bugün
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey17
- nasılsınız8
- felsefe ile ilgileneceğine kadın programı izlemek8
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu8
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
- fransa da yağmalanan apple mağazası8
- nerede ne yenir6
- uludağ sözlük te çok karı kız var diyorlar4
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- engineer2820
- akepe dönemi4
- eski yazarlar geri gelsin12
- la loba21
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı57
- nickin yanında yaş da yazsın16
- anın görüntüsü27
- nervio'nun ayakları17
- üzüntüsünü kimseye anlatmayan insan12
- ajdar grup kursa muhtemel diğer üyeler9
- uzak mesafe ilişki5
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- didem arslan yılmaz'ın programındaki 3 karakter4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- sabah sabah metrobüste yaşanan gürültü kirliliği6
- menemen yiyen erkek13
- gizli bakınız kullanan erkek gizli eşcinseldir3
- saçı sıfıra vurup bıyıkları ve sakalları kesmek2
- lille osc6
- ben geldim naneler6
- recep tayyip erdoğan13
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması7
- victoria secret mankenlerinin çokda güzel olmaması3
- dörtlü yakınca her yer otopark sanan zihniyet6
- uefa şampiyonlar ligi5
- çirkin şansı5
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları12
- cm 01 024
- benzini ayın birinde alın çünküüüü5
- şanlıurfa da gece hayatı3
- ukraynalı kızlar gelecek mi beyler7
- hesabını gizleyen erkek yazar22
- vahap seçer'in tahliye ve göreve iade çağrısı2
- öldüreni öldürmek14
- karabüklü kızlar5
- eğirdir gölü canavarı5
- arabanın ön koltuğuna t shirt giydirmek11
- yalancı sözlük yazarları7
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- futbol16
entry'ler (61)
uçarak gitmek zorunda kaldığı durumdur.
Ben bu yazıyı sana yazdım anne.
Sabaha karşı geldim eve; aramadın, sormadın nerede olduğumu.
Sabahları "kalk hadi kahvaltı hazır" diye uyandırmıyorsun artık.
Anne sen gittin, yalnız kaldım.
Hani yenecektin şu lanet hastalığı, neden pes ettin Anne ?
Anne çok özlüyorum seni, ne acın diniyor ne hasretin bitiyor.
Artık rüyama da girmez oldun; özlüyorum bekletme beni anne.
Aklımdan çıkmamakla birlikte, hasretin ne demek olduğunu öğrettin bana anne.
Biliyorum ihmal ettim seni bikaç haftadır ama unuttum sanma sakın. geleceğim anne merak etme. Çiçekler ekeceğim tekrar başucuna.
Düşünüyorum acaba iyi misin diye. Sonra diyorum ki niye kötü olasın ki annem benim.
Ben bu yazıyı sana yazdım anne. Dualarım hep seninle. Işıklar içinde...
Sabaha karşı geldim eve; aramadın, sormadın nerede olduğumu.
Sabahları "kalk hadi kahvaltı hazır" diye uyandırmıyorsun artık.
Anne sen gittin, yalnız kaldım.
Hani yenecektin şu lanet hastalığı, neden pes ettin Anne ?
Anne çok özlüyorum seni, ne acın diniyor ne hasretin bitiyor.
Artık rüyama da girmez oldun; özlüyorum bekletme beni anne.
Aklımdan çıkmamakla birlikte, hasretin ne demek olduğunu öğrettin bana anne.
Biliyorum ihmal ettim seni bikaç haftadır ama unuttum sanma sakın. geleceğim anne merak etme. Çiçekler ekeceğim tekrar başucuna.
Düşünüyorum acaba iyi misin diye. Sonra diyorum ki niye kötü olasın ki annem benim.
Ben bu yazıyı sana yazdım anne. Dualarım hep seninle. Işıklar içinde...
yemeğini odasında yiyen adamı, annesinin yanında yatarken bulunduran durumdur. ağrılarından ofladığında, " git ekmek al" dediği zamanlar of'ladığınıza lanet ettirir. anne uyumadan, uyutmayan, gecenin kaçı olursa olsun odanın kapısından gizlice "iyi mi?"diye baktıran, 30 dakika telefon kapalı olunca "ulan acaba rahatsızlandı da aradılar mı?" diye endişelendiren, "çektiği acıyı ben çekeyim, ona bişey olmasın" diye çaresizce yırtınırken yapabildiğiniz tek şeyin ağlamak olduğu durumdur. annenizin kıymetini bilin lan !
çalarken öldüren pink floyd eseri.
And I am not frightened of dying, any time will do, I don't mind.
Why should I be frightened of dying?
There's no reason for it, you've gotta go sometime.
If you can hear this whispering you are dying.
I never said I was frightened of dying.
And I am not frightened of dying, any time will do, I don't mind.
Why should I be frightened of dying?
There's no reason for it, you've gotta go sometime.
If you can hear this whispering you are dying.
I never said I was frightened of dying.
major akorlarla insanı hüzünlendiren nadir şarkılardan.
bir poşete koyulan buzun, laptopumuzun altına yerleştirilmesiyle gerek kalmayacak eylem
bilmek zorunda olmayandır.
mümin olduklarını iddia eden bitakım hapçı zibidinin kurduğu oluşum. gayet provoke edilmiş; ceplerine 30 40 tl, ellerine maç biletleri sıkıştırılmış, amaçları çarşı'yı bitirmek olan sikindirik bi topluluk. beşiktaş'ın kaç maç ceza alacağı bilinmez de bu adamlar fazla barınamaz.
seninle görüşmek istemiyorum diyecekken, seni istiyorum diyebilecek kadar samimiyetsizim. oh be !
yavuz çetin'in oğlu dayatmasıyla bi'yerlere gelmiş, o kadar da yetenekli olmayan çocuk.ileride ne olur bilinmez tabi. ayrıca vokal de yapmasın bu çocuk.
eski kaşardır.
outro solosu, buram buram high hopes kokan redd parçası.
kahve içmeden önce zorlandığım tek işletme.
"kahve içecem lan ben sütlü kaave!" diyemedim bi türlü. isimlerini telafuz edemediğim için arkadaşımı hep öne attım " sen ne içiyosan 2 tane söyle" diyip savdım. bi keresinde mochachino mu ne içtiydik. meğer şekeri sonradan alıyormuşuz. isteyemedim bi türlü ezerler bizi büklüm büklüm oluruz diye.
"kahve içecem lan ben sütlü kaave!" diyemedim bi türlü. isimlerini telafuz edemediğim için arkadaşımı hep öne attım " sen ne içiyosan 2 tane söyle" diyip savdım. bi keresinde mochachino mu ne içtiydik. meğer şekeri sonradan alıyormuşuz. isteyemedim bi türlü ezerler bizi büklüm büklüm oluruz diye.
kürt kökenli olduğum için; beni, "pkk yanlısı, terörist" gibi ağır ithamlarla suçlayan faşist yazar.
"kalsın..." başlığıyla gazetede de kullanmıştık...
gitmişti.
ayıp olmuştu galiba biraz, o günler için.
ama bugün...
bunları yazmazsam ayıp olacak asıl...
bilinmesi gereken bir adam geçti bursa'dan, gözlerimizin önündeydi dev gibi...
"kazım koyuncu" dedi, en sevdiği türk sanatçıyı sorunca...
kanserden öldüğünü biliyordu ve hayat hikâyesini çok acıklı buluyordu.
ve "nazım" deyince susuyordu her seferinde...
ülkenin iç-dış politikaları, siyasi partiler, dünyadaki dini akımlar sohbetlerin genelini oluşturuyordu.
barış manço'yu merak ediyordu, livaneliyi...
biliyordu da
bulvarda kırmızı ışıkta durmuş beklerken "deniz'i sever mi türkiye?" deyiverdi...
idamlardan bahsettik...
sustuk...
üniversite yıllarımda yapmadığımız tartışmaları heyecanla sürdürüyorduk bir araya geldiğimizde.
osmanlı imparatorluğu'nun kronolojisini de iyi biliyordu, atatürk devrimlerini de...
kılık kıyafet konusunda kabul edelim ki özensizdi.
ve kimse bilmezdi; "kermes"lerden giyinirdi.
"bir çocuğun bursa'da manchester united'ı izlemesinden daha önemli bir şey olamaz" demişti. cebinden yaklaşık 20 bin tl verip okullara bilet dağıttırdı. çocuklar da bilmiyorlardı kim olduğunu. meraklı bir baba uğraşınca, ismine ulaştı ve medyada haber oldu. çok kızmıştı.
"olsun be yaa..." demiştik, o diyemedi bir türlü.
daha bilinmeyen pek çok hayır işine imza attı.
gizlilik esastı...
bütün dinleri olduğu gibi islam'ı da araştırdı.
iki ayda, derdini türkçe anlatmaya başladı.
4 dil biliyordu. türkçe 5. oldu.
kuru fasulye en sevdiği yemekti. özel olarak yapardı ramazan usta. künefeyi de çok beğendi. bir de "fasulye" şarkısını.
galibiyet kutlamalarında ortaya atlardı hemen.
ertuğrul sağlam'ı çok sevdi bir de...
saydı...
hoca gibi, ağabey gibi, dost gibi...
genç futbolcular her otomobil değiştirdiklerinde yanlarına gidip "off süper araba kaç yapıyor?" diyerek dalgasını geçiyordu. kendisi için önemsizdi çünkü...
evet, kesinlikle çok komikti.
hemen hemen herkesin taklidini yapabiliyordu.
uzak durdu medyadan.
karaburun'daki konferansa spor emekçileri sendikasının davetlisi olarak giderken çok heyecanlıydı.
uyardık ama, "burası türkiye siyasete çok girme" gülümsedi sadece "merak etmeyin" derken...
"filozof değilim" diyordu. sırt çantasında en az 7-8 kitapla geziyordu. kiralık evi olmasına rağmen tesislerde kalıyordu.
ya okuyordu, ya uyuyordu...
ve kafa dengi arkadaş bulunca anlatıyordu;
"italyada futbol büyük ve çirkin bir organizasyon. futbolun ruhu kayboluyor. neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? forma reklamı görülmüyor diye. para futbolun dengesini bozuyor..."
duygusaldı...
cem karaca'nın "tamirci çırağı"nı dinlerken gözleri dolmuştu...
çok iyi bir ailesi vardı. menajeri olmadı hiç...
babası ilgilendi transferleriyle. her şeyi bırakıp bir anda avustralya'ya dönebileceğini söylerdi her seferinde...
kırmızı kart görmedi hiç...
hem de hiç kimseden...
bursa'yı çok sevdi...
bursalılar'ı çok sevdi...
pazartesi bursa'dan ayrıldı, salı günü şampiyonluk kutlamalarında basel'de omuzlara alındı...
teşekkürler ivani...
futbolun için...
adamlığın için...
dostluğun için...
kazım koyuncu'ydu en sevdiği şarkıcı.
"işte gidiyorum" ile bitsin bu yazı...
işte gidiyorum. bir şey demeden. arkamı dönmeden, şikayet etmeden. hiçbir şey almadan. bir şey vermeden. yol ayrılmış, görmeden gidiyorum. ne küslük var ne pişmanlık kalbimde. yürüyorum sanki senin yanında. sesin uzaklaşır her bir adımda. ayak izim kalmadan gidiyorum. gerdiğin tel kalbimde kırılmadı. gönül kuşu şarkıdan yorulmadı. bana kimse sen gibi sarılmadı. işığımız sönmeden gidiyorum...
not: bu satırları yazdığımı duyunca bana da kızacak biliyorum. yazdıklarımın büyük bölümünü bursaspor tv'de birkaç gün içinde yayınlanacak "nereden nereye- ergic" röportajında izleyeceksiniz zaten. yazmasam olmazdı.
burak uçar / bursaspor tv genel müdür yardımcısı
yolun acık olsun filozof elbet birgün bulasacağız bu böyle yarım kalmayacak.
alıntıdır.
gitmişti.
ayıp olmuştu galiba biraz, o günler için.
ama bugün...
bunları yazmazsam ayıp olacak asıl...
bilinmesi gereken bir adam geçti bursa'dan, gözlerimizin önündeydi dev gibi...
"kazım koyuncu" dedi, en sevdiği türk sanatçıyı sorunca...
kanserden öldüğünü biliyordu ve hayat hikâyesini çok acıklı buluyordu.
ve "nazım" deyince susuyordu her seferinde...
ülkenin iç-dış politikaları, siyasi partiler, dünyadaki dini akımlar sohbetlerin genelini oluşturuyordu.
barış manço'yu merak ediyordu, livaneliyi...
biliyordu da
bulvarda kırmızı ışıkta durmuş beklerken "deniz'i sever mi türkiye?" deyiverdi...
idamlardan bahsettik...
sustuk...
üniversite yıllarımda yapmadığımız tartışmaları heyecanla sürdürüyorduk bir araya geldiğimizde.
osmanlı imparatorluğu'nun kronolojisini de iyi biliyordu, atatürk devrimlerini de...
kılık kıyafet konusunda kabul edelim ki özensizdi.
ve kimse bilmezdi; "kermes"lerden giyinirdi.
"bir çocuğun bursa'da manchester united'ı izlemesinden daha önemli bir şey olamaz" demişti. cebinden yaklaşık 20 bin tl verip okullara bilet dağıttırdı. çocuklar da bilmiyorlardı kim olduğunu. meraklı bir baba uğraşınca, ismine ulaştı ve medyada haber oldu. çok kızmıştı.
"olsun be yaa..." demiştik, o diyemedi bir türlü.
daha bilinmeyen pek çok hayır işine imza attı.
gizlilik esastı...
bütün dinleri olduğu gibi islam'ı da araştırdı.
iki ayda, derdini türkçe anlatmaya başladı.
4 dil biliyordu. türkçe 5. oldu.
kuru fasulye en sevdiği yemekti. özel olarak yapardı ramazan usta. künefeyi de çok beğendi. bir de "fasulye" şarkısını.
galibiyet kutlamalarında ortaya atlardı hemen.
ertuğrul sağlam'ı çok sevdi bir de...
saydı...
hoca gibi, ağabey gibi, dost gibi...
genç futbolcular her otomobil değiştirdiklerinde yanlarına gidip "off süper araba kaç yapıyor?" diyerek dalgasını geçiyordu. kendisi için önemsizdi çünkü...
evet, kesinlikle çok komikti.
hemen hemen herkesin taklidini yapabiliyordu.
uzak durdu medyadan.
karaburun'daki konferansa spor emekçileri sendikasının davetlisi olarak giderken çok heyecanlıydı.
uyardık ama, "burası türkiye siyasete çok girme" gülümsedi sadece "merak etmeyin" derken...
"filozof değilim" diyordu. sırt çantasında en az 7-8 kitapla geziyordu. kiralık evi olmasına rağmen tesislerde kalıyordu.
ya okuyordu, ya uyuyordu...
ve kafa dengi arkadaş bulunca anlatıyordu;
"italyada futbol büyük ve çirkin bir organizasyon. futbolun ruhu kayboluyor. neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? forma reklamı görülmüyor diye. para futbolun dengesini bozuyor..."
duygusaldı...
cem karaca'nın "tamirci çırağı"nı dinlerken gözleri dolmuştu...
çok iyi bir ailesi vardı. menajeri olmadı hiç...
babası ilgilendi transferleriyle. her şeyi bırakıp bir anda avustralya'ya dönebileceğini söylerdi her seferinde...
kırmızı kart görmedi hiç...
hem de hiç kimseden...
bursa'yı çok sevdi...
bursalılar'ı çok sevdi...
pazartesi bursa'dan ayrıldı, salı günü şampiyonluk kutlamalarında basel'de omuzlara alındı...
teşekkürler ivani...
futbolun için...
adamlığın için...
dostluğun için...
kazım koyuncu'ydu en sevdiği şarkıcı.
"işte gidiyorum" ile bitsin bu yazı...
işte gidiyorum. bir şey demeden. arkamı dönmeden, şikayet etmeden. hiçbir şey almadan. bir şey vermeden. yol ayrılmış, görmeden gidiyorum. ne küslük var ne pişmanlık kalbimde. yürüyorum sanki senin yanında. sesin uzaklaşır her bir adımda. ayak izim kalmadan gidiyorum. gerdiğin tel kalbimde kırılmadı. gönül kuşu şarkıdan yorulmadı. bana kimse sen gibi sarılmadı. işığımız sönmeden gidiyorum...
not: bu satırları yazdığımı duyunca bana da kızacak biliyorum. yazdıklarımın büyük bölümünü bursaspor tv'de birkaç gün içinde yayınlanacak "nereden nereye- ergic" röportajında izleyeceksiniz zaten. yazmasam olmazdı.
burak uçar / bursaspor tv genel müdür yardımcısı
yolun acık olsun filozof elbet birgün bulasacağız bu böyle yarım kalmayacak.
alıntıdır.
beşiktaş'a faydalı olacak yetenekli, ucuz transferdir.
edit: o kadar da faydalı olmayan, yeteneği tartışılır transfermiş. *
edit: o kadar da faydalı olmayan, yeteneği tartışılır transfermiş. *