bugün
- ayrıldık31
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı57
- fenerbahçeli yazarlar14
- sözlükte yasak aşk yaşadığına inandığımız yazarlar20
- from gold from dust5
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı86
- queen ravenna'ya açık teklif12
- ev boş gelsene diyen kızın amacı12
- arkadaşlar çok sıkıcısınız8
- fenerbahçe6
- yağmur yağınca direkt nescafe yapan kezban kız13
- aston villa fc6
- çadır2
- sözlükte takılan evli barklı yazarların amacı28
- seks neden ayıptır14
- arkadaşlar acıktım8
- evde çiçek yetiştiren erkek7
- ilkokul bebesine türbanı savunmak33
- aston villa 6 fenerbahçe 07
- enayimiknatisii26
- arkadaşlar size bi soru sorucam56
- bedevi arap vahşiliği6
- akrabaların içindeki en zengin insan16
- karton toplayan çocuğu aparta atmak6
- istanbul12
- uludağ sözlük acil ilgi hattı15
- fenerbahçelilere özel yanık kremi5
- ithal kürtler10
- uykusuzken sinirli olmak4
- 14 ekim 2026 istanbul yağmuru10
- erkeği karizmatik gösteren şeyler28
- sevişirken beni tokatla diyen hatun5
- 14 ekim 2026 halk tv polis baskını27
- sözlük boş gelsene5
- uludağ sözlükte yakışıklı erkek olmaması9
- kale3112'nin erik gibi hatun olması7
- f6n6rb6hç65
- sindirella'nın orospu olması8
- din gerekli midir sorunsalı7
- 14 ekim 2026 fenerbahçe'nin ırzına geçilmesi6
- aston villa'nın fenerbahçe'ye döşediği boru5
- din bilime engel mi5
- aslolan ağladıysan bi duşa gir6
- erkeğin orospusu tipler7
- insanı cinsel açıdan çekici yapan tuhaf ayrıntılar8
- ankara abisi iyilik derneği11
- yağmurdan nefret etmeye başlamak8
- ismail kartal'dan mağlubiyet açıklaması3
- belinde kobra dövmesi olan kadınla evlenilir mi7
- yeeeaaaahhh kadıköy5
afilli parçalar
82. mütevazı hakikatler
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaiide yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.
Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.
Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.
Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım, demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: 24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.
Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum, demişti bir ara. Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.
Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.
ilk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda biraz zaman her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. ikimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.
Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.
Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.
Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki? diye sormuştu o gece. Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.
Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
82. mütevazı hakikatler
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaiide yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.
Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.
Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.
Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım, demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: 24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.
Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum, demişti bir ara. Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.
Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.
ilk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda biraz zaman her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. ikimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.
Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.
Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.
Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki? diye sormuştu o gece. Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.
Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar