bugün
- kuran da namazın olmaması16
- 31 yaşında bakire olan kız6
- bir ayet reddedince dinden çıkmak5
- hiç kimsenin hiçbir şeyi olmamak4
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı11
- ehli sünnet hocalar10
- hanımın yatakta seni gidi azgın köpek demesi3
- atatürk'ün abartılmış bir lider olması11
- iş arkadaşlığı5
- mandacı menderes4
- sabah gözünü kahve sigarayla açanlar13
- yanlışlıkla döl fışkırtmak5
- kalça ellemek3
- sözlüğe bedenini atan kadın güzelliği4
- dna sı bozuk olan insan3
- youtube müslümanı3
- hep sinirli yazarlar7
- otopark girişine araba bırakan kişi3
- arabesk7
- uff diye üzülen erkek6
- kavanoz kapağını açamamak4
- huzur islamda9
- metrobüse binecek kızlara tavsiyeler6
- deniz göktaş'ın gösterisine erişim engeli5
- iç güveysi gidecek kadar aşağılık bir erkek olmak5
- sözlükteki teyzeler defolsun lütfen12
- döner3
- iz bırakan kitap cümleleri3
- sevgiliyi 10 seneden beri görmemek3
- saraca finch house21
- sözlükteki ezik kompleksi2
- giorgia meloni3
- götü güzel olan kız6
- kendi ses kaydını dinleyince hissedilen o his2
- ayet indirilen dönem5
- trump'ın f35 hakkında henüz karar vermedim demesi5
- birinin seni sevdiğini zannetmek2
- macron koşacak diye park kapatan akepe35
- alkolsüz bira içen müslüman6
- limon2
- gurbetçilerin dövizle askerlik fiyatına isyanı4
- closer3
- göbekli tepe6
- porno filmlerindeki erkeğe uyuz olmak2
- öbür sözlük7
- bir ehli sünnet hocası masalı daha2
- gülben ergen'in ateistlere şifa dilemesi2
- kadın patron erkek sekreter3
- ona bir şey söyle18
- yalnizca deli yalnizca sair4
her şeyin ilacı olduğu söylenir ...
adamın elini kolunu uyuşturan bir asfalt dünya şarkısı. yatmadan evvel dinlemeyiniz. uyanamama riski var.
en iyi tasarım ödülleri almasına rağmen, silme yazıdan oluşması dolayısıyla itici gelen gazete.
bedava dağıtılanlar çıkarıldığında tirajı 100 bine dayanan iddialı bir cemaat gazetesi.
daha önce "okuduklarını anlayamayan bireylerin görev yaptığı gazete" olarak tanımlamıştım (bkz: #3222840)
fakat bugünkü "duymak istedikleri gibi yorumlama" arzuları, söylenenleri de anlamadıklarını ortaya çıkardı, ilgili bireylerin.
http://img163.imagevenue....8961_zaman_122_1160lo.jpg
http://www.zaman.com.tr/h...edavi-olmasi-ihtimal-disi bağlantısındaki haber incelendiğinde başlığın tek kelimeyle "yanlış" olduğu ortaya çıkıyor.
Haberin son cümlesine bakıyoruz: "ilker Başbuğ'un, beyin kanaması geçiren Ergenekon tutuklusu Emekli Orgeneral Şener Eruygur'un GATA ya da başka bir askerî hastanede tedavi görmesinin de ihtimal dışı olmadığını söylediği aktarıldı."
peki başlıkta ne yazıyor dersiniz: "eruygur'un askeri hastanede tedavi olması ihtimal dışı"
ne yazılacak kelime kalıyor, ne de söylenecek söz!
küçük bir dersle yazımı sonlandırıyorum:
ihtimal dışı = ihtimal dışı ("mümkün değil" manasında söylenebilir)
ihtimal dışı değil = ihtimal içi ("ihtimaller dahilinde", "mümkündür" manasında söylenebilir)
(nokta)
edit: ilgili hata, bu entry girildikten 30 dakika sonra gazete birimlerince düzeltilmiştir; bu durumda bize de teşekkür etmek düşer.
fakat bugünkü "duymak istedikleri gibi yorumlama" arzuları, söylenenleri de anlamadıklarını ortaya çıkardı, ilgili bireylerin.
http://img163.imagevenue....8961_zaman_122_1160lo.jpg
http://www.zaman.com.tr/h...edavi-olmasi-ihtimal-disi bağlantısındaki haber incelendiğinde başlığın tek kelimeyle "yanlış" olduğu ortaya çıkıyor.
Haberin son cümlesine bakıyoruz: "ilker Başbuğ'un, beyin kanaması geçiren Ergenekon tutuklusu Emekli Orgeneral Şener Eruygur'un GATA ya da başka bir askerî hastanede tedavi görmesinin de ihtimal dışı olmadığını söylediği aktarıldı."
peki başlıkta ne yazıyor dersiniz: "eruygur'un askeri hastanede tedavi olması ihtimal dışı"
ne yazılacak kelime kalıyor, ne de söylenecek söz!
küçük bir dersle yazımı sonlandırıyorum:
ihtimal dışı = ihtimal dışı ("mümkün değil" manasında söylenebilir)
ihtimal dışı değil = ihtimal içi ("ihtimaller dahilinde", "mümkündür" manasında söylenebilir)
(nokta)
edit: ilgili hata, bu entry girildikten 30 dakika sonra gazete birimlerince düzeltilmiştir; bu durumda bize de teşekkür etmek düşer.
yemek yerken sofra bezi olmasının dışında cam silerken bez yerine de kullanabilecek tarafsız gazete.
her türlü ilacın hammaddesi.
"en azından hürriyet gibi göt bacak gösterip boş şeyler yazmıyor; düşünce yazısı okuruz bari" diyerek alınan gazetelerden. zaman okuyanları bu yönleri itibariyle eleştirmezdim, hürriyet okuyan ilerici olmadığı gibi zaman okuyan da gerici değildir derdim. fakat bugünün gazetesinde gördüğüm bir haber ağız dolusu küfretmeme sebep oldu. 30. sayfanın başında, inanmayan açsın baksın. türkiye gibi bir ülkede çıkan gazete, imla hatalarına, dikkatsizliğe bakın, küçücük bir yer:
--spoiler--
mehmet 'güven'leri boşa çıkardı
sakatlığı bulunan aydın'ın yerine forma giyen mehmet güven, şansını iyi değerlendiremedi. bu sezon sadece ligde en son oynanan kocaelispor maçının son 5 dakikasında oynayan mehmet güven, çok fazla top kaybeden ve rakiplerine gereksiz fauller yaptı. michael, ikinci yarıda yerini volkan yaman'a bıraktı.
--spoiler--
şimdi sayalım. öncelikle, bir kişiden bahsederken iki kere üst üste isim kullanılması kelime tekrarı gibi gözükeceğinden hoş olmaz. "mehmet güven sıçtı. sıçan kişi mehmet güven'di" yerine "mehmet güven sıçtı. sıçan kişi oydu" gibi bir ifade kullanılması daha doğru olur; gazetenin buna dikkat etmesi lazım, ne yapıyor editörleriniz?
ikincisi, "çok fazla top kaybeden ve rakiplerine gereksiz fauller yaptı". dikkatsizlikten olduğu belli, fakat 5 satır yazıda böyle göze batan bir hata nasıl gözden kaçırılabiliyor anlamış değilim.
üçüncüsü, michael ikinci yarıda yerini volkan yaman'a bıraktı. taşak geçer bir edayla "maykıl" falan mı diyor bunlar mehmet'e? yoksa michael skibbe ikinci yarı oyuna volkan yaman'ı mı aldı diyeceklerdi? ikisini ayırt edecek kadar akıllı değiller sanki.
yuh diyoruz.
--spoiler--
mehmet 'güven'leri boşa çıkardı
sakatlığı bulunan aydın'ın yerine forma giyen mehmet güven, şansını iyi değerlendiremedi. bu sezon sadece ligde en son oynanan kocaelispor maçının son 5 dakikasında oynayan mehmet güven, çok fazla top kaybeden ve rakiplerine gereksiz fauller yaptı. michael, ikinci yarıda yerini volkan yaman'a bıraktı.
--spoiler--
şimdi sayalım. öncelikle, bir kişiden bahsederken iki kere üst üste isim kullanılması kelime tekrarı gibi gözükeceğinden hoş olmaz. "mehmet güven sıçtı. sıçan kişi mehmet güven'di" yerine "mehmet güven sıçtı. sıçan kişi oydu" gibi bir ifade kullanılması daha doğru olur; gazetenin buna dikkat etmesi lazım, ne yapıyor editörleriniz?
ikincisi, "çok fazla top kaybeden ve rakiplerine gereksiz fauller yaptı". dikkatsizlikten olduğu belli, fakat 5 satır yazıda böyle göze batan bir hata nasıl gözden kaçırılabiliyor anlamış değilim.
üçüncüsü, michael ikinci yarıda yerini volkan yaman'a bıraktı. taşak geçer bir edayla "maykıl" falan mı diyor bunlar mehmet'e? yoksa michael skibbe ikinci yarı oyuna volkan yaman'ı mı aldı diyeceklerdi? ikisini ayırt edecek kadar akıllı değiller sanki.
yuh diyoruz.
nihayet son bir aydir 2.siraya dustugu tiraj siralamasinda yne yeniden zirveye oturmustur.
(bkz: hastasiyiz)
(bkz: hastasiyiz)
deniz feneri konusundaki garabetine bizzat şakirtleri bile şaşırdı zaman'ın. tirajlarındaki düşüşe bu garabetlerinden başka sebep aramamalı.
ha tekrar yükseldi diyecekler sebebini biliyoruz cancağızlarım.
ha tekrar yükseldi diyecekler sebebini biliyoruz cancağızlarım.
zaman büyük bir öğretmendir. ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür. *
30 bin bayii satışı olup da günlük 700 bin tirajı olan gazete!
saatlerden gunlerden aylardan yillardan vs olusan yasam sayaci.
bir de aklima bir sarkiyi getirdi sezen aksu soyluyor;
zaman sadece birazcik zaman
gecici bu hirs bu ofke bu intikam
acilarimiz tarih kadar eski
nefes alip vermek misali olagan...
(bkz: gidiyorum).
bir de aklima bir sarkiyi getirdi sezen aksu soyluyor;
zaman sadece birazcik zaman
gecici bu hirs bu ofke bu intikam
acilarimiz tarih kadar eski
nefes alip vermek misali olagan...
(bkz: gidiyorum).
çok kurnaz bir gazetedir. ordunun tepesine vurur vurur vurur. tam ortam gerilir, bu kez şöyle der: "noluyor yaw bu asker düşmanlığıda neyin nesi !" hatta golf oynayan paşayı bile savunur, ondan sonra ortada mal gibi kalan taraftır, yeni şafaktır. bu aslında korkaklıktır, saman altında su yürütmedir.
zamanın iki boyutu vardır; biri uzunluğu diğeri genişliği. uzunluğunu güneş belirler, genişliğini ise tutkularımız.
ömer hayyam
ömer hayyam
serap. hemen yanıbaşında, uzansan yakalayabilecekmiş gibi düşündüğün ama elinden kayıp giden değer.
sıradışı ve alışkın olmadığımız bir reklam politikasına sahip gazete, yıllardır yalnızca bizi okuyun demek yerine her ne okuyorsanız okuyun birde bizi okuyun diyorlar. birbirine çok yakınmış gibi gözüken ancak birbirinden çok uzak bu iki cümle arasında müthiş farklar mevcuttur ve bu asla gözlerden kaçmaması gereken bir detaydır.
son yayınlanan reklamı düşündürücü olan gazete.
edit: reklam için;
http://www.zaman.com.tr/m...itle=yaftalamadan-dusunun
edit: reklam için;
http://www.zaman.com.tr/m...itle=yaftalamadan-dusunun
evde sıkılarak dersime gitmeyi beklerken geçmesi zorunlu olan hede.
zaman hayatın ta kendisidir...
akışına hayret ettiğimiz ve çoğu zaman bir film şeridi gözlerimizin önünde geçip gidiyormuşçasına izlediklerimiz zaman...
durdurmayı dilediğimiz ama durduramadığımız kum saati...
evet zaman durmaz belki, ama bazı anlarda sanki durmuş gibi hissederiz ve o anların sonunda zamanın nasıl akıp gittiğine şaşırırız...
belki aşık olduğumuz anlardır bu anlar, belki çok sevdiğimiz dostlarımızla görüştüğünüz anlar, belki uzun zamandır görmediğimiz aile bireylerini gördüğümüz tüm özlediklerimizle geçirdiğimiz anlar...
mümkün olsaydı durdurabilmesi o en çok mutlu olduğum ana gidip çocukluğumda, o anı durdurmayı ve sürekli o mutluluğu yaşamayı dilerdim ...
o anın ne olduğunu sormayın sırrı bende kalsın...
masum olmayı, çocuk olmayı, bulutlu ve güneşli bir sonbahar gününde uçurtma uçurmayı özledim belki ondandır bu dileğim...
işte yitip giden düşlerin ve zamanın hikayesi:
--spoiler--
Çok zaman önceydi.
O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
insanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı
tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün
yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!
--spoiler--
akışına hayret ettiğimiz ve çoğu zaman bir film şeridi gözlerimizin önünde geçip gidiyormuşçasına izlediklerimiz zaman...
durdurmayı dilediğimiz ama durduramadığımız kum saati...
evet zaman durmaz belki, ama bazı anlarda sanki durmuş gibi hissederiz ve o anların sonunda zamanın nasıl akıp gittiğine şaşırırız...
belki aşık olduğumuz anlardır bu anlar, belki çok sevdiğimiz dostlarımızla görüştüğünüz anlar, belki uzun zamandır görmediğimiz aile bireylerini gördüğümüz tüm özlediklerimizle geçirdiğimiz anlar...
mümkün olsaydı durdurabilmesi o en çok mutlu olduğum ana gidip çocukluğumda, o anı durdurmayı ve sürekli o mutluluğu yaşamayı dilerdim ...
o anın ne olduğunu sormayın sırrı bende kalsın...
masum olmayı, çocuk olmayı, bulutlu ve güneşli bir sonbahar gününde uçurtma uçurmayı özledim belki ondandır bu dileğim...
işte yitip giden düşlerin ve zamanın hikayesi:
--spoiler--
Çok zaman önceydi.
O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
insanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı
tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün
yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!
--spoiler--
reklamlar çok cilalı ama eleştirilmeye gelemiyorlar. okur yorumlarına yazıyorsun yayınlamıyorlar yalakalık yapmaszsan
yeni reklamlarında ergenekoncu ile yaftalamayı eleştirmediğini gördüğüm gazete. çünkü kendisi her fırsatta herkesi ergenekoncu yapıyor. dikkat edin beyler dava bitmedi demek geliyor insanın içinden bu adamlara. ergenekon yaftalamasını eleştirse bile bu yaftalama ile ancak kendilerini eleştirmeliler.
yeni devletimizin entelijansını barındıran gazete. Liberalizmi sadece serbest piyasada görüp, vakit gibi enettelktüeliteden yoksun silahşör görünümündeki yayının yerine; sola göz kırparak tahlilcilikle modern ve rahat çevrenin beyaz müslümanların gazetesi.
reklamlarını bugün kendi sitelerinden izledim. Özellikle ellerinde Türk bayrakları ile muhtemelen cumhuriyet mitinglerinden birine gidenlerin canlandırdığı sahnede miltarist damgasını görüyoruz, bundan yaklaşık 6 önce ellerinde türk bayrakları taşıyanlara kendileri militarist dememişler gibi, türk bayrağı'nı taksisine asmış bir taksici sanki protestolarda türk bayraklarını kullananlara faşist yükseliş diye kendileri manşet atmamışlar gibi, uzun saçlıya satanist vurmuşlar sanki bundan önceki rock yazılarında satanistler diye bunlar metalci diye köşe yazılarını yayınlamamışlar gibi, sanki orada hazırlanan etiketlerin %90 kendi gazetelerinde yayınlanmamış gibi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar