin" naralarıyla çıldırmış olan siyasi gelenek 21. yüzyılda bundan utanıyor mu? Utanıyorsa tarihin çöplüğünde kalması lazım. Utanmıyorsa Türkiye'nin bu marazdan kurtulması lazım!
taha akyol
Milliyet
20/06/2007
bu bir tür anti kültürdür. sivil toplumların önündeki en büyük tehlikelerden biridir; hem dsoyut hem de somut alanda kişilerin özgürlüğünün kısıtlanmasına giden feci bir yoldur...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar