bugün
- ütü9
- çabasız şıklık3
- uludağ sözlük çeteleri10
- gocu bak bi5
- patates kızartması2
- anın fotoğrafı14
- beyler çok acil bakar mısınız4
- en boktan on yıl7
- bennu gerede'nin boynunda taktığı vibratörlü kolye2
- arkadaşlar neden beni kimse sevmiyor4
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- demokratik sol parti3
- altın oran kaş3
- akşam esintisi2
- 2028 yılında ak partiye oy verecek yazarlar2
- 2 ağustos 2026 kim milyoner olmak ister programı2
- sabunun delik olanının üretilmesi gerekliliği2
- ali vefa8
- ali haydar fırat3
- udinese calcio2
- 2 ağustos dünya yakışıklılar günü5
- kuran ı kerim meali4
- seri gizli artı oy veren melek6
- aylık 422 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- ak parti sevdalısı yazarlar3
- yüksek sesle gülmek6
- borç ve kira olupta iyi olan para7
- red flag erkek listesi9
- menemen9
- atatürk'ü sevmeyen tsk subayları6
- arkadaşlar şu köprü var ya2
- ya arkadaşlar ben de çete aççam2
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
- hırvatistan14
- amirim2
- evlenirsek 12 adet adana burması isterim diyen kız4
- amerika birleşik devletleri4
- çalışmak güzel olsaydı üstüne para vermezlerdi5
- aleyna tilki3
- çipli top2
- gammaz başı geldi2
- ölüm9
- sözlük yazarları nerede sorunsalı2
- true neden çaylak sorunsalı2
- nöbet5
- trabzonspor4
- anın görüntüsü14
- kral kaybederse4
- bik bik'in mutfağına konuk olmak29
varlığını sonlandırmak,yok durumuna getirmek.
Varlık Aleminden, Gayb Alemine geçmek.
nihayetsiz manipulasyon..
sevilmeyen cisimlerin sonsuza yollanması hali...
insanların her gün yaptığı eylem. kimisi bir tek bakışıyla yok eder hayalleri, kimisi tek bir sözüyle yok eder bir başka hayatı, kimisi içinde alışkanlık haline gelmiştir nedenini bilmeden uygular bu eylemi.
yıkımla süslemek.
Varlığın var'lığını yitirme durumu. türkiye'de son dönemde içi boşaltılan ve anlamsızlaştırılan pek çok kavramın içine "varlık" ve "yokluk" olguları da eklenmiştir. bu sonuca nereden varıldığına ise başbakanın açıklamalarından varılabilir
"reyhanlıda 53 sünni vatandaşımız öldü"
(gözardı edlen insanlık)
"türbanlı bir kardeşime dolmabahçe'de saldırıldı"
"camide içki içildi"
(varolan bir gerçekliğin çarpıtılması ve olmayan bir durumun gerçek kategorisine sokulması)
bunun yanında melih gökçek'in ethem sarısülük'ün öldürülmesiyle ilgili eylemciler tarafından taşla öldürüldü yalanı da eklenebilir.
anlaşılması açısından son dönem örneklemelerden verdim. öncelikle "yok etmek" nedir? varolan bir şeyin varolmama haline gelmesi, getirilmesidir. yok olmak, o nesnenin kendi seçimi değilken bir dış etkinin tepkimesi sonucu o hale yani yok olma durumuna geçer. yok olan şey, bir varlığın o şeyde istemediklerinin bütünüdür özünde.
yeni varlık, varoluş algısı ve yeni yokluk, yok oluş algısı da bu eksende değişmiştir. varolma hali, bizzat bir "benzeme" durumuna indirgenmiştir. varoluş siyasal erkin belirlediği bir lütuf değil, siyasal erke varolma hakkını veren bir sürecin adıdır. yok etme mitiyse toplama kampları mizanseninin soyutlaştırılmış haline getirilmiştir. bilinmeyen suçlardan tutuklu insanların olduğu bir safhada her yere yayılmış bu toplama kamplarının ismi "asimilasyon"dur.
asimilasyon benim tanımladığım biçimiyle "insan yapımı cehennem"dir. peki, yeni yok etme nasıl gerçekleşiyor? çok basit bir yöntemle aslında dışlayarak, ötekileştirerek!
yalnız bu yeni varlık ve yeni yok etme mitinin kendi içinde bir çelişkisi var: ne ortada bir varlık ne de bir yokluk var! mevcut olan yegâne şey bir belirsizliğin ta kendisidir. bin aynalı bir odadasınız ve aynada kendinizi görüyorsunuz. bunlardan hangisi sizsiniz? veya foucaultcu bir soru sorayım:
o aynada gördükleriniz cidden gördükleriniz midir? ya siz o ayna diye yansıtılan suretlerden birinin gördüğüyseniz?
son dönem siyasette sıklıkla yinelenen söylemlerin benzerliğine dikkat edin:
bülent arınç, ethem sarısülük cinayetinden bir gün önce "polisin eline taş gelmiş olabilir" diyor ve ardından polis ifadesinde "elime taş gelmiş olabilir" diyor. bunun yanında başbakanın ağzından çıkan her laf katıksız doğru kabul ediliyor. bu durum "kopya-ben"lerin ortaya çıkmasına neden olur. yani memleket bir aynaya dönmüş olur. bu durumda da bu yeni varolma hali ile yok olma hali birbirine benzer ve az önce söylediğim gibi belirsizleşiriz.
peki tüm bunların az önce bir başlıkta bilinçaltı faktörleriyle ilgili anlatılanlarla ne gibi bir paralellik kuruyor? çok basit altında, yok edilmiş bir bilincin içinde kopyalanmış bir alt-ben'in söylediği şeyler bilinçaltını devreye sokmaz aksini benliği yok eder!
"reyhanlıda 53 sünni vatandaşımız öldü"
(gözardı edlen insanlık)
"türbanlı bir kardeşime dolmabahçe'de saldırıldı"
"camide içki içildi"
(varolan bir gerçekliğin çarpıtılması ve olmayan bir durumun gerçek kategorisine sokulması)
bunun yanında melih gökçek'in ethem sarısülük'ün öldürülmesiyle ilgili eylemciler tarafından taşla öldürüldü yalanı da eklenebilir.
anlaşılması açısından son dönem örneklemelerden verdim. öncelikle "yok etmek" nedir? varolan bir şeyin varolmama haline gelmesi, getirilmesidir. yok olmak, o nesnenin kendi seçimi değilken bir dış etkinin tepkimesi sonucu o hale yani yok olma durumuna geçer. yok olan şey, bir varlığın o şeyde istemediklerinin bütünüdür özünde.
yeni varlık, varoluş algısı ve yeni yokluk, yok oluş algısı da bu eksende değişmiştir. varolma hali, bizzat bir "benzeme" durumuna indirgenmiştir. varoluş siyasal erkin belirlediği bir lütuf değil, siyasal erke varolma hakkını veren bir sürecin adıdır. yok etme mitiyse toplama kampları mizanseninin soyutlaştırılmış haline getirilmiştir. bilinmeyen suçlardan tutuklu insanların olduğu bir safhada her yere yayılmış bu toplama kamplarının ismi "asimilasyon"dur.
asimilasyon benim tanımladığım biçimiyle "insan yapımı cehennem"dir. peki, yeni yok etme nasıl gerçekleşiyor? çok basit bir yöntemle aslında dışlayarak, ötekileştirerek!
yalnız bu yeni varlık ve yeni yok etme mitinin kendi içinde bir çelişkisi var: ne ortada bir varlık ne de bir yokluk var! mevcut olan yegâne şey bir belirsizliğin ta kendisidir. bin aynalı bir odadasınız ve aynada kendinizi görüyorsunuz. bunlardan hangisi sizsiniz? veya foucaultcu bir soru sorayım:
o aynada gördükleriniz cidden gördükleriniz midir? ya siz o ayna diye yansıtılan suretlerden birinin gördüğüyseniz?
son dönem siyasette sıklıkla yinelenen söylemlerin benzerliğine dikkat edin:
bülent arınç, ethem sarısülük cinayetinden bir gün önce "polisin eline taş gelmiş olabilir" diyor ve ardından polis ifadesinde "elime taş gelmiş olabilir" diyor. bunun yanında başbakanın ağzından çıkan her laf katıksız doğru kabul ediliyor. bu durum "kopya-ben"lerin ortaya çıkmasına neden olur. yani memleket bir aynaya dönmüş olur. bu durumda da bu yeni varolma hali ile yok olma hali birbirine benzer ve az önce söylediğim gibi belirsizleşiriz.
peki tüm bunların az önce bir başlıkta bilinçaltı faktörleriyle ilgili anlatılanlarla ne gibi bir paralellik kuruyor? çok basit altında, yok edilmiş bir bilincin içinde kopyalanmış bir alt-ben'in söylediği şeyler bilinçaltını devreye sokmaz aksini benliği yok eder!
Varlığını kabul ettiği bir şeyi, yokluğuna inandığı bir hâle dönüştürmek. Âlengirli bir giriş gibi görünse de değil aslında. Bazen yok etme ediminin kendisi bir miras olarak karşımıza çıkar. Misal milan kundera'nın saptırılmış vasiyetler kitabı buna ayrılmıştır. Gerçi o kitapta daha çok yerine getirilmeyen miraslardan bahseder ama yine de konumuzla ilintili. Bahsetmek istediğim iki önemli yazar: franz kafka ve comte de lautreamont
ikisinde de bir yok etme özlemi ve dürtüsü hâkimdir. Kafka'nın ilişkileri, kendisine gönderilen mektuplara ulaşılamaması ve bazı öykülerini yok etmesi, miras olarak metinlerinin yakılmasını istemesi tutarlı gibi görünür ama kendiyle çelişir. Lautreamont'ta da aynı durum vardır. Maldoror'un şarkıları ilk kaleme alındığında bazı isimler zikreder. Bu isimler bizzat tanıdığı kişilerdir. Yani ileride bir zaman diliminde Lautreamont'u tanımak isteyenler o kişilere ulaşabilirlerdi. O bunu göze alamadığından kitabından bizzat isimleri çıkarttı. Bu durum bana Fernando Pessoa'nın bir cümlesini anımsatır:
"yaratmak uğruna kendimi yok ettim"
işte Lautreamont ile Kafka'nın örtüştüğü noktaların başında gelen detay; yok etme... Lautreamont, bu aşamada Kafka'dan daha tutarlıdır. O yok etme girişimini kendi hayatından başlayarak yapar. Kafka ise bunu birkaç kez dener ama o gücü bulamaz kendinde. Bu yüzden başkalarına bırakır. Alıntılardan gittim o zaman bir alıntı da Antonin Artaud'dan yapayım. Van Gogh isimli eserinde şunu yazar değerli yazar:
"Van Gogh kendisininkini(Benliğini) bütün hayatı boyunca garip bir energi ve kararlılıkla aramıştr, ve bir çılgınlık ânında, ona varmamanın büyük korkusunda intihar etmemiştir.
ama tersine, ona tam varmıştı ve ne olduğunu, kim olduğunu tam bulmuştu ki toplumun genel bilinci, kendisinden kopmuş olduğundan dolayı onu cezalandırmak için,
onu intihar etti"
Yani Kafka, Lautreamont'un yaptığı gibi kendini yok edememiş gibi görünse de yapıtlarına çoktan intihar etmişti!
ikisinde de bir yok etme özlemi ve dürtüsü hâkimdir. Kafka'nın ilişkileri, kendisine gönderilen mektuplara ulaşılamaması ve bazı öykülerini yok etmesi, miras olarak metinlerinin yakılmasını istemesi tutarlı gibi görünür ama kendiyle çelişir. Lautreamont'ta da aynı durum vardır. Maldoror'un şarkıları ilk kaleme alındığında bazı isimler zikreder. Bu isimler bizzat tanıdığı kişilerdir. Yani ileride bir zaman diliminde Lautreamont'u tanımak isteyenler o kişilere ulaşabilirlerdi. O bunu göze alamadığından kitabından bizzat isimleri çıkarttı. Bu durum bana Fernando Pessoa'nın bir cümlesini anımsatır:
"yaratmak uğruna kendimi yok ettim"
işte Lautreamont ile Kafka'nın örtüştüğü noktaların başında gelen detay; yok etme... Lautreamont, bu aşamada Kafka'dan daha tutarlıdır. O yok etme girişimini kendi hayatından başlayarak yapar. Kafka ise bunu birkaç kez dener ama o gücü bulamaz kendinde. Bu yüzden başkalarına bırakır. Alıntılardan gittim o zaman bir alıntı da Antonin Artaud'dan yapayım. Van Gogh isimli eserinde şunu yazar değerli yazar:
"Van Gogh kendisininkini(Benliğini) bütün hayatı boyunca garip bir energi ve kararlılıkla aramıştr, ve bir çılgınlık ânında, ona varmamanın büyük korkusunda intihar etmemiştir.
ama tersine, ona tam varmıştı ve ne olduğunu, kim olduğunu tam bulmuştu ki toplumun genel bilinci, kendisinden kopmuş olduğundan dolayı onu cezalandırmak için,
onu intihar etti"
Yani Kafka, Lautreamont'un yaptığı gibi kendini yok edememiş gibi görünse de yapıtlarına çoktan intihar etmişti!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar