bugün
- sözlüğü 5 ailenin yönetmesi8
- çakarlı araçlara yol vermiyoruz kampanyası5
- eskortluk yapan sözlük yazarı32
- karın seni çok üzüyor diyen sekreter8
- uzaylı gelinler evlenirken duvar takıyor mu6
- kadınların yedekte erkek tutması9
- türk esnafı10
- fatma betül sayan kaya6
- aöf aşçılık2
- anın görüntüsü18
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası16
- kolye142
- türküm doğruyum çalışkanım11
- iltica27
- aykolik efendi6
- 19 ekim 2026 trabzonspor beşiktaş maçı6
- fon vurgunu29
- usualsuspects'in ayağı7
- ben bir yahudiyim4
- keşke nickim şu yazarınki olsaydı denen nickler4
- 19 ekim 20262
- ofis pornosu13
- eski sevgilinin muhtarlar gününü kutlamak2
- sabahın 3 ünde gecelikle sarma getiren komşu kızı3
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak11
- ilişkiye ara vermek10
- cam açık ve çıplak uyumak6
- andımız3
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek8
- saraca096
- humboldt caddesi esperanza apartmanı2
- hoşlanılan kişinin sizden hoşlanmaması9
- uzaylılar selam verir mi4
- ısparta da kanyonda mahsur kalan ihh gönüllüleri5
- marka giyinmek9
- üç rus kız ve bir türk erkek bu saatte neyapabilir9
- sabah elinde bavulla kapıya dayanan bugs bunny2
- opera tarayıcı4
- asansörde konuşmama kuralı9
- güne bir şiir dizesi bırak2
- 5 bin kişinin katıldığı konserde ölüm3
- sabahın 4 ünde ayakta olan 420 yazar2
- saraca09'a yapılan haksızlık3
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- çoktan hareket etmiş trene el sallamak2
- öyle koşup varmak ki sen sonra gelmek2
- düşün ki o bunu okuyor3
- koro halinde ulumak2
- uzaylılar kovalasın seni3
sevdiği entry'ler
Söylentilerin tamamı saçmalığın dikalasıdır. Şu sikimsonik anten tarlasıyla dünyanın bir yerinde deprem oluşturmak. Bütün fizik yasalarına aykırı. Öyle termodinamik vs de değil bildiğin orta okulda ki iş güç enerji hesapları bile nasıl bir saçmalık olduğunu anlamak için fazlasıyla yeterli. Ama aptallar yine de inanmaya devam ediyorlar.
Stres, endişe, korku, evham gibi ruh halleridir.
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
nazım hikmet
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
nazım hikmet
Sımsıkı sarılarak, boynuna sokulup koklayarak giderilebilecek his.
bir yüksek mimar olarak günümüzde ve türkiye'de okunmaması gerektiğine inandığım, hak ettiği değeri göremeyen bölüm.
süreç şu şekilde işler;
4 sene boyunca yoğun bir tempoyla mimarlığı anlamaya çalışırsınız, sürünürsünüz, tonlarca para dökersiniz maketler ve çıktılar için. diğer bölümlerdeki arkadaşlarınız gezerken, eğlenirken jüriye proje yetiştirmekle geçer öğrencilik hayatınız. tüm bunların yanında psikolojik olarak yıpratılırsınız hocalarınız tarafından. her şeyinize bir kusur bulurlar. kimseyi memnun edemezsiniz.
velhasıl sonunda mezun olursunuz ve iş aramaya başlarsınız.
iş ilanlarının %90'ı
-en az 5 bilgisayar programını çok iyi düzeyde bilen,
-en az 5 yıllık tecrübeli,
-en az 2 dil bilen,
-esnek çalışma saatlerine uygun,
şeklinde başlar. çok fazla iş ilanıyla karşılaşamazsınız bu arada. hayalleriniz yıkılmaya başlar...
kalan %10'luk çöp ilanlara yeni mezun olarak başvurular yaparsınız ve geri dönüş alırsınız.
gittiğiniz görüşmelerde teklif edilen ilk fiyatlar asgari ücret ve hatta altıdır. karşılaştığınız iş sahiplerinin bir kısmı sizin yeni mezun oluşunuzdan faydalanmaya çalışan ilkokul mezunu çakal müteahhitlerdir. koşarak uzaklaşırsınız...
bu işin okulunu okumuş etmiş insanlarla birlikte çalışmak için bahsettiğim %90'lık ilanlara başvurursunuz ve şanslıysanız çok cüzi miktarlara, bol mesaili bir şekilde buralarda çalışırsınız.
okulda gördüğünüz tasarımlar, çevreye duyarlı yapılar, şekiller şüküller fasa fiso olmuştur. işveren, maliyet ve yönetmelikler ne söylerse onu çizersiniz yıllarca gözleriniz kanaya kanaya.
yıllar öncesine geri dönüp "bu bilgi gerçek hayatta ne işimize yarayacaktı be hoca!!" şeklinde serzenişte bulunursunuz.
ve en sonunda yüksek lisans yapmaya karar verirsiniz. mimarlık gibi geniş bir alanın küçük bir parçasında uzmanlaşırsınız ve o uzmanlık alanınıza yönelik başka bir iş bulursunuz. (şanslıysanız...)
eğer benim gibi isyankarsanız ve tünelin ucunun bir yere çıkmadığını fark ettiyseniz iş olanaklarının, çalışma stillerinin size uygunluk derecesine göre seçtiğiniz bir bölümde uzamanlaşırsınız ve şanslıysanız bu alanda iş bulup bir şekilde dikiş tutturursunuz.
ama aklınızda bu süreçte hep tek bir soru vardır:
"gerçekten mimarlık bu mu?"
süreç şu şekilde işler;
4 sene boyunca yoğun bir tempoyla mimarlığı anlamaya çalışırsınız, sürünürsünüz, tonlarca para dökersiniz maketler ve çıktılar için. diğer bölümlerdeki arkadaşlarınız gezerken, eğlenirken jüriye proje yetiştirmekle geçer öğrencilik hayatınız. tüm bunların yanında psikolojik olarak yıpratılırsınız hocalarınız tarafından. her şeyinize bir kusur bulurlar. kimseyi memnun edemezsiniz.
velhasıl sonunda mezun olursunuz ve iş aramaya başlarsınız.
iş ilanlarının %90'ı
-en az 5 bilgisayar programını çok iyi düzeyde bilen,
-en az 5 yıllık tecrübeli,
-en az 2 dil bilen,
-esnek çalışma saatlerine uygun,
şeklinde başlar. çok fazla iş ilanıyla karşılaşamazsınız bu arada. hayalleriniz yıkılmaya başlar...
kalan %10'luk çöp ilanlara yeni mezun olarak başvurular yaparsınız ve geri dönüş alırsınız.
gittiğiniz görüşmelerde teklif edilen ilk fiyatlar asgari ücret ve hatta altıdır. karşılaştığınız iş sahiplerinin bir kısmı sizin yeni mezun oluşunuzdan faydalanmaya çalışan ilkokul mezunu çakal müteahhitlerdir. koşarak uzaklaşırsınız...
bu işin okulunu okumuş etmiş insanlarla birlikte çalışmak için bahsettiğim %90'lık ilanlara başvurursunuz ve şanslıysanız çok cüzi miktarlara, bol mesaili bir şekilde buralarda çalışırsınız.
okulda gördüğünüz tasarımlar, çevreye duyarlı yapılar, şekiller şüküller fasa fiso olmuştur. işveren, maliyet ve yönetmelikler ne söylerse onu çizersiniz yıllarca gözleriniz kanaya kanaya.
yıllar öncesine geri dönüp "bu bilgi gerçek hayatta ne işimize yarayacaktı be hoca!!" şeklinde serzenişte bulunursunuz.
ve en sonunda yüksek lisans yapmaya karar verirsiniz. mimarlık gibi geniş bir alanın küçük bir parçasında uzmanlaşırsınız ve o uzmanlık alanınıza yönelik başka bir iş bulursunuz. (şanslıysanız...)
eğer benim gibi isyankarsanız ve tünelin ucunun bir yere çıkmadığını fark ettiyseniz iş olanaklarının, çalışma stillerinin size uygunluk derecesine göre seçtiğiniz bir bölümde uzamanlaşırsınız ve şanslıysanız bu alanda iş bulup bir şekilde dikiş tutturursunuz.
ama aklınızda bu süreçte hep tek bir soru vardır:
"gerçekten mimarlık bu mu?"
Divan edebiyatının seçkin eserlerindendir:
"Duydum ki sözlüğe girmişsin sabahın köründe
hiç girme çaylak yaptılar seni
Pm atacakmışsın kızın birine
hiç girme çaylak yaptılar seni
Sataşmışsın ona buna durduk yere
hiç girme çaylak yaptılar seni"
"Duydum ki sözlüğe girmişsin sabahın köründe
hiç girme çaylak yaptılar seni
Pm atacakmışsın kızın birine
hiç girme çaylak yaptılar seni
Sataşmışsın ona buna durduk yere
hiç girme çaylak yaptılar seni"
Annelerimiz farklıydı ama birlikte büyüdük. Hayatım boyunca hep koruyup kollamaya çalıştım onu ama hep ters tepti bu durum. Hayatta en çok canımı acıtan insandır sanırım. Zaaflarımı iyi bilir, tanır beni... Dün evlendi. istediği gibi bir düğün olmadı, damadın ailesi gerçekten medeniyetsiz insanlardı. Ses etmedik bir şeye. Çünkü sıkıntı olsa yine ilk bizi suçlar o... Neyse geldik eve. Ağlamadım hiç. Uyudum direkt. Rüyamda karşımda gülüyordu, ben ise ağlıyordum hıçkıra hıçkıra. Kalktığımda yastığım sırılsıklam hala ağlıyordum. Annem geldi odaya. "Güvercinim sen yalnız mı kaldın?" Diyince iyice koyverdim kendimi. Salya sümük. Başım ağrıyo artık ağlamaktan. Velhasılı zordur efenim.
Barış manço- hayır.
karada bile kulaç atıyorlar amk.
Bayburt’tan bi bok OlmaZ beyler. Kasmayın.
askerliği asteğmen olarak yapmak ile subaylığı meslek olarak seçmek farklı şeylerdir. asteğmen olarak askerlik yapan kişinin geçici bir süreliğine orada olduğunu kıdemli başçavuşlar gayet iyi bilir. kendi egosuna yenik düşmeyen, oturup kalkmayı bilen her asteğmen de bu abi kardeş ilişkisi çerçevesinde geçinir astsubaylarla.
fakat harp okulu mezunu ve geleceğin belki de paşası olan üsteğmenler,teğmenler çok da normal bir şekilde kendisinden 20 yaş büyük astsubaylara posta koyarlar. bu gözler bunu çok gördü, siz nerede askerlik yaptınız bilmem ama, askerde abi kardeş değil, rütbe konuşur.
keza sivil hayatta doktor olan sağlık asteğmeninin, kıdemli başçavuşu bi manga askerin önünde rezil ettiğini bile gördüm.
fakat harp okulu mezunu ve geleceğin belki de paşası olan üsteğmenler,teğmenler çok da normal bir şekilde kendisinden 20 yaş büyük astsubaylara posta koyarlar. bu gözler bunu çok gördü, siz nerede askerlik yaptınız bilmem ama, askerde abi kardeş değil, rütbe konuşur.
keza sivil hayatta doktor olan sağlık asteğmeninin, kıdemli başçavuşu bi manga askerin önünde rezil ettiğini bile gördüm.