bugün
- s'i l v'e r m'i s t35
- muslettin amca9
- doğru kişiyle yanlış zamanda karşılaşmak4
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i11
- davar tereyağı4
- tarihteki en kanlı savaşlar5
- bazı insanların sizi değiştirmesi4
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir8
- her şeyi hatırlayan insan3
- anın görüntüsü24
- pum pum çorbası8
- reenkarnasyon4
- kendine yabancılaşmanın sonucu kendinle tanışmak2
- serhat kılıç23
- claudian clouds21
- 08 eylül 2026 üsküdar da başkan vekili seçimi4
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür8
- yörük kızı15
- uludağ sözlük size ne kattı24
- kız düşürmenin kısa yolu15
- türkiye vatandaşlığından çıkmak4
- uludağ itiraf12
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- mercimek çorbası içen kadın14
- sikişirken sigara içen kadın6
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- günaydın şarkısı2
- fusya semsiyeli yabanci26
- tavuk budu3
- sözlüğün en masum yazarları16
- alkol yasağı2
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü19
- afd'nin saksonya anhalt'ı kazanması3
- zorunlu eğitim11
- pankek mi pişi mi10
- bir kadını taşımanın zorluğu10
- cübbeli ahmet hükümetin maşası mı sorunsalı9
- sarapci koala43
- arkadaşlar larissa kim12
- nervio21
- atatürk ü sevme zorunluluğu10
- otobüs camına yaslanan kafanın titremesi6
- command and generals2
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- yemeğe bulyon koyan insan7
- zuhal olcay'a aşık olmak7
- sarımsak yiyen kız6
- sözlükteki gammazlar lobi si11
- pandela 38
- türkiye13
varlığını sonlandırmak,yok durumuna getirmek.
Varlık Aleminden, Gayb Alemine geçmek.
nihayetsiz manipulasyon..
sevilmeyen cisimlerin sonsuza yollanması hali...
insanların her gün yaptığı eylem. kimisi bir tek bakışıyla yok eder hayalleri, kimisi tek bir sözüyle yok eder bir başka hayatı, kimisi içinde alışkanlık haline gelmiştir nedenini bilmeden uygular bu eylemi.
yıkımla süslemek.
Varlığın var'lığını yitirme durumu. türkiye'de son dönemde içi boşaltılan ve anlamsızlaştırılan pek çok kavramın içine "varlık" ve "yokluk" olguları da eklenmiştir. bu sonuca nereden varıldığına ise başbakanın açıklamalarından varılabilir
"reyhanlıda 53 sünni vatandaşımız öldü"
(gözardı edlen insanlık)
"türbanlı bir kardeşime dolmabahçe'de saldırıldı"
"camide içki içildi"
(varolan bir gerçekliğin çarpıtılması ve olmayan bir durumun gerçek kategorisine sokulması)
bunun yanında melih gökçek'in ethem sarısülük'ün öldürülmesiyle ilgili eylemciler tarafından taşla öldürüldü yalanı da eklenebilir.
anlaşılması açısından son dönem örneklemelerden verdim. öncelikle "yok etmek" nedir? varolan bir şeyin varolmama haline gelmesi, getirilmesidir. yok olmak, o nesnenin kendi seçimi değilken bir dış etkinin tepkimesi sonucu o hale yani yok olma durumuna geçer. yok olan şey, bir varlığın o şeyde istemediklerinin bütünüdür özünde.
yeni varlık, varoluş algısı ve yeni yokluk, yok oluş algısı da bu eksende değişmiştir. varolma hali, bizzat bir "benzeme" durumuna indirgenmiştir. varoluş siyasal erkin belirlediği bir lütuf değil, siyasal erke varolma hakkını veren bir sürecin adıdır. yok etme mitiyse toplama kampları mizanseninin soyutlaştırılmış haline getirilmiştir. bilinmeyen suçlardan tutuklu insanların olduğu bir safhada her yere yayılmış bu toplama kamplarının ismi "asimilasyon"dur.
asimilasyon benim tanımladığım biçimiyle "insan yapımı cehennem"dir. peki, yeni yok etme nasıl gerçekleşiyor? çok basit bir yöntemle aslında dışlayarak, ötekileştirerek!
yalnız bu yeni varlık ve yeni yok etme mitinin kendi içinde bir çelişkisi var: ne ortada bir varlık ne de bir yokluk var! mevcut olan yegâne şey bir belirsizliğin ta kendisidir. bin aynalı bir odadasınız ve aynada kendinizi görüyorsunuz. bunlardan hangisi sizsiniz? veya foucaultcu bir soru sorayım:
o aynada gördükleriniz cidden gördükleriniz midir? ya siz o ayna diye yansıtılan suretlerden birinin gördüğüyseniz?
son dönem siyasette sıklıkla yinelenen söylemlerin benzerliğine dikkat edin:
bülent arınç, ethem sarısülük cinayetinden bir gün önce "polisin eline taş gelmiş olabilir" diyor ve ardından polis ifadesinde "elime taş gelmiş olabilir" diyor. bunun yanında başbakanın ağzından çıkan her laf katıksız doğru kabul ediliyor. bu durum "kopya-ben"lerin ortaya çıkmasına neden olur. yani memleket bir aynaya dönmüş olur. bu durumda da bu yeni varolma hali ile yok olma hali birbirine benzer ve az önce söylediğim gibi belirsizleşiriz.
peki tüm bunların az önce bir başlıkta bilinçaltı faktörleriyle ilgili anlatılanlarla ne gibi bir paralellik kuruyor? çok basit altında, yok edilmiş bir bilincin içinde kopyalanmış bir alt-ben'in söylediği şeyler bilinçaltını devreye sokmaz aksini benliği yok eder!
"reyhanlıda 53 sünni vatandaşımız öldü"
(gözardı edlen insanlık)
"türbanlı bir kardeşime dolmabahçe'de saldırıldı"
"camide içki içildi"
(varolan bir gerçekliğin çarpıtılması ve olmayan bir durumun gerçek kategorisine sokulması)
bunun yanında melih gökçek'in ethem sarısülük'ün öldürülmesiyle ilgili eylemciler tarafından taşla öldürüldü yalanı da eklenebilir.
anlaşılması açısından son dönem örneklemelerden verdim. öncelikle "yok etmek" nedir? varolan bir şeyin varolmama haline gelmesi, getirilmesidir. yok olmak, o nesnenin kendi seçimi değilken bir dış etkinin tepkimesi sonucu o hale yani yok olma durumuna geçer. yok olan şey, bir varlığın o şeyde istemediklerinin bütünüdür özünde.
yeni varlık, varoluş algısı ve yeni yokluk, yok oluş algısı da bu eksende değişmiştir. varolma hali, bizzat bir "benzeme" durumuna indirgenmiştir. varoluş siyasal erkin belirlediği bir lütuf değil, siyasal erke varolma hakkını veren bir sürecin adıdır. yok etme mitiyse toplama kampları mizanseninin soyutlaştırılmış haline getirilmiştir. bilinmeyen suçlardan tutuklu insanların olduğu bir safhada her yere yayılmış bu toplama kamplarının ismi "asimilasyon"dur.
asimilasyon benim tanımladığım biçimiyle "insan yapımı cehennem"dir. peki, yeni yok etme nasıl gerçekleşiyor? çok basit bir yöntemle aslında dışlayarak, ötekileştirerek!
yalnız bu yeni varlık ve yeni yok etme mitinin kendi içinde bir çelişkisi var: ne ortada bir varlık ne de bir yokluk var! mevcut olan yegâne şey bir belirsizliğin ta kendisidir. bin aynalı bir odadasınız ve aynada kendinizi görüyorsunuz. bunlardan hangisi sizsiniz? veya foucaultcu bir soru sorayım:
o aynada gördükleriniz cidden gördükleriniz midir? ya siz o ayna diye yansıtılan suretlerden birinin gördüğüyseniz?
son dönem siyasette sıklıkla yinelenen söylemlerin benzerliğine dikkat edin:
bülent arınç, ethem sarısülük cinayetinden bir gün önce "polisin eline taş gelmiş olabilir" diyor ve ardından polis ifadesinde "elime taş gelmiş olabilir" diyor. bunun yanında başbakanın ağzından çıkan her laf katıksız doğru kabul ediliyor. bu durum "kopya-ben"lerin ortaya çıkmasına neden olur. yani memleket bir aynaya dönmüş olur. bu durumda da bu yeni varolma hali ile yok olma hali birbirine benzer ve az önce söylediğim gibi belirsizleşiriz.
peki tüm bunların az önce bir başlıkta bilinçaltı faktörleriyle ilgili anlatılanlarla ne gibi bir paralellik kuruyor? çok basit altında, yok edilmiş bir bilincin içinde kopyalanmış bir alt-ben'in söylediği şeyler bilinçaltını devreye sokmaz aksini benliği yok eder!
Varlığını kabul ettiği bir şeyi, yokluğuna inandığı bir hâle dönüştürmek. Âlengirli bir giriş gibi görünse de değil aslında. Bazen yok etme ediminin kendisi bir miras olarak karşımıza çıkar. Misal milan kundera'nın saptırılmış vasiyetler kitabı buna ayrılmıştır. Gerçi o kitapta daha çok yerine getirilmeyen miraslardan bahseder ama yine de konumuzla ilintili. Bahsetmek istediğim iki önemli yazar: franz kafka ve comte de lautreamont
ikisinde de bir yok etme özlemi ve dürtüsü hâkimdir. Kafka'nın ilişkileri, kendisine gönderilen mektuplara ulaşılamaması ve bazı öykülerini yok etmesi, miras olarak metinlerinin yakılmasını istemesi tutarlı gibi görünür ama kendiyle çelişir. Lautreamont'ta da aynı durum vardır. Maldoror'un şarkıları ilk kaleme alındığında bazı isimler zikreder. Bu isimler bizzat tanıdığı kişilerdir. Yani ileride bir zaman diliminde Lautreamont'u tanımak isteyenler o kişilere ulaşabilirlerdi. O bunu göze alamadığından kitabından bizzat isimleri çıkarttı. Bu durum bana Fernando Pessoa'nın bir cümlesini anımsatır:
"yaratmak uğruna kendimi yok ettim"
işte Lautreamont ile Kafka'nın örtüştüğü noktaların başında gelen detay; yok etme... Lautreamont, bu aşamada Kafka'dan daha tutarlıdır. O yok etme girişimini kendi hayatından başlayarak yapar. Kafka ise bunu birkaç kez dener ama o gücü bulamaz kendinde. Bu yüzden başkalarına bırakır. Alıntılardan gittim o zaman bir alıntı da Antonin Artaud'dan yapayım. Van Gogh isimli eserinde şunu yazar değerli yazar:
"Van Gogh kendisininkini(Benliğini) bütün hayatı boyunca garip bir energi ve kararlılıkla aramıştr, ve bir çılgınlık ânında, ona varmamanın büyük korkusunda intihar etmemiştir.
ama tersine, ona tam varmıştı ve ne olduğunu, kim olduğunu tam bulmuştu ki toplumun genel bilinci, kendisinden kopmuş olduğundan dolayı onu cezalandırmak için,
onu intihar etti"
Yani Kafka, Lautreamont'un yaptığı gibi kendini yok edememiş gibi görünse de yapıtlarına çoktan intihar etmişti!
ikisinde de bir yok etme özlemi ve dürtüsü hâkimdir. Kafka'nın ilişkileri, kendisine gönderilen mektuplara ulaşılamaması ve bazı öykülerini yok etmesi, miras olarak metinlerinin yakılmasını istemesi tutarlı gibi görünür ama kendiyle çelişir. Lautreamont'ta da aynı durum vardır. Maldoror'un şarkıları ilk kaleme alındığında bazı isimler zikreder. Bu isimler bizzat tanıdığı kişilerdir. Yani ileride bir zaman diliminde Lautreamont'u tanımak isteyenler o kişilere ulaşabilirlerdi. O bunu göze alamadığından kitabından bizzat isimleri çıkarttı. Bu durum bana Fernando Pessoa'nın bir cümlesini anımsatır:
"yaratmak uğruna kendimi yok ettim"
işte Lautreamont ile Kafka'nın örtüştüğü noktaların başında gelen detay; yok etme... Lautreamont, bu aşamada Kafka'dan daha tutarlıdır. O yok etme girişimini kendi hayatından başlayarak yapar. Kafka ise bunu birkaç kez dener ama o gücü bulamaz kendinde. Bu yüzden başkalarına bırakır. Alıntılardan gittim o zaman bir alıntı da Antonin Artaud'dan yapayım. Van Gogh isimli eserinde şunu yazar değerli yazar:
"Van Gogh kendisininkini(Benliğini) bütün hayatı boyunca garip bir energi ve kararlılıkla aramıştr, ve bir çılgınlık ânında, ona varmamanın büyük korkusunda intihar etmemiştir.
ama tersine, ona tam varmıştı ve ne olduğunu, kim olduğunu tam bulmuştu ki toplumun genel bilinci, kendisinden kopmuş olduğundan dolayı onu cezalandırmak için,
onu intihar etti"
Yani Kafka, Lautreamont'un yaptığı gibi kendini yok edememiş gibi görünse de yapıtlarına çoktan intihar etmişti!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar