bugün
- sözlüğü 5 ailenin yönetmesi15
- 30 yaşından sonra aşk meşk işlerinin bitmesi8
- türkiye nin en büyük sorunu7
- eskortluk yapan sözlük yazarı34
- galatasaray ın en muhteşem üçlüsü4
- 19 ekim 20264
- yazarların almak istediği kol saatleri4
- kendi yaptığın yoğurt3
- git commit mesajı yazma kültürü3
- usualsuspects'in ayağı10
- yazarlara gelen son mesaj3
- fatma betül sayan kaya7
- çakarlı araçlara yol vermiyoruz kampanyası5
- ishale iyi gelen şeyler4
- karın seni çok üzüyor diyen sekreter8
- faizsiz ev ve arabada yeni dönem2
- kolye142
- bir sözlük erkeğini dağa kaldırmak2
- aöf aşçılık4
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası16
- uzaylı gelinler evlenirken duvar takıyor mu6
- uzaylılar madencilik yapıyorlar mı2
- kadınların yedekte erkek tutması9
- türk esnafı10
- opera tarayıcı6
- pişmiş yufka2
- zenginlik göstergesi2
- anın görüntüsü19
- köklersem rahat girer diyen tip2
- uzaylılar zamanı bükebilir mi2
- türküm doğruyum çalışkanım11
- uzaylılar diyet yapar mı2
- benimle bir gece geçirir misin diyen yazar2
- bm dünya gıda programı'nın gazze yardımını kesmesi2
- iltica27
- salvador dali2
- fon vurgunu29
- bilgisayar almak2
- aykolik efendi6
- 19 ekim 2026 trabzonspor beşiktaş maçı6
- bugün ne oldu3
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı9
- ofis pornosu13
- ben bir yahudiyim4
- keşke nickim şu yazarınki olsaydı denen nickler4
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak11
- ilişkiye ara vermek10
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek8
- cam açık ve çıplak uyumak6
her anı, her bir karesiyle bir serdar akar filmi. yine sert, karanlık, karamsar. ne haybeye umut dağıtıyor, ne de izleyicinin vicdanına oynuyor. kurtlar vadisi macerasını doğru yorumlayıp çizginin dışına çıkardıktan sonra, bilenlerin bildiği yol gemide'nin ardından barda devam ediyor.
şiddeti şiddetle anlatıyor hikaye. öyle ki, filmin başından sonuna kadar izlenen kan ve gözyaşı dolu sahneler, bütün o dayak, tecavüz ve işkence görüntüleri, duyulan çığlıklar bir noktada bütün bunların gerçekliğinden şüpheye düşürüyor insanı. ki, tam da bu sırada hatırlanıyor bu filmin yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yapıldığı. sorular, sorgulamalar başlıyor böylelikle.
--spoiler--
bizim olduğumuz yerde her şey bizim yüzümüzdendir
--spoiler--
şiddet, filmin hafızalara kazınan bu repliğinin düşündürdüğü gibi tuhaf bir sahiplenme güdüsüyle ortaya çıkmış ve dahası içselleştirilmiş bir olgu. bir olgu evet, gerçek. aksine inanınca yok olmuyor, lanetleyince kurtulmuş olmuyor insanoğlu. serdar akar anlatısının bunu hissettirdiği an, izleyicinin "sebepsiz" yere "masum insanlar"a şiddet uygulayan bu "kötü"lere hiç de lanetler yağdırmadığını fark ettiği an. hatta hikaye bazı anlarda öyle bir hal alıyor ki, kendini o "kötüler" safına yakın bir yerlerde buluyor izleyici. bütün eksikliğini, yaşanmamışlıklarını kendi gerçek hayatlarında yansıtma biçimini şöyle bir aklından geçiriveriyor(tgg!); anlıyor ki, bu insanlar da bizim aramızda, bizden; tanıyoruz onları, biliyoruz. ve şiddet, onlar kadar bizim de içimizde.
(evet, bu son cümlelere katılmayacak ya da yadırgayacak olanları sevgi kelebekleri olarak uçuştukları dünyalarında bırakarak devam ediyorum.)şiddet insanoğlunun doğal bir parçası, şiddet kendiliğinden. filmin meselesi de "bunu yapan insan olamaz" meselesi değil bu yüzden. film, bütün iyi filmler gibi sorularını soruyor ve aradan çekiliyor; nihayetinde, haber bültenleri ve gazetelerin üçüncü sayfaları biraz daha gözümüzün önünde...
film konusu itibariyle kendini tuzağa düşürüp, bizzat şiddete özendirir bir yola girmesi pek mümkün olduğundan ince detaylarla örülmüş ve ustalıkla işlenmiş.
--spoiler--
biz arkadaş olmak istemiştik diyor kötülerden birisi. biz ayı mıyız? diyor diğeri, boynunda parlayan asker künyesi. ve giydikleri, küfürleri..yerli yerine oturmuş bir futbol vurgusu ve konu futbol olduğunda birbirine yaklaşan iki taraf...
--spoiler--
filmin temposunu yavaşlatan ve hikayeyi bölen mahkeme sahneleri bütün bu olup biteni anlamlandırma çabasını yansıtıyor. peki şimdi ne olacak? karşılığı nedir bu yaşananların?
bedeli, cezası nedir?..
--spoiler--
"adalet, insanların vicdanını rahatlatacak şey değildir" diyor bir yerde hakim. "kanun var diyor, usül var; karar buna göre verilir" diyor. "ben mi salıyorum hapisten bunları?" diyor.
ne ikna edebiliyor bu sözler, ne de yalanlanabiliyor.
hakimin karşısında sıradışı ve hukuk dışı bir savcı. insanın kanını donduracak bir adalet girişimine geçmeden önce "ya senin kızın olsaydı o tecavüze uğrayanlardan biri? diye soruyor. hakimin cevabı: "tecavüz edenlerden biri ya oğlun olsaydı?"
en karamsar yanı da bu hikayenin. adalet kavramı hakkında duyulan şüphe, neredeyse adaletin imkansız olduğu yargısına kadar gidiyor. ister filmde gerçekleşen infaz sonunda, ister tam zıttıyla ya da izleyen herkesin kendi anlayışına göre belirleyebileceği bir "son"la hiç fark etmiyor: adalet yerini hiçbir biçimde bulmuyor. ben korkuyla çıktığımı biliyorum sadece sinema salonundan.
--spoiler--
aliye'den değil de mustafa hakkında her şey filminden tanıyanları şaşırtmayacağı için nejat işler'in performansından ayrıca bahsetmeye gerek yok. sahnelerin zorluğu göz önüne alındığında, ilk kez bir sinema filminde yer alan isimler de dahil olmak üzere her oyuncunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. aynı şekilde onbeş gün gibi bir süreye sıkıltırılan çekimler için görüntü yönetimi, bir fabrika alanını ustalıkla bara çeviren sanat yönetimini ve insanı soundtrack almaya ikna eden müzikler için selim demirdelen'i takdir etmek bu sonsuza uzayan yazının son cümleleri olsun.
--spoiler--
mahkumlar(kararlı insanlar!) rolünde çağan ırmak, zeki demirkubuz ve bizzat serdar akar'ı görmek çok hoştu. türk sinemasına inananları, bu inancının bedelini bugünlerde vizyonda olan türden malum türk filmlerini izleyerek ödemek zorunda bırakmayan bu isimlere teşekkür etmek de yazarın kişisel borcudur.
--spoiler--
şiddeti şiddetle anlatıyor hikaye. öyle ki, filmin başından sonuna kadar izlenen kan ve gözyaşı dolu sahneler, bütün o dayak, tecavüz ve işkence görüntüleri, duyulan çığlıklar bir noktada bütün bunların gerçekliğinden şüpheye düşürüyor insanı. ki, tam da bu sırada hatırlanıyor bu filmin yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yapıldığı. sorular, sorgulamalar başlıyor böylelikle.
--spoiler--
bizim olduğumuz yerde her şey bizim yüzümüzdendir
--spoiler--
şiddet, filmin hafızalara kazınan bu repliğinin düşündürdüğü gibi tuhaf bir sahiplenme güdüsüyle ortaya çıkmış ve dahası içselleştirilmiş bir olgu. bir olgu evet, gerçek. aksine inanınca yok olmuyor, lanetleyince kurtulmuş olmuyor insanoğlu. serdar akar anlatısının bunu hissettirdiği an, izleyicinin "sebepsiz" yere "masum insanlar"a şiddet uygulayan bu "kötü"lere hiç de lanetler yağdırmadığını fark ettiği an. hatta hikaye bazı anlarda öyle bir hal alıyor ki, kendini o "kötüler" safına yakın bir yerlerde buluyor izleyici. bütün eksikliğini, yaşanmamışlıklarını kendi gerçek hayatlarında yansıtma biçimini şöyle bir aklından geçiriveriyor(tgg!); anlıyor ki, bu insanlar da bizim aramızda, bizden; tanıyoruz onları, biliyoruz. ve şiddet, onlar kadar bizim de içimizde.
(evet, bu son cümlelere katılmayacak ya da yadırgayacak olanları sevgi kelebekleri olarak uçuştukları dünyalarında bırakarak devam ediyorum.)şiddet insanoğlunun doğal bir parçası, şiddet kendiliğinden. filmin meselesi de "bunu yapan insan olamaz" meselesi değil bu yüzden. film, bütün iyi filmler gibi sorularını soruyor ve aradan çekiliyor; nihayetinde, haber bültenleri ve gazetelerin üçüncü sayfaları biraz daha gözümüzün önünde...
film konusu itibariyle kendini tuzağa düşürüp, bizzat şiddete özendirir bir yola girmesi pek mümkün olduğundan ince detaylarla örülmüş ve ustalıkla işlenmiş.
--spoiler--
biz arkadaş olmak istemiştik diyor kötülerden birisi. biz ayı mıyız? diyor diğeri, boynunda parlayan asker künyesi. ve giydikleri, küfürleri..yerli yerine oturmuş bir futbol vurgusu ve konu futbol olduğunda birbirine yaklaşan iki taraf...
--spoiler--
filmin temposunu yavaşlatan ve hikayeyi bölen mahkeme sahneleri bütün bu olup biteni anlamlandırma çabasını yansıtıyor. peki şimdi ne olacak? karşılığı nedir bu yaşananların?
bedeli, cezası nedir?..
--spoiler--
"adalet, insanların vicdanını rahatlatacak şey değildir" diyor bir yerde hakim. "kanun var diyor, usül var; karar buna göre verilir" diyor. "ben mi salıyorum hapisten bunları?" diyor.
ne ikna edebiliyor bu sözler, ne de yalanlanabiliyor.
hakimin karşısında sıradışı ve hukuk dışı bir savcı. insanın kanını donduracak bir adalet girişimine geçmeden önce "ya senin kızın olsaydı o tecavüze uğrayanlardan biri? diye soruyor. hakimin cevabı: "tecavüz edenlerden biri ya oğlun olsaydı?"
en karamsar yanı da bu hikayenin. adalet kavramı hakkında duyulan şüphe, neredeyse adaletin imkansız olduğu yargısına kadar gidiyor. ister filmde gerçekleşen infaz sonunda, ister tam zıttıyla ya da izleyen herkesin kendi anlayışına göre belirleyebileceği bir "son"la hiç fark etmiyor: adalet yerini hiçbir biçimde bulmuyor. ben korkuyla çıktığımı biliyorum sadece sinema salonundan.
--spoiler--
aliye'den değil de mustafa hakkında her şey filminden tanıyanları şaşırtmayacağı için nejat işler'in performansından ayrıca bahsetmeye gerek yok. sahnelerin zorluğu göz önüne alındığında, ilk kez bir sinema filminde yer alan isimler de dahil olmak üzere her oyuncunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. aynı şekilde onbeş gün gibi bir süreye sıkıltırılan çekimler için görüntü yönetimi, bir fabrika alanını ustalıkla bara çeviren sanat yönetimini ve insanı soundtrack almaya ikna eden müzikler için selim demirdelen'i takdir etmek bu sonsuza uzayan yazının son cümleleri olsun.
--spoiler--
mahkumlar(kararlı insanlar!) rolünde çağan ırmak, zeki demirkubuz ve bizzat serdar akar'ı görmek çok hoştu. türk sinemasına inananları, bu inancının bedelini bugünlerde vizyonda olan türden malum türk filmlerini izleyerek ödemek zorunda bırakmayan bu isimlere teşekkür etmek de yazarın kişisel borcudur.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar