bugün
- kabataş olayı görüntüleri22
- gönül almaya çalışan erkek12
- mel mel bakan gibson ve 0 0 79
- en sevilmeyen ev işleri12
- istanbul un çok pahalı olması23
- kavgada ele sıçıp yumruklar atmak7
- ben lafa değil göte bakarım4
- ne yesem3
- kara sevdaya tutulan kalmaması3
- haluk levent son açıklaması6
- küsünce sevgiliye komik video atmak3
- kız dediğin biraz saf olur3
- karı kıza para yedirir misiniz4
- düşene gülmek2
- toplu taşımada milletin ekranına bakan tipler4
- mücteba hamaney2
- yazarların bugün cılkını çıkardığı şarkı7
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri9
- molla rejimi2
- lansor4
- 21 temmuz 2026 fenerbahçe gornik zabrze maçı4
- hata çözmek2
- bütün mal varlığı üstünde sokakta yaşayan insan4
- en fazla artılanmayı hak eden yazarlar2
- gençlerin öfkesinin yanlış yerlere yönelmesi2
- ömer hayyam4
- yıldız falına bakan kezo2
- oytun erbaş4
- hayat geriye doğru anlaşılır2
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- en son ne aldınız2
- yks 20263
- iran da patlama sesleri2
- neden okula gitmek zorundayız3
- herkes yatsın iyi geceler9
- 1 saatte 10 bira içmek19
- sözlük kızlarının kombinleri20
- philadelphia krem peyniri2
- tembel ve çalışmayan insan16
- velvet vs nervio19
- erkeklerin giderek feminenleşmesi11
- fenerbahçe gornik zabrze maçı3
- parayla dert dinlenir3
- the merich13
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- cips olsa da yesek7
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- oğlum çok güzel lan6
- fazlası zarar2
sevdiği entry'ler
tek taş yüzüğe değil tek baş soğana razıdır. aklı biraz eksiktir. siz siz olun eşiniz olacak eşoluesekle beraber baba evindekinden daha yüksek bir hayat standarını hedefleyin. bu satırları bir kız babası hasassiyetle yazıyorum bu nedenle yanılıyor da olabilirim.
Aptal oç temel reis sıkıcı yaşantısı ile etrafta dolaşırken, mutlu mesut flort takılan safinaz ve kabasakala salça olur. iğrenç espirileri ve yalak tavrıyla kabasakalı sinir eder. Kabasakal çok haklı olarak dellenir ve sert tepki gösterir lakin bir kere safinazın gözünde barbar olmuştur. Karnı geniş bir gavat olsa safinaz kaveşesi temele sümüğünü atmaz ama ne varki bizim kabasakal kıskanç bir adamdır. Erkek dediğin kıskanır, o da erkeğin hası olduğu için kıskançlıktan deliye döner. Kendiyle flörtleşirken temel reise kuyruk sallayan safinaz adamı çileden çıkarınca kendinden geçer adam. Aşkının peşinden koşar, mücadele eder lakin ne fayda bir kere daha yalak yavşak aminoasit kazanmıştır. Sonuç itibariyle kaptan amerika neyse temel reisde odur. Kahraman gibi duran lakin işi gücü artislik olan şişme bir fos kahramandır. Kabasakal ise bizdendir, emek emek çalışmış kas yapmıştır, adeta bir mike tyson dur. Atara atar gidere gider lakin özünde erkek gibi erkektir.
sürekli dizi de rigby,mordecai vardı ikiside nedense çok cool bulmuştum.
Bu monoton hayatımda.
Bu monoton hayatımda.
Tabiki Madagaskar penguenleri de ki rico'dur. isviçre çakısı misali her türlü tehcizatı midesinde barındıran rico zor zamanların adam gibi adam penguenidir.
Bu başlık bana seneler öncesinde yazdığım bitirme tezimde gayrimüslimlere uygulanan ve onları müslümanlardan ayırt edilmesini sağlayan birtakım kuralları hatırlattı. "Selçuklular Döneminde Bağdat" adlı bitirme tezimden:
"Harun Reşid döneminde 807 yılında zımmiler giyim, kuşam ve ayrı binek binmeye zorlanırken; 849 yılında ise Mütevekkil, gayrimüslimlerin ayrı başlıklar taşımalarını, evlerin dışında kemer takmalarını, yeni yapılan kiliselerin yıktırılmasını, tahta eyerli bineklere binmelerini, evlerinin kapılarına özel işaretler takılmasını ve devlet kadrolarından istihdam edilmemelerini emretmişti.
1056'da Tuğrul Bey'in emriyle ve Ebu Mansur b. Nasır es-Seyyari'nin talimatıyla gayrimüslimlerin; değişik elbiseler giyip boyalı sarıklar kullanmaları istenmişti fakat uygulanmamıştı. 1058'de ise bir kısım halk, gayrimüslimlere değişik elbiseler giymeye mecbur etti. Halife Müktedi'nin 1085 yılındaki tevkisinde ise Tevrat'ın kısık sesle okunmasını, cami yakınlarındaki Yahudi evlerinin kapatılmasını, zımmilerin başlarında "gayyar" taşımalarını emretmişti.
1091'de Halifenin veziri Ebu Şuca'nın teşvikiyle; zımmilerin büyüklerine gayyar giyme zorunlu kılındı. Boyunlarında "zımmi" yazılı levha taşımaya mecbur edildiler. Zımmi kadınların, biri kırmızı diğeri siyah ayakkabı giyme ve yürürken ses çıkaracak bir şeyi ayakkabılarına takmaları emredildi."
Kimin ekşici olduğunun belirlenmesi amacıyla böyle bir uygulamaya geçilebilir. Daha sonra ise uludağ sözlükte huzursuzluk çıkaran, dağdan gelip bağdakini kovmaya cüret eden, gösterilen misafirperverliğe karşılık nankörlük eden ekşiciler toplama kamplarında çalıştırılabilir efendim, evet.*
"Harun Reşid döneminde 807 yılında zımmiler giyim, kuşam ve ayrı binek binmeye zorlanırken; 849 yılında ise Mütevekkil, gayrimüslimlerin ayrı başlıklar taşımalarını, evlerin dışında kemer takmalarını, yeni yapılan kiliselerin yıktırılmasını, tahta eyerli bineklere binmelerini, evlerinin kapılarına özel işaretler takılmasını ve devlet kadrolarından istihdam edilmemelerini emretmişti.
1056'da Tuğrul Bey'in emriyle ve Ebu Mansur b. Nasır es-Seyyari'nin talimatıyla gayrimüslimlerin; değişik elbiseler giyip boyalı sarıklar kullanmaları istenmişti fakat uygulanmamıştı. 1058'de ise bir kısım halk, gayrimüslimlere değişik elbiseler giymeye mecbur etti. Halife Müktedi'nin 1085 yılındaki tevkisinde ise Tevrat'ın kısık sesle okunmasını, cami yakınlarındaki Yahudi evlerinin kapatılmasını, zımmilerin başlarında "gayyar" taşımalarını emretmişti.
1091'de Halifenin veziri Ebu Şuca'nın teşvikiyle; zımmilerin büyüklerine gayyar giyme zorunlu kılındı. Boyunlarında "zımmi" yazılı levha taşımaya mecbur edildiler. Zımmi kadınların, biri kırmızı diğeri siyah ayakkabı giyme ve yürürken ses çıkaracak bir şeyi ayakkabılarına takmaları emredildi."
Kimin ekşici olduğunun belirlenmesi amacıyla böyle bir uygulamaya geçilebilir. Daha sonra ise uludağ sözlükte huzursuzluk çıkaran, dağdan gelip bağdakini kovmaya cüret eden, gösterilen misafirperverliğe karşılık nankörlük eden ekşiciler toplama kamplarında çalıştırılabilir efendim, evet.*
geçmezse de en fazla hayatını silkip geçer, daha fazla ne olabilir ki. hayattaki çoğu alanı paylarına bölersek -iş, sağlık, insanlar vs vs... akla gelebilecek her şey; içimden geçer bir şekilde. sonra kendimi toplar ve devam ederim. her seferinde 1 tahta daha eksilir ama hep. hayattaki vazifem toplamak sanırım. dibe vurarak yorulmak ne kadar da realist ve rafine.
dip zamanlarınızda insanlar yanınızda olmaz; bazı insanlar için hayatın 1. maddesi olsa gerek zor günlerde kendinelik. daha iyi, çünkü kurtarıcı bekleniyorsa ne anlamsız ve boş; o masallarda olur. kim zaten insanı kendisinden daha güçlü tutup çekebilir ki? kimse.
geçmesin o yüzden, düştüğünü hatırlarsın hafızanın bir köşesinde hep.
dip zamanlarınızda insanlar yanınızda olmaz; bazı insanlar için hayatın 1. maddesi olsa gerek zor günlerde kendinelik. daha iyi, çünkü kurtarıcı bekleniyorsa ne anlamsız ve boş; o masallarda olur. kim zaten insanı kendisinden daha güçlü tutup çekebilir ki? kimse.
geçmesin o yüzden, düştüğünü hatırlarsın hafızanın bir köşesinde hep.
Depremzedelere dağıtılan cadırlardan hatta çoğu konteyner evden daha iyi.
Kışın ortasında bile o otağların içi sıcacık oluyor.
Keşke 1 tanede benim otağım olsaydı. Karadeniz yaylalarında kurt'umla birlikte kalırdım..
Kışın ortasında bile o otağların içi sıcacık oluyor.
Keşke 1 tanede benim otağım olsaydı. Karadeniz yaylalarında kurt'umla birlikte kalırdım..
şu cennet ülkemizde şimdilerde +50 yaş dayılar ve çoğunlukla lise dönemi öğrencilerin akın ettiği kahvehane dediğimiz mecralar, esasen osmanlı zamanında 'kıraathane' olarak tanınan yerlerdi. kelimenin kökü olan "kıraat" okumak manasına gelir. dolayısıyla "kıraathane" de okuma yapılan mekandır. insanlar kıraathaneye gittiklerinde maksat çeşitli kitap, dergi, gazete gibi şeyler okurken kahve içmekmiş. ne kadar da güzelmiş aslında, ama gel gör ki ben artık etrafımda kıraathaneye gidip kitap okuyan bir kişi bile göremez oldum(kıraathanelerde kitap bulumuyor mu onu bile bilmiyorum). varsa yoksa 4 kişi okey ya da batak oynarken söve saya çay içip sigara tüttürülen topluluklardan ibaret olmuş artık buralar. tamamen anlamını yitirmiş vaziyetteler. ki bunların çoğu iddia ya da ganyan bayisi aynı zamanda... kendi görüşümü belirtmek istiyorum: bence bu 'kahvehaneler' artık kısaca "düşünce kaybı" mekanları olmuş durumda. 60 yaşında emekli dayıları geçtim; 15-16 yaşındaki gençlerimiz bile artık kahvehanelerde gencecik ömürlerini hiç uğruna yitirmekte, boşa zaman öldürmekte. 65 yaşındaki emekli dayımız ise güzelim emekliliğini yok uğruna eritmekte, beynini uyuşturmakta. bakın sosyalleşmek için belki makul gözüküyor olabilir ancak bunun için daha iyi yollara başvurulabilir. bu kahvehanelerin yarısını bile kapatıp bunların yerine küçük devlet kütüphaneleri açılsa ve bir şekilde insanlar kullanmaya teşvik edilse memleketin refah seviyesi artar. bu ülkenin durgun beyinlerle dolu olmasının büyük bir sebebi bence bu 'kahvehane' lerdir. buna acilen çözüm bulunması gerekmektedir.
Kalbe fazla anlam yüklemeyin sadece kan pompalama görevi vardır.
Ben de mantıklı buluyorum.
Hatta kendime normalde kıyıp da almayacağım bir şey bakıyorum, onu alacağım sanırım.
Yahu herkese saçarım, kendime karşı tutumluyum. Dur gaza gelmişken alayım şu çantayı. *
Hatta kendime normalde kıyıp da almayacağım bir şey bakıyorum, onu alacağım sanırım.
Yahu herkese saçarım, kendime karşı tutumluyum. Dur gaza gelmişken alayım şu çantayı. *
yakışıklı olsam atardım ama tavuk götüne benziyorum.