bugün
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var6
- süper yapay zeka üretildi ve aramızda dolaşıyor6
- filenin sultanları yarı finalde7
- devlet bahçeli8
- motorine 8 24 tl zam gelmesi10
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu6
- uçan adam sabri'ye ne oldu5
- kolları façalı bir kıza aşık olmak4
- habire1221
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı9
- ellerim bos gonlum hos31
- hep kaybeden tarafı savunmak2
- bir bela geliyor8
- 3 eylül 2026 türkiye almanya voleybol maçı6
- sevgiliye yara izlerinin hikayesini anlatmak2
- suşiyi sadece kadınların çok sevmesi5
- sarapci koala'nın radikalkemalist'e aktroll demesi3
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- arif kocabıyık16
- halkın umudu kılıçdaroğlu3
- kedilerin ruh hastası olması4
- ebgh'nin sözlüğün en orijinal yazarı olması3
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- sarapci koala64
- lahmacun9
- youtube daki bot trafiğini kim yönetiyor2
- petek dinçöz2
- trakyalı yazarlar6
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
- seri katilin tarziyla cinayet isleyen dedektif3
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası27
- kaan sezyum7
- boşnak olmak ister miydiniz5
- ay diyen erkek9
- basmane tren garı7
- istanbul ve bütün türkiye ev kiraları ne olacak4
- zeynep sude oktay2
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu11
- silvermist9
- endonezyalı kızlar2
- mazota zam geldi3
- müdavimi olunan bir barın ölmesi2
- turiste dondurmayı 7 sterline satan esnaf2
- kamos3
- ismet gürbüz9
- tuzlu kahve dizisi10
- duran adama ne oldu2
- hiç kimse fikirleri yüzünden hapis yatmasın8
- seri eksiciyi tenhada yakalamak5
her anı, her bir karesiyle bir serdar akar filmi. yine sert, karanlık, karamsar. ne haybeye umut dağıtıyor, ne de izleyicinin vicdanına oynuyor. kurtlar vadisi macerasını doğru yorumlayıp çizginin dışına çıkardıktan sonra, bilenlerin bildiği yol gemide'nin ardından barda devam ediyor.
şiddeti şiddetle anlatıyor hikaye. öyle ki, filmin başından sonuna kadar izlenen kan ve gözyaşı dolu sahneler, bütün o dayak, tecavüz ve işkence görüntüleri, duyulan çığlıklar bir noktada bütün bunların gerçekliğinden şüpheye düşürüyor insanı. ki, tam da bu sırada hatırlanıyor bu filmin yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yapıldığı. sorular, sorgulamalar başlıyor böylelikle.
--spoiler--
bizim olduğumuz yerde her şey bizim yüzümüzdendir
--spoiler--
şiddet, filmin hafızalara kazınan bu repliğinin düşündürdüğü gibi tuhaf bir sahiplenme güdüsüyle ortaya çıkmış ve dahası içselleştirilmiş bir olgu. bir olgu evet, gerçek. aksine inanınca yok olmuyor, lanetleyince kurtulmuş olmuyor insanoğlu. serdar akar anlatısının bunu hissettirdiği an, izleyicinin "sebepsiz" yere "masum insanlar"a şiddet uygulayan bu "kötü"lere hiç de lanetler yağdırmadığını fark ettiği an. hatta hikaye bazı anlarda öyle bir hal alıyor ki, kendini o "kötüler" safına yakın bir yerlerde buluyor izleyici. bütün eksikliğini, yaşanmamışlıklarını kendi gerçek hayatlarında yansıtma biçimini şöyle bir aklından geçiriveriyor(tgg!); anlıyor ki, bu insanlar da bizim aramızda, bizden; tanıyoruz onları, biliyoruz. ve şiddet, onlar kadar bizim de içimizde.
(evet, bu son cümlelere katılmayacak ya da yadırgayacak olanları sevgi kelebekleri olarak uçuştukları dünyalarında bırakarak devam ediyorum.)şiddet insanoğlunun doğal bir parçası, şiddet kendiliğinden. filmin meselesi de "bunu yapan insan olamaz" meselesi değil bu yüzden. film, bütün iyi filmler gibi sorularını soruyor ve aradan çekiliyor; nihayetinde, haber bültenleri ve gazetelerin üçüncü sayfaları biraz daha gözümüzün önünde...
film konusu itibariyle kendini tuzağa düşürüp, bizzat şiddete özendirir bir yola girmesi pek mümkün olduğundan ince detaylarla örülmüş ve ustalıkla işlenmiş.
--spoiler--
biz arkadaş olmak istemiştik diyor kötülerden birisi. biz ayı mıyız? diyor diğeri, boynunda parlayan asker künyesi. ve giydikleri, küfürleri..yerli yerine oturmuş bir futbol vurgusu ve konu futbol olduğunda birbirine yaklaşan iki taraf...
--spoiler--
filmin temposunu yavaşlatan ve hikayeyi bölen mahkeme sahneleri bütün bu olup biteni anlamlandırma çabasını yansıtıyor. peki şimdi ne olacak? karşılığı nedir bu yaşananların?
bedeli, cezası nedir?..
--spoiler--
"adalet, insanların vicdanını rahatlatacak şey değildir" diyor bir yerde hakim. "kanun var diyor, usül var; karar buna göre verilir" diyor. "ben mi salıyorum hapisten bunları?" diyor.
ne ikna edebiliyor bu sözler, ne de yalanlanabiliyor.
hakimin karşısında sıradışı ve hukuk dışı bir savcı. insanın kanını donduracak bir adalet girişimine geçmeden önce "ya senin kızın olsaydı o tecavüze uğrayanlardan biri? diye soruyor. hakimin cevabı: "tecavüz edenlerden biri ya oğlun olsaydı?"
en karamsar yanı da bu hikayenin. adalet kavramı hakkında duyulan şüphe, neredeyse adaletin imkansız olduğu yargısına kadar gidiyor. ister filmde gerçekleşen infaz sonunda, ister tam zıttıyla ya da izleyen herkesin kendi anlayışına göre belirleyebileceği bir "son"la hiç fark etmiyor: adalet yerini hiçbir biçimde bulmuyor. ben korkuyla çıktığımı biliyorum sadece sinema salonundan.
--spoiler--
aliye'den değil de mustafa hakkında her şey filminden tanıyanları şaşırtmayacağı için nejat işler'in performansından ayrıca bahsetmeye gerek yok. sahnelerin zorluğu göz önüne alındığında, ilk kez bir sinema filminde yer alan isimler de dahil olmak üzere her oyuncunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. aynı şekilde onbeş gün gibi bir süreye sıkıltırılan çekimler için görüntü yönetimi, bir fabrika alanını ustalıkla bara çeviren sanat yönetimini ve insanı soundtrack almaya ikna eden müzikler için selim demirdelen'i takdir etmek bu sonsuza uzayan yazının son cümleleri olsun.
--spoiler--
mahkumlar(kararlı insanlar!) rolünde çağan ırmak, zeki demirkubuz ve bizzat serdar akar'ı görmek çok hoştu. türk sinemasına inananları, bu inancının bedelini bugünlerde vizyonda olan türden malum türk filmlerini izleyerek ödemek zorunda bırakmayan bu isimlere teşekkür etmek de yazarın kişisel borcudur.
--spoiler--
şiddeti şiddetle anlatıyor hikaye. öyle ki, filmin başından sonuna kadar izlenen kan ve gözyaşı dolu sahneler, bütün o dayak, tecavüz ve işkence görüntüleri, duyulan çığlıklar bir noktada bütün bunların gerçekliğinden şüpheye düşürüyor insanı. ki, tam da bu sırada hatırlanıyor bu filmin yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yapıldığı. sorular, sorgulamalar başlıyor böylelikle.
--spoiler--
bizim olduğumuz yerde her şey bizim yüzümüzdendir
--spoiler--
şiddet, filmin hafızalara kazınan bu repliğinin düşündürdüğü gibi tuhaf bir sahiplenme güdüsüyle ortaya çıkmış ve dahası içselleştirilmiş bir olgu. bir olgu evet, gerçek. aksine inanınca yok olmuyor, lanetleyince kurtulmuş olmuyor insanoğlu. serdar akar anlatısının bunu hissettirdiği an, izleyicinin "sebepsiz" yere "masum insanlar"a şiddet uygulayan bu "kötü"lere hiç de lanetler yağdırmadığını fark ettiği an. hatta hikaye bazı anlarda öyle bir hal alıyor ki, kendini o "kötüler" safına yakın bir yerlerde buluyor izleyici. bütün eksikliğini, yaşanmamışlıklarını kendi gerçek hayatlarında yansıtma biçimini şöyle bir aklından geçiriveriyor(tgg!); anlıyor ki, bu insanlar da bizim aramızda, bizden; tanıyoruz onları, biliyoruz. ve şiddet, onlar kadar bizim de içimizde.
(evet, bu son cümlelere katılmayacak ya da yadırgayacak olanları sevgi kelebekleri olarak uçuştukları dünyalarında bırakarak devam ediyorum.)şiddet insanoğlunun doğal bir parçası, şiddet kendiliğinden. filmin meselesi de "bunu yapan insan olamaz" meselesi değil bu yüzden. film, bütün iyi filmler gibi sorularını soruyor ve aradan çekiliyor; nihayetinde, haber bültenleri ve gazetelerin üçüncü sayfaları biraz daha gözümüzün önünde...
film konusu itibariyle kendini tuzağa düşürüp, bizzat şiddete özendirir bir yola girmesi pek mümkün olduğundan ince detaylarla örülmüş ve ustalıkla işlenmiş.
--spoiler--
biz arkadaş olmak istemiştik diyor kötülerden birisi. biz ayı mıyız? diyor diğeri, boynunda parlayan asker künyesi. ve giydikleri, küfürleri..yerli yerine oturmuş bir futbol vurgusu ve konu futbol olduğunda birbirine yaklaşan iki taraf...
--spoiler--
filmin temposunu yavaşlatan ve hikayeyi bölen mahkeme sahneleri bütün bu olup biteni anlamlandırma çabasını yansıtıyor. peki şimdi ne olacak? karşılığı nedir bu yaşananların?
bedeli, cezası nedir?..
--spoiler--
"adalet, insanların vicdanını rahatlatacak şey değildir" diyor bir yerde hakim. "kanun var diyor, usül var; karar buna göre verilir" diyor. "ben mi salıyorum hapisten bunları?" diyor.
ne ikna edebiliyor bu sözler, ne de yalanlanabiliyor.
hakimin karşısında sıradışı ve hukuk dışı bir savcı. insanın kanını donduracak bir adalet girişimine geçmeden önce "ya senin kızın olsaydı o tecavüze uğrayanlardan biri? diye soruyor. hakimin cevabı: "tecavüz edenlerden biri ya oğlun olsaydı?"
en karamsar yanı da bu hikayenin. adalet kavramı hakkında duyulan şüphe, neredeyse adaletin imkansız olduğu yargısına kadar gidiyor. ister filmde gerçekleşen infaz sonunda, ister tam zıttıyla ya da izleyen herkesin kendi anlayışına göre belirleyebileceği bir "son"la hiç fark etmiyor: adalet yerini hiçbir biçimde bulmuyor. ben korkuyla çıktığımı biliyorum sadece sinema salonundan.
--spoiler--
aliye'den değil de mustafa hakkında her şey filminden tanıyanları şaşırtmayacağı için nejat işler'in performansından ayrıca bahsetmeye gerek yok. sahnelerin zorluğu göz önüne alındığında, ilk kez bir sinema filminde yer alan isimler de dahil olmak üzere her oyuncunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. aynı şekilde onbeş gün gibi bir süreye sıkıltırılan çekimler için görüntü yönetimi, bir fabrika alanını ustalıkla bara çeviren sanat yönetimini ve insanı soundtrack almaya ikna eden müzikler için selim demirdelen'i takdir etmek bu sonsuza uzayan yazının son cümleleri olsun.
--spoiler--
mahkumlar(kararlı insanlar!) rolünde çağan ırmak, zeki demirkubuz ve bizzat serdar akar'ı görmek çok hoştu. türk sinemasına inananları, bu inancının bedelini bugünlerde vizyonda olan türden malum türk filmlerini izleyerek ödemek zorunda bırakmayan bu isimlere teşekkür etmek de yazarın kişisel borcudur.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar