bugün

sevdiği entry'ler

eski sevgili

Lan aradan zaman geçtikçe fav ex imin yaptığı bütün yaprak kürek davranışları unutup güzel şeyleri hatırlamaya başladım. Özlüyorum resmen elemanı. Asla barışmak falan istemiyorum da keşke şöyle bi düğme olsa bassam bir iki gün geçirip sonra normal hayatımıza geri dönsek…ama yok ki.
Bunlar hep next gelmedi diye oluyor ama ona eminim. Sıçacam bu mantıktan uzak primat beynine de artık ha yeter.

geceye bir fotoğraf bırak

Bu anlamsız papatyanın bir hikayesi var. Biraz uzun ama anlatayım.

Sanırım 1-2 sene oluyor. istanbul’daki ilk zamanlarım. Birden atıldım bu tempoya, ve hiçbir zaman “ben artık istanbul’da yaşıyorum.” Farkındalığım olmadı.

Bunun yan etkisi olarak şehrin gerginliğini aldım üstüme. En ufak şeylere sinirlenip sevginin varlığını reddettiğim bir dönemdi.

Gergin bir şekilde bindim metrobüse. O an insanların duygudurumları etrafında görülse, benim çevremi kaplayan derin bir karanlık olurdu. Her şeye inancını yitirmiş birisi yitirmenin şehrinde.

Ben oturduktan sonra karşıma genç bir çift oturdu. Yol uzun, kafam cama dayalı, sektire sektire gidiyorum kafamı. Sinirden başım ağrıdığında birebir bir yöntem.

Bir süre sonra müzikten başım ağrıdı ve ne oluyor etrafta diye süzerken karşımdaki çifti gördüm. Piknikten geliyorlardı belli. Ellerinde sepet, günün ne kadar güzel geçtiğine dair konuşurken parlayan 2 çift göz. Kızın kucağında bir demet papatya.

Hafif bir gülümseyip kafamı cama tekrar yasladım. O ara inmeye yeltendiler. Kızın buketinden koptu bir papatya ve yere düştü. Farketmediler. O kadar gergin ve umutsuz insanın içinden güle oynaya indiler aşağı.

Eğildim yere ve aldım bu papatyayı. Birden içimde yitirdiğim bütün umutlar ve duygular tekrar canlandı. Üstümdeki gerginliğin yükü kalktı.

Bu çiçek yaşamadı elimde. Koydum cebime eve getirdim. Çürüyene kadar durdu bir köşede.

Çok mu metafor yükledim bilmiyorum. Hayattaki amaçlarımı, benliğimi tekrar hatırlamama ve kazanmama yardımcı oldu. Bu yüzden asla silinmeyecek fotoğraflar arasında yerini aldı.
görsel

bir uzaylının gözünden dünyalılar

+ Oğlum noluyor lan bunlara, her yerde bir şeyler patlıyor, şarkılar türküler?
- dünyaları güneşin etrafında bir tur atmış abi.
+ eee yani?
- ona seviniyorlar abi, kutluyorlar.
+ ilk defa mı atıyormuş?
- yok abi, 365 günde bir atıyor.
+ tamam, kapat teleskobu.

Muhtemelen bu şekilde diyaloglara sebep oluyordur.

sevgiliyle tekrar barışmak

eğer ayrılıp bir süre sonra tekrar başlamaktan bahsediyorsak, ilk ayrılığa götüren sebep neyse onun yüzünden tekrar ayrılacaksınız. bunun istisnası milyonda bir falandır. çünkü insanlar değişmez ve bir kere ayrılabildiyseniz tekrar ayrılabilirsiniz. ayrılıp sizsiz olabilmiş, belki de araya başkalarını almış, sizsizliği denemiş, oldurmaya çalışmış biriyle işiniz olmasın.

kızlar neden açık giyinir

kendisini geliştirememiş, ilkellikten ve cahillikten kurtulamamış, ahlâk kavramının kadınların bacak aralarında olduğunu zannedecek kadar sığ, başkalarının yaşam tarzına karışacak kadar da hadsiz, ancak yobaz bir ortadoğu kertenkelesinin soracağı zırvalıkta ve çirkinlikte bir soru.

yine de cevaplayayım; canları öyle giyinmek istediği için öyle giyinirler. emin olun sizden daha çok sizinle aynı gezegende yaşamaktan nefret ediyorlar. keşke sizin hiç var olmadığınız bir yer olsaydı da, bütün kadınlar özgürce, mutlu ve güvenli bir şekilde yaşasalardı.

kürtçenin farsçadan geldiğini kabul etmeyen tip

ulan nasıl bir milletiz amk.

biri çıkar kürt yok aslında kürtler bir türk boyudur der.
biri çıkar dilleri yok aslında farsi onlar der.
biri çıkar onlar aslında yahudi der.
biri çıkar hayır onlar ermeni der.

hayır işin enteresan yanı bu çıkıp bizi sınıflandırmaya çalışan tayfa hep aynı tayfa. neyse sonuçta türk'te olsak farsda olsak yahudide olsak ermenide olsak artık seçimleri belirliyoruz.
evet nitelik çok yüksek değil şimdilik ama nicelikle aradaki fark kapatılabiyormuş rahatça.

benim yazılarım

yaptığım tek şey hayattan kaçarak kitaplara dalmak. bir nevi uyuşturucu görevi görüyor kitaplar benim için. hayatın sefaletini, adaletsizliğini, acıları ve benliğimi unutmanın başka yolunu bulamıyorum. hayat devam ediyor, ben devam edemiyorum. yaşlanıyorum, çürüyorum, insanlardan ve hayatın günlük akışından uzak kalmış bir halde kendime zarar verdiğimi düşünüyorum. hala hayatı tanıyamıyorum. keşke vahşi bir hayvan olup bir başka hayvana av olsaydım diyorum. belki bu şekilde varlığımı kısa yoldan tamamlamış olurdum. merak edilecek, hevesle beklenecek, uğruna çaba sarf edilecek yarınlar tahayyül edemiyorum. ölmeden önce hayatta yaptığım tek şeyin kendimi dışarıya kapatarak kitap okumak olmasını istemiyorum.
üç yıldır beni iliklerime kadar sömüren bir iş yerinde çalışıyorum. işe girdiğimden beri biliyorum beni ne hallere koyacaklarını, yine de daha iyi bir iş aramak gibi bir çabadan bile aciz kalıyorum. çünkü umudum yok, gücüm yok. yeni çabalar, ağızlarına bakılacak yeni insanlar, yeni patronlar. yeni stresler ve yeni hayal kırıklıkları. ben bunlar için artık oldukça güçsüz biriyim. oysa beni hayatta tutmaya yetecek şeyler o kadar uçuk kaçık hayaller değillerdir. bir kulübe, bir bahçe. daha fazla yazmak için bile gücüm yok. mutlu olun.
© copyright 2005 - 2026