bugün
- hayatın renginin kalmaması7
- sohbet edilen kişinin sürekli telefonla uğraşması7
- açık giyinebilmek özgürlüktür6
- tanga neden giyilir8
- kadın olsaydım çok açık giyerdim22
- yalnız yaşamak5
- koklayarak öpen erkek5
- 15 haziran 2026 ispanya yeşil burun adaları maçı7
- bir erkekte kabul edilemez 250 özellik3
- regl dönemi çirkinliği8
- şu sıralar sözlük kızına kimsenin ilişmemesi4
- idealize ettiğin kadının beklediğin gibi çıkmaması3
- true'ya arkadan sahip olmak5
- yeşil burun adaları6
- badelenmiş sözlük yazarları7
- 15 haziran 2026 belçika mısır maçı2
- 15 haziran 2026 isveç tunus maçı5
- the old stories moses2
- aktroller9
- kızımın ismini teresa koymak istiyorum10
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi20
- kimsesizlerin kimsesi zall'a açık mektuptur15
- pornoda hoşlanılan kıza benzer kız aramak9
- sürekli kendine hatırlatmak zorunda olduğun o söz9
- yanık tekerlek kokusu4
- firefox'un esamesinin artık hiç kalmaması2
- burçlara inanacak kadar gerizekalı olmak4
- namus takıntısı olan erkek17
- hoşlanılan kızın 550'yi 2'ye bölünce 225 bulması4
- istanbul şu an 24 derece2
- ankaradaki çıkılamayan yokuş3
- sevgili olmayalım ama arkadaş kalalım saçmalığı5
- futbol9
- evli kadınlara asılmak5
- yahudi fıkraları3
- ankaralıların melih gökçeği arıyoruz demesi4
- hayatında bir kere bile sigara içmemiş yazarlar9
- hangi manifest kızısın7
- kapı önüne koyulan kartonları çalmak2
- kızın size büyü yaptırdığına dair işaretler5
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- ruhu iyileştiren şeyler6
- sana vurana sen de vur diyen ebeveyn14
- kadınların en büyük düşmanı5
- kurdun dişine alkol değmesi5
- en büyük pişmanlığınız6
- kavurmalı yumurta7
- kızımın adı 15 temmuz olsun4
- ezan sesinin gittikçe rahatsız etmesi5
- hayatın planladığımız gibi gitmemesi6
sevdiği entry'ler
kaderiniz yanlış terim olmuş. müslüman bir aile de ve ülke de doğmasaydım müslüman olur muydum sanmıyorum.
şu an müslüman olmaktan memnunum. müslümanlardan memnun muyum. hayır.
cehaletin adını dindarlık koyan bir islam yorumuna çok uzağım.
şirkten uzak kalıp insana yakışan bir ahlakla dine inanmak çok güzel bir his.
dua etmek son derece keyif verici.allahın varlığa inanmak bana güç veriyor.
onun dışındaki işler dinle değil siyasetle ilgili.
şu an müslüman olmaktan memnunum. müslümanlardan memnun muyum. hayır.
cehaletin adını dindarlık koyan bir islam yorumuna çok uzağım.
şirkten uzak kalıp insana yakışan bir ahlakla dine inanmak çok güzel bir his.
dua etmek son derece keyif verici.allahın varlığa inanmak bana güç veriyor.
onun dışındaki işler dinle değil siyasetle ilgili.
Ortada sorun göremiyorum ama önce insanlık.
aşkım benim;
bunlar hep büyüme sancıları. insanların kıskançlıkları, hırslarıyla yüzleşiyorsun. yeni adım attığın bu dünyaya henüz yabancısın. gardını almayı, politik olmayı istemesen de öğreneceksin. sana mutlu bir tablo çizmek isterdim ama bu mümkün değil. büyümek güzel değil.
bunlar hep büyüme sancıları. insanların kıskançlıkları, hırslarıyla yüzleşiyorsun. yeni adım attığın bu dünyaya henüz yabancısın. gardını almayı, politik olmayı istemesen de öğreneceksin. sana mutlu bir tablo çizmek isterdim ama bu mümkün değil. büyümek güzel değil.
ihsan yüce, sen ne güzel bir insanmışsın. O sigaradan sararmış bıyıklarınla ve çatallı sesinle bu şiiri bize canlı canlı okuyabilseydin ya.
“ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım gogen'i tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
gogen',
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş...
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum fatih, selim, kanuni
bazen kadın hamamında tellak...
bazen christoph colomb
napolyon'ken düşünürüm elbe'de geçen günleri
timur'ken beyazıt'ı yenişimi...
bir kere aristo'nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen jan dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be platon...
bir içsin de görsün...ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim...”
“ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım gogen'i tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
gogen',
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş...
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum fatih, selim, kanuni
bazen kadın hamamında tellak...
bazen christoph colomb
napolyon'ken düşünürüm elbe'de geçen günleri
timur'ken beyazıt'ı yenişimi...
bir kere aristo'nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen jan dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be platon...
bir içsin de görsün...ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim...”
yıllar önce. maaşımı falan geç alıyorum, şirketin durumlar kötü vs...
her neyse bir gün babam aradı, dedi ki x abini ara da, cv'ni gönderecekmişsin, o da y isimli kuruluşta işini ayarlayacak...
x abi bağlantıları çok kuvvetli olan bir akraba/abimiz. kuruluş da 16 maaş çalışılan muazzam rahat bir kurum.
dedim baba olmaz, bak onların şartlarını karşılamıyorum. ilanlarına arada bakıyorum da tutmaz o iş. yok o ayarlayacakmış sen gönder cv'ni dedi. göndermedim.
1 hafta sonra 'niye göndermedin lan eşşoleşşek' diye geri aradı. dedim ki ben torpil istemiyorum baba. gerek yok. bir şekilde paramı kazanıyorum. kimseye muhtaç değilim. birilerinin hakkına girmeyelim...
2. hafta x abi, lan olm millet oraya girmek için kıvranıyor biz senin peşinden koşuyoruz diye aradı... çalışmak istediğin departmanları da yaz ve şu adrese gönder diye kapattı telefonu... baştan savma bir cv hazırlayıp gönderdim. cidden dayanamadım artık baskılara...
birkaç ay geçti, görüşmeye çağırdılar, gitmedim. sonra yine.. yine gitmedim... üçüncüye aramadılar zaten. sonra x abi tekrar aradı ve lan neden gitmiyorsun görüşmeye dedi. ben de abi hep iş seyahatlerine denk geldi, gidemedim diye salladım. neyse kısmet değilmiş diyip kapattık telefonu.
vermediğim farklı detaylar da var ama kabaca olaylar bu şekilde...
sonraki işlerim (çok şükür) çok daha iyi şartlarda oldu. ha her seferinde daha çok çalıştım, teklif edileni hak ettim. son iki işimde maaşımı yaklaşık olarak ben belirledim. bir önceki şirketimde çalışmak için insanlar, işi ayarlayana ev arsa teklif ediyordu, şirket nokta atışı beni transfer etti... özel sektörde ben kendi tarafımda her zaman kısmete inanırım. şimdiye kadar (çevrem geniş olmasına rağmen) kimseden kayrılmayı talep etmedim. kimsenin hakkına girmedim, allah hak yemeyi de kısmet etmesin. işsiz kalsaydım muhtemelen ben de birilerini devreye sokmaya çalışırdım sanırım...
ama maalesef torpil denen bir şey var ve bu hem özel sektörde hem kamuda. özel sektördeki tam bir fecaat... uzun ve kalın unvanlara sahip o kadar çok boş beleş insan var ki... ne söylesek, ne kadar söylesek az...
her neyse bir gün babam aradı, dedi ki x abini ara da, cv'ni gönderecekmişsin, o da y isimli kuruluşta işini ayarlayacak...
x abi bağlantıları çok kuvvetli olan bir akraba/abimiz. kuruluş da 16 maaş çalışılan muazzam rahat bir kurum.
dedim baba olmaz, bak onların şartlarını karşılamıyorum. ilanlarına arada bakıyorum da tutmaz o iş. yok o ayarlayacakmış sen gönder cv'ni dedi. göndermedim.
1 hafta sonra 'niye göndermedin lan eşşoleşşek' diye geri aradı. dedim ki ben torpil istemiyorum baba. gerek yok. bir şekilde paramı kazanıyorum. kimseye muhtaç değilim. birilerinin hakkına girmeyelim...
2. hafta x abi, lan olm millet oraya girmek için kıvranıyor biz senin peşinden koşuyoruz diye aradı... çalışmak istediğin departmanları da yaz ve şu adrese gönder diye kapattı telefonu... baştan savma bir cv hazırlayıp gönderdim. cidden dayanamadım artık baskılara...
birkaç ay geçti, görüşmeye çağırdılar, gitmedim. sonra yine.. yine gitmedim... üçüncüye aramadılar zaten. sonra x abi tekrar aradı ve lan neden gitmiyorsun görüşmeye dedi. ben de abi hep iş seyahatlerine denk geldi, gidemedim diye salladım. neyse kısmet değilmiş diyip kapattık telefonu.
vermediğim farklı detaylar da var ama kabaca olaylar bu şekilde...
sonraki işlerim (çok şükür) çok daha iyi şartlarda oldu. ha her seferinde daha çok çalıştım, teklif edileni hak ettim. son iki işimde maaşımı yaklaşık olarak ben belirledim. bir önceki şirketimde çalışmak için insanlar, işi ayarlayana ev arsa teklif ediyordu, şirket nokta atışı beni transfer etti... özel sektörde ben kendi tarafımda her zaman kısmete inanırım. şimdiye kadar (çevrem geniş olmasına rağmen) kimseden kayrılmayı talep etmedim. kimsenin hakkına girmedim, allah hak yemeyi de kısmet etmesin. işsiz kalsaydım muhtemelen ben de birilerini devreye sokmaya çalışırdım sanırım...
ama maalesef torpil denen bir şey var ve bu hem özel sektörde hem kamuda. özel sektördeki tam bir fecaat... uzun ve kalın unvanlara sahip o kadar çok boş beleş insan var ki... ne söylesek, ne kadar söylesek az...
görsel
Bir oda seç kendine...
kibir, inat, üstün gelme durumları, yalan, gurur ve delice hissettiğin libido.
Her odanın bir cehennemi var!
Şimdi seçenekler önünde ve sen bunların sadece hepsine layıksın. Çünkü hepsini yapıp yaşatacaksın.
............
Şimdi pişmanlık vakti değil. Kendine gel bu ilişkiyi sen bitirdin. Çünkü esir düştün aşk ve sevmenin sahtekar durumlarına. Nerede kaldı emek , sevgi , aşk , güven, sadakat ve gülümsemenin muhteşem pozitif yansıması. Yaşamadın ve yaşatmadın. Nedenine gelince bu çağın/günün sahtekarlığı ve karşılıklı çıkar ilişkisinin kurbanı oldunuz. Geçmiş olsun. Yeni tecrübelere....
Bir oda seç kendine...
kibir, inat, üstün gelme durumları, yalan, gurur ve delice hissettiğin libido.
Her odanın bir cehennemi var!
Şimdi seçenekler önünde ve sen bunların sadece hepsine layıksın. Çünkü hepsini yapıp yaşatacaksın.
............
Şimdi pişmanlık vakti değil. Kendine gel bu ilişkiyi sen bitirdin. Çünkü esir düştün aşk ve sevmenin sahtekar durumlarına. Nerede kaldı emek , sevgi , aşk , güven, sadakat ve gülümsemenin muhteşem pozitif yansıması. Yaşamadın ve yaşatmadın. Nedenine gelince bu çağın/günün sahtekarlığı ve karşılıklı çıkar ilişkisinin kurbanı oldunuz. Geçmiş olsun. Yeni tecrübelere....
mesleğim tamamen yalan söylemek üzerine. ama ne demişler gerçeğin tipi bozuk olduğunda yakışıklı bir yalan iyi gider.
insanlardan bir şey istemektense ölmeyi tercih edebilirim.
hayatımı zorlaştırmak hobim çünkü aq. gurur mu kibir mi ne denirse artık.
hayatımı zorlaştırmak hobim çünkü aq. gurur mu kibir mi ne denirse artık.
Boşvermişlik çekilen onca acının sonrasında oluşur. Ya belki de o hiçbir şeyi kafasına takmayan adam bir zamanlar herşeyi kafasına takıyordu ve buna evrildi.
görsel
ille de ille duygularınla varolmuşsun güzelliğinin ahengiyle. vurduğun erbane sesi tüm mezopotamya mutluluklarında bir ananın gülümseyen gözlerine nedendir güzelim. saçlarının rengi tüm medeniyetlerin saflık ve mükemmelliği gibi.
-istemezler mi seni...
-kim ister ki aydınlık ve medeniyetin tüm saflığında birleşmesini.
-bir kemal sunal repliği canlandı can özümde.
“gelini gelini kardaş.
Kürdün gelini.
Saramaz oldum da ankom ince belini.
Yanar ağlarım oyy, döner ağlarım oyy”
(bkz: https://youtu.be/tY-UbWC1VPE)
ille de ille duygularınla varolmuşsun güzelliğinin ahengiyle. vurduğun erbane sesi tüm mezopotamya mutluluklarında bir ananın gülümseyen gözlerine nedendir güzelim. saçlarının rengi tüm medeniyetlerin saflık ve mükemmelliği gibi.
-istemezler mi seni...
-kim ister ki aydınlık ve medeniyetin tüm saflığında birleşmesini.
-bir kemal sunal repliği canlandı can özümde.
“gelini gelini kardaş.
Kürdün gelini.
Saramaz oldum da ankom ince belini.
Yanar ağlarım oyy, döner ağlarım oyy”
(bkz: https://youtu.be/tY-UbWC1VPE)
onu çok sevmek ile vazgeçilmez olduğunu hissettirmek arasında bir bağ kurmak ne kadar doğru bilemediğim durum. bildiğin yanlış işte aslında. birini çok sevip illa vazgeçilmez olduğunu hislerle, davranışlarla hissettirmeye çalışıp göze sokmak ters tepebilir yani. sevme olayında, sevgi olayında mütavazilik yapmak onu daha az sevmek, ondan vazgeçeceğin anlamına gelmez ki.
- benim tecrübelerime göre bütün insanlar korkunçlar.
- peki neden böyleyiz öyleyse ?
- başka nasıl olunacağını bilmiyoruz.
gündüz güzeli - belle de jour
- peki neden böyleyiz öyleyse ?
- başka nasıl olunacağını bilmiyoruz.
gündüz güzeli - belle de jour
Her ne zaman özgürlük ve adalet arasında bir ayrım yapılsa, her ikisinin de güvende olmadığını düşünürüm.
Edmund Burke
Edmund Burke
görsel
karanlık , ziyan oldu tüm hebaların mukaddesliğine.
saksıda gülümüz yetişiyor en soğuk mevsimin hiç güneş görmeyen tahta pencereli odanın perdesinin ardından.
bir yanımız ışık öte tarafımızda ise sessizce koynumuza sokulan bitmeyen bir tükenmişliğin karanlığı.
dirildik küllerimizden bir dağın güneşe hiç bakmayan hasretinde.
kötü yüzler, imkansız mutluluklar , ölüm çığlığı feryadı atan çocuklar , açlık ile sınanan fevri yaradılış hikayeleri, şiddetler, bombalar, korkular, sahte maskeler, evrensel ihanetler.....
ne çok dert varmış... yaradandan her şeyi beklercesine oluşan çaresizlikler gibi.
şimdi bir çöp kutusuna atalım yalnızlığımızı, aşk sandığımız safsatalarımızı, iki dakikalık yapmacık üzüntülerimiz..
insanlar ölüyor..
bir yazar, bir şair, bir sanatçı, bir toplum bilimcisi olmaya gerek yok.. kişiler kendilerini egosantrzim kavramıyla bütünleştirmişler. yaşamayı kendi kabuğu sanırlar.
uzun oldu yazılanlar. çaresizlik değildir bunun adı. bir iç hesaplaşma. bir haykırıştır bu önce şahsa sonra tüm şahsiyetlere.
karanlık , ziyan oldu tüm hebaların mukaddesliğine.
saksıda gülümüz yetişiyor en soğuk mevsimin hiç güneş görmeyen tahta pencereli odanın perdesinin ardından.
bir yanımız ışık öte tarafımızda ise sessizce koynumuza sokulan bitmeyen bir tükenmişliğin karanlığı.
dirildik küllerimizden bir dağın güneşe hiç bakmayan hasretinde.
kötü yüzler, imkansız mutluluklar , ölüm çığlığı feryadı atan çocuklar , açlık ile sınanan fevri yaradılış hikayeleri, şiddetler, bombalar, korkular, sahte maskeler, evrensel ihanetler.....
ne çok dert varmış... yaradandan her şeyi beklercesine oluşan çaresizlikler gibi.
şimdi bir çöp kutusuna atalım yalnızlığımızı, aşk sandığımız safsatalarımızı, iki dakikalık yapmacık üzüntülerimiz..
insanlar ölüyor..
bir yazar, bir şair, bir sanatçı, bir toplum bilimcisi olmaya gerek yok.. kişiler kendilerini egosantrzim kavramıyla bütünleştirmişler. yaşamayı kendi kabuğu sanırlar.
uzun oldu yazılanlar. çaresizlik değildir bunun adı. bir iç hesaplaşma. bir haykırıştır bu önce şahsa sonra tüm şahsiyetlere.
Çoğu zaman saçmalarım oysa. Saçmalamak bir zorunluluk. Sevmem o kusursuz, o evliya görünüşlü kişileri. içlerinde cehennemî uçurumlar olduğuna kalıbımı basarım. Sahtedirler mutlak. -Ahmed Arif.