bugün
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi14
- 30 yaşına girmek5
- sözlük açsanız ismi ne olurdu5
- mauro icardi13
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz16
- kızları en güzel olan şehir13
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor14
- silver ile evlenecek erkek52
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması10
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- sırrı süreyya önder28
- intihardaki vücut pozisyonunu yatakta taklit etmek2
- and the oscar goes to5
- ey insan2
- affetmenin gücü6
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- mesaj atıp konuşmayan kız7
- akrostişli şiir6
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- sarapci koala58
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- erkek erkeğe arkadaşça sakso çekmek2
- ilişki yapmaya üşenmek6
- dün gece ne oldu13
- her şey bitti derken çalan şarkı2
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- hristiyanlık7
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- sözler köşkü6
- en sevdiğiniz sayı3
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- de niro vs pacino3
- cinlerin özünde iyi insanlar olması4
- ellerim bos gonlum hos28
- kadın nefreti4
- sözlükteki satranç taşları4
- sözlükteki linç kültürü12
- tutmayan başlık açma rehberi7
- erkekler zıçar kızlar kakaloş yapar4
- şikeci amedspor5
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç9
- gocu34
- burcu akrep olan birini akrep sokması4
- arabaları yan yana park edip öpüşmek3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
sevdiği entry'ler
Benimle yaşlansana?
Kitap okurum, çay demler şiir yazarım sana.
Ha birde, her sabah için şükrederim, sonra gözlerine bakar “amin” derim.
Amin,bu günde gördüm seni, bu günde güzel geçecek demek ki…
Ben herkes gibi değilde, duam gibi severim seni, kalbimden, gönlümden kopan gizli saklı sözler gibi..
Kim duasını sevmeden diler ki?
*** Kitap gibi sevebilmeniz/sevilebilmeniz dileğiyle***
Kitap okurum, çay demler şiir yazarım sana.
Ha birde, her sabah için şükrederim, sonra gözlerine bakar “amin” derim.
Amin,bu günde gördüm seni, bu günde güzel geçecek demek ki…
Ben herkes gibi değilde, duam gibi severim seni, kalbimden, gönlümden kopan gizli saklı sözler gibi..
Kim duasını sevmeden diler ki?
*** Kitap gibi sevebilmeniz/sevilebilmeniz dileğiyle***
Bizlere karikatür nasıl çizilmez, mizah nasıl yapılmaz gibi önemli şeyleri öğrettiği için teşekkür ettiğim dergi. Fakat yıllarca öğretmeyin lütfen, biz tek seferde öğrenebiliyoruz.
Desteklemediğim kampanyadır.
Zaten 'mecazen' süpürüyorlar sokakları. Yoksa it kopuk daha da artardı. Bu farkı anlamayanlar böyle önermeyi yapıyor malesef.
Seni süpürememişler evlat.
Zaten 'mecazen' süpürüyorlar sokakları. Yoksa it kopuk daha da artardı. Bu farkı anlamayanlar böyle önermeyi yapıyor malesef.
Seni süpürememişler evlat.
Kasabanın doğu yakasında Jacob ve hathiche'nin düğünü olurken halay şeridinden biraz uzaklaşmış ve elinde Mahmut daniel's marka ayranıyla kenarda simli saçlarıyla oynadığını gördüğünüz kıza "hey, sanırım siz de benim gibi halaydan sıkıldınız. ah nasıl da unuttum, ben frank." diyerek yürümektir.
Deneyin, işe yarayacak.
Deneyin, işe yarayacak.
Öncelikle vefat eden vatandaşlara allah rahmet eylesin, arkasında kalanlara büyük sabır versin. Yaralı vatandaşlarımız da şifa bulsunlar.
Ölüm uzerinden prim yapacak değiliz; amma velakin diyecek birkaç sözümüz var:
1)bazı arkadaşlar japonya'da da oluyor ya falan demiş. Evet oluyor. Doğa olaylarını maalesef kestiremiyorsun. Ama önlem alabiliyorsun. Onu da yapamazsa bu adamlar çıkıp Özür diliyor, istifa ediyor, hatta ve hatta bu benim sorunluluğumdadır diyip intihar ediyor. Bizdeki pişkinlikle orayı kıyaslaman zaten senin gerizekalılığın.
2) neticede büyük bir facia yaşanmış. Terör olayı değil. Ölüme alışkın bir milletiz. Neden yayın yasağı getiriyorsun. Neden olayı perdelemeye çalışıyorsun? Böyle yaparak "sorumluluk bal gibi de bizimdir" demeye mi getiriyorsun?
3) bu demiryollarının yönetiminden tut da bakım personeline kadar bir liyakatsizlik ya da savsaklama var mı? iş bilmeyen elemanlar mı dolduruldu koca tcdd'ye? Eger durum buysa bu ölen insanların hesabını kim, nereye verecek?
Sıçayım sizin parti kavganıza, meşrulaştırma çabanıza. Şunu kabul edelim ölümün çok kolay olduğu bir ülkedeyiz. Hâlâ çıkıp birileri "olur böyle şeyler normaldir" demeye getiriyor. Vicdanınıza sıçayım.
Ölüm uzerinden prim yapacak değiliz; amma velakin diyecek birkaç sözümüz var:
1)bazı arkadaşlar japonya'da da oluyor ya falan demiş. Evet oluyor. Doğa olaylarını maalesef kestiremiyorsun. Ama önlem alabiliyorsun. Onu da yapamazsa bu adamlar çıkıp Özür diliyor, istifa ediyor, hatta ve hatta bu benim sorunluluğumdadır diyip intihar ediyor. Bizdeki pişkinlikle orayı kıyaslaman zaten senin gerizekalılığın.
2) neticede büyük bir facia yaşanmış. Terör olayı değil. Ölüme alışkın bir milletiz. Neden yayın yasağı getiriyorsun. Neden olayı perdelemeye çalışıyorsun? Böyle yaparak "sorumluluk bal gibi de bizimdir" demeye mi getiriyorsun?
3) bu demiryollarının yönetiminden tut da bakım personeline kadar bir liyakatsizlik ya da savsaklama var mı? iş bilmeyen elemanlar mı dolduruldu koca tcdd'ye? Eger durum buysa bu ölen insanların hesabını kim, nereye verecek?
Sıçayım sizin parti kavganıza, meşrulaştırma çabanıza. Şunu kabul edelim ölümün çok kolay olduğu bir ülkedeyiz. Hâlâ çıkıp birileri "olur böyle şeyler normaldir" demeye getiriyor. Vicdanınıza sıçayım.
bana, özlem kelimesinin sözlükteki karşılığı nedir deseler çocukluğumdur derim. herkes özler çocukluğunu, ama şunu fark ettim ki, insanlar çocukluğunda izledikleri dizileri, tasoları, yani birtakım maddi varlıkları özlediklerini dile getiriyorlar çoğunlukla ya da çocukluğun getirdiği sorumluluktan muafiyeti özlediklerini söylüyorlar.
benim özlemim ne bir eşyayadır, ne de o bahsedilen sorumsuzluğa. hatta o zamanlar şimdi olduğumdan daha fazla sorumluluk sahibi olduğumu söyleyebilirim. çünkü o zamanlar ekmek almaya gitmek, çocuk aklının mizanında tartınca, şu an eve ekmek götürmeye kıyasla daha ağır basıyordu.
ve o zaman ekmek almaya gidince mutlaka bir yan görevim olacağını da bilerek düşerdim yola. raziye teyze'nin mahalle çeşmesinden dolması gereken su bidonları olurdu bazen bu yan görev, bazen de ayşen teyze'nin atılacak çöpleri olurdu. kapıcıydım ben çocukluğumda. eve döndüğümde, daha o yaştayken dünyanın bensiz dönemeyeceğini düşünürdüm, işte bunu özlüyorum ben. başarmanın getirdiği o memnuniyet, şimdiye göre daha kolay fakat daha tatlıydı.
oyunlar da oynanırdı mahallede tabii, tanrının her kulu eşit yargılayacağı o metafizik yerler gibi bizim mahallede de, babası ne iş yapıyor olursa olsun, herkesin aynı statüde hissedildiği ve hissettirildiği oyunlar. oyunlar değil benim özlediğim, babası yeni vefat etmiş 8 yaşındaki arkadaşın o oyunlara girince babasızlığı unuttuğunu gözlerinden okumayı özlüyorum. oyunlar ki ne oyunlar, saklambaçlar, elim sendeler, seksekler ve bunların yanı sıra bir de futbol. evet, futbolcuydum ben çocukluğumda. mahallede en iyi futbol oynayan iki arkadaş, seçişirdik takımlarımızı ve seçtiğim takımın sorumluluğu da üstümde olurdu ve o anlarda mahallede ben olmasam hiçbir takımın galip gelemeyeceğini düşünürdüm, işte bunu özlüyorum.
ama düşündüğüm gibi olmadı hiçbir şey. zaman çok hızlı aktı. başka başka çocuklar, başka başka takımlarda maçlar kazandı, kaybetti. artık suları çeşmeden doldurmaz oldular, eve gelir oldu sular, hatta o çeşme kaldırıldı. kendimi önemli hissettiğim o anlar çok çabuk geçti ve ben zamanın en büyük düşmanlarından biriyim artık. ne yaparsam yapayım, üzerinden zaman geçince yaptıklarımın unutulacağını biliyorum, çok da umursamıyorum. sadece özlediğim manevi bir şeyler kaldı çocukluğumda. on kere gençlik yaşasam bir çocukluğum etmeyecek. olsun, zaman akıyor, ama içime, zift gibi kara.
benim özlemim ne bir eşyayadır, ne de o bahsedilen sorumsuzluğa. hatta o zamanlar şimdi olduğumdan daha fazla sorumluluk sahibi olduğumu söyleyebilirim. çünkü o zamanlar ekmek almaya gitmek, çocuk aklının mizanında tartınca, şu an eve ekmek götürmeye kıyasla daha ağır basıyordu.
ve o zaman ekmek almaya gidince mutlaka bir yan görevim olacağını da bilerek düşerdim yola. raziye teyze'nin mahalle çeşmesinden dolması gereken su bidonları olurdu bazen bu yan görev, bazen de ayşen teyze'nin atılacak çöpleri olurdu. kapıcıydım ben çocukluğumda. eve döndüğümde, daha o yaştayken dünyanın bensiz dönemeyeceğini düşünürdüm, işte bunu özlüyorum ben. başarmanın getirdiği o memnuniyet, şimdiye göre daha kolay fakat daha tatlıydı.
oyunlar da oynanırdı mahallede tabii, tanrının her kulu eşit yargılayacağı o metafizik yerler gibi bizim mahallede de, babası ne iş yapıyor olursa olsun, herkesin aynı statüde hissedildiği ve hissettirildiği oyunlar. oyunlar değil benim özlediğim, babası yeni vefat etmiş 8 yaşındaki arkadaşın o oyunlara girince babasızlığı unuttuğunu gözlerinden okumayı özlüyorum. oyunlar ki ne oyunlar, saklambaçlar, elim sendeler, seksekler ve bunların yanı sıra bir de futbol. evet, futbolcuydum ben çocukluğumda. mahallede en iyi futbol oynayan iki arkadaş, seçişirdik takımlarımızı ve seçtiğim takımın sorumluluğu da üstümde olurdu ve o anlarda mahallede ben olmasam hiçbir takımın galip gelemeyeceğini düşünürdüm, işte bunu özlüyorum.
ama düşündüğüm gibi olmadı hiçbir şey. zaman çok hızlı aktı. başka başka çocuklar, başka başka takımlarda maçlar kazandı, kaybetti. artık suları çeşmeden doldurmaz oldular, eve gelir oldu sular, hatta o çeşme kaldırıldı. kendimi önemli hissettiğim o anlar çok çabuk geçti ve ben zamanın en büyük düşmanlarından biriyim artık. ne yaparsam yapayım, üzerinden zaman geçince yaptıklarımın unutulacağını biliyorum, çok da umursamıyorum. sadece özlediğim manevi bir şeyler kaldı çocukluğumda. on kere gençlik yaşasam bir çocukluğum etmeyecek. olsun, zaman akıyor, ama içime, zift gibi kara.