bugün
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması19
- kol saati takmanın anlamsızlığı9
- sevgiliyle tatile gitmek6
- sizce uzay milyarlarca dolar harcamaya değer mi4
- isviçre'nin çeyrek finalde arjantin'in rakibi olma4
- iş arkadaşı ile her gün 8 saat geçirmek3
- nato liderler zirvesi akşam yemeği menüsü3
- uzun entry giren yazar enayiliği5
- trump'ın tr'ye 5 f 35 vereceğiz açıklaması2
- yazarların en sevdiği hayvan4
- ölümün en iyi tanımı9
- sürekli vurduran kadın nasıl anlaşılır5
- yorgun mermi5
- squirtle2
- 7 temmuz 2026 isviçre kolombiya maçı9
- ölümden sonra yaşamın var olduğu gerçeği3
- kaslı yakışıklı sert mizaçlı memur erkekler5
- yazarların mezun olduğu okullar17
- beyaz yakalıların yüzde 90'ı işsiz kalacak3
- tarık biberovic2
- vurdurmuş erkek nasıl anlaşılır15
- arjantin mısır maçı13
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın18
- sözlüğün en muhteşem yazarlarının fotoğrafları14
- kadınların esasında ters dönmüş penis olması2
- bir kadına verilecek en güzel çiçek9
- ankara da nato zirvesi13
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı24
- ctrlx'in ayakları11
- sabahın şiiri2
- rafadan yumurta kaç dk olmalı13
- donald trump'ın anıtkabir'i ziyaret etmemesi12
- balık burcu bir sözlük kızıyla evlenebilirim16
- tanrı mı bizi yarattı tanrıyı mı biz yarattık10
- günün şiiri25
- saraca finch house19
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı11
- bakire kadını gözünden tanımak6
- atm'ye ateme diyen hanzo13
- üst düzey yönetici olabilmek için gerekenler9
- radiohead dinleyenlerin çok kız düşürmesi5
- kurtuluş savaşı'nın müfredattan kaldırılması27
- yoğurt11
- sevgiliyle köpeköldüren içmek5
- 23 yaş7
- şişman kısa tembel kıllı ama egosu tavan kız4
- 7 temmuz 2026 abd belçika maçı16
- sözlüğünü başka sözlükle aldatan hain yazar6
- dövmesi olan erkek9
- 2026 dünya kupası24
entry'ler (23)
Bok gibi sözlük olmuş burası. Murat Bardakçı'yı haklı çıkardınız ya, bravo.
Cia eski türkiye şefi graham füller'in icadıdır. ilk kez sovyetlere karşı "yeşil kuşak projesi" kapsamında afganistanda örgütlenmiştir. Günümüze kadar halen cia kontrollü olarak bir ucundan ışid, bir ucundan akp bu ideolojiyi yaşatmaktadır.
adamdır.
"zamanın ruhu"nu yakalayan; kişisel çıkarı için onuru feda eden insan tipidir. üniversiteler ise bu insan tipini ödüllendirmektedir.
sözlük yazarlarının yarısından fazlasıdır.
geri zekalı mısınız siz? halkevleri chp'ye bağlı bir örgüt değildir.
sol fıreymden gördüğüm kadarıyla son hızda gidilen bir durumdur. meme deyince sapıtan, sırf espri yapmak için başlık açılan yahut entri girilen bir mekan değildi eskiden burası. şu an çoğunlukla bu durumları görüyorum.
türkiyede insanı köhneliğe ve çürümüşlüğe sürükleyen, tüm potansiyelini bitiren ve özgür düşünmeye karşı savaş ilan etmiş binalara verilen adlardan bir tanesidir.
birkaç anektod:
kırgızistan'da, 1917 devriminden önce, 1916'da kırgızistanda okuma yazma oranı binde 6 idi. 30'lu yıllarda bu oran yüzde 70'lere çıktı. ülkede devrimden önce tek tük okul vardı; devrimin ilk yıllarında onlarca okul açılmaya başlandı. eğitim tamamıyla ücretsizdi sovyetler zamanında.
devrimden sonra, tüm orta asyada milli edebiyatlar oluşmaya başladı. devrimle birlikte orta asya türk edebiyatı altın çağını yaşadı. roman, hikaye, tiyatro gibi türlerde muazzam bir başlangıç ve gelişme kaydedildi. şiir zaten her zaman en başta idi, destanlar çok zengin içeriğe sahipti. "modern" şiir ile tanışıldı ve kısa sürede mükemmele yakın eserler verildi.
yepyeni şehirler kuruldu. ve geliştirilen şehir planlaması sayesinde bugün şehirlerdeki caddelerde hala trafik sıkışıklığı sıkıntısı yaşanmıyor.
sovyetlerdeki karşı devrimden sonra; sosyalizmin kazanımlarını hemen bırakamadı kapitalist iktidarlar. mesela; bugün türkmenistan'a gidip "turancı" düşünceden bahsedince adamlar "biz keriz miyiz ki yeraltı kaynaklarımızı sizinle paylaşalım?" diyorlar. buralarda muazzam derecede yeraltı kaynağı vardır. ve doğalgaz vs gibi kaynakların yanında, eğitim, elektirik, su, ulaşım vs sovyetlerden sonra da ücretsiz kalmıştır... bugüne kadar! artık türkmenistan tüm bu "hizmetlerden" para alınmaya başlayacağını açıklamıştır.
eski sovyet ülkelerinde bir laf vardır: "kapitalizm, bizim kadınlarımızı fahişe yaptı". karşı-devrimden sonra nice doktor, mühendis, öğretmen; türkiye gibi ülkelere gidip fahişelik yapmaya başlamışlardır. çünkü kısılan istihdam sonucunda "daha az işçi, daha fazla kar" düsturu girmiştir ülkelere doğal olarak.
sovyetler döneminde "emperyalizm" gibi kapitalizme özgü kavramları arayanlar; bunları görmezler.
kırgızistan'da, 1917 devriminden önce, 1916'da kırgızistanda okuma yazma oranı binde 6 idi. 30'lu yıllarda bu oran yüzde 70'lere çıktı. ülkede devrimden önce tek tük okul vardı; devrimin ilk yıllarında onlarca okul açılmaya başlandı. eğitim tamamıyla ücretsizdi sovyetler zamanında.
devrimden sonra, tüm orta asyada milli edebiyatlar oluşmaya başladı. devrimle birlikte orta asya türk edebiyatı altın çağını yaşadı. roman, hikaye, tiyatro gibi türlerde muazzam bir başlangıç ve gelişme kaydedildi. şiir zaten her zaman en başta idi, destanlar çok zengin içeriğe sahipti. "modern" şiir ile tanışıldı ve kısa sürede mükemmele yakın eserler verildi.
yepyeni şehirler kuruldu. ve geliştirilen şehir planlaması sayesinde bugün şehirlerdeki caddelerde hala trafik sıkışıklığı sıkıntısı yaşanmıyor.
sovyetlerdeki karşı devrimden sonra; sosyalizmin kazanımlarını hemen bırakamadı kapitalist iktidarlar. mesela; bugün türkmenistan'a gidip "turancı" düşünceden bahsedince adamlar "biz keriz miyiz ki yeraltı kaynaklarımızı sizinle paylaşalım?" diyorlar. buralarda muazzam derecede yeraltı kaynağı vardır. ve doğalgaz vs gibi kaynakların yanında, eğitim, elektirik, su, ulaşım vs sovyetlerden sonra da ücretsiz kalmıştır... bugüne kadar! artık türkmenistan tüm bu "hizmetlerden" para alınmaya başlayacağını açıklamıştır.
eski sovyet ülkelerinde bir laf vardır: "kapitalizm, bizim kadınlarımızı fahişe yaptı". karşı-devrimden sonra nice doktor, mühendis, öğretmen; türkiye gibi ülkelere gidip fahişelik yapmaya başlamışlardır. çünkü kısılan istihdam sonucunda "daha az işçi, daha fazla kar" düsturu girmiştir ülkelere doğal olarak.
sovyetler döneminde "emperyalizm" gibi kapitalizme özgü kavramları arayanlar; bunları görmezler.
"kızıl"lığın yerel-milli değerlere, "milliyetçiler"den daha fazla dayandığını bilmeyenlerin ortaya attığı dandik bir tanımdır. "ülkeyi emperyalistlerden ve parababalarından kovma" düşüncesinin kendisi, ulusal değerlerin en yücesidir. keza, "emperyalizm" tanımından bi-haber andavallar, onun kapitalizmin son aşaması olduğunu bilmeden böyle bir dandik kavram oluşturmaya meyledebilirler. sovyetlerin ekonomi politikalarını incelemeden, "sovyet emperyalizmi"nden de söz açabilirler. bu, hakikati değiştirmeyecektir.
sovyetlerin muazzam desteğini alıp kendi ülkesinde antiemperyalist bir zafer kazanan mustafa kemal de aynı mantıkla "moskof uşağı"dır. amma ve lakin, öyle değildir.
sovyetlerin muazzam desteğini alıp kendi ülkesinde antiemperyalist bir zafer kazanan mustafa kemal de aynı mantıkla "moskof uşağı"dır. amma ve lakin, öyle değildir.
gerçektir.
evli bir kadının memeleri hakkında gayrıbilimsel herhangi bir malumat ileri sürmek hoş değildir.
ezel akay'ın çekeceği yeni filmidir. film, gürsel korat'ın "kunday: gölgeler çağı" kitabını temel alıyor. 13. yüzyılda geçecek olan hikaye; ipek yolunu ve bu güzergah etrafındaki yemek kültürünü de anlatacak.
haberlerdeki açıklama şöyle:
"13. Yüzyıl Çin’in kuzeyinden başlayıp Konya Sultanhanı’nda biten ve ipek Yolu üzerinde geçen 'Aşçı ve Prenses' filmi, bir yol hikayesi olmasının yanı sıra bir yemek ve macera filmi.
Çinli Şaman bir prenses olan Itil’in, Çin imparatorunun elçisi olarak, Türk Sultanına ulaşmak için çıktığı zorlu yolculukta, Türkmen aşçı iskender ile karşılaşması ile başlıyor macera. Kara Şaman Abala’nın düşmanlığı ve bir ölümsüzün, Hızır’ın yardımıyla yol alıyorlar. Filmde, Çin’den başlayan ve Anadolu’ya uzanan macerada hem Çin, hem de Türk mutfağına ait unutulmaya yüz tutmuş yemeklerin, tüm kültürlerin ortak değerlerini yansıtan mitolojilerin ve efsanelerin izi sürdürülüyor."
en heyecanla beklediğim filmdir. ezel akay, nam-ı diğer ezop'un nacizane bir diğer filmi olacağı yüzdeyüzdür. dünyanın farklı yerlerinden oyuncuların oynayacağı düşünülmektedir.
haberlerdeki açıklama şöyle:
"13. Yüzyıl Çin’in kuzeyinden başlayıp Konya Sultanhanı’nda biten ve ipek Yolu üzerinde geçen 'Aşçı ve Prenses' filmi, bir yol hikayesi olmasının yanı sıra bir yemek ve macera filmi.
Çinli Şaman bir prenses olan Itil’in, Çin imparatorunun elçisi olarak, Türk Sultanına ulaşmak için çıktığı zorlu yolculukta, Türkmen aşçı iskender ile karşılaşması ile başlıyor macera. Kara Şaman Abala’nın düşmanlığı ve bir ölümsüzün, Hızır’ın yardımıyla yol alıyorlar. Filmde, Çin’den başlayan ve Anadolu’ya uzanan macerada hem Çin, hem de Türk mutfağına ait unutulmaya yüz tutmuş yemeklerin, tüm kültürlerin ortak değerlerini yansıtan mitolojilerin ve efsanelerin izi sürdürülüyor."
en heyecanla beklediğim filmdir. ezel akay, nam-ı diğer ezop'un nacizane bir diğer filmi olacağı yüzdeyüzdür. dünyanın farklı yerlerinden oyuncuların oynayacağı düşünülmektedir.
büyük ortadoğu projesi kapsamında cia'nın amacı bölgede ikinci bir israil olarak amerikan güdümünde "free kurdistan" kurmaktır. bunun için evvela ırak'a girilmiş, tarumar edilmiştir. ardından ikinci aşama olarak suriye'ye uzanmıştır emperyalistler. bu arada, türkiye'de ergenekon ve balyoz operasyonları ile devletin kozmik odasına girilerek türkiye cumhuriyeti devletinin son kalıntıları da çökertildi. kendine "büyük ortadoğu projesinin eşbaşkanı" diyen kimseler, sömürge valiliğine oynadılar.
bundan yıllar evvel cia, afganistan'da "yeşil kuşak projesi" ile siyasal islam diye bir gudubet icat ettiler. el kaide ile başlayan ilk aşamayı; cia ajanı usame bin ladin'i "dışarı çıkararak" sonlandırdılar. ikinci adımda ise öso'larla, el-nusralarla başlayan bir ışid yarattılar. bugün bu aşamayı da bitirmek üzereler, üçüncü bir adım için.
beşar esad, başarılı bir lider değildi. ta ki ülkesinde bir kurtuluş savaşı patlayana kadar. vahdettin misali, ingiliz yahut abd zırhlısıyla kaçabilirdi. kaçmadı. sonuna kadar ülkesini satıh satıh dövüşerek savundu ve savunuyor. tüm yönleriyle meşru ve haklı bir savaş yürütüyor. bu yüzden de "beyaz miğferler" gibi adları olan soros fonlu orospu çocukları sürekli yalan haber makineliği yapıyorlar ve her seferinde komutan esad, olayın asıl yüzünü açıklayarak bunları boşa düşürüyor. ama bizim medya da soros destekli olarak temelden dönüştürüldüğü için biz soros yalanlarını tv'den izliyoruz.
kim ne kadar kırpmaya çalışırsa çalışsın, beşar esad ülkesini en onurlu şekilde savunmaya devam ediyor. bu katliamların asıl sorumlusu ise ab-abd emperyalistleridir ve onun yerli-yabancı işbirlikçileridir. cihadçıların ve ypg'lilerin içindeki yabancı ajanları unutmadık. soroscuların yalan haberlerini ve daha sonra bu iftiraların nasıl kendi götlerinde patladığını da unutmadık. kürt hareketinin de her fırsatta nasıl en amerikancı takıldığını da unutmadık. esad'a önce kardeşim deyip daha sonra hançerlemeye çalışanları da unutmadık.
beşar esad ve onun destekçisi olan onurlu suriye halkı; bu yüzyılın gördüğü en onurlu ve en haklı savaşı yürütüyor.
bundan yıllar evvel cia, afganistan'da "yeşil kuşak projesi" ile siyasal islam diye bir gudubet icat ettiler. el kaide ile başlayan ilk aşamayı; cia ajanı usame bin ladin'i "dışarı çıkararak" sonlandırdılar. ikinci adımda ise öso'larla, el-nusralarla başlayan bir ışid yarattılar. bugün bu aşamayı da bitirmek üzereler, üçüncü bir adım için.
beşar esad, başarılı bir lider değildi. ta ki ülkesinde bir kurtuluş savaşı patlayana kadar. vahdettin misali, ingiliz yahut abd zırhlısıyla kaçabilirdi. kaçmadı. sonuna kadar ülkesini satıh satıh dövüşerek savundu ve savunuyor. tüm yönleriyle meşru ve haklı bir savaş yürütüyor. bu yüzden de "beyaz miğferler" gibi adları olan soros fonlu orospu çocukları sürekli yalan haber makineliği yapıyorlar ve her seferinde komutan esad, olayın asıl yüzünü açıklayarak bunları boşa düşürüyor. ama bizim medya da soros destekli olarak temelden dönüştürüldüğü için biz soros yalanlarını tv'den izliyoruz.
kim ne kadar kırpmaya çalışırsa çalışsın, beşar esad ülkesini en onurlu şekilde savunmaya devam ediyor. bu katliamların asıl sorumlusu ise ab-abd emperyalistleridir ve onun yerli-yabancı işbirlikçileridir. cihadçıların ve ypg'lilerin içindeki yabancı ajanları unutmadık. soroscuların yalan haberlerini ve daha sonra bu iftiraların nasıl kendi götlerinde patladığını da unutmadık. kürt hareketinin de her fırsatta nasıl en amerikancı takıldığını da unutmadık. esad'a önce kardeşim deyip daha sonra hançerlemeye çalışanları da unutmadık.
beşar esad ve onun destekçisi olan onurlu suriye halkı; bu yüzyılın gördüğü en onurlu ve en haklı savaşı yürütüyor.
hacivat karagöz neden öldürüldü filmini sevenlerin feysbuktaki yeni buluşma, tanışma, kaynaşma noktasıdır. filmin üstadlarının bir çoğu da gruba üyedir.
90'ların sonlarında da açlık grevindeki devrimci mahkumlara yapılan müdahalenin adı "hayata dönüş operasyonu" idi. daha sonra aslının "tufan operasyonu" olduğu ortaya çıkmıştı.
george orwell denen gavat beyin 1984 romanında bir propaganda söylemi vardı:
"savaş, barıştır".
zeytin dalı nedir?
george orwell denen gavat beyin 1984 romanında bir propaganda söylemi vardı:
"savaş, barıştır".
zeytin dalı nedir?
"hazret" ünvanının verilmesinin öncülüdür.
cem yılmaz "yazdığım en iyi senaryo" demiş. hakkı da var.
film temelde bir "cem yılmaz tribi" olmuş; cem yılmaz filmlerini izlemek şöyle dursun; yutmuş olmayanların anlayamayacağı ve dolayısıyla zevk de alamayacağı bir film. film komik bir film; ama güldürmesinin temel sebebi esprileri değil. sunduğu "sıcak nostaljik" ortam ("beni nostalji bastı moruk, ben kaçıyorum!).
arif ışık karakterinin ise en tutarlı hali bu filmde. karakter tüm yönleriyle olgunlaşmış durumda. ayrıca cem yılmaz'ın da en iyi arif ışık oyunculuğu gösterdiği performans bu filmde.
göndermeler! film tümüyle göndermelerle dolu. üstte de dediğim üzre başta kendi filmleri olmak üzere (her şey çok güzel olacak, gora, hokkabaz, arog, yahşi batı,pek yakında, ali baba ve 7 cüceler); sinema tarihine, magazinsel mevzulara ve dahi politikaya bol gönderme var. ali baba'da daha fazla siyasi gönderme vardı; ama arifv216'da daha az ama daha açık politik taşlamalar var: "medya gene gerçekleri gizledi!". ayrıca besim toker karakteri başlı başına bir kapitalizm eleştirisi! detayına girmeyeceğim; repliklerinden buram buram "zalım kapitalizm" akıyor.
film, gora'nın "devamı" değil; ama gorayı bilmeyenlerin anlayamayacağı bir filmdir.
kendi içinde mukayese edecek olursam:
pek yakında'nın sıcak ortamı,
ali baba ve 7 cüceler'in çekim tekniği,
gora'nın selamlanması;
yeşilçam'ın kutsanması:
arifv216.
film temelde bir "cem yılmaz tribi" olmuş; cem yılmaz filmlerini izlemek şöyle dursun; yutmuş olmayanların anlayamayacağı ve dolayısıyla zevk de alamayacağı bir film. film komik bir film; ama güldürmesinin temel sebebi esprileri değil. sunduğu "sıcak nostaljik" ortam ("beni nostalji bastı moruk, ben kaçıyorum!).
arif ışık karakterinin ise en tutarlı hali bu filmde. karakter tüm yönleriyle olgunlaşmış durumda. ayrıca cem yılmaz'ın da en iyi arif ışık oyunculuğu gösterdiği performans bu filmde.
göndermeler! film tümüyle göndermelerle dolu. üstte de dediğim üzre başta kendi filmleri olmak üzere (her şey çok güzel olacak, gora, hokkabaz, arog, yahşi batı,pek yakında, ali baba ve 7 cüceler); sinema tarihine, magazinsel mevzulara ve dahi politikaya bol gönderme var. ali baba'da daha fazla siyasi gönderme vardı; ama arifv216'da daha az ama daha açık politik taşlamalar var: "medya gene gerçekleri gizledi!". ayrıca besim toker karakteri başlı başına bir kapitalizm eleştirisi! detayına girmeyeceğim; repliklerinden buram buram "zalım kapitalizm" akıyor.
film, gora'nın "devamı" değil; ama gorayı bilmeyenlerin anlayamayacağı bir filmdir.
kendi içinde mukayese edecek olursam:
pek yakında'nın sıcak ortamı,
ali baba ve 7 cüceler'in çekim tekniği,
gora'nın selamlanması;
yeşilçam'ın kutsanması:
arifv216.
Usta dediğimiz, ve aslında gerçekten usta olan çizerlerin kadroda olduğu mizah dergsiidir. lakin bu usta çizerler, okuru keriz yerine koymaktadır. Her hafta, 10-15 sene önceki köşelerinin tıpkısının aynısı basmaktadırlar. Penguen kapandığında "dergileri almazsanız kapanır" açıklaması yapmışlardı, heyhat ben zaten okuduğum köşeleri basan, ve altına "eski işlerimi yayınladım" notu dahi düşülmemiş bir dergi gördüğümde kendimi keriz yerine konmuş hissediyorum. Keza bu usta çizerlerin dergiyle bir bağlayıcılığı da kalmamıştır. Hepsi, LeMan kültür kafeler zinciri ile parayı kırmışlardır. Patronlaşmışlardır. Dergi, artık bir garnitür, bir sos olarak varlığını sürdürmektedir kafe zincirleri için.
biri emperyalizme karşı zafer kazandı, diğerini emperyalistler göreve getirdi.