bugün
- diamond bosphorus denince akla gelenler39
- bana onu sormayin30
- yazarların ilk arabası11
- sözlüğün ne güzel kız yazarı8
- sözlüğün en yakışıklı erkek yazarı7
- uludağ sözlük yönetimini protesto ediyoruz7
- uludede3
- yapay zeka moderatörü4
- en sevdiğiniz seks pozisyonu nedir anketi6
- şu antipanik'in ilgisini verin artık lütfen29
- fait bey saik bey asabiyanik biraderdir8
- ne kadar yaşlısın21
- filistin54
- uludede'ye sarılıp uyumak3
- o değil de kafa koparan dede vardı ne oldu ona6
- pazar günü avm leri dolduran salak insanlar3
- macron adamdır14
- sözlüğün en güzel kızıyla erkeğinin kürt olması3
- sevgilim dediğin kisiyi satar mısın7
- ismet gürbüz'ün idam edilmesi4
- bu yazar sadece arkadaşlarından mesaj alıyor8
- üflüyo muyuz içimize mi çekiyoz memeleri7
- 11 ekim 2026 beşiktaş kocaelispor maçı5
- bir erkekten duyulabilecek en güzel söz3
- usual bey başka bir biraderdir4
- pazar akşamı gelen iç daralmasının başlaması2
- karton toplayan meric'in tekerlek fantezisi5
- türklere karınız nasıl diye sormak8
- anasına sövdürmek için doğmuş insanlar7
- feyk hesapla kendini oylayan yazar2
- arkadaşlar naber ya3
- eğer bir dizi veya film karakteri olsaydınız8
- üç biradşörler5
- ismetin tüm biraderleri3
- karton toplayan lpg li4
- aile binasında yaşamak istemeyen kız3
- renault 9 broadway vs murat 1313
- güçlü kadın2
- 2026 uludağ sözlük analizi8
- klavye delikanlısı3
- ten uyumu vs kafa uyumu11
- husici misin tutsici mi4
- anın görüntüsü24
- erbakan'in cumhurbaşkani adayı olma ihtimali3
- heath ledger joseph gordon levitt benzerliği2
- bik bik'in mutfağına konuk olmak7
- kabir ziyareti6
- fon kurdum para yatırır mısınız15
- aile binasında yaşamak istemeyen gelin2
- akp ve mhp oylarıyla reddedildi4
14 şubat geldi birden aklına. sevgililerin günü, sevginin günü. pisliğe lanet okunan gün. herkes pembe gözlüklerini takmışken içindeki nefreti bok kokusunun eşliğinde afyon mermerine kustuğu gün. sonra takvimden doğum gününü buldu. aylar öncesinden bir çarpı işareti koymuştu o günün üzerine. doğum günleri özel olmalıydı. evet boktan bir otel odasında, bir bebeğin babasının elini tuttuğu gibi, yalnızlık elinden sıkıca tutmuştu ama intihar etmeyi başaramadığı günlerden birisi olmuştu sadece.
madem ölemiyordu, tek seçenek yaşamak gibi gözüküyordu. gördüğü ilk ışık kırıntısının peşinden koşturmaya başladı. bir işe girmeli, mesai saatlerinde çalışmalı, sabahları alarmla uyanmalıydı. maaşının azlığından yakınan, iş arkadaşlarından daha iyi olduğunu düşünüp hakkettiği parayı kazanamadığını düşünenen birisi olmalıydı. hatta evlenmeliydi, belki bir de minicik bir kız çocuğu...ismi elifnaz olmalıydı..
ama olmadı..kurguladığı dünya ne kadar acıtıyorsa gerçekler de o kadar acıtıyordu. işe almadılar onu. halbuki ne kadar da iyi geçmişti iş mülakatı. rakipleri ondan daha iyiydi demek ki. daha iyi referansları vardı belli ki. sonuca giden her yol mübahtı, öyle veya böyle gerçek hayata dair ilk denemesi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. kız arkadaşı geldi o gün, sevişmek iyi gelir miydi acaba? saatlerce süren birliktelikte sadece 3sn sevişmesi gerektiğini düşündü. kalan dakikalarda hep başka yerlerdeydi. konuşmuyordu. o konuşmadıkça kız konuşuyordu. onca suskunluğun finalinde tek cümle çıktı dudaklarından "seni sevebilecek birisini bulmalısın" dedi. sonunu düşünen kahraman olamamıyordu evet ama genelde sonunu düşünmeyen de olamıyordu. bir insani ilişkinin son günü bu cümleyle bitmişti.
akşam eve döndüğünde posta kutusunda kendi adına gelmiş zarfı gördü. daha ne kadar acıyabilirdi ki canı? zarfın içinden çıkan kağıtta, "üniversitemizle olan ilişiğiniz kesilmiştir" gibisinden birkaç cümleyi seçebildi. pek de acımamıştı canı. öldürmeyen güçlendirir miydi gerçekten? acı eşiği mi artmıştı yoksa hissizleşmiş miydi? dünyada bu kadar çok soru oldukça cevapları aramanın nafile olduğunu düşündü. işaret parmağını dudaklarına dokundurdu. rüzgar kuzeyden esiyordu..bir dahaki rüzgara kadar kaderin adını poyraz koydu o an.
kanına alkol, beynine efkar enjekte etmeliydi birileri. yaş ortalaması 40 olan bitik bir meyhaneye gitti. tarlabaşı taraflarında dünya coğrafyasından her çeşit insanın takıldığı, tarihi eser durumunda olduğu için yıkılması kanunen engellenen yitik bir meyhane. zamana eşlik eden tütün ve alkol, zamanın da başını döndürmüş olacak ki dakikalar olduğundan hızlı geçiyordu orada. hala orhan gencebay çalınan mekanlar da vardı istanbul'da ve yan masada oturan zenci esrar satıcısının ağzından baba'nın mısralarını duymak garip gelmiyordu orada. ansızın ön taraflardan bir gürültü geldi. çeliğin parıltısı havada resmi geçit yaptı. usta bir göz bile yerdeki kan damlalarını şarap damlalarından ayırt edemezdi sanırım.
o gece bir kişi öldü orada. sanki yeryüzünde böyle bir mekan hiç olmamış gibi, gazetelerin ikinci sayfalarında minik puntolarla bile yayınlanmadı olay. belki de o gece hiç yaşanmamıştı...
madem ölemiyordu, tek seçenek yaşamak gibi gözüküyordu. gördüğü ilk ışık kırıntısının peşinden koşturmaya başladı. bir işe girmeli, mesai saatlerinde çalışmalı, sabahları alarmla uyanmalıydı. maaşının azlığından yakınan, iş arkadaşlarından daha iyi olduğunu düşünüp hakkettiği parayı kazanamadığını düşünenen birisi olmalıydı. hatta evlenmeliydi, belki bir de minicik bir kız çocuğu...ismi elifnaz olmalıydı..
ama olmadı..kurguladığı dünya ne kadar acıtıyorsa gerçekler de o kadar acıtıyordu. işe almadılar onu. halbuki ne kadar da iyi geçmişti iş mülakatı. rakipleri ondan daha iyiydi demek ki. daha iyi referansları vardı belli ki. sonuca giden her yol mübahtı, öyle veya böyle gerçek hayata dair ilk denemesi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. kız arkadaşı geldi o gün, sevişmek iyi gelir miydi acaba? saatlerce süren birliktelikte sadece 3sn sevişmesi gerektiğini düşündü. kalan dakikalarda hep başka yerlerdeydi. konuşmuyordu. o konuşmadıkça kız konuşuyordu. onca suskunluğun finalinde tek cümle çıktı dudaklarından "seni sevebilecek birisini bulmalısın" dedi. sonunu düşünen kahraman olamamıyordu evet ama genelde sonunu düşünmeyen de olamıyordu. bir insani ilişkinin son günü bu cümleyle bitmişti.
akşam eve döndüğünde posta kutusunda kendi adına gelmiş zarfı gördü. daha ne kadar acıyabilirdi ki canı? zarfın içinden çıkan kağıtta, "üniversitemizle olan ilişiğiniz kesilmiştir" gibisinden birkaç cümleyi seçebildi. pek de acımamıştı canı. öldürmeyen güçlendirir miydi gerçekten? acı eşiği mi artmıştı yoksa hissizleşmiş miydi? dünyada bu kadar çok soru oldukça cevapları aramanın nafile olduğunu düşündü. işaret parmağını dudaklarına dokundurdu. rüzgar kuzeyden esiyordu..bir dahaki rüzgara kadar kaderin adını poyraz koydu o an.
kanına alkol, beynine efkar enjekte etmeliydi birileri. yaş ortalaması 40 olan bitik bir meyhaneye gitti. tarlabaşı taraflarında dünya coğrafyasından her çeşit insanın takıldığı, tarihi eser durumunda olduğu için yıkılması kanunen engellenen yitik bir meyhane. zamana eşlik eden tütün ve alkol, zamanın da başını döndürmüş olacak ki dakikalar olduğundan hızlı geçiyordu orada. hala orhan gencebay çalınan mekanlar da vardı istanbul'da ve yan masada oturan zenci esrar satıcısının ağzından baba'nın mısralarını duymak garip gelmiyordu orada. ansızın ön taraflardan bir gürültü geldi. çeliğin parıltısı havada resmi geçit yaptı. usta bir göz bile yerdeki kan damlalarını şarap damlalarından ayırt edemezdi sanırım.
o gece bir kişi öldü orada. sanki yeryüzünde böyle bir mekan hiç olmamış gibi, gazetelerin ikinci sayfalarında minik puntolarla bile yayınlanmadı olay. belki de o gece hiç yaşanmamıştı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar