bugün
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin11
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- ayı saldırınca yapılması gerekenler13
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- kadınların zeka seviyesi3
- koca2
- gece yarısı çalan telefon7
- uysaljakoben21
- gammaz olmuşum13
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- çıplak ayakla misafir karşısına çıkmaya utanmak3
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- aquila bicipite8
- reha muhtar25
- geceye bir söz bırak3
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir4
- eski dizileri izlemek3
- minyon kadın siniri5
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- ankarada masaj yaptırmak2
- kadınların erkeklerde aradıkları şeyler2
- kel erkek3
- bir erkeğin instagram kullanma amacı2
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- daha önce erkeklerle aynı ortamda oturmuş kız2
- samsun da elektrik akımına kapılan 3 işçinin ölümü2
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- ona bir şey söyle16
- denize sıfır bir ev sahibi olmak2
- kemal kılıçdaroğlu35
- ekşi sözlükte 2 yıldır çaylak olmak2
- elit olmak için gerekenler13
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- bizim delilere bakayım4
- gocu26
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- ikinci evliliği yapanları anlayamamak21
- gençler iş beğenmiyor3
- gecenin şarkısı4
- semum3
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- ses yakışıklılığı2
entry'ler (506)
iddaa kuponumu yatıran maçtır.
halbuki bunun yerine tottenham ve manchester united'ı yazacaktım biraz daha heyecan dolu bir kupon daha olsun diye, ama sonra "lan garanti olsun, al işte 120 kağıdını neyine yetmiyor dedim, city'i yazdım.
ağzıma sıçsınlar.
halbuki bunun yerine tottenham ve manchester united'ı yazacaktım biraz daha heyecan dolu bir kupon daha olsun diye, ama sonra "lan garanti olsun, al işte 120 kağıdını neyine yetmiyor dedim, city'i yazdım.
ağzıma sıçsınlar.
siyasi görüşü ya da tuttuğu takım ve bunun gibi farklılıklar.
normalde hiçbir insanı siyasi görüşüne veya tuttuğu takıma göre yargılamam. o sarıyı seviyor, ben de kırmızıyı seviyorsam, bu iş böyledir, kimseyi ayırmam. ama bu iş gerçek hayatta böyledir, sanal alemde değil.
sanal alemde herkes bir kral kesiliyor, herkes farklı bir havaya giriyor. sevmediği bir takım veya sevmediği bir siyasi parti hakkında rahat rahat, kimi zamanda küfürlü bir şekilde konuşabiliyor. ama bunları dışarıda söyle desen tek kelime edemez, çünkü göt korkusu denen bir şey vardır bu adamda fazlasıyla. sanalda atar tutar, gerçek hayatta sus pus. bize böyle adamlar lazım değil arkadaş.
normalde hiçbir insanı siyasi görüşüne veya tuttuğu takıma göre yargılamam. o sarıyı seviyor, ben de kırmızıyı seviyorsam, bu iş böyledir, kimseyi ayırmam. ama bu iş gerçek hayatta böyledir, sanal alemde değil.
sanal alemde herkes bir kral kesiliyor, herkes farklı bir havaya giriyor. sevmediği bir takım veya sevmediği bir siyasi parti hakkında rahat rahat, kimi zamanda küfürlü bir şekilde konuşabiliyor. ama bunları dışarıda söyle desen tek kelime edemez, çünkü göt korkusu denen bir şey vardır bu adamda fazlasıyla. sanalda atar tutar, gerçek hayatta sus pus. bize böyle adamlar lazım değil arkadaş.
kim olursa olsun zerre kadar sikimde olmayacak olay.
şu; (#8801523) acayip entry'i ta ne zaman yazmış olmama rağmen hala arada bir de olsa artı almasına çok şaşırıyorum. gerçekten.
yakında "27 senelik bu çile, bitsin artık bu sene..." diye bir beste yapacaklarına inandığım bir taraftar grubuna sahip olan futbol takımı.
çok tatlı bir girişi olan, sözleriyle de beni benden alan şarkıdır.
bitmiş olan sigaranın izmaritini, sağ (veya sol, fark etmez) elini havaya kaldırıp, savururken elden bırakarak izmiritin olabildiğince uzağa gitmesini sağlamaktır.
ben yapınca yemiyor, ama bu adam o kırmızı deri ceketiyle bu hareketi yapınca ayrı bir karizmatik görünüyor.
ben yapınca yemiyor, ama bu adam o kırmızı deri ceketiyle bu hareketi yapınca ayrı bir karizmatik görünüyor.
kişi tok olduğunu ne kadar vurgulu veya üstüne basarak söylese de bundan anlamayan, ısrarla ikinci tabağı daha fazla doldurarak veren annedir. iyidir, hastır.
galatasaray'ın bu yenilgisinin, sonraki haftalar için çok iyi olacağının ortaya çıkacağı maç.
şöyle ki;
iki sene önce. elano'lu, keita'lı, kewell'lı zamanımız. ilk haftalar gelene gidene 3-4 attı o takım, acımadı. sonra baros sakatlandı, takım düşüşe geçti. koskoca galatasaray, tamamen bütün olmuş, her şeyi makine gibi işleyen galatasaray bir adama mı bağlıydı? hayır. kısaca hatırlatayım size o sezonun başlarını. ilk 6 haftayı kayıpsız kapatmakla kalmamış, 20 gol atıp, sadece 5 gol yemiştir, ezeli rakiplerinden beşiktaş'ı da 3-0'la geçmeyi bilmiştir. hemen akabinde 7. haftaya bakalım. bir eskişehir beraberliği. hemen peşine 3-0'lık bir ankaragücü mağlubiyeti ve hemen ardından 3-1'lik fenerbahçe mağlubiyeti daha. ve onun ardından sürekli inişli çıkışlı bir ivme.
ben şimdi ne diye anlattım bunları. demek istediğim şu. takım bir anda dağılmayı başladı. eskişehir beraberliği belki, ama ankaragücü mağlubiyetini kim beklerdi. hiç kimse. moralman bir çöküşe geçildi, peşine önemli silahlarımızdan biri sakatlandı, rijkaard çareler aradı, bu sırada galatasaray'ı körüklemeye yer arayan medya (evet, benim gözümde spor medyası budur) sahne aldı, başladılar yazmaya, çizmeye. galatasaray o kadar iddialı girdiği bir sezondan koca bir hiç elde ederek ayrıldı.
geçen seneden de kısaca bahsedeyim. bu daha kısa sürecek, çünkü bahsedecek pek bir şey yok, yönetim hatalarıyla dolu geçen sene benim gözümde. her şeyden önce en büyük hata frank rijkaard ve johan neeskens gibi iki futbol adamına sabredemeyip onları göndermektir. bu iki adamı sezon ortasında gönderiyorsan sen zaten o sezondan bütün umudunu kesmişsindir. özellikle de yerine daha önce teknik direktörlük yapmış ve yine hiçbir şey katamamış bir gheorghe hagi'yi getiriyorsan. geçen sene zaten güme gitti.
bu sezona bakalım. yönetim değişti. teknik heyet değişti. takım toptan değişti ve sezon başladı. transferlerimiz hakkında bir kuşkum yok, hepsine güvenim sonsuz. her ne kadar güvenmek istemesem de, real madrid maçında izlediğim gökhan zan'ın performansı beni memnun etmişti. dün akşam da fena değildi, ama oynamaması gerekiyordu. neden?
bu adam oynayacaksa, ujfalusi oynamayacak, bu iş bu kadar açık. sen gökhan zan için ujfalusi gibi stoper mevkisinin kaşarı olmuş bir adamı sağ beke çekeceksen, işimiz var her şeyden önce fatih hocam. neyse futbolcu seçimlerine fazla girmeyeyim, ama gökhan zan yine yanlış yanlış. tamam, bitti.
bu maçı kaybetmemiz şu yönden iyi oldu. biz bunu kazansaydık, haftaya samsunspor maçını da aynı özgüvenle alırdık ve daha kötüsü fatih terim yine bu 11'e benzer bir 11 sürerdi sahaya. belki onun peşine karabükspor ve eskişehirspor'u da yenerdik, ama biri bize öyle bir tokat sallardı ki feleğimizi şaşırır, tepe taklak olurduk mazallah. şimdi ise fatih terim'in samsunspor maçında daha farklı şeyler düşüneceğini sanıyorum. belki farklı bir 11, farklı bir sistem, orasını bilemem. ama moral ve hırs olarak da çok farklı çıkacağımız aşikar. ilk haftalardan kaybettiğimiz bu puanın pek önemli olduğunu düşünmüyorum, ne de olsa fenerasyon, fenevbahçe'nin kıçını yalamak adına bir şekilde onları yukarıda tutmak için yapacağını yaptı. neyse. öyle işte.
şöyle ki;
iki sene önce. elano'lu, keita'lı, kewell'lı zamanımız. ilk haftalar gelene gidene 3-4 attı o takım, acımadı. sonra baros sakatlandı, takım düşüşe geçti. koskoca galatasaray, tamamen bütün olmuş, her şeyi makine gibi işleyen galatasaray bir adama mı bağlıydı? hayır. kısaca hatırlatayım size o sezonun başlarını. ilk 6 haftayı kayıpsız kapatmakla kalmamış, 20 gol atıp, sadece 5 gol yemiştir, ezeli rakiplerinden beşiktaş'ı da 3-0'la geçmeyi bilmiştir. hemen akabinde 7. haftaya bakalım. bir eskişehir beraberliği. hemen peşine 3-0'lık bir ankaragücü mağlubiyeti ve hemen ardından 3-1'lik fenerbahçe mağlubiyeti daha. ve onun ardından sürekli inişli çıkışlı bir ivme.
ben şimdi ne diye anlattım bunları. demek istediğim şu. takım bir anda dağılmayı başladı. eskişehir beraberliği belki, ama ankaragücü mağlubiyetini kim beklerdi. hiç kimse. moralman bir çöküşe geçildi, peşine önemli silahlarımızdan biri sakatlandı, rijkaard çareler aradı, bu sırada galatasaray'ı körüklemeye yer arayan medya (evet, benim gözümde spor medyası budur) sahne aldı, başladılar yazmaya, çizmeye. galatasaray o kadar iddialı girdiği bir sezondan koca bir hiç elde ederek ayrıldı.
geçen seneden de kısaca bahsedeyim. bu daha kısa sürecek, çünkü bahsedecek pek bir şey yok, yönetim hatalarıyla dolu geçen sene benim gözümde. her şeyden önce en büyük hata frank rijkaard ve johan neeskens gibi iki futbol adamına sabredemeyip onları göndermektir. bu iki adamı sezon ortasında gönderiyorsan sen zaten o sezondan bütün umudunu kesmişsindir. özellikle de yerine daha önce teknik direktörlük yapmış ve yine hiçbir şey katamamış bir gheorghe hagi'yi getiriyorsan. geçen sene zaten güme gitti.
bu sezona bakalım. yönetim değişti. teknik heyet değişti. takım toptan değişti ve sezon başladı. transferlerimiz hakkında bir kuşkum yok, hepsine güvenim sonsuz. her ne kadar güvenmek istemesem de, real madrid maçında izlediğim gökhan zan'ın performansı beni memnun etmişti. dün akşam da fena değildi, ama oynamaması gerekiyordu. neden?
bu adam oynayacaksa, ujfalusi oynamayacak, bu iş bu kadar açık. sen gökhan zan için ujfalusi gibi stoper mevkisinin kaşarı olmuş bir adamı sağ beke çekeceksen, işimiz var her şeyden önce fatih hocam. neyse futbolcu seçimlerine fazla girmeyeyim, ama gökhan zan yine yanlış yanlış. tamam, bitti.
bu maçı kaybetmemiz şu yönden iyi oldu. biz bunu kazansaydık, haftaya samsunspor maçını da aynı özgüvenle alırdık ve daha kötüsü fatih terim yine bu 11'e benzer bir 11 sürerdi sahaya. belki onun peşine karabükspor ve eskişehirspor'u da yenerdik, ama biri bize öyle bir tokat sallardı ki feleğimizi şaşırır, tepe taklak olurduk mazallah. şimdi ise fatih terim'in samsunspor maçında daha farklı şeyler düşüneceğini sanıyorum. belki farklı bir 11, farklı bir sistem, orasını bilemem. ama moral ve hırs olarak da çok farklı çıkacağımız aşikar. ilk haftalardan kaybettiğimiz bu puanın pek önemli olduğunu düşünmüyorum, ne de olsa fenerasyon, fenevbahçe'nin kıçını yalamak adına bir şekilde onları yukarıda tutmak için yapacağını yaptı. neyse. öyle işte.
istemediği her boku yapmana rağmen, senin her dediğini yaptığı andır.
transfer döneminin başında o kadar yırtınmasına rağmen hem serdar kesimal'ı hem de ersan gülüm'i ezeli rakiplerine kaptırıp, ceyhun gülselam'a kalmak zorunda olduğundan dolayı, ilerde saç baş yolması yüksek ihtimal olan yöneticilere ve taraftarlara sahip olan türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi futbol kulübü.
hadi dağılın.
edin: ersan güven kim amk.
hadi dağılın.
edin: ersan güven kim amk.
eğer uzun süreli bir sanal samimiyet söz konusuysa ve hiçbir seksüel amaç içermiyorsa yüzyüze gelince artması büyük ihtimal olan samimiyettir.
eski zamanlardan takıldığım bir forum sitesinde birçok kişiyle tanışmış, hemen her şehirden arkadaşlar edinmişliğim var. site kapandı, dostluklar hala sürüyor.
eski zamanlardan takıldığım bir forum sitesinde birçok kişiyle tanışmış, hemen her şehirden arkadaşlar edinmişliğim var. site kapandı, dostluklar hala sürüyor.
öncelikle filmden önceki beklentilerim; (#8795928)
tanım: serinin en zayıf halkası.
her ne kadar tam bir penelope cruzhayranı olsam da filmde ilk göründüğü ve jack'le düello yaptıkları sahneden sonrasında fazlasıyla sönük geldi bana. ayrıca bütün o korsan kıyafetleri keira knightley'e daha çok yakışıyordu. olmamış penny.
filme bakarsam; en başta ispanyolları duyunca "tamamdır" dedim büyük bir ispanya hayranı olarak. serinin en güzel filminin geleceğinden adım gibi emindim. ama beni yanılttı ispanyollar. film boyunca ısınamadım adamlara, hoşuma gitmedi, ne bileyim. film boyunca hoşuma giden tek şey deniz kızlarıydı. zaten bir kızın saçının ıslak olması beni yeteri kadar tahrik ederken, orada bir sürü deniz kızının bulunması ve hepsinin sırıl sıklam gayet masum bir şekilde su yüzüne çıkmaları beni bitirdi. daha sonraki vahşilikleri de cabası. deniz kızları fikri güzeldi ve iyi işlenmişti.
orlando bloom'un eksikliğini hissetmem diyordum, çünkü geoffrey rush ve johnny depp'in kafada olmaları onu unuttururdu. ama yer yer onu özlediğim anlar da oldu.
böyle güzel bir seri böyle kötü giderse lütfen daha fazla çekmesinler. ben böyle bir film olduğunu unutup, ilk üç filmi ardı ardına izlemeye de razıyım.
tanım: serinin en zayıf halkası.
her ne kadar tam bir penelope cruzhayranı olsam da filmde ilk göründüğü ve jack'le düello yaptıkları sahneden sonrasında fazlasıyla sönük geldi bana. ayrıca bütün o korsan kıyafetleri keira knightley'e daha çok yakışıyordu. olmamış penny.
filme bakarsam; en başta ispanyolları duyunca "tamamdır" dedim büyük bir ispanya hayranı olarak. serinin en güzel filminin geleceğinden adım gibi emindim. ama beni yanılttı ispanyollar. film boyunca ısınamadım adamlara, hoşuma gitmedi, ne bileyim. film boyunca hoşuma giden tek şey deniz kızlarıydı. zaten bir kızın saçının ıslak olması beni yeteri kadar tahrik ederken, orada bir sürü deniz kızının bulunması ve hepsinin sırıl sıklam gayet masum bir şekilde su yüzüne çıkmaları beni bitirdi. daha sonraki vahşilikleri de cabası. deniz kızları fikri güzeldi ve iyi işlenmişti.
orlando bloom'un eksikliğini hissetmem diyordum, çünkü geoffrey rush ve johnny depp'in kafada olmaları onu unuttururdu. ama yer yer onu özlediğim anlar da oldu.
böyle güzel bir seri böyle kötü giderse lütfen daha fazla çekmesinler. ben böyle bir film olduğunu unutup, ilk üç filmi ardı ardına izlemeye de razıyım.
world of warcraft oynarken sürekli olarak başıma gelen olay. bir bakıyorum kocaman bir kül sigaranın ucundan sarkıyor küllüğe doğru. küfrediyorum, yenisini yakıyorum falan.
ağır bir şekilde girmiş olmaları bu şarkıya aşık etmiştir beni. tıpkı fade to black ve the unforgiven iii'deki ya da mama said ve turn the page'deki gibi bir hava katmış. daha sonra hızlandıkları şarkıları nedense daha çok seviyorum, ayrı bir yerleri oluyor ben de her zaman, ama yine de bu biraz daha garip bir şarkı olmuş bana göre.
yani neredeyse hiçbir şarkıda ritimlerini bu kadar sık değiştirmiyorlar, ilk dinlediğimde de çok kez şaşırmışımdır şarkı mı değişti diye atlamışlığım olmuştur. evet, bu garip kılıyor, ama yine de james'in ses tonu her zaman güzelleştirdi bu şarkıyı. ek olarak solosu da kendisine aşık etmiştir, yenilebilecek bir solusu vardır. bu da kesindir arkadaş.
yani neredeyse hiçbir şarkıda ritimlerini bu kadar sık değiştirmiyorlar, ilk dinlediğimde de çok kez şaşırmışımdır şarkı mı değişti diye atlamışlığım olmuştur. evet, bu garip kılıyor, ama yine de james'in ses tonu her zaman güzelleştirdi bu şarkıyı. ek olarak solosu da kendisine aşık etmiştir, yenilebilecek bir solusu vardır. bu da kesindir arkadaş.
şüphe yok ki fazlasıyla zevkli olabilecek, monopoly collestor's edition'ın yeni ürünüdür. bir yere piyonunu koyduğunda müzik falan da geliyorsa eğer tadından yenmez.
http://www.metallica.com/news/20110613_news.asp
http://www.metallica.com/news/20110613_news.asp
oynadığım wow'dan, dinlediğim müzikten, gezindiğim sözlükten, izlediğim house'dan soğuduğum duygudur. gerçekten bir anda gelir, sebebini düşünsen de aklına getiremezsin, çünkü gerçekten de bir sebebi yoktur, öylesine gelmiştir ve o anını piç etmekten başka hiçbir derdi de olmayan bir duygudur.
öyle rezil, boktan bir şey işte.
öyle rezil, boktan bir şey işte.
menajeri galatasaray ile görüştüğünü doğrulamış olan müthiş yetenekli ve çok yönlü oyuncudur. forvet arkasında, sağda ve solda görev yapabilir ve bu görevleri de layığıyla yerine getirir, orası kesin.
gelirse sülalemi keser, formasını alırım.
gelirse sülalemi keser, formasını alırım.
