bugün
- babanın 60 yaşından sonra spora başlaması8
- şeriat gelirse laikçilerin kaçacağı ülke15
- erkekler pipilerini birbirlerine gösteriyor mu10
- milliyet gazetesi onun arabası var şarkısı reklamı3
- sevişilen en ilginç yer5
- bıcır bıcır sözlük kızı vs maymun sözlük erkeği4
- cumhuriyetin halka sorulmadan getirilmesi23
- bik bik abla vs vurduranlar2
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği26
- gündelik hayatta felsefenin gereksizliği2
- kalçasına kelebek dövmesi yaptıran erkek4
- biraderikos6
- cehennem korkusu12
- geliyorum diyen kız5
- 41 yaşına gelmiş hala daha sözlükte yazan adam15
- mesajlara geç cevap veren kız5
- hayat hiç kolaylaşmayacak mı beyler6
- evli hatunu kocası evdeyken hoplatmak9
- penis boyuna göre sıralama yapmak2
- zara'nın müşteriden giysi askılamasını istemesi2
- ezan sesinden rahatsız olmak6
- gulmekicinyaratilmis2
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları10
- ölü balık eli7
- kadınlar memelerini birbirlerine gösteriyor mu12
- yunus emrenin sik gibi şair olması4
- 3 temmuz 2026 avustralya mısır maçı4
- yeğen ile dondurma yemeye gitmek3
- beraber huzurevine çıkılacak yazarlar16
- arkadaşlar bitlendim3
- genç yuzırlarla gereksiz sohbet2
- cuckold4
- sevişmek istediğiniz yazarlar3
- kötülüğe kötülükle karşılık vermek6
- ona bir şey söyle9
- hardcore ne demek sorunsalı7
- nato3
- mutsuz insan kendisine zarar verir4
- severus snape4
- ne kadar süreden beri mast yapmıyorsun5
- sözlükte kadın yokluğu3
- muz yiyen kızın amacı3
- türbanlıyla sevişmiş şanslı erkek3
- deniz göktaş25
- karışık kızartma6
- üç çocuk yapacağım devlet kadın versin6
- küçükken sıçtığınız yerler3
- bazı yazarların her şeyi sekse bağlaması2
- acı bitmeden yeni bir acı yaşanması2
- anın görüntüsü19
"kalsın..." başlığıyla gazetede de kullanmıştık...
gitmişti.
ayıp olmuştu galiba biraz, o günler için.
ama bugün...
bunları yazmazsam ayıp olacak asıl...
bilinmesi gereken bir adam geçti bursa'dan, gözlerimizin önündeydi dev gibi...
"kazım koyuncu" dedi, en sevdiği türk sanatçıyı sorunca...
kanserden öldüğünü biliyordu ve hayat hikâyesini çok acıklı buluyordu.
ve "nazım" deyince susuyordu her seferinde...
ülkenin iç-dış politikaları, siyasi partiler, dünyadaki dini akımlar sohbetlerin genelini oluşturuyordu.
barış manço'yu merak ediyordu, livaneliyi...
biliyordu da
bulvarda kırmızı ışıkta durmuş beklerken "deniz'i sever mi türkiye?" deyiverdi...
idamlardan bahsettik...
sustuk...
üniversite yıllarımda yapmadığımız tartışmaları heyecanla sürdürüyorduk bir araya geldiğimizde.
osmanlı imparatorluğu'nun kronolojisini de iyi biliyordu, atatürk devrimlerini de...
kılık kıyafet konusunda kabul edelim ki özensizdi.
ve kimse bilmezdi; "kermes"lerden giyinirdi.
"bir çocuğun bursa'da manchester united'ı izlemesinden daha önemli bir şey olamaz" demişti. cebinden yaklaşık 20 bin tl verip okullara bilet dağıttırdı. çocuklar da bilmiyorlardı kim olduğunu. meraklı bir baba uğraşınca, ismine ulaştı ve medyada haber oldu. çok kızmıştı.
"olsun be yaa..." demiştik, o diyemedi bir türlü.
daha bilinmeyen pek çok hayır işine imza attı.
gizlilik esastı...
bütün dinleri olduğu gibi islam'ı da araştırdı.
iki ayda, derdini türkçe anlatmaya başladı.
4 dil biliyordu. türkçe 5. oldu.
kuru fasulye en sevdiği yemekti. özel olarak yapardı ramazan usta. künefeyi de çok beğendi. bir de "fasulye" şarkısını.
galibiyet kutlamalarında ortaya atlardı hemen.
ertuğrul sağlam'ı çok sevdi bir de...
saydı...
hoca gibi, ağabey gibi, dost gibi...
genç futbolcular her otomobil değiştirdiklerinde yanlarına gidip "off süper araba kaç yapıyor?" diyerek dalgasını geçiyordu. kendisi için önemsizdi çünkü...
evet, kesinlikle çok komikti.
hemen hemen herkesin taklidini yapabiliyordu.
uzak durdu medyadan.
karaburun'daki konferansa spor emekçileri sendikasının davetlisi olarak giderken çok heyecanlıydı.
uyardık ama, "burası türkiye siyasete çok girme" gülümsedi sadece "merak etmeyin" derken...
"filozof değilim" diyordu. sırt çantasında en az 7-8 kitapla geziyordu. kiralık evi olmasına rağmen tesislerde kalıyordu.
ya okuyordu, ya uyuyordu...
ve kafa dengi arkadaş bulunca anlatıyordu;
"italyada futbol büyük ve çirkin bir organizasyon. futbolun ruhu kayboluyor. neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? forma reklamı görülmüyor diye. para futbolun dengesini bozuyor..."
duygusaldı...
cem karaca'nın "tamirci çırağı"nı dinlerken gözleri dolmuştu...
çok iyi bir ailesi vardı. menajeri olmadı hiç...
babası ilgilendi transferleriyle. her şeyi bırakıp bir anda avustralya'ya dönebileceğini söylerdi her seferinde...
kırmızı kart görmedi hiç...
hem de hiç kimseden...
bursa'yı çok sevdi...
bursalılar'ı çok sevdi...
pazartesi bursa'dan ayrıldı, salı günü şampiyonluk kutlamalarında basel'de omuzlara alındı...
teşekkürler ivani...
futbolun için...
adamlığın için...
dostluğun için...
kazım koyuncu'ydu en sevdiği şarkıcı.
"işte gidiyorum" ile bitsin bu yazı...
işte gidiyorum. bir şey demeden. arkamı dönmeden, şikayet etmeden. hiçbir şey almadan. bir şey vermeden. yol ayrılmış, görmeden gidiyorum. ne küslük var ne pişmanlık kalbimde. yürüyorum sanki senin yanında. sesin uzaklaşır her bir adımda. ayak izim kalmadan gidiyorum. gerdiğin tel kalbimde kırılmadı. gönül kuşu şarkıdan yorulmadı. bana kimse sen gibi sarılmadı. işığımız sönmeden gidiyorum...
not: bu satırları yazdığımı duyunca bana da kızacak biliyorum. yazdıklarımın büyük bölümünü bursaspor tv'de birkaç gün içinde yayınlanacak "nereden nereye- ergic" röportajında izleyeceksiniz zaten. yazmasam olmazdı.
burak uçar / bursaspor tv genel müdür yardımcısı
yolun acık olsun filozof elbet birgün bulasacağız bu böyle yarım kalmayacak.
alıntıdır.
gitmişti.
ayıp olmuştu galiba biraz, o günler için.
ama bugün...
bunları yazmazsam ayıp olacak asıl...
bilinmesi gereken bir adam geçti bursa'dan, gözlerimizin önündeydi dev gibi...
"kazım koyuncu" dedi, en sevdiği türk sanatçıyı sorunca...
kanserden öldüğünü biliyordu ve hayat hikâyesini çok acıklı buluyordu.
ve "nazım" deyince susuyordu her seferinde...
ülkenin iç-dış politikaları, siyasi partiler, dünyadaki dini akımlar sohbetlerin genelini oluşturuyordu.
barış manço'yu merak ediyordu, livaneliyi...
biliyordu da
bulvarda kırmızı ışıkta durmuş beklerken "deniz'i sever mi türkiye?" deyiverdi...
idamlardan bahsettik...
sustuk...
üniversite yıllarımda yapmadığımız tartışmaları heyecanla sürdürüyorduk bir araya geldiğimizde.
osmanlı imparatorluğu'nun kronolojisini de iyi biliyordu, atatürk devrimlerini de...
kılık kıyafet konusunda kabul edelim ki özensizdi.
ve kimse bilmezdi; "kermes"lerden giyinirdi.
"bir çocuğun bursa'da manchester united'ı izlemesinden daha önemli bir şey olamaz" demişti. cebinden yaklaşık 20 bin tl verip okullara bilet dağıttırdı. çocuklar da bilmiyorlardı kim olduğunu. meraklı bir baba uğraşınca, ismine ulaştı ve medyada haber oldu. çok kızmıştı.
"olsun be yaa..." demiştik, o diyemedi bir türlü.
daha bilinmeyen pek çok hayır işine imza attı.
gizlilik esastı...
bütün dinleri olduğu gibi islam'ı da araştırdı.
iki ayda, derdini türkçe anlatmaya başladı.
4 dil biliyordu. türkçe 5. oldu.
kuru fasulye en sevdiği yemekti. özel olarak yapardı ramazan usta. künefeyi de çok beğendi. bir de "fasulye" şarkısını.
galibiyet kutlamalarında ortaya atlardı hemen.
ertuğrul sağlam'ı çok sevdi bir de...
saydı...
hoca gibi, ağabey gibi, dost gibi...
genç futbolcular her otomobil değiştirdiklerinde yanlarına gidip "off süper araba kaç yapıyor?" diyerek dalgasını geçiyordu. kendisi için önemsizdi çünkü...
evet, kesinlikle çok komikti.
hemen hemen herkesin taklidini yapabiliyordu.
uzak durdu medyadan.
karaburun'daki konferansa spor emekçileri sendikasının davetlisi olarak giderken çok heyecanlıydı.
uyardık ama, "burası türkiye siyasete çok girme" gülümsedi sadece "merak etmeyin" derken...
"filozof değilim" diyordu. sırt çantasında en az 7-8 kitapla geziyordu. kiralık evi olmasına rağmen tesislerde kalıyordu.
ya okuyordu, ya uyuyordu...
ve kafa dengi arkadaş bulunca anlatıyordu;
"italyada futbol büyük ve çirkin bir organizasyon. futbolun ruhu kayboluyor. neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? forma reklamı görülmüyor diye. para futbolun dengesini bozuyor..."
duygusaldı...
cem karaca'nın "tamirci çırağı"nı dinlerken gözleri dolmuştu...
çok iyi bir ailesi vardı. menajeri olmadı hiç...
babası ilgilendi transferleriyle. her şeyi bırakıp bir anda avustralya'ya dönebileceğini söylerdi her seferinde...
kırmızı kart görmedi hiç...
hem de hiç kimseden...
bursa'yı çok sevdi...
bursalılar'ı çok sevdi...
pazartesi bursa'dan ayrıldı, salı günü şampiyonluk kutlamalarında basel'de omuzlara alındı...
teşekkürler ivani...
futbolun için...
adamlığın için...
dostluğun için...
kazım koyuncu'ydu en sevdiği şarkıcı.
"işte gidiyorum" ile bitsin bu yazı...
işte gidiyorum. bir şey demeden. arkamı dönmeden, şikayet etmeden. hiçbir şey almadan. bir şey vermeden. yol ayrılmış, görmeden gidiyorum. ne küslük var ne pişmanlık kalbimde. yürüyorum sanki senin yanında. sesin uzaklaşır her bir adımda. ayak izim kalmadan gidiyorum. gerdiğin tel kalbimde kırılmadı. gönül kuşu şarkıdan yorulmadı. bana kimse sen gibi sarılmadı. işığımız sönmeden gidiyorum...
not: bu satırları yazdığımı duyunca bana da kızacak biliyorum. yazdıklarımın büyük bölümünü bursaspor tv'de birkaç gün içinde yayınlanacak "nereden nereye- ergic" röportajında izleyeceksiniz zaten. yazmasam olmazdı.
burak uçar / bursaspor tv genel müdür yardımcısı
yolun acık olsun filozof elbet birgün bulasacağız bu böyle yarım kalmayacak.
alıntıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar