bugün
- pandela gelmiş5
- ay bayılazaam5
- truesuzluk3
- atatürk türkçülüğü vs atsız türkçülüğü3
- dinsize inanır mısın14
- kuralsız sokaklar3
- yaz günü çay içme saçmalığı11
- burdur3
- sözlükte salça olunabilecek altenatif yazarlar6
- sözlüğün gerizekalılarla dolup taşması2
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- true nickli yazar8
- alkol alıp hoşlanılan kıza açılmak7
- birbirine zıt adaşlar2
- ilk buluşmada benim babam da ak partili diyen kız3
- nihavent bey birader beydir3
- türk esnafının en büyük sorunu3
- makyaj günü3
- barış yarkadaş ile melih gökçek'in ortak tweeti2
- şekeri bırakınca çayın tadını alacaksın yalanı10
- biraderilyo de biraderitatis2
- üzücü bir aşk filmi izlemek5
- haluk levent25
- gördüğüne sabah birader akşam gay demek3
- devletten başkasına güvenilmez11
- bruce wayne mi zengin tony stark mı3
- bozuk paraların kullanılmaz hale gelmesi3
- kemalist silkeleme uzmanı3
- kuran da neden namaz yok4
- mario lemina2
- elmas bey birader bay biraderdir3
- az önce sözlükten silinen çıplak yazar fotoğrafı3
- joker haksızdır3
- 18 temmuz 2026 taytlı valinin görevden alınması5
- sabah ezanı2
- haluk levent olayından çıkarılacak ders8
- ankara da habur sınır kapısına dönen aquapark2
- oğlak burcu kadını18
- diyetteyken bira içmek3
- hoşlanılan kıza true'nun foto atmış olması16
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları29
- zall buraya bak aslanım2
- kalori hesaplama deliliği2
- japonya'da 10.000 kürdün karakol basması27
- en çok sevdiğiniz yazar19
- m kemal'in 1922 de suikast sonucu öldüğü iddiası2
- elalemin derdi true olmuş3
- anın görüntüsü15
- opel türkiye ve neskar bursa rezaleti7
- chatgpt ile sohbet etmek9
her anı, her bir karesiyle bir serdar akar filmi. yine sert, karanlık, karamsar. ne haybeye umut dağıtıyor, ne de izleyicinin vicdanına oynuyor. kurtlar vadisi macerasını doğru yorumlayıp çizginin dışına çıkardıktan sonra, bilenlerin bildiği yol gemide'nin ardından barda devam ediyor.
şiddeti şiddetle anlatıyor hikaye. öyle ki, filmin başından sonuna kadar izlenen kan ve gözyaşı dolu sahneler, bütün o dayak, tecavüz ve işkence görüntüleri, duyulan çığlıklar bir noktada bütün bunların gerçekliğinden şüpheye düşürüyor insanı. ki, tam da bu sırada hatırlanıyor bu filmin yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yapıldığı. sorular, sorgulamalar başlıyor böylelikle.
--spoiler--
bizim olduğumuz yerde her şey bizim yüzümüzdendir
--spoiler--
şiddet, filmin hafızalara kazınan bu repliğinin düşündürdüğü gibi tuhaf bir sahiplenme güdüsüyle ortaya çıkmış ve dahası içselleştirilmiş bir olgu. bir olgu evet, gerçek. aksine inanınca yok olmuyor, lanetleyince kurtulmuş olmuyor insanoğlu. serdar akar anlatısının bunu hissettirdiği an, izleyicinin "sebepsiz" yere "masum insanlar"a şiddet uygulayan bu "kötü"lere hiç de lanetler yağdırmadığını fark ettiği an. hatta hikaye bazı anlarda öyle bir hal alıyor ki, kendini o "kötüler" safına yakın bir yerlerde buluyor izleyici. bütün eksikliğini, yaşanmamışlıklarını kendi gerçek hayatlarında yansıtma biçimini şöyle bir aklından geçiriveriyor(tgg!); anlıyor ki, bu insanlar da bizim aramızda, bizden; tanıyoruz onları, biliyoruz. ve şiddet, onlar kadar bizim de içimizde.
(evet, bu son cümlelere katılmayacak ya da yadırgayacak olanları sevgi kelebekleri olarak uçuştukları dünyalarında bırakarak devam ediyorum.)şiddet insanoğlunun doğal bir parçası, şiddet kendiliğinden. filmin meselesi de "bunu yapan insan olamaz" meselesi değil bu yüzden. film, bütün iyi filmler gibi sorularını soruyor ve aradan çekiliyor; nihayetinde, haber bültenleri ve gazetelerin üçüncü sayfaları biraz daha gözümüzün önünde...
film konusu itibariyle kendini tuzağa düşürüp, bizzat şiddete özendirir bir yola girmesi pek mümkün olduğundan ince detaylarla örülmüş ve ustalıkla işlenmiş.
--spoiler--
biz arkadaş olmak istemiştik diyor kötülerden birisi. biz ayı mıyız? diyor diğeri, boynunda parlayan asker künyesi. ve giydikleri, küfürleri..yerli yerine oturmuş bir futbol vurgusu ve konu futbol olduğunda birbirine yaklaşan iki taraf...
--spoiler--
filmin temposunu yavaşlatan ve hikayeyi bölen mahkeme sahneleri bütün bu olup biteni anlamlandırma çabasını yansıtıyor. peki şimdi ne olacak? karşılığı nedir bu yaşananların?
bedeli, cezası nedir?..
--spoiler--
"adalet, insanların vicdanını rahatlatacak şey değildir" diyor bir yerde hakim. "kanun var diyor, usül var; karar buna göre verilir" diyor. "ben mi salıyorum hapisten bunları?" diyor.
ne ikna edebiliyor bu sözler, ne de yalanlanabiliyor.
hakimin karşısında sıradışı ve hukuk dışı bir savcı. insanın kanını donduracak bir adalet girişimine geçmeden önce "ya senin kızın olsaydı o tecavüze uğrayanlardan biri? diye soruyor. hakimin cevabı: "tecavüz edenlerden biri ya oğlun olsaydı?"
en karamsar yanı da bu hikayenin. adalet kavramı hakkında duyulan şüphe, neredeyse adaletin imkansız olduğu yargısına kadar gidiyor. ister filmde gerçekleşen infaz sonunda, ister tam zıttıyla ya da izleyen herkesin kendi anlayışına göre belirleyebileceği bir "son"la hiç fark etmiyor: adalet yerini hiçbir biçimde bulmuyor. ben korkuyla çıktığımı biliyorum sadece sinema salonundan.
--spoiler--
aliye'den değil de mustafa hakkında her şey filminden tanıyanları şaşırtmayacağı için nejat işler'in performansından ayrıca bahsetmeye gerek yok. sahnelerin zorluğu göz önüne alındığında, ilk kez bir sinema filminde yer alan isimler de dahil olmak üzere her oyuncunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. aynı şekilde onbeş gün gibi bir süreye sıkıltırılan çekimler için görüntü yönetimi, bir fabrika alanını ustalıkla bara çeviren sanat yönetimini ve insanı soundtrack almaya ikna eden müzikler için selim demirdelen'i takdir etmek bu sonsuza uzayan yazının son cümleleri olsun.
--spoiler--
mahkumlar(kararlı insanlar!) rolünde çağan ırmak, zeki demirkubuz ve bizzat serdar akar'ı görmek çok hoştu. türk sinemasına inananları, bu inancının bedelini bugünlerde vizyonda olan türden malum türk filmlerini izleyerek ödemek zorunda bırakmayan bu isimlere teşekkür etmek de yazarın kişisel borcudur.
--spoiler--
şiddeti şiddetle anlatıyor hikaye. öyle ki, filmin başından sonuna kadar izlenen kan ve gözyaşı dolu sahneler, bütün o dayak, tecavüz ve işkence görüntüleri, duyulan çığlıklar bir noktada bütün bunların gerçekliğinden şüpheye düşürüyor insanı. ki, tam da bu sırada hatırlanıyor bu filmin yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yapıldığı. sorular, sorgulamalar başlıyor böylelikle.
--spoiler--
bizim olduğumuz yerde her şey bizim yüzümüzdendir
--spoiler--
şiddet, filmin hafızalara kazınan bu repliğinin düşündürdüğü gibi tuhaf bir sahiplenme güdüsüyle ortaya çıkmış ve dahası içselleştirilmiş bir olgu. bir olgu evet, gerçek. aksine inanınca yok olmuyor, lanetleyince kurtulmuş olmuyor insanoğlu. serdar akar anlatısının bunu hissettirdiği an, izleyicinin "sebepsiz" yere "masum insanlar"a şiddet uygulayan bu "kötü"lere hiç de lanetler yağdırmadığını fark ettiği an. hatta hikaye bazı anlarda öyle bir hal alıyor ki, kendini o "kötüler" safına yakın bir yerlerde buluyor izleyici. bütün eksikliğini, yaşanmamışlıklarını kendi gerçek hayatlarında yansıtma biçimini şöyle bir aklından geçiriveriyor(tgg!); anlıyor ki, bu insanlar da bizim aramızda, bizden; tanıyoruz onları, biliyoruz. ve şiddet, onlar kadar bizim de içimizde.
(evet, bu son cümlelere katılmayacak ya da yadırgayacak olanları sevgi kelebekleri olarak uçuştukları dünyalarında bırakarak devam ediyorum.)şiddet insanoğlunun doğal bir parçası, şiddet kendiliğinden. filmin meselesi de "bunu yapan insan olamaz" meselesi değil bu yüzden. film, bütün iyi filmler gibi sorularını soruyor ve aradan çekiliyor; nihayetinde, haber bültenleri ve gazetelerin üçüncü sayfaları biraz daha gözümüzün önünde...
film konusu itibariyle kendini tuzağa düşürüp, bizzat şiddete özendirir bir yola girmesi pek mümkün olduğundan ince detaylarla örülmüş ve ustalıkla işlenmiş.
--spoiler--
biz arkadaş olmak istemiştik diyor kötülerden birisi. biz ayı mıyız? diyor diğeri, boynunda parlayan asker künyesi. ve giydikleri, küfürleri..yerli yerine oturmuş bir futbol vurgusu ve konu futbol olduğunda birbirine yaklaşan iki taraf...
--spoiler--
filmin temposunu yavaşlatan ve hikayeyi bölen mahkeme sahneleri bütün bu olup biteni anlamlandırma çabasını yansıtıyor. peki şimdi ne olacak? karşılığı nedir bu yaşananların?
bedeli, cezası nedir?..
--spoiler--
"adalet, insanların vicdanını rahatlatacak şey değildir" diyor bir yerde hakim. "kanun var diyor, usül var; karar buna göre verilir" diyor. "ben mi salıyorum hapisten bunları?" diyor.
ne ikna edebiliyor bu sözler, ne de yalanlanabiliyor.
hakimin karşısında sıradışı ve hukuk dışı bir savcı. insanın kanını donduracak bir adalet girişimine geçmeden önce "ya senin kızın olsaydı o tecavüze uğrayanlardan biri? diye soruyor. hakimin cevabı: "tecavüz edenlerden biri ya oğlun olsaydı?"
en karamsar yanı da bu hikayenin. adalet kavramı hakkında duyulan şüphe, neredeyse adaletin imkansız olduğu yargısına kadar gidiyor. ister filmde gerçekleşen infaz sonunda, ister tam zıttıyla ya da izleyen herkesin kendi anlayışına göre belirleyebileceği bir "son"la hiç fark etmiyor: adalet yerini hiçbir biçimde bulmuyor. ben korkuyla çıktığımı biliyorum sadece sinema salonundan.
--spoiler--
aliye'den değil de mustafa hakkında her şey filminden tanıyanları şaşırtmayacağı için nejat işler'in performansından ayrıca bahsetmeye gerek yok. sahnelerin zorluğu göz önüne alındığında, ilk kez bir sinema filminde yer alan isimler de dahil olmak üzere her oyuncunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. aynı şekilde onbeş gün gibi bir süreye sıkıltırılan çekimler için görüntü yönetimi, bir fabrika alanını ustalıkla bara çeviren sanat yönetimini ve insanı soundtrack almaya ikna eden müzikler için selim demirdelen'i takdir etmek bu sonsuza uzayan yazının son cümleleri olsun.
--spoiler--
mahkumlar(kararlı insanlar!) rolünde çağan ırmak, zeki demirkubuz ve bizzat serdar akar'ı görmek çok hoştu. türk sinemasına inananları, bu inancının bedelini bugünlerde vizyonda olan türden malum türk filmlerini izleyerek ödemek zorunda bırakmayan bu isimlere teşekkür etmek de yazarın kişisel borcudur.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar