bugün
- from gold from dust29
- arkadaşlar çok sıkıcısınız11
- sözlük kızlarının bicepsleri16
- pudra kokusu6
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği12
- queen ravenna ifşası15
- 50 kilo üstü kız tripleri5
- saat12
- sözlük yazarlarının en sevdiği tv kanalı8
- kol saati8
- sözlük kızlarının venüs gamzeleri7
- sözlük erkeklerini topluca veterinere götürmek10
- tavuklu pilav8
- bir erkek adam kadınlara yükselmez8
- erkeği karizmatik gösteren şeyler13
- kolye143
- flört uygulamalarında eşleşme algoritması9
- ioçk'nın ifşası4
- beşiktaş18
- crystal palace8
- ayaklara fısıldayan adam5
- fırın sütlaç8
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak4
- true'nun çaylak olması5
- 1 80 boyunda kadın olmak10
- netflix yapımı izleyen erkek gizli eşcinseldir11
- futbol20
- at9
- denenecek çok şey var4
- avrupa11
- ömür boyu yalnız kalmak istemek8
- damacanayı sebile takarken gaza gelmek3
- beşiktaş 2 crystal palace 23
- gocu nerede gocu3
- 25 yaşında hala evlenmeyi başaramamış kadın5
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- akepe dönemi15
- 22 ekim 2026 trabzonspor hearts maçı10
- 2 kaslı sözlük erkeği arasında tost olmak4
- izmirin en güzel semtleri10
- ümit akdağ3
- güney afrika4
- 40 yaş üstü erkeklerin doğal yaşam alanları5
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- 40'a doğru yaklaşmak4
- özlemek3
- hava yapmış kavanoz kapağı açmak2
- la loba21
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu12
kabaca porküpayn tıri diye okunan ingiliz progressive rock/progressive metal grubu. progresifin her türünü, sadece progresif kalıplarında kalmadan yaptıkları içindir ki grubun beyin korteksinin asosiyasyon merkezi, yani multienstrümantalist, ambiente kadar her tür müziği yapan, prodüktör, progresif tarihi ve musikisi profesörü ve sıkı bir david lynch fanı olan steven wilson, kategorize edilmelerine karşı çıkıyor. (bkz: ne iş olsa yaparım abi)
grubun müzikal spektrumununun genişliğini radioactive toy'daki pink floyd, foot prints'deki eloy esintilerinden ya da linton samuel dawson'daki eskinin popunu progrevize etme çabalarından daha ilk albümden anlayabiliyoruz. empresyonizmin karanlıkta takılan ve nihilli egzistansiyalist versiyonu tarzında soyut bir albüm kapağı olan metanoia da, hiç kuşkusuz grubun en psychedelic albümüdür. gerek baslarıyla gerek davullarıyla, aslına bakılırsa gavin harrison sonrası dönemden pek de geride değildir. strip the soul, the creator has a mastertape gibi gavinli şarkıların göreceli pozitif yanı, biraz daha progressive metale kayılması veya daha sert biz sounda geçilmesidır. ama diğer taraftan trains gibi içinde enstrümanlarıyla tren sesi yaptıkları iç okşayıcı akılda kalıcı ve akustik gitara başlama sebebi şarkılar da yapabilmeleri de gavin sonrası başarıda önemli bir faktör. ayrıca opethin porcupine tree den etkilendiği gerçeğinin yanında porcupine tree de opeth'den etkilenmiştir. bunu da içinde death whispered a lullaby'i de içeren futile epsinin opethin progresif ekstremizan mantığına uyan orchidia gibi şarkılarından anlayabiliriz.
grubun en iyi albümüyse fikrimce, içinde 3 partlık kozmik anesthetize destanını da barındıran, 3 boyutlu sesiyle 2007 çıkışlı, 9. stüdyo albümleridir. (bkz: fear of a blank planet) albümde çok iyiden kötü bir şarkı olmamasının yanında sentimental isimli şarkıya bir de nil recurring epsinden normal adlı şarkının bakış açısıyla yaklaşmak gerekir. nitekim, şahsen normali daha çok seviyorum. evet, albümle aynı adı taşıyan fear of a blank planet de anesthetize'dan sonra albümün ve grubun en güzel şarkısıdır demeden edemeyeceğim, belli oldu. özellikle 5:05 sonrası öyle bir hal alır ki bu güzelim şarkı, kendisini lokal anestetik ilan ettiriverir bir anda. tilburg konserini yani anesthetize dvdsini de orijinalini bir şekilde edinip, izleyebilmişseniz artık bu gruba bağımlı olmuşsunuz demektir. (bkz: istesem bırakırım)
Tabi Deadwing ve the incident'ın da bir köşeye atılmaması gerek. 6. dakika başlarından itibaren apayrı bir havaya bürünüp insanı progressive hurileriyle dolu bir cennete düştüğünü düşündüren, 6. dakika sonlarından itibaren de progressive metal ile olgunlaşmamış heavy/thrash metal'in aynı potaya basket atılması kıvamında eklektik yapıda bir sertliğe bürünüp redbull misali insanı kanatlandıran Arriving somewhere but not here'ın porcupine tree açısından ne denli önemli bir şarkı olduğundan ya da Mellotron Scratch'in özellikle son saniyelerinde steven wilson'ın vokal solosu diyebileceğimiz arkadan gelen sanatsal niyetli seslerin insanda yarattığı duygunun (bkz: şarkıyı repeate atma) dayanılmazlığından bahsetmiyorum bile diyerekten, bahsettim bile. The incident içinse söylenebilecek bir şey en azından benim için mevcut değil. Progresif kelimesinin ismin beş haliyle maddenin 15 halini sentezleyerek olabilecek her tür kombinasyonda müziğe uyarlandığı bir albüm, sanırım. Hani Bonnie the cat dinlerken biraz da aksaklık konusundaki benzerlikten dolayı olsa gerek, tool havası bile aldım. Sonra da aldığım bu güzel havayı nasıl dışarı veririm diye 3 saniye tutarında kendimce felsefe yaptım..
her yıl komşumuz yeni yunan'a gelen bu grubun hala eski yunanı barındıran ülkemize gelmemesi, gelse de kimsenin gitmeyecek olması ülkemiz açısından acı bir çıkmazdır. her yıl yunanya'ya gidip buraya gelmeyen gruplardan(ya da topluluk diyelim) archive geçen sene, yanlış hatırlamıyorsam, bir salı günü konseri için istanbul'a geldiğinde, türkten çok bulgar vardı konserde. (bkz: ülke turizmine katkı)
sonuç olarak ufukta konser görünmüyor ama uslu bir progresifçi olup grubu göremesek de, d&r gibi yerlerden rahatlıkla fear of a blank planet ve diğer bir şaheser, the incident'ın edinilebileceği tarafımca denenerek saptanmıştır. (bkz: korsana hayır)
grubun müzikal spektrumununun genişliğini radioactive toy'daki pink floyd, foot prints'deki eloy esintilerinden ya da linton samuel dawson'daki eskinin popunu progrevize etme çabalarından daha ilk albümden anlayabiliyoruz. empresyonizmin karanlıkta takılan ve nihilli egzistansiyalist versiyonu tarzında soyut bir albüm kapağı olan metanoia da, hiç kuşkusuz grubun en psychedelic albümüdür. gerek baslarıyla gerek davullarıyla, aslına bakılırsa gavin harrison sonrası dönemden pek de geride değildir. strip the soul, the creator has a mastertape gibi gavinli şarkıların göreceli pozitif yanı, biraz daha progressive metale kayılması veya daha sert biz sounda geçilmesidır. ama diğer taraftan trains gibi içinde enstrümanlarıyla tren sesi yaptıkları iç okşayıcı akılda kalıcı ve akustik gitara başlama sebebi şarkılar da yapabilmeleri de gavin sonrası başarıda önemli bir faktör. ayrıca opethin porcupine tree den etkilendiği gerçeğinin yanında porcupine tree de opeth'den etkilenmiştir. bunu da içinde death whispered a lullaby'i de içeren futile epsinin opethin progresif ekstremizan mantığına uyan orchidia gibi şarkılarından anlayabiliriz.
grubun en iyi albümüyse fikrimce, içinde 3 partlık kozmik anesthetize destanını da barındıran, 3 boyutlu sesiyle 2007 çıkışlı, 9. stüdyo albümleridir. (bkz: fear of a blank planet) albümde çok iyiden kötü bir şarkı olmamasının yanında sentimental isimli şarkıya bir de nil recurring epsinden normal adlı şarkının bakış açısıyla yaklaşmak gerekir. nitekim, şahsen normali daha çok seviyorum. evet, albümle aynı adı taşıyan fear of a blank planet de anesthetize'dan sonra albümün ve grubun en güzel şarkısıdır demeden edemeyeceğim, belli oldu. özellikle 5:05 sonrası öyle bir hal alır ki bu güzelim şarkı, kendisini lokal anestetik ilan ettiriverir bir anda. tilburg konserini yani anesthetize dvdsini de orijinalini bir şekilde edinip, izleyebilmişseniz artık bu gruba bağımlı olmuşsunuz demektir. (bkz: istesem bırakırım)
Tabi Deadwing ve the incident'ın da bir köşeye atılmaması gerek. 6. dakika başlarından itibaren apayrı bir havaya bürünüp insanı progressive hurileriyle dolu bir cennete düştüğünü düşündüren, 6. dakika sonlarından itibaren de progressive metal ile olgunlaşmamış heavy/thrash metal'in aynı potaya basket atılması kıvamında eklektik yapıda bir sertliğe bürünüp redbull misali insanı kanatlandıran Arriving somewhere but not here'ın porcupine tree açısından ne denli önemli bir şarkı olduğundan ya da Mellotron Scratch'in özellikle son saniyelerinde steven wilson'ın vokal solosu diyebileceğimiz arkadan gelen sanatsal niyetli seslerin insanda yarattığı duygunun (bkz: şarkıyı repeate atma) dayanılmazlığından bahsetmiyorum bile diyerekten, bahsettim bile. The incident içinse söylenebilecek bir şey en azından benim için mevcut değil. Progresif kelimesinin ismin beş haliyle maddenin 15 halini sentezleyerek olabilecek her tür kombinasyonda müziğe uyarlandığı bir albüm, sanırım. Hani Bonnie the cat dinlerken biraz da aksaklık konusundaki benzerlikten dolayı olsa gerek, tool havası bile aldım. Sonra da aldığım bu güzel havayı nasıl dışarı veririm diye 3 saniye tutarında kendimce felsefe yaptım..
her yıl komşumuz yeni yunan'a gelen bu grubun hala eski yunanı barındıran ülkemize gelmemesi, gelse de kimsenin gitmeyecek olması ülkemiz açısından acı bir çıkmazdır. her yıl yunanya'ya gidip buraya gelmeyen gruplardan(ya da topluluk diyelim) archive geçen sene, yanlış hatırlamıyorsam, bir salı günü konseri için istanbul'a geldiğinde, türkten çok bulgar vardı konserde. (bkz: ülke turizmine katkı)
sonuç olarak ufukta konser görünmüyor ama uslu bir progresifçi olup grubu göremesek de, d&r gibi yerlerden rahatlıkla fear of a blank planet ve diğer bir şaheser, the incident'ın edinilebileceği tarafımca denenerek saptanmıştır. (bkz: korsana hayır)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar