bugün
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- arkadaşlar bdsm bitti ise ben gidiyorum8
- sabahları sevilen şeyler11
- fake yazar anlama kılavuzu5
- fransada büyük iç savaş çıkarsa olacaklar7
- bir bela geliyor9
- eski sevgiliye dönmek mantıklı mı sorunsalı6
- hiç uykum yok amk3
- iyi geceler7
- the odyssey4
- sözlük yazarlarının seksi kombinleri17
- denize düşsen nervio'ya mı sarılırsın bik bik'e mi8
- alfa romeo4
- izmir'in mis gibi kokması10
- fransa6
- eski sevgilisine dönenlerden tavsiyeler9
- dudak dolgusu yaptıran kadınların ördeğe dönüşmesi10
- yüksek enflasyon4
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek3
- aslan burcu erkeği aslan burcu kadını ilişkisi6
- müslüman ülkelerde ahlaksızlık neden yaygın5
- özelden alet fotosu atan erkek yazar7
- trump'ın iran savaşına dair açıklaması2
- fall 23
- salat namaz değildir12
- yuki hammer 50 cc2
- arkadaşlar çüş6
- akp nin izmir i ele gecirme politikasi2
- kaslı erkeklerin çükü kısa olur4
- meksika açmazı macerası15
- tombik döner dünyanın en iyi sandviçi5
- antalya2
- bir gün herkes ak partili olacak14
- okul saldırısı7
- fakirlere yardım etmek2
- cemil tugay7
- enayimiknatisi9
- mezut barzani nin yahudi olması18
- bu durumda ne yapardınız9
- izmire ilk hizmetin 30 sene sonra ulaşması9
- anın görüntüsü31
- kuran allah kelamı olarak ezeli mi5
- iltica ve mel'in birlikte sunduğu radyo programı14
- tekrar izlenebilecek diziler4
- yok çok sevişmenin hiç zararı yok11
- izmir in fethi3
- çocuğa israil diye isim koymak17
- televole kültürünün dilimize kazandırdığı terimler9
- iranlı kızlar4
- izmir lağım gibi kokuyor diyen muhalif3
kıymadan değil, etin kendisinden yapılan esasen olması gereken döner tipi.
Akşam Gazetesi'nde yazıyoruz, ara sıra Çetin Altan'dan dem vurmamak olmaz. Usta postuna oturduk. Gerçi 'asıl' Milliyet'in yazarıydı, sonra Akşam'a geçmişti ama, bizim kuşağın gözünde hep Akşam'cı kaldı.
işe bakın, geçenlerde gene şu Internet sitelerinden birine yorum gönderen birisi, 'Çetin Altan diye genç bir yazar var' demiş... Ya müthiş bir zeka pırıltısı, ya da korkunç bir öküzlük. Hangisidir bilemedim.
Hani, söyleşi yapmaya giden budala 'eserlerinizi kitap halinde toplamayı düşünüyor musunuz' diye de sormuştu ya kendisine...
işte bu genç yazar, bir tarihte, 'bir yaprak döner' demişti... Bir gün bakarsın Seine Nehri'ne karşı şarabını yudumluyorsun, bir başka gün bakarsın Sağmalcılar'ın koğuş tuvaletinde, sidik kokuları içinde, sırtını o bir türlü kapanmayan kapıya dayamış, kendi kendini tatmin ediyorsun... Hayat böyledir, bir yaprak döner...
Sağmalcılar'ın yeri belli, şarabını içtiği yer de sanırım Le Depart kahvesi olmalı, belki de karşı köşede, sonradan pizzacıya çevirilip katledilen o eski ve güzelim La Perigourdine kahvesidir.
Yazar ne demektir, öyle anladım.
Çünkü hemen hemen aynı şey benim de başıma geldi. O bunu çok önceden söylemişti. Çünkü yazardı.
Bir perşembe gecesi beni gelip 'aldılar'.
Kendimi asmamı önlemek için pantalon kemerim ve ayakkabı bağcıklarım onlarda kaldı. Boyunbağım yoktu.
Sonra çıkarıp bir odaya kilitlediler, ne de olsa gazetecilik yaptığımı öğrenmişlerdi. iki iskemleyi birbirine ekleyip uyumaya çalıştım.
Ekip minibüsleri kışın buz gibi oluyor, elin ayağın donuyor, ertesi gün öğrendim. Sen de, ne kadar suçsuz olursan ol, uykusuz kanlı gözler, fırçalanmamış dişler ve uzamış sakalla en kanlı katile benziyorsun.
'Minibüse benzin parası', 'kelepçe takmamak için çorba parası' gibi uygulamalar asla yoktur bizim poliste. Bunlar geri kalmış ülkelerde görülür.
Ben de size minibüsün penceresinden bakınca neyin nasıl göründüğünü söyleyeyim: Bir anda, 'dışarıdaki' insanlardan bıçakla kesilmiş gibi ayrılıyorsun, arada derin ve kesin ve tartışılmaz bir uçurum oluşuyor. Yarım metre ötede apayrı, bambaşka, 'normal' dünya, sen hemen yakındasın ama ışık yılları kadar da uzaktasın. Sen ayrı bir gezegendesin, onlar özgür, sen çişini etmek için izin isteyeceksin, acırlarsa verirler, vermezlerse vermezler. Döverler mi, söverler mi, onun da ucu açık.
Onlar insan, sen nesnesin.
Bir nedenle bir şekilde tutuklanmış herkes bunu bilir. Yaşamayan da asla anlayamaz.
Sonra, pazar gecesi, hemen ertesi pazar gecesi, Paris'te, gene o pek ünlü Flore kahvesinde sevgilimle konyak içiyordum, birdenbire Çetin Altan'ın o yazısı kafama dank ediverdi. Sararmış olmalıyım, kız korktu. 'iyi misin, neyin var?'
Herşeyim var. Dünyanın en zengin adamı benim, çünkü yaşadım ve öğrendim.
Bunları söylemedim tabii canım, 'yok bir şey' deyip geçtim, felsefenin sırası değildi.
Böyledir, bir yaprak döner...
Cem Uzan'la, gene çok soğuk bir aralık gecesi, La Tour d'Argent lokantasında portakallı ördek yiyip Petrus şarabı içmiştik...
Dün gece belki peynirli poğaça aldırmasına izin vermişlerdir. içilmeyecek kadar kötü bir çay da ısmarlamış olabilirler. Bir yaprak döner..
Ve Cem Uzan da 'yaşadım' diyebilecektir artık ileride torunlarına... Çok zengin, çok güçlü, çok yakışıklıydı ama yaşamaya dün gece başladı. Aramıza hoşgeldi.
Bu yazıyı gırgırla bitirmeme izin verir misiniz? Beyoğlu'nda bir arkadaşımla yürüyorduk, pavyonla büfe yanyana, konsomatris fotoğraflarıyla sandviç resimleri birbirine karışmış, arkadaş dedi ki 'dansöze bak, kendine ne güzel, mesleğine ne kadar uygun bir takma isim bulmuş, Yaprak Döner...'
'Senin Allah cezanı vermesin,' dedim, 'o, dönercinin tabelası!'
engin ardıç
işe bakın, geçenlerde gene şu Internet sitelerinden birine yorum gönderen birisi, 'Çetin Altan diye genç bir yazar var' demiş... Ya müthiş bir zeka pırıltısı, ya da korkunç bir öküzlük. Hangisidir bilemedim.
Hani, söyleşi yapmaya giden budala 'eserlerinizi kitap halinde toplamayı düşünüyor musunuz' diye de sormuştu ya kendisine...
işte bu genç yazar, bir tarihte, 'bir yaprak döner' demişti... Bir gün bakarsın Seine Nehri'ne karşı şarabını yudumluyorsun, bir başka gün bakarsın Sağmalcılar'ın koğuş tuvaletinde, sidik kokuları içinde, sırtını o bir türlü kapanmayan kapıya dayamış, kendi kendini tatmin ediyorsun... Hayat böyledir, bir yaprak döner...
Sağmalcılar'ın yeri belli, şarabını içtiği yer de sanırım Le Depart kahvesi olmalı, belki de karşı köşede, sonradan pizzacıya çevirilip katledilen o eski ve güzelim La Perigourdine kahvesidir.
Yazar ne demektir, öyle anladım.
Çünkü hemen hemen aynı şey benim de başıma geldi. O bunu çok önceden söylemişti. Çünkü yazardı.
Bir perşembe gecesi beni gelip 'aldılar'.
Kendimi asmamı önlemek için pantalon kemerim ve ayakkabı bağcıklarım onlarda kaldı. Boyunbağım yoktu.
Sonra çıkarıp bir odaya kilitlediler, ne de olsa gazetecilik yaptığımı öğrenmişlerdi. iki iskemleyi birbirine ekleyip uyumaya çalıştım.
Ekip minibüsleri kışın buz gibi oluyor, elin ayağın donuyor, ertesi gün öğrendim. Sen de, ne kadar suçsuz olursan ol, uykusuz kanlı gözler, fırçalanmamış dişler ve uzamış sakalla en kanlı katile benziyorsun.
'Minibüse benzin parası', 'kelepçe takmamak için çorba parası' gibi uygulamalar asla yoktur bizim poliste. Bunlar geri kalmış ülkelerde görülür.
Ben de size minibüsün penceresinden bakınca neyin nasıl göründüğünü söyleyeyim: Bir anda, 'dışarıdaki' insanlardan bıçakla kesilmiş gibi ayrılıyorsun, arada derin ve kesin ve tartışılmaz bir uçurum oluşuyor. Yarım metre ötede apayrı, bambaşka, 'normal' dünya, sen hemen yakındasın ama ışık yılları kadar da uzaktasın. Sen ayrı bir gezegendesin, onlar özgür, sen çişini etmek için izin isteyeceksin, acırlarsa verirler, vermezlerse vermezler. Döverler mi, söverler mi, onun da ucu açık.
Onlar insan, sen nesnesin.
Bir nedenle bir şekilde tutuklanmış herkes bunu bilir. Yaşamayan da asla anlayamaz.
Sonra, pazar gecesi, hemen ertesi pazar gecesi, Paris'te, gene o pek ünlü Flore kahvesinde sevgilimle konyak içiyordum, birdenbire Çetin Altan'ın o yazısı kafama dank ediverdi. Sararmış olmalıyım, kız korktu. 'iyi misin, neyin var?'
Herşeyim var. Dünyanın en zengin adamı benim, çünkü yaşadım ve öğrendim.
Bunları söylemedim tabii canım, 'yok bir şey' deyip geçtim, felsefenin sırası değildi.
Böyledir, bir yaprak döner...
Cem Uzan'la, gene çok soğuk bir aralık gecesi, La Tour d'Argent lokantasında portakallı ördek yiyip Petrus şarabı içmiştik...
Dün gece belki peynirli poğaça aldırmasına izin vermişlerdir. içilmeyecek kadar kötü bir çay da ısmarlamış olabilirler. Bir yaprak döner..
Ve Cem Uzan da 'yaşadım' diyebilecektir artık ileride torunlarına... Çok zengin, çok güçlü, çok yakışıklıydı ama yaşamaya dün gece başladı. Aramıza hoşgeldi.
Bu yazıyı gırgırla bitirmeme izin verir misiniz? Beyoğlu'nda bir arkadaşımla yürüyorduk, pavyonla büfe yanyana, konsomatris fotoğraflarıyla sandviç resimleri birbirine karışmış, arkadaş dedi ki 'dansöze bak, kendine ne güzel, mesleğine ne kadar uygun bir takma isim bulmuş, Yaprak Döner...'
'Senin Allah cezanı vermesin,' dedim, 'o, dönercinin tabelası!'
engin ardıç
yediğinizde hindi, tavuk vs. çeşitlerini unutturan gerçek döner çeşidi.
tartı ile konulan ve bursa'da mutlaka tadılması gereken gerçek lezzet.
pide ekmeğin içine bol turşulu konulduğunda insanın damak tadını uçuran lezzet.
aslen bildiğimiz dönerdir. *
döner zaten karakter itibarıyle yaprak ettir.gap projesiyle de memleketim gelişecektir..
hiçbir dönercinin tam anlamıyla yapamadığı dönerdir.
ankara mithatpaşa caddesindeki mangal kebap'da en iyisini yiyebileceğiniz dönerdir.
gece saat 2 gibi güzel olan doyurucu yiyecek.
Enişte döner yedim.
Ankara da meşhurdur yanılmıyorsam. Fakat ekmek arası yenildiğine hiç tat vermeyecektir. Ama tabi bir iskender de düşünürsek işte o zaman enfes bir tat bırakır damakta. Ve oldukça pahalıdır. Hatta Ankaralılar bilir Aspava'dan daha pahalıdır. Gerisini siz düşünün artık..
Aman yanılıp da Abtalya Dönerciler Çarşısında yemeyin. Aman deyim, sakın.
Ankarada vardır güzeldir.
Ankarada sık sık görülendir.
gece dönercisine mi düşsek bugün diye aniden akla gelendir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar