bugün
- en lezzetli balık15
- karşı cinsteki en itici özellik12
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin10
- ben geldim naneler13
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı12
- yeni biriyle nerede tanışılır8
- ayakkabının ayağa vurmasının oluşturduğu durum10
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- online listesindeki sıralama mantığı9
- sahibinin sesi ile okunan cümleler8
- karması eksi olan yazarların adam gibi adam olması8
- online listesi neden kaldırıldı10
- mansur yavaş14
- gocu33
- how'i met your mother marshall5
- size takılan lakaplar7
- kabul görmüş fikirlere itiraz etmek6
- sorunlarını sevişerek çözen çiftler6
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması11
- başta hak verilen sonradan eksilenen yazılar6
- en son neye çok üzüldünüz12
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız5
- yerinde olmak istenen dizi karakterleri4
- inci sözlük8
- tevrat geleceği dogru tahmin etti5
- hintli kızların dayanılmaz çekiciliği7
- game of thrones taki kerhaneci21
- true nickli yazar22
- kafayı yememek için ne yapıyorsunuz9
- bik bik vs sarapci koala hatayi4
- başkent istanbul olsun11
- chp'nin ankara'yı da kaybetmesi7
- ağlamamak için kendini zor tutmak4
- tai lung vs gocu22
- mamudo gurban niye doğdun9
- normal keki ıslak keke çevirme tekniği10
- hristiyan düşüncesinin yönettiği dünya6
- karması 4000'in altında olan yazarlar4
- arkadaşlar5
- b c d y z i4
- 40 yaşına gelince kadınların kartlaşması7
- insanların sizden uzak durması7
- sevmediğin biriyle sevişmek3
- iş yerindeki orospu çocukları8
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın4
- tai'nin mutfağına konuk olmak8
- feministlerin cevaplayamadığı soru7
- karton toplarken cin musallat olması5
- uludağ sözlük halısaha turnuvası3
sevdiği entry'ler
Geceye son bir sigara mı yaksak?
Narsist insanlardan bahsetmeyin lütfen yaa çok sinirliyim çok. Ya da bahsedin biraz daha midem bulansın gecenin bu saatinde.
Tek ricam etrafınızda bir narsist varsa enkaza dönüşmeden önce delete tuşuna basın. Hemen.
Tek ricam etrafınızda bir narsist varsa enkaza dönüşmeden önce delete tuşuna basın. Hemen.
Maçın kazananı değişebilir. Kadın canlısının aşırı ilgiye karşı gardı düşüktür.
"Eylül geçmiş kapımızdan süpürmüş kalıntılarını ışıkların.."
"Eylül toparlandı gitti işte ekim filanda gider bu gidişle."
Ne kadar sevdiğim söz varsa üstüne söylendiği ay. Doğduğum ay.
"Eylül toparlandı gitti işte ekim filanda gider bu gidişle."
Ne kadar sevdiğim söz varsa üstüne söylendiği ay. Doğduğum ay.
Harry potter da bellatrix lestrange karakterinin soy ismi.
ingilizce ve Fransızca da "strange" anormal, garip demek.
"le" eki Fransızca bir ek bildiğiniz üzere.
"le strange".
tam bi Harry potter severim.
ingilizce ve Fransızca da "strange" anormal, garip demek.
"le" eki Fransızca bir ek bildiğiniz üzere.
"le strange".
tam bi Harry potter severim.
Otur şöyle,Aynı dili konuşalım seninle,Hırçınlaşmadan, hırslanmadan, bir kenara koyarak gururumuzu..Açık olalım
Bak oğlum !
Eğer akıllıysan Kadınını başka bir adamın güldürmesine izin vermemen gerektiğini bilirsin.Bu aptallıktır.Hiçbir bahane bu hatayı yapmana yol olmasın.Kadınını başka bir adamın güldürmesine izin verdiysen, ona başka bir adamın dokunmasını izlemeye hazır ol.Bu hayatta geri alamayacağın şeyler vardır, bunu unutma.Bir kadın seni seviyorsa sana aittir.Mutlaka bir fotoğrafın vardır bir yerinde odasının onu kaldırtma!
Bir kadın seni seviyorsa uyumadan önce dua ediyordur senin adınla başlayan dualar ve biten senin adınla onu susturma!Bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez yalnız genç adam kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez bu da kalsın aklında..
Bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper seni,Seni seven bir kadın sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır.Ve bir kadın seni seviyorsa sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini onu yanıltma.
ilk darbede yere çakılma oğlum,ilk imtihanda sınıfta kalma!
Ve asla,
Ama asla !
Araya umutsuzluğu sokma.
Orasıdır kadının şah damarı, umudu..
Kesildiği an, vazgeçer kadın.
Sevmekten,Beklemekten,Özlemekten,Hatta dua etmekten…
Can havliyle, kaçar.
Yakalayamazsın.
Artık o kadını üstüne alınamazsın.
Sahip çıkamadığın kadına hesap da soramazsın.
Kadınları bomba gibi düşün genç adam yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sende patlarsın.
Bak oğlum !
Bu hayatta herşeyi alırsın yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı.
Seni herşeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın,
Cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla..
Falan filan sonra,
Bilirsin ya..
Sen sen ol o kadını satma !
Bir kadın seni seviyorsa kavga eder.
Hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın, hem görürsün gözlerindeki korkuyu.
Kadınlar susmaz genç adam, susmuş kadın gitmiş kadındır.
Susmuş bir kadın için bitmiş bir adamsındır.
Bu kadınların değişmez ve değiştirilmesi teklif bile edinilemez olan maddelerinden biridir.
Kadın olmanın kuralıdır..
Bir şey daha vardır ki,
Kuştur kadın,
Ve bir gökyüzü vardır her kadının.
Öyle bir havan olmalı ki adamım,
Senden göçmediği için, onu dondurmamalısın.
Bunu bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın..
Nursen Yıldırım.
Bak oğlum !
Eğer akıllıysan Kadınını başka bir adamın güldürmesine izin vermemen gerektiğini bilirsin.Bu aptallıktır.Hiçbir bahane bu hatayı yapmana yol olmasın.Kadınını başka bir adamın güldürmesine izin verdiysen, ona başka bir adamın dokunmasını izlemeye hazır ol.Bu hayatta geri alamayacağın şeyler vardır, bunu unutma.Bir kadın seni seviyorsa sana aittir.Mutlaka bir fotoğrafın vardır bir yerinde odasının onu kaldırtma!
Bir kadın seni seviyorsa uyumadan önce dua ediyordur senin adınla başlayan dualar ve biten senin adınla onu susturma!Bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez yalnız genç adam kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez bu da kalsın aklında..
Bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper seni,Seni seven bir kadın sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır.Ve bir kadın seni seviyorsa sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini onu yanıltma.
ilk darbede yere çakılma oğlum,ilk imtihanda sınıfta kalma!
Ve asla,
Ama asla !
Araya umutsuzluğu sokma.
Orasıdır kadının şah damarı, umudu..
Kesildiği an, vazgeçer kadın.
Sevmekten,Beklemekten,Özlemekten,Hatta dua etmekten…
Can havliyle, kaçar.
Yakalayamazsın.
Artık o kadını üstüne alınamazsın.
Sahip çıkamadığın kadına hesap da soramazsın.
Kadınları bomba gibi düşün genç adam yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sende patlarsın.
Bak oğlum !
Bu hayatta herşeyi alırsın yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı.
Seni herşeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın,
Cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla..
Falan filan sonra,
Bilirsin ya..
Sen sen ol o kadını satma !
Bir kadın seni seviyorsa kavga eder.
Hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın, hem görürsün gözlerindeki korkuyu.
Kadınlar susmaz genç adam, susmuş kadın gitmiş kadındır.
Susmuş bir kadın için bitmiş bir adamsındır.
Bu kadınların değişmez ve değiştirilmesi teklif bile edinilemez olan maddelerinden biridir.
Kadın olmanın kuralıdır..
Bir şey daha vardır ki,
Kuştur kadın,
Ve bir gökyüzü vardır her kadının.
Öyle bir havan olmalı ki adamım,
Senden göçmediği için, onu dondurmamalısın.
Bunu bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın..
Nursen Yıldırım.
yapmanız gerekenler şunlarmış:
1. Kesinlikle içinizde geri dönermi dönmezmi şeklinde bir umut bırakmamanız, kararlarınızı ona bırakmamanız ve onun düşüncesi ne olursa olsun kendi kararınızı uygulamanız gerekir.
2. Artık ondan vazgeçtikten sonra ona karşı hayranlık yada nefret duyguları beslememeniz gerekir. Özellikle de bir sebepten ayrıldığınız yada sizi reddeden birine karşı nefret besleyebilirsiniz; fakat nefretiniz onu unutmanızı zorlaştıracaktır.
3. Size onu hatırlatacak duygu yüklü şarkılardan kaçınmalısınız. Bu çok önemlidir. Bu şarkıları dinlemeye devam ederseniz bu yazıyı hiç okumayın daha iyi.
Çoktan unuturdum seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun
4. Eğer mümkünse ondan ve çevresinden uzaklaşmanız yararınıza olacaktır.
5. Eğer uzaklaşmak mümkün değilse, onunla konuşmayacağım veya görmemezlikten geleceğim diye kendinizi kasmanız bir işe yaramayacağı gibi, tam ters sonuçlar da alabilirsiniz. Onu görmekten ve onunla konuşmaktan kaçınmak yerine ona herhangi biriymiş gibi davranmak en mantıklı davranış olacaktır.
6. Mümkünse ona olan sevginizi hiç dile getirmemeniz, özellikle üçüncü şahıslardan ve hatta kendinizden bile saklamanız yararınıza olur.
7. Kendinizi yeniden aşık olmak için zorlamayın. Bana göre en çok yapılan hata budur. Birini unutmak adına kendinize yapay bir aşk elde edebilirsiniz ve durumunuzun daha da karmaşıklaşmasına neden olabilir.
8. Son olarak ben hiç bir zaman onu unutamayacağım şeklinde sıradan insan düşüncesine kendinizi kaptırmayın. Mutlaka unutacaksınızdır. Bir çok kişi unutamam sanmış ama unutmuştur.
bir rüyadır gelir geçer
her aşk bir gün hayal olur
unutulmaz denen günler
unutulur unutulur..
http://www.herturlu.org/ask-acisini-unutmak/
1. Kesinlikle içinizde geri dönermi dönmezmi şeklinde bir umut bırakmamanız, kararlarınızı ona bırakmamanız ve onun düşüncesi ne olursa olsun kendi kararınızı uygulamanız gerekir.
2. Artık ondan vazgeçtikten sonra ona karşı hayranlık yada nefret duyguları beslememeniz gerekir. Özellikle de bir sebepten ayrıldığınız yada sizi reddeden birine karşı nefret besleyebilirsiniz; fakat nefretiniz onu unutmanızı zorlaştıracaktır.
3. Size onu hatırlatacak duygu yüklü şarkılardan kaçınmalısınız. Bu çok önemlidir. Bu şarkıları dinlemeye devam ederseniz bu yazıyı hiç okumayın daha iyi.
Çoktan unuturdum seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun
4. Eğer mümkünse ondan ve çevresinden uzaklaşmanız yararınıza olacaktır.
5. Eğer uzaklaşmak mümkün değilse, onunla konuşmayacağım veya görmemezlikten geleceğim diye kendinizi kasmanız bir işe yaramayacağı gibi, tam ters sonuçlar da alabilirsiniz. Onu görmekten ve onunla konuşmaktan kaçınmak yerine ona herhangi biriymiş gibi davranmak en mantıklı davranış olacaktır.
6. Mümkünse ona olan sevginizi hiç dile getirmemeniz, özellikle üçüncü şahıslardan ve hatta kendinizden bile saklamanız yararınıza olur.
7. Kendinizi yeniden aşık olmak için zorlamayın. Bana göre en çok yapılan hata budur. Birini unutmak adına kendinize yapay bir aşk elde edebilirsiniz ve durumunuzun daha da karmaşıklaşmasına neden olabilir.
8. Son olarak ben hiç bir zaman onu unutamayacağım şeklinde sıradan insan düşüncesine kendinizi kaptırmayın. Mutlaka unutacaksınızdır. Bir çok kişi unutamam sanmış ama unutmuştur.
bir rüyadır gelir geçer
her aşk bir gün hayal olur
unutulmaz denen günler
unutulur unutulur..
http://www.herturlu.org/ask-acisini-unutmak/
yıldızsız bir geceydi
bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim
sürgündüm çok uzaklardaydım,
ve gözlerindi sürgün sebebim..
çok çabuk çekildin hayatımdan
kaderle el eleydin,
bense kederle sarhoş...
yarım kalmıştı hikayemiz
göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden
belki de hayatımdan
duymadın haykırışımı, acılarımı,
benimsin sanmıştım uçtun avuçlarımdan
tutamadım, gitme de diyemedim
olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda
zaman çok kısaydı bizim için
yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar
ne de elveda diyebilecek kadar... *
bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim
sürgündüm çok uzaklardaydım,
ve gözlerindi sürgün sebebim..
çok çabuk çekildin hayatımdan
kaderle el eleydin,
bense kederle sarhoş...
yarım kalmıştı hikayemiz
göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden
belki de hayatımdan
duymadın haykırışımı, acılarımı,
benimsin sanmıştım uçtun avuçlarımdan
tutamadım, gitme de diyemedim
olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda
zaman çok kısaydı bizim için
yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar
ne de elveda diyebilecek kadar... *
kısaca hiç birşeyin şans veya rastlantılar ile olmadığına inananların yaptığı akımdır deriz lastik gibi bir cümle olur o yüzden açalım:
deterministler hiçbir şeyin belirsiz olmadığına inanır; herşey kendinden önceki bir sebebin sonucu olarak ortaya çıkar, ama biz bu sebebin ne olduğunu bilemeyiz. ancak biz sırf bu sebebi bilemiyor, bulamıyor veya hesaplayamıyoruz diye, sonuca şans eseri oluşmuştur diyemeyiz. belki olan olaya etki eden bir çok sebep vardır, aklımızın alamayacağı kadar fazladır belki, bunları hesaplamamız elbet bir insan için olanaksızdır. ancak bunu bulabilmek, kesin sonuca ulaşmak imkansız değildir.
misal, bir hedef ve bir tüfeğimiz var, ikiside aynı yükseklikte ancak silah hedef ile çok alakasız bir yere bakıyordur. silahı ateşlediğinde hedefi vurma olasılığı vardır. eğer vurursa bunun şans ile alakalı birşey olmadığını anlamak için ermeye gerek yok. rüzgar, mermi ağırlığı, mermi hızı, hedef uzaklığı gibi bir çok sebebin bir araya gelmesiyle sonuçta vurulması imkansız gibi görünen bir hedef vurulmuştur.
mesela bir bozuk parayı attığımızda yazı yada tura geleceğinin şansa bağlı olduğunu söyleriz. çünkü ne geleceğini bilemeyiz bunun sadece olasılığını hesaplayabiliriz deriz. ya yazı gelir ya da tura. olasılığı 1/2 dir deriz. ancak bu paranın elimizden çıkış hızını, atılış açısını, elimizin yerden yüksekliği, rüzgar veya hava akımı, paranın ağırlığı gibi nitelikleri hesaplarsak paranın yazı mı tura mı geleceğini kesin olarak bilebiliriz.
karşıt görüş için;
(bkz: kuantum fiziği)
deterministler hiçbir şeyin belirsiz olmadığına inanır; herşey kendinden önceki bir sebebin sonucu olarak ortaya çıkar, ama biz bu sebebin ne olduğunu bilemeyiz. ancak biz sırf bu sebebi bilemiyor, bulamıyor veya hesaplayamıyoruz diye, sonuca şans eseri oluşmuştur diyemeyiz. belki olan olaya etki eden bir çok sebep vardır, aklımızın alamayacağı kadar fazladır belki, bunları hesaplamamız elbet bir insan için olanaksızdır. ancak bunu bulabilmek, kesin sonuca ulaşmak imkansız değildir.
misal, bir hedef ve bir tüfeğimiz var, ikiside aynı yükseklikte ancak silah hedef ile çok alakasız bir yere bakıyordur. silahı ateşlediğinde hedefi vurma olasılığı vardır. eğer vurursa bunun şans ile alakalı birşey olmadığını anlamak için ermeye gerek yok. rüzgar, mermi ağırlığı, mermi hızı, hedef uzaklığı gibi bir çok sebebin bir araya gelmesiyle sonuçta vurulması imkansız gibi görünen bir hedef vurulmuştur.
mesela bir bozuk parayı attığımızda yazı yada tura geleceğinin şansa bağlı olduğunu söyleriz. çünkü ne geleceğini bilemeyiz bunun sadece olasılığını hesaplayabiliriz deriz. ya yazı gelir ya da tura. olasılığı 1/2 dir deriz. ancak bu paranın elimizden çıkış hızını, atılış açısını, elimizin yerden yüksekliği, rüzgar veya hava akımı, paranın ağırlığı gibi nitelikleri hesaplarsak paranın yazı mı tura mı geleceğini kesin olarak bilebiliriz.
karşıt görüş için;
(bkz: kuantum fiziği)
Bir parayı havaya attığınız zaman yazı mı yoksa tura mı geleceğini bilebilir miyiz? Evet; ama bu bilmekten çok şanslı bir tahmindir sadece, kesinlikle daha fazlası değildir. Peki ya böyle bir şeyi hesaplayabilecek bir gücünüz olsaydı; attığınız paranın ne geleceğini, sayısal lotoda çıkacak numaraları ya da evden dışarı çıktığınızda başınıza gelecek talihsizlikleri veya karşılaşacağınız tanıdıkları önceden bilmeniz gibi bir şansınızın olduğunu düşünün...
-Sizce bu geleceği görmek mi?
Pratikte hayır; ama teoride bu mümkün. 1801'de Fransız fizikçi Marquis Pierre Simon de Laplace Olasılık Hakkında Denemeler isimli kitabında, daha sonra Laplace'in şeytanı diye anılacak olan, bu teoriyi açıklamıştır. Bu teoriyi açıklamadan önce olasılık, determinizm, De Moivre, Laplace ve Heisenberg'den bahsetmemiz gerekecek, sonra da Maxwell'den.
1700'lerin başında Londra'da yaşamış bir istatistikçi olan Abraham De Moivre (1700lerde istatistik diye bir bilim dalı olmadığını göz önüne alırsak, De Moivre'nin istatistik biliminin kurucusu olduğunu söyleyebiliriz) şans diye bir şeyin olmadığını, bunun sadece bir yanılsama olduğunu, şans eseri olarak tanımladığımız şeylerin aslında bildiğimiz fizik kuralları sayesinde meydana geldiğini savunmuştur. Örneğin havaya attığımız paranın yazı mı yoksa tura mı geleceğini; hava akımı, elin açısı, elin yüksekliği, paraya uygulanan kuvvet, paranın alaşımı ve yerin şekli (paranın yere düştüğü kabul edilirse) gibi fiziksel faktörleri hesaplarsak kolayca(!) bulabiliriz. Bunu hesaplamak oldukça güçtür, hatta mümkün değildir; ama bu şansa bağlı olduğunu göstermez. Aradaki bu ince farkı görmemiz lazım, hesaplayamamamız hesaplanamayacağı anlamına gelmez.
Bu düşünce sistemine Determinizm deniyor, hiçbir şey belirsiz değildir; her şey kendinden önceki sebebin bir sonucudur, biz bu sebebi bilsek de, bilmesek de...
De Moivre bu imkânsız gibi görünen teoriyi ölümüyle bir nevi doğrulamıştı. Hayatının son dönemlerinde her gece fazladan 15 dakika uyuduğunu fark etmişti. Eğer uykusu her gece 15 dakika uzuyorsa, 24 saat uyuduğu gün ölecekti, De Moivre bu günü 27 Kasım 1754 olarak hesapladı ve o gün öldü. Tabii ki bu teorisini tam olarak kanıtlamaz; ama doğru ölçümlerin yapıldığı zaman her şeyi tahmin etmenin mümkün olduğunu gösterir.
De Moivre'in Şansın Doktrinleri isimli 52 sayfalık eseri (olasılık teorisi konulu ilk çalışma olduğu için matematiksel olarak önemi büyüktür) Laplace'in çalışmalarına temel oluşturmuştur. Laplace'in önemi, olasılık teorisini matematikte kullanan ilk kişi olmasıdır. Ayrıca çan eğrisi diye adlandırdığımız sistemi de işlevsel olarak kullanan ilk kişidir.
Laplace astronomi ve olasılık hakkında birçok çalışma yapmış ve önemli sonuçlara varmıştır ama benim bahsetmek istediğim kısım şeytan teorisi.
Laplace, olaslık teorisini şu şekilde açıklıyordu; bir durumun olasılığını hesaplamak için kurulan denklemler, sonuçtan emin olmayı sağlamıyordu, sadece hata payı en az olan sonucu bulmaya yarıyordu; yani hata payını ortadan kaldırmaya değil, en aza indirmeye çalışıyordu, çünkü hatasız bir denklem kurmak mümkün değildi. Kusursuz bir denklem kurmak için gerekli olan bilgiler asla elde edilemezdi.
işte şimdi Laplace'in Şeytanı'ndan bahsedebiliriz. Laplace, teorisini şöyle tanımlıyor:
Evrenin şimdiki halini geçmişin sonucu ve geleceğin nedeni olarak ele alabiliriz. Bir an için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek, ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de, aynı geçmiş gibi, onun gözlerinin önündedir.
Daha sonra bu teori Laplace'in şeytanı olarak anılmaya başlamıştır, aynı tanrı gibi her şeyi bilen bu canlı, şeytana benzetilmiştir. Eğer bu şeytan bir an için kusursuz bilgiye ulaşabilirse, o andaki her atomun konumunu ve üzerlerine etkiyen kuvveti bilirse, saf enerji olan, düşüncenin hızı, ışık hızından daha hızlı olduğu için şeytan o bir an içinde tüm olasılıkları hesaplayabilir ve en az hata payı içereni seçerse doğru seçim sayesinde geleceği kendi istediği yönde etkileyebilirdi ve gelecekte olacak şeyler birbirine bağlı olduğu için de (her olay kendinden önceki bir olayın sonucu, sonraki bir olayın sebebidir) geleceği de geçmiş gibi basit bir şekilde gözünde canlandırabilecekti.
Bu teoriye karşı çıkan bilim adamlarının en büyük itirazı, felsefi ve dini açıdan bakıldığı zaman teorinin, özgür irade kavramını yok saymasıydı. Bizim, yaratılanların en mükemmeli olarak kurmalı bir oyuncaktan en büyük farkımız özgür irademizdi. Peki gerçekten Laplace'in kastettiği şey bu muydu? Yoksa kusursuz bilgiye ulaşmanın nerdeyse imkânsız olduğu bu kuantum dünyasında, özgür irade ile çelişmeden bir adım ötesine geçerek onu aşan bir sonsuz irade kavramını mı ortaya koymak istemişti? Çoğu kişi bu zor soruya cevap aramak yerine daha kolay olan şu sonucu seçti: tanrı evreni yarattı ve biz aktörlere bu sınırlı senaryonun dışına çıkmadan oyunda kalma iznini verdi. Ama Laplace'in sormak istediği asıl soru şuydu: Eğer böyle bir araç olsaydı; bu aracın, benim özgür irademin sonucu olarak nitelendirdiğim gelecekteki hareketlerimi tahmin etmesini ne durdururdu?
Heisenberg 1926 da yayınladığı makalesinde Belirsizlik ilkesi ni ortaya koymuştur ve bir bakıma Laplace'ın teorisini çürütmüştür. Heisenberg'in ulaştığı sonuç şuydu:
Doğada hiçbir partikülün kesin olarak konumu ya da hızı bilinemezdi. Çünkü bilim adamı bir partikülün yerini bulmak için üzerine ışık tutuyordu ve partikül ile ışık dalgası kesiştiği zaman parçacığın konumunu belirleyebiliyordu.
Ama bu sırada istenmedik bir sonuç da ortaya çıkıyordu, ışık ve partikül kesişinceye kadar partikülün hızı bilinemeyeceği için partikülün hızı belirsiz bir şekilde değiştirilmiş oluyordu.
Bu da partikülün hem hızının hem konumunun aynı anda bilinemeyeceğini gösteriyordu, fiziksel dünyada her zaman bir belirsizlik vardı. Böylece modern kuantum fiziği doğdu Schrödinger de aynı olayı şu felsefi soruyla açıklamaya çalışmıştır:
Bir kediyi, radyoaktif bir atom, bir şişe içinde siyanür gazı ve enerji aldığı anda çalışmaya başlayan bir çekiçle aynı kutuya koyarsan ne olur? Eğer radyoaktif madde hareketlenirse çekiç çalışacak, şişeyi kıracak ve kedi ölecektir. Ama eğer radyoaktif madde hareketlenmezse kedi yaşayacaktır. Ama bilim adamı kutuyu açana kadar atom ne hareketli ne de hareketsizdir, iki olasılığın da birleşimidir. O zaman kutu kapalıyken kediye ne olur?
Schrödinger'in Kedisi olarak bilinen bu teoriyi şöyle yorumlayabiliriz; biz kutuyu açana kadar kedi hem ölü hem de canlıdır, ancak kutu açıldığında iki durumdan birinde ya da diğerindedir, olmak zorundadır. Bu da partikülün, biz konumunu tespit edene kadar nasıl belirsiz, ya da aynı anda iki yerde, olabileceğini açıklıyor.
Bu durumda şeytan teorisi geçersiz kılınmış oluyordu, çünkü herhangi bir anda evrendeki parçacıkların yeri belirsizdir ve konumlarını tespit etmek olanaksızdır.
Maxwell de Heisenberg gibi mutlak kanunlara inanmıyordu. Maxwell Termodinamiğin ikinci kanununun gerçek dışı olduğunu kanıtlamıştır. isterseniz ikinci kanunun önemi üzerinde biraz duralım. Birinci kanun hepimizin bildiği madde yoktan var, vardan da yok olamaz dır. ikinci kanun ise biraz daha kapsamlı ve işlevseldir. Enerji çok yoğun olan yerden az yoğun olan yere kendiliğinden akmak eğilimindedir. Bu ikinci kanun, şimşekten, kayaların dağdan aşağı yuvarlanmasına, boşalan pillerin tekrar dolmamasından, lastiğin havasının inmesine, gemilerin batmasından ocaktan inen kızgın yağın soğumasına kadar pek çok şeyi açıklıyordu. Özellikle de zamanın tek yönlü akışını açıklıyordu, bu yüzden 'zaman oku' olarak da anılmaktadır. Ne gördüğümüzü, deneyimlerimizin ne olduğunu ve olacaklar hakkında ne düşündüğümüzü özetler ikinci kanun.
Maxwell gaz tüpleriyle yaptığı deneyle ikinci kanunun mutlak olmadığını, olası olduğunu kanıtladı. ikinci kanun ancak büyük olasılıkla sağlanabiliyordu. Bu da fizik yasalarının tamamının kesin olmadığını gösterdi ve insanlara 'şans' diye bir şeyin varlığının kanıtlandığını tekrar düşündürdü.
Hâlbuki Laplace'in tam olarak anlatmaya çalıştığı şey gerçekten bir Şeytan'ın varolması ya da varolma ihtimali değildi, bu sadece durumu basitçe anlatmak için kullandığı bir benzetmeydi. Aslında o andaki tüm bilgiye sahip olan ve bilgileri aynı anda işleme sokarak fizik kurallarıyla sistemin devamını sağlayan şeytan, başlı başına evrenin ta kendisi değil midir?
Her şey birbiri ardına düzen içinde işliyor, her şey kendinden önceki sonuca ve kendinden sonraki sebebe dayanmıyor mu? Buna ister Tanrı diyelim ister 'evren', ister biz farkında iken dönsün bu çark isterse biz gözümüzü yummuşken, sonuçta her şey şans sayesinde değil, belirli olasılıklar dâhilinde gerçekleşmektedir.
-Sizce bu geleceği görmek mi?
Pratikte hayır; ama teoride bu mümkün. 1801'de Fransız fizikçi Marquis Pierre Simon de Laplace Olasılık Hakkında Denemeler isimli kitabında, daha sonra Laplace'in şeytanı diye anılacak olan, bu teoriyi açıklamıştır. Bu teoriyi açıklamadan önce olasılık, determinizm, De Moivre, Laplace ve Heisenberg'den bahsetmemiz gerekecek, sonra da Maxwell'den.
1700'lerin başında Londra'da yaşamış bir istatistikçi olan Abraham De Moivre (1700lerde istatistik diye bir bilim dalı olmadığını göz önüne alırsak, De Moivre'nin istatistik biliminin kurucusu olduğunu söyleyebiliriz) şans diye bir şeyin olmadığını, bunun sadece bir yanılsama olduğunu, şans eseri olarak tanımladığımız şeylerin aslında bildiğimiz fizik kuralları sayesinde meydana geldiğini savunmuştur. Örneğin havaya attığımız paranın yazı mı yoksa tura mı geleceğini; hava akımı, elin açısı, elin yüksekliği, paraya uygulanan kuvvet, paranın alaşımı ve yerin şekli (paranın yere düştüğü kabul edilirse) gibi fiziksel faktörleri hesaplarsak kolayca(!) bulabiliriz. Bunu hesaplamak oldukça güçtür, hatta mümkün değildir; ama bu şansa bağlı olduğunu göstermez. Aradaki bu ince farkı görmemiz lazım, hesaplayamamamız hesaplanamayacağı anlamına gelmez.
Bu düşünce sistemine Determinizm deniyor, hiçbir şey belirsiz değildir; her şey kendinden önceki sebebin bir sonucudur, biz bu sebebi bilsek de, bilmesek de...
De Moivre bu imkânsız gibi görünen teoriyi ölümüyle bir nevi doğrulamıştı. Hayatının son dönemlerinde her gece fazladan 15 dakika uyuduğunu fark etmişti. Eğer uykusu her gece 15 dakika uzuyorsa, 24 saat uyuduğu gün ölecekti, De Moivre bu günü 27 Kasım 1754 olarak hesapladı ve o gün öldü. Tabii ki bu teorisini tam olarak kanıtlamaz; ama doğru ölçümlerin yapıldığı zaman her şeyi tahmin etmenin mümkün olduğunu gösterir.
De Moivre'in Şansın Doktrinleri isimli 52 sayfalık eseri (olasılık teorisi konulu ilk çalışma olduğu için matematiksel olarak önemi büyüktür) Laplace'in çalışmalarına temel oluşturmuştur. Laplace'in önemi, olasılık teorisini matematikte kullanan ilk kişi olmasıdır. Ayrıca çan eğrisi diye adlandırdığımız sistemi de işlevsel olarak kullanan ilk kişidir.
Laplace astronomi ve olasılık hakkında birçok çalışma yapmış ve önemli sonuçlara varmıştır ama benim bahsetmek istediğim kısım şeytan teorisi.
Laplace, olaslık teorisini şu şekilde açıklıyordu; bir durumun olasılığını hesaplamak için kurulan denklemler, sonuçtan emin olmayı sağlamıyordu, sadece hata payı en az olan sonucu bulmaya yarıyordu; yani hata payını ortadan kaldırmaya değil, en aza indirmeye çalışıyordu, çünkü hatasız bir denklem kurmak mümkün değildi. Kusursuz bir denklem kurmak için gerekli olan bilgiler asla elde edilemezdi.
işte şimdi Laplace'in Şeytanı'ndan bahsedebiliriz. Laplace, teorisini şöyle tanımlıyor:
Evrenin şimdiki halini geçmişin sonucu ve geleceğin nedeni olarak ele alabiliriz. Bir an için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek, ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de, aynı geçmiş gibi, onun gözlerinin önündedir.
Daha sonra bu teori Laplace'in şeytanı olarak anılmaya başlamıştır, aynı tanrı gibi her şeyi bilen bu canlı, şeytana benzetilmiştir. Eğer bu şeytan bir an için kusursuz bilgiye ulaşabilirse, o andaki her atomun konumunu ve üzerlerine etkiyen kuvveti bilirse, saf enerji olan, düşüncenin hızı, ışık hızından daha hızlı olduğu için şeytan o bir an içinde tüm olasılıkları hesaplayabilir ve en az hata payı içereni seçerse doğru seçim sayesinde geleceği kendi istediği yönde etkileyebilirdi ve gelecekte olacak şeyler birbirine bağlı olduğu için de (her olay kendinden önceki bir olayın sonucu, sonraki bir olayın sebebidir) geleceği de geçmiş gibi basit bir şekilde gözünde canlandırabilecekti.
Bu teoriye karşı çıkan bilim adamlarının en büyük itirazı, felsefi ve dini açıdan bakıldığı zaman teorinin, özgür irade kavramını yok saymasıydı. Bizim, yaratılanların en mükemmeli olarak kurmalı bir oyuncaktan en büyük farkımız özgür irademizdi. Peki gerçekten Laplace'in kastettiği şey bu muydu? Yoksa kusursuz bilgiye ulaşmanın nerdeyse imkânsız olduğu bu kuantum dünyasında, özgür irade ile çelişmeden bir adım ötesine geçerek onu aşan bir sonsuz irade kavramını mı ortaya koymak istemişti? Çoğu kişi bu zor soruya cevap aramak yerine daha kolay olan şu sonucu seçti: tanrı evreni yarattı ve biz aktörlere bu sınırlı senaryonun dışına çıkmadan oyunda kalma iznini verdi. Ama Laplace'in sormak istediği asıl soru şuydu: Eğer böyle bir araç olsaydı; bu aracın, benim özgür irademin sonucu olarak nitelendirdiğim gelecekteki hareketlerimi tahmin etmesini ne durdururdu?
Heisenberg 1926 da yayınladığı makalesinde Belirsizlik ilkesi ni ortaya koymuştur ve bir bakıma Laplace'ın teorisini çürütmüştür. Heisenberg'in ulaştığı sonuç şuydu:
Doğada hiçbir partikülün kesin olarak konumu ya da hızı bilinemezdi. Çünkü bilim adamı bir partikülün yerini bulmak için üzerine ışık tutuyordu ve partikül ile ışık dalgası kesiştiği zaman parçacığın konumunu belirleyebiliyordu.
Ama bu sırada istenmedik bir sonuç da ortaya çıkıyordu, ışık ve partikül kesişinceye kadar partikülün hızı bilinemeyeceği için partikülün hızı belirsiz bir şekilde değiştirilmiş oluyordu.
Bu da partikülün hem hızının hem konumunun aynı anda bilinemeyeceğini gösteriyordu, fiziksel dünyada her zaman bir belirsizlik vardı. Böylece modern kuantum fiziği doğdu Schrödinger de aynı olayı şu felsefi soruyla açıklamaya çalışmıştır:
Bir kediyi, radyoaktif bir atom, bir şişe içinde siyanür gazı ve enerji aldığı anda çalışmaya başlayan bir çekiçle aynı kutuya koyarsan ne olur? Eğer radyoaktif madde hareketlenirse çekiç çalışacak, şişeyi kıracak ve kedi ölecektir. Ama eğer radyoaktif madde hareketlenmezse kedi yaşayacaktır. Ama bilim adamı kutuyu açana kadar atom ne hareketli ne de hareketsizdir, iki olasılığın da birleşimidir. O zaman kutu kapalıyken kediye ne olur?
Schrödinger'in Kedisi olarak bilinen bu teoriyi şöyle yorumlayabiliriz; biz kutuyu açana kadar kedi hem ölü hem de canlıdır, ancak kutu açıldığında iki durumdan birinde ya da diğerindedir, olmak zorundadır. Bu da partikülün, biz konumunu tespit edene kadar nasıl belirsiz, ya da aynı anda iki yerde, olabileceğini açıklıyor.
Bu durumda şeytan teorisi geçersiz kılınmış oluyordu, çünkü herhangi bir anda evrendeki parçacıkların yeri belirsizdir ve konumlarını tespit etmek olanaksızdır.
Maxwell de Heisenberg gibi mutlak kanunlara inanmıyordu. Maxwell Termodinamiğin ikinci kanununun gerçek dışı olduğunu kanıtlamıştır. isterseniz ikinci kanunun önemi üzerinde biraz duralım. Birinci kanun hepimizin bildiği madde yoktan var, vardan da yok olamaz dır. ikinci kanun ise biraz daha kapsamlı ve işlevseldir. Enerji çok yoğun olan yerden az yoğun olan yere kendiliğinden akmak eğilimindedir. Bu ikinci kanun, şimşekten, kayaların dağdan aşağı yuvarlanmasına, boşalan pillerin tekrar dolmamasından, lastiğin havasının inmesine, gemilerin batmasından ocaktan inen kızgın yağın soğumasına kadar pek çok şeyi açıklıyordu. Özellikle de zamanın tek yönlü akışını açıklıyordu, bu yüzden 'zaman oku' olarak da anılmaktadır. Ne gördüğümüzü, deneyimlerimizin ne olduğunu ve olacaklar hakkında ne düşündüğümüzü özetler ikinci kanun.
Maxwell gaz tüpleriyle yaptığı deneyle ikinci kanunun mutlak olmadığını, olası olduğunu kanıtladı. ikinci kanun ancak büyük olasılıkla sağlanabiliyordu. Bu da fizik yasalarının tamamının kesin olmadığını gösterdi ve insanlara 'şans' diye bir şeyin varlığının kanıtlandığını tekrar düşündürdü.
Hâlbuki Laplace'in tam olarak anlatmaya çalıştığı şey gerçekten bir Şeytan'ın varolması ya da varolma ihtimali değildi, bu sadece durumu basitçe anlatmak için kullandığı bir benzetmeydi. Aslında o andaki tüm bilgiye sahip olan ve bilgileri aynı anda işleme sokarak fizik kurallarıyla sistemin devamını sağlayan şeytan, başlı başına evrenin ta kendisi değil midir?
Her şey birbiri ardına düzen içinde işliyor, her şey kendinden önceki sonuca ve kendinden sonraki sebebe dayanmıyor mu? Buna ister Tanrı diyelim ister 'evren', ister biz farkında iken dönsün bu çark isterse biz gözümüzü yummuşken, sonuçta her şey şans sayesinde değil, belirli olasılıklar dâhilinde gerçekleşmektedir.