bugün

entry'ler (31)

13 şubat 2011 karşıyaka altay maçı

saat 19.00'da başlayacak ve trt'den de naklen yayınlanacak izmir derbisi.

Atatürk stadında oynanacak maçta kapalı ve kale arkası tribünler ksklilerin, açık tribünlerse Altaylıların olacaktır.

hastası olunan sözler

"ayıpladığını yapmadan ölmüyor insan..."

kardeşin hayatını kurtarması

küçüktüm henüz büyümemiştim, sene 99, 17 ağustos. bunaltıcı bi yalova gecesi. dışarıdayız, ailece oturuyoruz, sohbet ediyoruz. saat ilerledikçe uykusu geliyor herkesin, eve girmeye hazırlanıyoruz, küçük kardeşim hariç. ağlıyor avazı çıktığı kadar, istemiyor içeri girmek. annem sinirleniyor, kolundan sürükleye sürükleye sokuyor eve çocukcağızı.

nasıl olsa yazlık, herkes bulduğu yerde yatıyor, ben de hep annemin yanında yatıyorum açılan ikili kanepelerde. kardeşim tek başına, yan tarafımızda köşesinde küçük ama yüksek bi çıkıntı bulunan koltukta. ağlıyor o gece daha yatmadan, hiç huysuz değil halbuki nadiren duyarız ağladığını, dünyanın en uyumlu çocuğu belki. küçük ama benden olgun hatta. annemin yanında yatıcam diyor.

kızıyorum ben, söylene söylene kalkıp diğer koltuğa yatıyorum. sarılıyor bana yatmadan önce, neden yapıyor bilmiyorum. ben sinirliyim, savuşturuyorum başımdan. gidiyor anneme sarılıp yatıyor.

çok yorulmuşum, gözlerimi kapıyorum ve anında uykuya dalıyorum. sonrası malum yıkıntıların arasında uyanıyorum. ağır bi beton kokusu var burnumda, her şey yerle bir olmuş. bir şey düşünemiyorum bayılıyorum. ayılıyorum, bağırışlar duyuyorum, bayılıyorum, tekrar ayılıyorum susuyorum, çok susuyorum.

biri ismimi söylüyor dışarıdan, bağırıyorum sesimin çıktığı kadar. zar zor çıkarıyorlar beni oradan. sağ bacağım şişmiş, çok ağrıyor, yürüyemiyorum. hemen ankaraya dönmemiz gerekiyor, doktora gitmemiz. o sırada babamı görüyorum, ankaradan kalkmış gelmiş hemen. enkazın içinde çabalayıp duruyor, bağırıyor, gözlerinde yaşlar var. anneanneme annem nerede diyorum, kimse cevap vermiyor. soruyorum, soruyorum, haykırıyorum, "nerede!" diyorum.

hastanede gözlerimi açıyorum, ameliyattan çıkmışım, henüz olmadığım diğer 10 ameliyatın ilki. babam duruyor başımda, su istiyorum, vermiyorlar narkozdan dolayı. defalarca su istiyorum, pes ediyorum. sesim çıkmıyor, "nerede onlar" diyorum. cevap yok, yine bayılıyorum.

birkaç gün sonra alıyorum ilk cevabımı, annemle kardeşimin yattığı kanepeye duvar düşmüş, ikisi de ölmüş. benim yattığım yerin tepesindeki çıkıntı üzerime düşen duvarı tutmuş ve öyle kurtulmuşum. kardeşim, şimdi "melek oldu" dedikleri kardeşim kurtarmış benim hayatımı. fark etmeden vedalaşmış bile, sarılmış ve hoşçakal demiş.

şimdi canım kardeşim, hayatta olmalıydın ve doğum gününü kutlamalıydık hep beraber, bütün aile. doğum günün kutlu olsun.

uzaktaki sevgili

tırnaklarını kalbinize sapladıktan sonra terminallerde uyuşuk adımlara dönüşen,
özlem tohumlarını henüz yanınızdayken benliğinize serpiştiren,
gözyaşlarının günde birkaç kez yanaklarla sevişmesine alıştıran,
elini bıraktığı anda avuç içlerinin kavrulmasına neden olan,
arkasından öylece bakakaldıran,
giderken nasıl yürüdüğünü ezberleten, kabus yapan,
yasını tutturan en güzel günlerin yenilerine daha çook varken,
yastığını sevdiren usul usul geceleri gırtlağa kadar onsuzluğa gömülmüşken
ve korkutan her gün ta derinden

sevgili...

yeşim salkım

kendileri referandumda "böyle bir şey ilk defa halkın iradesine sunuluyor, çok mutlu oldum. o yüzden evet diyeceğim" buyurmuştur.
ve bu cümlesiyle zaten hangi nitelikte olduğunu, bilgi birikimini, kültür seviyesine gözler önüne serdi. tebrik ediyoruz.

he yavrum ilk kez anayasa değişikliği referandumu yapılıyor. aferin.

unutmadan bi de "anayasa paketinde bazı değişiklikler yapılmış fakat yargıda pek bi değişiklik yapılmamış" da demiş. bi bravo da bu cümleye.

bu millet hangi maddeleri tartışıyor abi günlerdir ya, yargıyı akp'nin tekeline verme sorunuyla karşı karşıya olduğumuzdan bütün bu tartışmalar. aç artık gözünü bi be aç.

edit: "statükocu" dikta yanlısı tayfa iş başında. eksilerin devamını bekliyorum.
ya da şöyle bir şey bekliyorum
"salak ama göğüsleri güzeaaal"

yahudi yazarlar

arkadaşım sorunlu musunuz anlamıyorum ki? kimin dininden, etnik kökeninden, ırkından size ne?

yurtdışına çıkarken "ay bize terörist muamelesi yapıyorlar" demeyi biliyorsunuz ama mesele çuvaldızı kendine batırmaya gelince herkes sus pus oluyor, herkes faşist kesiliyor.
sözlükteki yahudi yazarlar sorumluysa bu hain saldırıdan el kaide'nin eylemlerinden de biz sorumluyuz "müslüman" olarak.

lafla olmuyor bu işler, biraz sağduyu lazım.

not: kötüleyin bakalım.

cemal süreya

en güzel dizelerin en güzel şairi.

işte tam bu saatlerde bir yara gibidir su
yeni deşilmiş uçlarına sokakların, küçük uçlarında.
senin o güneş sarnıcı gözlerin
ölüm yası içindeki bir evde
olmaması gereken bir şey gibi, kırılan bir ayna gibi.
bu saatlerde.
çarmıhını yanından eksik etmeyen bir isa gibi
merdiven taşıyan bir adam görüyoruz
bu adamı ne kadar çok seviyorum, bu kuşu ne kadar
sen ne seviyorsun sen zaten sevince
alnınla ayıklarsın yeryüzünü,
çardaklar binaların ağızlarında
aşar gider kendi sınırlarını
köpekler gizli bir dağı havlar.

bunlar iyidir diyorum bunlar senden haberli,
yoksa nerden bilecekler
korbon sınırlarında yaşayan balıklar
kovadan sızan hicret gününü,
peygamberin parmaklarına asıp paltolarını
nasıl girecekler tanrıevine
mucizesever müslümanlar,
ve on binlerin dönüşü sırasında
grek keçilerinin çiftleştiği
dağ yolları neyle donacak?

yine de sevişirken
kullandığımız her kelime
hırsızın devirdiği eşya.

minibüsleri morarmış sokaklar
buğdayın parayla değişildiği
paranın ekmekle değişildiği
ekmeğin tütünle değişildiği
tütünün acıyla değişildiği
ve artık hiçbir şeyle değişilmediği acının.
o sokaklarda.
saatler yağmuru gösteriyor,
bugün bu küçük salı günü
her şeyi eksik istanbul'un, tepedekilerden başka
yalnız galata
galata
gecenin bodrumlarında beslediği
o tükenmez paslanmaz tutkusu
bir ağız mızıkası halinde
denize yediriyor yavaş yavaş.

20 mayıs 2010 altay adanaspor maçı

ağlatan maçtır. öyle bi takım hayal edin ki borç içinde yüzsün, yüreğiyle oynasın, oyuncuları "biz bu forma için ölürüz" desin, reklam amacı gütmeden, yüreğinden gele gele.
öyle bir takım ki tam bir aile, öyle büyük güç gösterileri yok ama yürek var yürek.

şimdiyse haketmediği bi ligde, mazisi dahi olmayan takımlarla mücadele devri sona erdi.

hiçbir şeye benzemez Altay taraftarı olmak, bize de bu mutluluğu yaşattı ya helal olsun.

deniz baykal ın istifa etmesi

artık deniz baykal'dan, ortada dolaşan videodan, skandal olmaktan, komplodan çıkmış başka boyutlar kazanmıştır.

akp'de cemil çiçek'in yalandan deniz baykal'a geçmiş olsun demesi, mahremiyetin korunması gerektiğini söylemesi, rte'nin mit'e bunun "sorumlularının" bulunması için talimat vermesi, akabinde deniz baykal'ın istifa etmesi, istifa ederken de akıllara zarar açıklamalar yapması -ki ben olsam nasıl olsa siyasi hayatım bitmiş, çok daha fazlasını söylerdim.- pensilvanya'ya kadar uzanan göndermeler, fethullah gülen'e teşekkürler -ki bu gerçek bi hataydı- haklı olarak ak parti'yi suçlaması, rte'nin baykal'ı düzeysiz ilan etmesi ülkeyi iyice bi kaos havasına sürüklemiştir.

gündemimiz bi süre daha meşgul kalacaktır, hayırlı olsun.

sevgiliyle sigara arasındaki benzerlikler

ikisi de kanser eder, kanser!

hiç gelmeyecek birini beklemek

o gelmedikçe sen daha çok beklersin, daha umutla beklersin.

önce hayatının bi parçası olur beklemek,
sonra da bütün hayatın.

ben bu yazıyı sana yazdım

beklemekten sıkılmıştım. sabretmeye çalışmak ayrı bir çile. o gün ayrılığın ilk günü müydü yoksa ben mi evham yapıyordum? artık benim olmadığını düşünmek benden küçük küçük parçalar koparıyordu. kanıyordum ama pıhtılaşmak gelmiyordu içimden. şiddetle reddediyordum gerçeği. hani bizim verdiğimiz sözler vardı, hani farklıydı?

küfürler edesim geliyordu, edemiyordum. seviyordum çünkü. kanamaya devam diyordu kalbim. kaldım öyle bir süre.

sonra kolay olanı seçmeye karar verdim. yatağa yattım, sana daldığımı fark edene kadar uykuya daldığımı sanıyordum. beni rahat bırakmamaya ant içmişti sanrılar. gözlerin neden gitmiyor gözlerimin önünden? gülüşün...nasıl kazınmış böyle beynime.

oysa bir zamanlar benimdin. ben mi kaybettim seni? sensizliği hiç düşünmemiştim ben. nasıl bi his olduğunu bilmiyordum. öğreniyorum. ya da... öğreniyor muyum acaba?

"olmazdı zaten" diye fısıldıyor yabancı sesler kulağıma. her kafadan bir ses. uyu, unut, gül, üzülme, yapma, değmez.

hepsini savuştururcasına bağırmak istiyorum, sesim çıkmıyor. hani bazen kabus görürdüm de korkarak uyanırdım, sana anlatırdım ya bağırmak isteyip de ses çıkaramadığımı. sen avuturdun beni.

ne kadar şefkatliydin. nasıl bakardın öyle içime işleye işleye.

başımı omzuna koyup kalbinin atışını hissederdim. hızlı atardı hep. "sen yanımdasın da ondan" derdin. tanrım, inanamıyordum bu kadar güçsüz olduğuma. hani benim kimseye ihtiyacım yoktu?

sana bakarken gözlerim dolardı bazen. güçlüydüm ya, gözlerimi kaçırırdım sen görme diye. güçlü falan değilmişim, olmuyormuş sensiz.

kalkıyorum, ölü gibi dolaşıyorum evin içinde. gözlerim bi noktaya odaklanmış. kaçırmak istiyorum, oynamıyorlar. yine yabancı bir ses. "ağlama". tuhaf, ağlayamıyorum zaten. dayanamıyorum diyorum içten içe, bu kadarı çok fazla.

