sevdiği entry'ler

d vitamini

Yağda çözünen bir vitamindir.

D vitamini almak için vücudumuzun güneş görmesi yeterlidir.

Her gün kısa süreliğine (10 dakika) derimize güneş ışınlarının gelmesi sayesinde vücutta D vitamini üretilmektedir.
Bu vitamin hayvansal ve bitkisel kaynaklı gıdalarda da bulunur.
Özellikle balık, ciğer, yumurta sarısı, mantar, patates, süt ve süt ürünleri D vitamini içeren besin kaynaklarıdır.

vücudun D vitamini ihtiyacını beslenme yoluyla karşılamak son derece güçtür.
Çünkü gıdalarda D vitamini çok az miktarda bulunmaktadır.
Yapılan bir araştırmaya göre besinlerle alınan D vitamini vücudun gereksinimi olan miktarın %20 sini karşılamaktaymış.

Vücudun Günlük D vitamini ihtiyacı bireylerin yaşına bağlı olarak farklılık gösterir. Yaşlı insanların alması gereken D vitamini seviyesi bir yetişkin bireye göre daha fazla olmalıdır. Çünkü yaşlandıkça sindirim sistemi zayıflamaktadır.

D vitamininin faydaları:

*Vücudun hastalıklara karşı direnç kazanmasında D vitamininin önemi büyüktür.

*Kalsiyum ve Fosfor mineralinin vücutta emilimine yardımcı olur. Bu mineraller kemik sağlığı için çok önemlidir.

*Kontrolsüz hücre bölünmelerini durdurur ve böylece kanseri önlemiş olur.

*Vücutta Kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur.

*Kalp ve şeker hastalığının gelişimini önler.

D vitamini eksikliğinde;

*çocukların kemiklerinde şekil bozukluğu görülür.
*Yetişkinlerde kemik erimesi görülür.
* Kemik ağrıları baş gösterir.
*Kaslar zayıflar.

ViTAMiN d iLE iLGiLi YAPILAN ARAŞTIRMA ÖZETLERi:

Araştırma 1:

Klinik endokrinoloji ve metabolizma dergisinde yayınlanan bir çalışmada, insanlarda düşük seviyelerde bulunan D vitamininin, şeker hastalığına yakalanmayı hızlandırdığı tespit edilmiştir.
Çalışmayı yürüten araştırıcılar vitamin d’nin obezite’den ziyade glikoz metabolizmasıyla çok yakın ilişki halinde olduğunu belirtmiştir.
Elbette ki diyabetin yüksek riski obeziteyi de tetiklemektedir.

Ayrıntılı bilgiye erişmek için kaynak:
Mercedes Clemente-Postigo, Araceli Muñoz-Garach, Marta Serrano, Lourdes Garrido-Sánchez, M. Rosa Bernal-López, Diego Fernández-García, Inmaculada Moreno-Santos, Nuria Garriga, Daniel Castellano-Castillo, Antonio Camargo, Jose M. Fernandez-Real, Fernando Cardona, Francisco J. Tinahones, Manuel Macías-González. Serum 25-Hydroxyvitamin D and Adipose Tissue Vitamin D Receptor Gene Expression: Relationship With Obesity and Type 2 Diabetes. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, 2015; jc.2014-3016 DOI:10.1210/jc.2014-3016

***

Araştırma 2:

Vitamin d eksikliği görülen bireylerin, vitamin seviyesi yeterli bulunan bireylere göre şizofreni hastalığına yakalanmaları iki kat daha yüksek bulunmuştur.

Ayrıntılı bilgiye erişmek için kaynak:
Ghazaleh Valipour, Parvane Saneei, Ahmad Esmaillzadeh. Serum Vitamin D Levels in Relation to Schizophrenia: A Systematic Review and Meta-Analysis of Observational Studies. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, 2014; jc.2014-1887 DOI: 10.1210/jc.2014-1887

***

Araştırma 3:

Yapılan bir araştırmaya göre Vitamin d eksikliği olan yaşlı bireylerin, bağışıklık sistemlerinin tehlikede altında olduğu rapor edilmiştir.

Ayrıntılı bilgiye erişmek için kaynak:
E. Laird, H. McNulty, M. Ward, L. Hoey, E. McSorley, J. M. W. Wallace‡, E. Carson, A. M. Molloy, M. Healy, M. C. Casey, C. Cunningham, and J. J. Strain. Vitamin D Deficiency Is Associated With Inflammation in Older Irish Adults. Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, February 2014

***

Araştırma 4:

Kopenhag üniversitesi’nden bir grup bilim insanının yaptığı araştırmaya göre, kandaki yüksek d vitamini seviyesinin kardiyovasküler (dolaşım sistemi hastalıları) hastalıklara yakalanmayı arttırdığı belirtilmiştir.

Ayrıntılı bilgiye erişmek için kaynak:

Darshana Durup, Henrik Løvendahl Jørgensen, Jane Christensen, Anne Tjønneland, Anja Olsen, Jytte Halkjær, Bent Lind, Anne-Marie Heegaard, Peter Schwarz. A reverse J-shaped association between serum 25-hydroxyvitamin D and cardiovascular disease mortality – the CopD-study. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, 2015; jc.2014-4551 DOI: 10.1210/jc.2014-4551

***

Araştırma 5:

Yapılan bir araştırmayan göre, Kandaki d vitamini seviyesi düşük, astım hastalığına yakalanmış çocukların akciğer fonksiyonlarının normal çalışmamasından dolayı hastalıklarının tedavileri için daha fazla tıbbi ilaçlara gereksinimi duyduğu rapor edilmiştir. D Vitamini takviyesi yapılan astımlı çocuklarda steroid direnci tersinir bir etki gösterir ve böylece hastaların tedavisinde daha düşük dozda steroid alması sağlanır.

Ayrıntılı bilgiye erişmek için kaynak:

Searing et al. Decreased serum vitamin D levels in children with asthma are associated with increased corticosteroid use. The Journal of Allergy and Clinical Immunology, 2010; DOI: 10.1016/j.jaci.2010.03.008

***

Araştırma 6:

Yapılan bir araştırmaya göre, kadınlarda menapozdan sonra d vitamini takviyesi yapılmasıyla birlikte kolesterol seviyelerinin iyileşip, normal seviyelere geldiği belirtilmiştir.

Ayrıntılı bilgiye erişmek için kaynak:

Peter F. Schnatz, Xuezhi Jiang, Sharon Vila-Wright, Aaron K. Aragaki, Matthew Nudy, David M. O’Sullivan, Rebecca Jackson, Erin LeBlanc, Jennifer G. Robinson, James M. Shikany, Catherine R. Womack, Lisa W. Martin, Marian L. Neuhouser, Mara Z. Vitolins, Yiqing Song, Stephen Kritchevsky, JoAnn E. Manson. Calcium/vitamin D supplementation, serum 25-hydroxyvitamin D concentrations, and cholesterol profiles in the Women’s Health Initiative calcium/vitamin D randomized trial.Menopause, 2014; 1 DOI: 10.1097/GME.0000000000000188

yeni tc kimlik kartı

Zeitgeist belgeselinde Rockefeller'in de dediği gibi: Amacımız insanlığı kontrol altına almak, bizim hakkımızda bir ayaklanma yapacakları zaman bundan haberimiz olup etkisiz hale getirmek. Bunun için de yeni çipli kartlar çıkartıyoruz. Şimdiden ABD pasaportlarına yerleştirdik bile, yakında tüm ülkelerde geçerli olacak.

Adam açık açık söylüyor beyler bizler de sevinelim çipimiz var diye.

kitap alıntıları

"Yağmuru seviyorum diyorsun, 
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun.
Güneşi seviyorum diyorsun, 
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun.
Rüzgarı seviyorum diyorsun, 
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun.
işte,bunun için korkuyorum; 
Beni de sevdiğini söylüyorsun.."

William Shakespeare - Romeo and Juliet

en iyi okul eve en yakın okuldur

(bkz: Evi okula yakın olanların hep geç kalması) tespitini hatırlatmıştır.

sınav sorusu nasıl hazırlanır

iyi bir sınav sorusu yazmak çok kolay bir iş değildir. Kaliteli soru yazımı, soru yazarında konuyla ve ölçme yöntemleriyle ilgili bilgilere sahip olmanın yanında beceri de gerektirir. iyi soru yazmak; konuyu iyi bilme, ölçmeye konu olan davranışları çok iyi tanımlayabilme, bazı ölçme tekniklerini bilme, öğrenci psikolojisini bilme, sabırlı olma, yaratıcı olma gibi özellikleri gerektirir. Bir davranışı ölçmeye yönelik ilk kez yazılan bir soru için, hiç unutulmaması gereken bir nokta, o sorunun daha iyi bir şekilde yazılabileceğidir.
Güvenilir ve geçerli bir sınav sorusu sorma için uyulması gereken ilkeler sınav türlerine göre değişse de bazı genel ilkeler mevcuttur.

Bir sınav sorusu sorarken dikkat edilecek hususların bazıları şunlardır:
1# istenilen cevap açık ve anlaşılır olmalı: Öğrenci soruyu okurken kendinden hangi cevabın istendiğini çok net olarak anlamalıdır. Sorunun çok açık olarak formüle edilmesi için; soruda kullanılan dil basit ve dolaysız olmalı, gramer ve noktalama hataları olmamalı ve gereksiz kelimelerin kullanılmamasına dikkat edilmelidir. Sorunun açık ve net olarak sorulmamasından dolayı öğrencinin soruyu doğru cevaplayamaması durumunda elde edilecek puanlar öğrencilerin gerçek başarı düzeyini yansıtmada yetersiz kalır. Bu durum sınavın kalitesini (güvenirliği ve geçerliğini) düşürür.

2# Sınav soru kağıdı sade ve kullanışlı olmalı:Sınav sorularının sorulacağı kağıt dizaynı yapılırken öğrenci bilgileri, sınav/ders detayları, tarih, puanlama gibi bilgiler yerleştirilirken font tipleri boyutları kalınlıkları vb detayları ve önemli noktaların vurgulanması öğrenciye yardımcı olacak biçimde olmalıdır.

3# Aynı sorular yıldan yıla hiç değiştirilmeksizin kullanılmamalı: Öğrencilerin sınav sorularını bilmeleri, her yıl aynı sorular sorulduğundan dolayı veya öğretmenin bazı soruları kendisinin öğrencilere sınavdan önce vermesi durumunda yine konuyu bilmeyen, dersi öğrenmemiş öğrencilerin soru ve cevapları ezberleyerek yüksek puan almaları söz konusudur. Bu durum istenmedik değişkenlerin puanlara karışacağından dolayı geçerliği, hata puanın arttıracağından dolayı da güvenirliği düşürür. Yazılan bir sorunun belli bir süre sonra revizyonu tabi tutularak iyileştirilebileceği de unutulmamalıdır. Sorunun tekrar incelenmesiyle önceden görülemeyen bazı basit hataların giderilmesiyle birlikte, o sorudan faydalanarak aynı davranışı ölçmeye yönelik daha kaliteli bir soru yazma şansı da doğar.

4# Soru hedef davranışlara uygun olmalı: Soru hazırlamadan önce sınavın kapsamına uygun olarak bir belirtke tablosu (bkz: #37958691) hazırlanmalıdır. Bu suretle hangi konularda hangi düzeyde soruların sorulması gerektiği daha net olarak ortaya konmuş olmakla birlikte sınavın kapsam geçerliği de arttırılabilir. Her hedef davranışı ölçme amacıyla birden çok madde yazılarak bir soru bankası oluşturma çalışmasına da girilmelidir. Ayrıca, sorulan bir soru yazıldığı amaca uygun olmalıdır. Örneğin ölçülmek istenen davranış kavrama düzeyinde iken, soru kavrama düzeyinde bir zihinsel etkinliği ölçmeyip, bilgi düzeyinde kalıyorsa, bu sınavın istendik niteliklerini, özellikle kapsam geçerliğini düşürür. (bkz: bloom taksonomisine göre soru hazırlama/#37964980)

5# Derste verilene uygun olmalı: Derste öğrenciye verilen bilgi düzeyinde ise sınavda kavrama düzeyinde sorulmamalıdır. Öğrenciye daha önceden verilmemiş düzeyde sorularla anlamlı bir ölçme yapılamaz. (bkz: bloom taksonomisine göre soru hazırlama/#37964980)

6# öğrenci soru tipine aşına olmalı: sınavda sorulacak soruya benzer tipte ve düzeylerde soruların benzerleri derste önceden çözülmüş olması sınavda öğrenciden tam olarak nelerin istendiğinin anlatılması konusunda öğrenciye yardımcı olaraktır. Derste çözülmemiş düzeylerdeki soruların sınavda sorulması doğru bir ölçmenin yapılmasını engelleyecektir.

7# Yeteri sayıda birbirinden bağımsız soru sorulmalı: Öğrenci başarısının tam olarak ölçülebilmes için belirlenmiş kapsam içinden ayrı ayrı birbirinde bağımsız en az 4-5 adet soru sorularak öğrencinin her konudaki başarısı ölçülmelidir. Örneğin; bir matematik problemini 5 parçaya bölerek her aşamasını ayrı ayrı öğrenciden istemek hatalı bir ölçüme sebep olacaktır çünkü ilk soruyu yapamayan öğrenci diğerlerini de yapamayacak ve doğru bir ölçüm yapılamacayak ayrıca kapsam çok dar seçildiği için tümünü yapan öğrencinin de diğer konulardaki başarısı ölçülmemiş olacaktır. birbirinden bağımsız 5 sorunun her birinde a,b,c,d gibi alt şıklar ile soruların bölünmesi ve kapsamın tam ölçülmesi için uygun olacaktır.

8# Objektif testlerde bir maddeyle birden fazla bilgi yoklanmamalı: Özellikle objektifliği yüksek olan bir maddede tek bir bilgi yoklanmalıdır. Madde de ”ve”, “veya”' gibi bağlaçlarla iki veya daha çok bilginin yoklanması öğrencileri yanıltabileceğinden dolayı bu durum o sorunun ve dolayısıyla da testin güvenirliğini ve geçerliğini olumsuz yönde etkiler.

9# Puanlama objektifliğini arttırıcı tedbirlerin alınması: Puanlama sübjektifliğinin yüksek olduğu sınav türlerinde mutlak suretle puanlama güvenirliğini arttırıcı tedbirler alınmalıdır .Bu tedbirlerin en önemlisi detaylı bir cevap anahtarının hazırlanmasıdır. Cevap anahtarı soru yazılırken hazırlanmalıdır. Önce soruyu yazıp, sonra cevap anahtarı hazırlama yoluna gidilmemelidir. Hazırlanan bu cevap anahtarı gerekirse verilen orijinal cevaplara göre revizyona tabi tutulmalıdır.

iyi ki okumamışım diyen cübbeli ahmet hz

Bunlar " iyi ki okumamışım" algısını aslında kendilerinden ziyade ekmek paraları olan genç talebelere verirler.
Takip ediyorum, harbiden tarikatların medreselerine giden çocuklar okuldan menediliyorlar. Talebelere yaklaşan bilgili insanlar da " bozguncu, fitne" ilan ediliyor.

Okumaya karşı şu tavırlarıyla çoğu tarikat ve cemaat adeta hristiyan papazları ve yahudi hahamları gibi insanları sömürüyorlar.
Tabi ki okumaya karşı çıkacaklar. Herkes okusa cübbeli ve tayfasını kim alim diye şeyine takar? Dinin anasını ağlattınızlar zalimler.

öğretmen

hakkıyla yapıldığında cennetlik ve sevgi dolu bir meslek. bütün öğretmenlerime sevgiler ve saygılar. keşke proje okulu denilen durum olmasaydı da hepiniz bir arada bulunabilseydiniz. ayrıca kağıt okuma zevkinden dolayı yapılabilecek bir meslektir kendileri.

faiz

haramdır ve günahtır ama ne yazık ki acı gerçek insanların bir kısmı çok seviyor ki kullanıyorlar ve teşvik ediyorlar diğer insanları. yoksa gelir adaletsizliği oluşmazdı dünyada, açlık olmazdı.

kaybetmenin güzel yanı

görsel farkındalık yaratıp daha dikkatli olmaya yöneltmesi.

kuran-ı kerim

görsel günümüz için bu gidişle güzel ve anlamlı anlamadan okunan en çok kitaplardan biri. okunurken anlaşılacak şeklinin de okunması dileğimle.

kadınların çalışmasına karşıyım

bu nasil bir dusuncedir ya nasil bir kadinin calismasini istemezsin. evde dort duvar arasinda mi yasatacaksin onu, bitki mi o. yok din falan diyorlar. peygamberin esi ticaret kervani sahibiydi. daha ne. yok zaten anlasilmadigi icin islam bu elemanlar da sakal ile kadini eve kapayip carsaf giydirme ile din yasiyorlar akillarinca.

ulkede kadinlarin calisma orani artsa ulke kazanir kadin kazanir.

haklisiniz bazi konularda, yeterli sartlar saglanamadigi icin, calisan kadin cocuk yapmak istediginde biraz zorluklar olusabiliyor.

o cocuga bakici bakiyor, kadin hayli fazla yoruluyor, izin almasi zorlasiyor.

velhasili hayirli gunler.

( deneme girisimi )

dünyada savaşların bitmemesinin nedeni

Konuya Devam edelim;

--spoiler--

insanoğlu, yaratılışının başından beri hep şeytanla karşı karşıyadır. Kötülüğün ve bozgunculuğun sembolüdür şeytan. Yalanla, süslü göstererek ve aldatarak insanları saptırmaya, Allah Teâlâ’ya kulluk görevini yerine getirmekten ve salih amellerden uzaklaştırmaya çalışır.


Allah Teâlâ birçok ayet-i kerimede müminleri şeytanın oyun ve desiselerine karşı uyanık olmaya çağırır.

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana–babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık” (A’raf: 27)

Şeytan bugün de aldatmaya devam ediyor. Müslümanları yoldan çıkarmak için kötü şeyleri süslemeye ve güzel göstermeye çalışıyor. Şeytanın en büyük başarılarından biri boynuz kulağı geçer misali yardımcılarını bozgunculuk yolunun ustaları haline getirmesidir. Büyük şeytanı geliştirip şeytanet tarihinin bütün oyun ve tuzaklarıyla donattı. istikbar güçlerini, özellikle de bunların başını çeken Amerika’yı insanlık tarihinin en büyük şeytanlarından biri haline getirerek bozgunculuk yolunda büyük mesafeler kat etti.

Nerede bir kötülük varsa arkasında şeytan vardır. Büyük kötülüklerin mimarı ise büyük şeytandır. insanları katlederek, fitne çıkarıp islami mezhep ve fırkaları birbirlerine düşürerek oluk oluk Müslüman kanı akıtmaktadır. Farklı coğrafyalardan zorla ele geçirdiği Müslümanları hiçbir muhakemeye tabi tutmadan yıllarca işkencehanelerde akla gelmez muamelelere tabi tutmaktadır. Ayrıca yeryüzünde ahlaksızlığı ve bozgunculuğu yaymakta, milyarların bozulmasına çanak tutmaktadır. Kur’an–ı Kerim’de kavimlerin helakine sebep olan kötülüklerin tümü büyük şeytanın ve yardımcılarının denetiminde icra edildiği ifade edilmektedir.

Bir taraftan yeryüzünü fesat yuvasına çevirirken diğer taraftan bütün bu çirkinlikleri insan hakları ve demokrasi yalanlarıyla perdelemektedir. Her gün yeni yeni katliamlar gerçekleştirip haksız yere kitlelerin kanını akıtırken, yayınladığı insan hakları raporlarında şeytanlaştıramadıklarını terörist olarak nitelendirmekten de kaçınmamaktadır. Bütün bunlarla şeytanlığını perdelemeye çalışırken kendisini iyilik ve barışın anası olarak sunmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de şeytanın tehlikeleri açıkça zikredilmekte ve Müslümanlar bunlardan uzak durmaya davet edilmektedir.

“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.”(Bakara: 208)

“O, bir gurubu doğru yola iletti, bir guruba da sapıklık müstahak oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.” (A’raf: 30)

Allah Teâlâ, şeytanın düşman olduğunu bildirip Mü’minlerin ondan uzak durmalarını isterken ülkemizi yönetenlerin büyük şeytanı dost ve ortak görmelerine ve ülkenin önemli meselelerinde büyük şeytana danıştıklarına şahit olmaktayız. Müslümanlarla bir araya gelip sorunlarını çözme yerine, şeytanla bir araya gelmekte, ondan medet ummaktadırlar. Örneğin diktatör Esed güçlerinin zulmüne karşı çıkıp neredeyse savaş ilan etme noktasına gelmişken, büyük şeytanın zulümlerini görmezden ve duymazdan gelmektedirler. Ne yüzlerce Müslümanın on yıldan fazladır sorgusuz sualsiz tutulduğu Guantanamo işkencehanesinden ne de insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen katliamlarla hayatlarını kaybeden binlerce Müslümandan bahsedilmektedir. Başkaları yapınca zulüm ve katliam şeklinde nitelendirilen fiiller, Amerika yapınca hakkın yerini bulması şeklinde algılanmaktadır. Daha doğrusu Amerika’nın zulmüne göz yumma ve tepkisizlik bu görüntüyü vermektedir.

Oysa şeytanı en güçlü temizleyicilerle yıkasalar da kirini ve necasetini gideremezler. Şeytan kötülüğün unsurudur. Özü kötülük olan ve bozgunculuğu meslek edinen şeytanı temize çıkarmak mümkün değildir. Müslümana düşen onu insanlığın düşmanı görüp bütün ilişkileri kesmektir. Çünkü şeytan insanın hem dünyasını hem de ahiretini harap etmeye çalışır. Cinni şeytan insanları teker teker iğfal ederken, büyük şeytan büyük kitleleri yoldan çıkarıp inhirafa sürükler. Bozgunculuğu bütün insanlığa yayarak yeryüzünden tevhidin izlerini silmeye çalışır.

“Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.” (Fatır: 6)

De ki: insanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah’ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hâkimine) insanların ilâhına sığınırım!” (Nas: 1–6)

Yalan söyleyerek ve cezbedici pusular kurarak Hz. Âdem ve eşini aldatmayı başardı. Eylemleriyle ve bozgunculuklarıyla şeytanı gölgede bırakan büyük şeytan; yeryüzü düzenini bozma ve Müslümanların arasındaki insicamı yok etmek için yoğun çaba harcamaktadır. Takipçilerini de kendisiyle birlikte felaketlere sürüklemektedir.

“işte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Al–i imran: 175)

“Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. işte onlar şeytanın yandaşlarıdır. iyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.” (Mücadele: 19) (Doğruhaber)

http://hurseda.net/Meryem...urdu-Ya-Buyuk-Seytan.html

--spoiler--

dünyada savaşların bitmemesinin nedeni

Fesat ve bozgunculuk insanoğlunun fıtratında gizlidir. Şeytan da tam burada devreye girer ve nefsine uyanları yoldan çıkartır ve saptırır. Şimdi aşağıda arka arkaya iki entry ile konuyu az da olsa izaha gayret edelim. Birinci insaoğlunun fıtratı ile ilgili, diğeri de şeytanın bundaki etkisi üzerine olsun;

--spoiler--

Melekler insanların yeryüzünde fesat çıkaracağını nereden biliyordu?

Hz. Adem (as) yaratılmadan önce melekler: “Yeryüzünde fesat çıkaracak bir ümmet mi yaratacaksın?” diye Allah’a sormuşlar... Melekler insanların bozguncu olacağını nereden biliyordu?

insanlardan önce yaratılmış olan cinler yeryüzünde fesat çıkartmışlardı

Melekler, yeryüzünde insanlardan önce yaşayan cinlerin haline kıyas ederek insanın da yeryüzünde fesat çıkaracağını söylediler.
Dahhak’ın Abdullah b. Abbas’tan naklettiği bir rivayete göre:

"Allah (cc) Hz. Âdemden önce cinleri yaratmıştı. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp, kan dök­ünce, iblisin başkanlığında özel bir kısım melekleri göndere­rek onlarla savaş yaptırmış ve onları mağlup ettirmiştir. Allah (cc) bu özel me­leklere, yeryüzünde bir halife yaratacağını beyan edince onlar da insanları cinlere kıyas ederek:
"Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yarata­caksın? diye sormuşlardı."

insanda şehvet ve gazap hislerinin bulunması fesat çıkarmaya sebeptir

Melekler, insanoğlunun fıtratında bulunan; şehvet hissinden fesadın, gazap hissinden de kan dökmenin çıkacağını bildikleri için böyle söylemişlerdir.

Meleklere insanın yeryüzünde fesat çıkaracaklarını Allah’ın bildirdiği rivayet edilir

Buna dâir ibni Mes'ud ve sahabeden bazılarının rivayet ettiği farklı görüşler vardır. Bu görüşler şöyledir:
"Allah (cc), meleklere:
"Şüphesiz ki ben, yeryüzünde bir halîfe (insan) yaratıcıyım." dediği zaman melekler:
"Ey Rabbimiz, bu halîfe ne olacak?" diye sordular. Allah (cc) da:
"Onun bir nesli olacak. Onlar yeryüzünde fesat çıkaracak,birbirlerine haset edecek ve birbirlerini öldürecekler." buyurdu. Bunun üzerine melekler:
"Ey Rabbimiz orada fesat çıkarıp kanlar dökecek kimseler mi yaratacaksın?" dediler."
Allah (cc), meleklere, yeryüzünde kalabalık halk bulunduğu zaman, orada fesat çıkaracaklarını ve kan dökeceklerini bildirmişti.
ibn Zeyd şöyle demiştir:
"Allah (cc) cehennemi yarattığı zaman, melekler çok korktular ve:
"Ey Rabbimiz, bu ateşi kimin için yarattın?" dediler. Allah (cc):
"Mahlûkatımdan bana asi olanlar için." cevabını verdi. Hâlbuki o günde meleklerden başka mahlûkat yoktu ve yeryüzünde de hiçbir yaratık bulunmuyordu. Allah (cc):
"Şüphesiz ki ben, yeryüzünde bir halîfe (insan) yaratıcıyım dediği zaman melekler günahın onlardan çıkacağını anladılar."
Levh-i Mahfuza kıyamet gününe kadar olacak şeyler yazıldığından,melekler de Levh-i Mahfuza bakarak öğrenmişlerdir.” (Fahrettin-i Razî,Tefsir-i Kebir Mefâtihul Gayb)

https://m.sorusorcevapbul...acagini-nereden-biliyordu

--spoiler--

cinsel ilişkiye girmeden ilişki yürür mü

Sağlık problemi nedeniyle Ameliyat olup ilişkiye giremiyorsa bırakacak mısın hiç mi hatırı yok geçen iyi günlerin?
© copyright 2005 - 2026