bugün

sevdiği entry'ler

en sevilen diziyi bir replikte anlatmak

Herkes fahişedir grace, sadece farklı kısımlarını satıyoruz vücutlarımızın..

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

görsel

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

hiçbir şeye sahip olmadım bu hayatta. ne baba sevgisine, ne sağlığa, ne de paraya. bu virane kalbime küçük bir ışıltı girdi, atışlarını duymakta zorlandığım kalbim yeniden atmaya başladı. hasta olsa da daha hızlı çarptı, bomboş olduğu için tüm gücü ile sevdi. tek çabası aydınlığa çıkıp yaşadığını hissetmekti, bu yüzden sevgiyi kullanmaya karar verdi. hani en iyi ilaç sevgidir derler ya, o da inandı işte. kendine bakmadan, gerçekliğe aldırmadan inandı ve sevdi.

insanlar iki can hakkı ile gelir bu dünyaya, bu yüzden iki kez ölür. biri kalbi kırıldığında, diğeri kalbi durduğunda. şimdi yaptığım hesaba göre yarım canlıyım, benden bir can bile bırakmadın geriye..

aşık olmadığınız birisiyle cinsellik yaşar mısınız

Karşımda şöyle bir güzellik dursa yaşarım tabi görsel

gecenin film repliği

görsel

pushing daisies

2007 yapımı komedi/dram/fantastik kategorili, 22 bölümlük muhteşem bir bryan fuller dizisi. Daha iyisi gelene kadar en iyisi bu. Bölüm başı 44 dakikadır, kendini şımartmak isteyenler kesinlikle bu diziyi izlemeli. imdb puanı 8.4 görsel

Ned ve olive çok tatlı iken, chuck çok sevimsizdir. insan diziyi izledikçe nedensiz mutlu hissediyor kendini, tabi bunda bizim pie maker'ın payı büyük. Böyle sevgilim olsa daha ne isterim ki diyorum, ama dokunamama işi sakat*

Baş rollerde; lee pace, anna friel, chi mcbride ve kristin chenoweth yer alıyor. en sevdiğim fantastik/romantik yapımdır, aynı zamanda içinde yaşamak istediğim tek dizidir. Ne zaman mutlu olmak istesem açar izlerim, mutluluk hormonu gibi antidepresan gibi dizi.

the fall

2006 yapımı 117 dakikalık macera/komedi/dram kategorili tarsem singh şaheseri. 7.9 luk puandan daha fazlasını hakeder, baş rollerini lee pace ve catinca untaru paylaşıyor görsel

Yıllardır arşivimi süslemekte, izlemekten bıkılmayacak masallardan biri. Muhteşemliğini Anlatmakla olmaz, izlenmesi elzemdir. Seyirciyi bu dünyadan uzaklaştıran, güldüren, düşündüren, içini acıtan ve daha bir sürü şey hissettiren görsel şölendir.

Alexandria: why are you making everyone die?
Roy: it's my story
Alexandria: mine too.. görsel

the young pope

2016 yapımı 10 bölümlük mini dizi. Bir paolo sorrentino şaheseridir. jude law aykırı papa rolünde çılgın atıyor, izlemeyenin bin pişman olacağı, herkese hitab etmeyen yapım. imdb notu 8.4 görsel

sözlük yazarlarının itirafları

Yıllardır kendimi hasta hissediyorum. Sanki çabuk ayrılıp gideceğim bu dünyadan, bazen saçmalama geçer dediğim, en mutlu günümde gelip kalbimin ortasına bırakıyor acısını. Benden hayır yok deyip bırakıyorum yaşamayı, bencil olmaya çalışıyorum. Zaten hiç mutlu olmadım ki ben, şimdi her şeyi kendime istemem suç mu?

Dışarda dehşet bir rüzgar var, sonbahar gibi kış gelecekmiş gibi esiyor. Böyle anlarda gözlerimi kapatınca yarın olmayacak hissine kapılıyorum, olmasını istemiyorum aslında. Bitse ya her şey, bu rüzgar götürse ruhumu uzaklara. Bitirse tüm keşkeleri, belkileri..

yazarların hayatları

görsel

geceye bir söz bırak

görsel

hiç sevişmemiş kız bulmak

görsel

hatırladıkça iç burkan çocukluk anıları

ilk okul 5'e gidiyorum, arkadaşım filan yok. Zaten okulda popüler biri değilim ama arkadaşlıkta kuramıyorum, böyle silik bir tipim işte. Okulun ilk gününden beri 6'cı sınıftaki serkandan hoşlanıyorum, ne hoşlanma ama! Koridordan geçince triplere giriyorum, yüz yüze gelince elim ayağıma dolanıyor. Uzaktan seviyorum yani, bi de bu serkan garip çocuktu. Bazen selam verir hatır sorardı, bazen beni farketmeden çekip giderdi. Tüm dengesizliklerine rağmen seviyordum ama, bir gün onun da beni seveceğini düşünüyordum. Neyse efenim, günlerden cuma serkan beni arka bahçeye çağırdı. Baktım yanında benim sıra arkadaşım fahriye var, dedim lan ne iş? Bunlar bana nispet falan mı yapıyor yoksa? Yanlarına varınca, fahriye gülümseyip gitti. iyice ayar olmuştum ki, serkan lafa girdi.

Serkan: sen benden mi hoşlanıyorsun?
Ben: kim dedi onu ya!
Serkan: fahriye söyledi, utanıyormuşsun
Ben: şey ya ben işte, yani biraz öyle şey ettim ama sen bakma fahriyeye (öyle özgüvensizim ki sormayın)
Serkan: tamam
Ben: ha işte onu diyorum, zaten senin hoşlandığın tipe uymuyorum unut gitsin
Serkan: ben de hoşlanıyorum
Ben: zaten kızlar sana hasta, benden hoşlanacak halin yok ya (sanki onu duymuyorum, kendi kendime konuşup duruyorum)
Serkan: kızım hoşlanıyorum diyorum!
Ben: ney? Nasıl? Şimdi biz baya sevgilimiyiz? (Sanki rüyadan bir anda tekmelenerek uyandım)
Serkan: evet
Ben: kantinde beraber oturup, yan yana yürüyen, el ele tutuşan çiftlerden mi olduk?
Serkan: onlardan olduk, ver elini.

Hala şoku atlatamamıştım, okulun en havalı çocuğu ile sevgili olmuştum. Çok mutluydum çok, ilk kez sevgilim olmuştu çünkü. Artık okul bile cennet gibi görünüyordu, elimi tutan biri olacaktı! Beni seven biri vardı artık! Ders çıkışı eve koşup yarın için kıyafet seçtim, okula yeni öğrenciler geldiği için forma zorunluluğu yoktu henüz. Saçıma, kıyafetime özen gösterdim, sabahın köründe kalkıp aynanın karşısında saatlerce hazırlandım. Evden çıkıp okula geldiğimde serkanı göremedim, okul çıkışı kapıda beklediğini görünce çok mutlu oldum. Hemen yanına koştum.

Ben: durağa kadar gidelim mi?
Serkan: ayrılmak istiyorum (şerefsiz giriş gelişme yapmadan direkt çat diye söyledi lan)
Ben: yanlış bir şey mi yaptım?
Serkan: galiba hoşlanmıyorum ya (pişkin pişkin yüzüme bakıyor bide)
Ben: o zaman dün neden sevgili olalım dedin?
Serkan: hoşlandığımı sandım, yeni sevgilim var o gelicek
Ben: kim? (Kafasını kopartacak kadar sinirliyken bastırmaya çalıştım)
Serkan: sınıfımıza yeni kız geldi dün, hatice ismi. Onunla çıkıyorum.

Sinirden elim ayağım titredi ama ona sövecek halim bile kalmamıştı, daha o yaşta şiddetli bir acı geldi oturdu kalbimin ortasına. Uzaklaşınca bir ağacın altında oturup dakikalarca ağladım, ulan nasıl görmemişim nasıl körmüşüm diye kendime kızdım. Tarihin en kısa ilişkisini yaşadım resmen, bana sevgili olalım dedikten sonra yeni gelen kızla çıkmaya başlamış. Yani 2 saat sevgili kalmış sayıldık..

Alacağın olsun fahriye! ilk heyecanım gözyaşına dönüştü sayende, çeneni tutamadın! Ben uzaktan seviyordum iyiydi böyle, bazı şeylere fazla yaklaşmak acıdan başka bir şey vermiyor işte. O günden beri travma oluştu bende, hoşlandığımı öldür allah söyleyemiyorum..

batman v superman dawn of justice

2016 yapımı 151 dakikalık zack snyder filmi. 250 milyon dolar bütçe ile çekilmiştir, 6.8 imdb puanına sahip görsel

--spoiler--
Senaryosu ve dandik villaini yüzünden vasat olmuş filmdir. O lex luthor neydi lan öyle? Sorunlu ergenin atar yapması hiç çekilmiyor, dahası jesse çok hafif çok boktan bir villain olabilmiş. Batman'nin de ondan kalır yanı yoktu, saçma bir sebepten superman'e düşman oldu. Sonra martha olayı çıkınca, affet kardeşim gidip lex'in ebesini belleyelim gibi bir çıkış yaptı. Ulan ne diye düşman olmuştun, ne diye bir anda dost oldun! Bu nasıl saçmalık amk? Ayrıca amerikan halkının nasıl bir piç yığını olduğunu tekrar gördük. Önce "sipirmin adam değil siktirsin kendi gezegenine gitsin, tü kaka pislik" diyen insanlar, superman rahmetli olunca* "gitti dağ gibi kurtarıcı ühühhü" diye zırlamaya başladı. Villain mal, batman şişme bebek olunca film bir halta yaramıyor. izleme nedenim superman'di, onu öylece yerde yatarken görmek içimi burktu. Cenaze töreninde çok duygulandım.. clark'ın katili, korumaya çalıştığı ve masum sandığı ikiyüzlü insanlardır. insanlar çok tehlikeli, süper güçlü varlıklar yanında halt etmiş. Kibirleri ve sinsi zekaları ile tüm kahramanların ağzına sıçıyorlar.
--spoiler--

gary oldman

Leon filmindeki, tuvalette hap aldıktan sonraki yüz ifadesi üniversitelerde oyunculuk dersi olarak okutulmalı ve ibret alınmalıdır görsel yüz ifadesini bırak, gözlerindeki parıltı bile değişiyor. Yıllardır böylesine olağanüstü bir performansa rastlamadım, en iyi kötüdür. Ne oyuncu ama!

dokunulmaktan hoşlanmamak

Kendimi kötü hissettiğim için kimsenin dokunmasından hoşlanmıyorum, iznim dışında biri bana dokunmaya kalksa ortalığı birbirine katarım. Hele konuşurken dokunan insanlar yüzünden, insan(!) içine çıkmıyorum, nefret ediyorum böyle tiplerden.

Annem dışında kimseye sarılmam, onun dışında kimseye dokunmuyorum. Hatta hoşlandığım adamlara bile dokunamıyorum, kendimi tuhaf hissediyorum. Bu yüzden bana yabani diyorlar, ki umrumda değil. Çünkü beni rahat ettirmeyen şeyleri yapmadığım için, birilerine hoş görünmek adına değişecek değilim. Varsın yabani/soğuk denilsin, ben böyle mutluyum ve önemli olan tek şey bu.

romeo is bleeding

1993 yapımı 100 dakikalık peter medak filmi. 6.6 imdb puanına sahip görsel

--spoiler--
Harika filmdir, gary oldman'a milyonuncu kez aşık olma sebebimdir. lena olin'in her seferinde o erkeksi manyak sesinden irkiliyorum, hele o psikopatça gülmesi yok mu.. jack'e arkadan, did you mis me sweetheart? diye seslenmesini hiç unutamam.

Filmin güzelliği bir yana, jack'in çatal tutuşu bir yana. Yav bir insanın çatal tutuşu bile güzel olur mu? Oluyormuş işte görsel yemek yerken 5 farklı mimik kullanması da cabası. Elleri o kadar güzel ve zarif ki, gözüm sürekli ellerine takılıyor. Sadece elleri olsa iyi, adam baştan aşağı seksi* hele psikopatlığı, o mimikleri ve bakışları yok mu! Deli ediyor beni, resmen sayko roller için doğmuş. Sigara içişinden hiç bahsetmiyorum, yok böyle karizma.
--spoiler--

immortal beloved

1994 yapımı 121 dakikalık biyografi/dram/müzik kategorisindeki, bernard rose'nin yazıp yönettiği muhteşem film. 7.5 imdb puanına sahip, hakkında sadece 5 entry olmasına üzüldüm. Şahsi puanım 8.6 Zira oldukça underrated kalmış bir filmdir, izlenmesi şiddetle tavsiye olunur. Bir amadeus bir de bu film türünün en harika örneğidir. amadeus kadar müzik geçmişine değinmese de, şimdiye kadar yapılmışların en iyisidir. Türkçeye ölümsüz sevgili olarak çevrilmiştir, beethoven'in müzikle karışık aşk hayatını anlatır görsel

--spoiler--
Dahi oyuncu gary oldman, dahi müzisyen ludwig van beethoven'i muhteşem canlandırmıştır. son kez sahneye çıkıp, neşeye övgü çalınırken geçmişe gitmesi akabinde eser bitince dinleyicilere dönüp eğilerek selam vermesi müthiştir! Gençliği ayrı, olgun hali ayrı güzel olmuştur. Kaç kez izlesem de, yüzündeki o çaresizlik ifadesini unutamam. Neden aksi ve huysuz bir adam olduğu güzel anlatılmış. Karl'dan çalmasını isteyip yatağında oturuyor, onunla birlikte müziği biz de duymuyoruz, sonra hissetmeye başlıyor ve elleri ile duyuyormuş gibi müziğe eşlik ediyor. Duygulanıp yatağa uzanıyor, o mavi gözlerin doluşu ve acı içinde kendinden geçmesi.. anlatılamaz..
Beethoven'in sevgilisine yazdığı mektup içimi burktu, son sahnede gözyaşlarıma hakim olamadım* My angel'le başlayıp, forever'le bitiriyor ya aman yarabbi!
Başını piyanonun üzerine koyup, ay ışığı sonatını çalması akabinde masum bakışları ile sanki duyuyormuş gibi bakması mükemmeldir. Gary oldman'ın piyano yeteneğine hayran olmamak elde değil* Bir piyano Anca bu kadar duygulu çalınabilirdi, kontesle birlikte ben de ağladım.. görsel
--spoiler--

yoğurtlu makarna

En zayıf noktam, benim de kriptonitim bu. Günlerce yesem bıkmam, ama bizzat kendimin yaptığı olacak. Başkası yapınca eksik geliyor.

Aman yareppi! O ne güzel o ne ulvi bir lezzettir! Kokusu bile aklımı başımdan almaya yetiyor.. koca bir kazan pişirip, en az 2 tabak yemeden bırakmam. Kalanını dolaba koyarım ama 5 dakika sonra onu da yerim, hayır obur olduğum için değil! Sadece onu dolapta boynu bükük görmeye dayanamıyorum, çok hisliyim bu konuda..

yazarların yetenekli olduğu alanlar

kumandayı savunma sanatı.

evet ben kendimi bile savunmaktan aciz bir insanım, ama söz konusu kumanda olunca işler değişiyor.

bir gün yine babamla salonda karşılıklı koltukta oturuyoruz. kumanda sehpanın üzerinde duruyor, ikimizin de gözü sehpada. vahşi batı filmlerindeki, iki adamın yüz yüze durup silahlarını okşadığı ve sırıtarak pis pis baktığı anlardan birini yaşıyoruz. birinci atak babamdan geldi

- hadi haberleri izleyelim (elini kumandaya uzatarak)
- bence çizgi film izlemeliyiz
- (kumandayı alıp) dün de izlemedim zaten, hem sana tetris aldım git onunla oyna!!
- 8 sene önceydi o
- tamam lan neyse ne kalk git!!

seçimlerde %13 oy almış belediye başkanı gibi yavşak ama üzgün bir suratla, intikam planları kuruyordum. babam bir tek annemden ve alt kat komşumuzun çaki tipli köpeğinden korkuyor. en yakın silah annemdi, ortalığı toparlayan anneme yaklaşıp "medcezir de çok bozdu yea" dedim

- ne?
- medcezir diyorum çok bozdu, o at suratlı mira yı hiç sevmiyorum
- ne diyorsun yavrum sen? ben medcezir izlemem ki
- izleme zaten, ahh ah nerde o eski gençlik dizileri. sözlükte "medcezir izleyen erkek" diye başlık var düşünebiliyor musun? ne acı dimi?
- yeter kafam karıştı, sen ne diyecektin?
- birazdan senin programın başlamıyor mu?
- evet iyi ki hatırlattın, sakın kanalı değiştirme!
- ben değiştirmedim, onlar değiştirdi.
- kim ne değiştirmiş anlamadım ben!
- show tv nin sevilen yarışma programı "bu tarz benim" tv8 e geçti! Acun Ilıcalı, yaptığı bu transfer ile TV8 için gelişmesi adına bir adım daha atmış oldu ..

bunu diyip salonun kapısından babamı izlemeye başladım, kumandayı ona yar etmeyecektim. biraz sonra annem salona giriş yaptı

- ay benimki başladı mı?
- dur kadın haberleri izliyorum daha
- ver şu kumandayı bana!
- bi haber izletmediniz! ben gidiyorum, sinirden acıktım
- bu saatte yemek yemenin obeziteye yol açtığını biliyor musun?
- canım istediği zaman yerim, sana hesap mı vericem lan!!
- tabi ki hayır babacım, ben sadece uyarmak istedim. kalp damarlarının tıkanmasını ve kriz geçirmeni istemem, geçen sene az daha Giuseppe Mango yu kabediyorduk. ibretlik bir olaydı ..
- hanım ne diyor bu tiynetsiz?
- anlamadım valla ben de.

bizimkiler tam afallamışken, kumandaya saldırdım. tom ve jerry yeni başlamıştı. sadece bacakları görünen fare fobisi olan iri kıyımlı teyze bağırıyordu, artık zaferimin tadını çıkarıyordum. o teyzenin her seferinde eteği havalanırken gözüken donu, çocukluktan beri bilinçaltıma işlemiş ve piskolojimi bozmuştur ..
© copyright 2005 - 2026