bir anda çıkıyorum sana daldığım uykumdan. sen varsın yanımda. gözlerin kapalı, bir elin sanki beni korumak istermiş gibi üstümde. doğrulup öpüyorum seni. "uyan" diyorum. her zamanki uyku mahmurluğunu izleyip huzurlanıyorum. anlıyorum, sensizliğe dayanamıyorum.

uzak mesafe ilişkisi

"ne oluyor lan böyle bana" dedim hayatımda ilk kez.

karşımdan el sallayarak bana gelen oydu. gülümsüyordu. ben de gülümsedim. o gülümsemese de gülümserdim. koşup boynuna sarılasım geldi ama henüz başlarındaydık bu garip ilişkinin, olmazdı.

zaten yürümezdi bizimki, öyle diyorlardı. ne yalan söyleyim ben de öyle diyordum. aramızda kilometreler vardı, tam 579 km, aşağı yukarı 8,5-9 saat otobüsle.

kolay mıydı be canından bi parçayı her seferinde terminallerde bırakmak, arkasından el sallamaya yüreğin dayanamayıp başın önde yürüyüp evine gitmek, ayda bir görüşücez diye gün saymak, gün saymak, gün saymak... zamanın alay etmesi seninle, yavaşlaması, durması.

sadece bir öpücük için, bir çift göz için bıkmadan usanmadan kat edilen yollar, geçmeyen kilometreler, yol boyunca gözünün önüne gelip duran hayali, bekleyen taraftaysan gece uyuyamamak, gelsin artık demek. her şeyi telefonla paylaşmak, internetten görmek yüzünü, kamera karşısında ağlamamak için, onu da üzmemek için zor tutmak kendini. moralin bozuk olduğunda gidememek yanına, omzuna yatıp huzur bulamamak, kıskanmak, delice kıskanmak, onu sakınmak.

o kadar zordur her şey ama bütün bunlar onun parmaklarının ucundan çıkmış tek bir telefon mesajıyla yok olur gider, "belki de bu kadar uzak olmasaydık böylesine büyük bi aşkı hissedemezdik, bu kadar özel olmazdı seni öpmek, sana dokunmak."

ve bu şiir nazım'dan geliyor;

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.

zamanı gelince vazgeçmeyi bilmek

işte o vakit,
koy avuç içini saatin üzerine,
olmazsa tut yelkovanı, akrebi.
durdur zamanı, durdur ki vazgeçmek zorunda kalmayasın.

(bkz: zamanı durdurmayı istemek)

4 nisan 2010 fenerbahçe acıbadem v bergamo maçı

aynı zamanda bu sezon fenerbahçe acıbadem'in tek mağlubiyeti olmuştur.

izninizle ben bunu "mağlubiyet" kategorisinde değerlendirmek istemiyorum ve kocaman bi helal olsun diyorum.
göğsümüzü kabarttınız be.

alternatif eti cin reklamı sloganları

hani ellerin kirlenmişken ama oturduğun yerde çok rahatken
ve kıçını kaldıramazken
el mahkum kalkmaya hazırlanırken
yanındaki bi tomar peçeteyi görürsün ya*

gerçek bir aşkın ardından kalanlar

kalan her şeydir. ancak hepsi yarım, hiçbir şey tam değil.

ben bu yazıyı sana yazdım

gelip ruhumun yarım kalmış iki ucunu birbirine bağlar mısın?
ama yakmadan daha fazla canımı...

aldatma beyinde olur

aldatmanın yan dalları, hafifi, müebbeti olmaz. adı üstünde "aldatmak"
birini kandırmak, inan bana kendini de kandırmak değil, direkt karşındakini kandırmak. sevdiğim dediğin insanı, belki de o tam da seni düşünüyorken aldatmak. daha iğrenç bir şey olamaz herhalde.

aldatan insan beynini kullanamamış da aldatmıştır, hangi beyinden bahsediyoruz biz?

tabu diyalogları

kelime: kelebek

-gaylere bi hayvan ismi verirler ne o?
-ne biliiim kaplan mı derler ne derler?
-oha saçmalama. haşerat bu haşerat.
-hamam böceği?
-pas.
© copyright 2005 - 2026