bugün
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- trabzonspor17
- yallah arabistan a diyen tip7
- true'nun çaylak olması11
- asperger sendromu5
- kadın şoför8
- kedi sevmeyen insan4
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması8
- 29 ekim cumhuriyet bayramı3
- fenerbahçe yi ayağa kaldıracak teknik direktör6
- bu kedi sevgisi nedir yahu5
- engineer2821
- saban kırmak vs külot yırtmak2
- okula verilen çocuktan netice alamamak5
- para kazanmak8
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması10
- kadın ayağı öpmek güzeldir4
- görükle den moskova'ya yürümek6
- uzun yol otobüsleri2
- gadi eizenkot5
- kimseye zararı olmayan kişi4
- galatasaray yüzyılı3
- ispanya2
- yağmurlu havada beyaz pantolon giyen insan2
- binyamin netanyahu12
- nervio abla20
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- gece uyanıkları5
- yeni evli çift aktiviteleri16
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak17
- ismail kartal23
- kelek çıkarsa gel götten sik beni abi diyen manav6
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- modern türbanlı kadın vs mini etekli kadın3
- izmirli erkek vs trabzonlu erkek2
- ebu cehil karpuzu3
- ayağını emojiyle kapatan insan4
- efendiler yarın cumhuriyet ilan edeceğiz6
- bibi kazandı2
- ya kahhar ya kahhar ya kahhar2
- ben bi gideyim tatlı yapayım2
- yerde para bulmak9
- salçalı makarna13
- yazılımcıların flört edememesi8
- güzel bir kadının giydiği çorap5
- egzotikbirkul2
- sözlüğe hareket getirecek şey8
- sınıfta parmak kaldıran kız çocuğudur cumhuriyet2
- herkese veren biri4
- mutlu günleri beklemek15
2010 erdal öz edebiyat ödülüne layık görülmüş yazarımız.
vitrinde yaşamak, mağdurun dili gibi incelemeleriyle memleket edebiyatçılarının yüz akıdır.
türk edebiyatı'nın değerli kadın yazarlarındandır. derdimizi dert edinen yazardır.
bastırılmış olandan söz ettiğimizde, onu hep bir vaatle birlikte düşünüyoruz: geri döndüğünde yalnızca kendi adına, kendi dışlanmışlığı, kendi mahrumiyeti adına değil, başkaları adına da konuşacaktır diye umuyoruz. ama burada bir çelişki de var: çünkü geri dönen, hiçbir zaman bastırılmış olanın kendisi değildir. geri dönerken aslında taşıdığı vaadi de tüketmiştir; bize bu kez çıplak bir öfke, bir arsızlık, bir açlık olarak görünür.
kadın.
kadın.
türkiyenin kültürel iklimini , sosyolojik yapısını cesurca çekinmeden mantıklı örneklerle başarılı bir şekilde dile getiren yazardır. Özellikle vitrinde yaşamak ve kötü çocuk türk kitapları bu anlamda olduka dikkat çekici ve başarılıdır.
özellikle orhan gencebay'ın müziğinin ve kimliğinin türkiyenin sosyolojik tarihi ile beraber değerlendirdiği incelemeleri oldukça dikkat çekici ve zekice olan yazardır.
Sessizin Payı kitabında özellikle Suç ve Ceza Romanından tanıdığımız raskolnikov, Terörün avukatı olarak bilinen ve kopuş stratejisiyle ünlü olan Jacquas Verges ve 12 eylül darbesini düzenleyen Kenan evreni birbiriyle harmanlayarak anlattığı ilk bölüm beni benden almıştır.
(bkz: Spoiler)
Neden Napoleon cana kıyınca suçlu olmuyor da
ben suçlu oluyorum? Neden yasa koyucular kan dökünce yargılanmıyor
da ben yargılanıyorum? Neden toplumsal-dinsel yasaları koyanlar,
atalarından devraldıkları yasaları ihlal etmelerine rağmen
baş tacı ediliyor da ben hapsi boyluyorum? Tamam, kan döktüm;
bunda günlerdir çektiğim açlığın payı var, ama esas neden o değil.
Kendime bir yasa koyucu kadar güçlü olduğumu göstermek istedim.
Sıradan insanın yasayı ihlal etme hakkı yoktur, ama yasa koyucu yasayı
pekal3. ihlal edebilir. insanların kutsal saydığı şeyi kim yıkmaya
cüret ederse yasa koyucu o olur. Napoleon kimseye yararı olmayan
yaşlı bir kadını öldürmesi gerekseydi bir an bile tereddüt etmezdi.
işte ben bir yasa koyucu kadar katı, bir yasa koyucu kadar kayıtsız
olabileceğimi kendime göstermek için, ancak öyle olursam başkalarının
efendisi olacağımı düşündüğüm için kan döktüm. "Bütün insanların
döktüğü kanı, hep dökülmüş olan kanı, dünyada okyanuslar
kadar, şampanya gibi akan kanı döktüm ve o kanı dökenler Capitol'de
taçlandırılıp insanlığın kurtarıcısı ilan edildiler." Onlar kurtarıcı
ilan ediliyorsa ben niye yargılanıyorum? "Kuşkusuz suç işledim,
yasayı ihlal ettim. Tamam, beni idam edin, bu iş burada bitsin.
Ama madem öyle, insanlık kurtarıcılarını da idam edin." Eğer yasa
dediğiniz buysa, diyordur Raskolnikov, evet ben suçluyum; ama bir
zahmet siz de sorun kendinize: Neden yasa koyucular kan dökünce
suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum? "Niçin bir kenti kuşatıp halkını
topa tutmak daha saygın bir biçim sayılıyor, işte bunu bir türlü anla yamı yorum."
Suç ve Ceza'dan dört yıl sonra Savaş ve Barış'ta bu kez Tolstoy
sorar: "Milyonlarca insanın yüce idealler uğruna düpedüz cinayet
işlediği bir dünyada kim adaletten söz edebilir?" On dokuzuncu
yüzyıl başında Avrupa'da savaş adı altında o kadar çok cinayet işlendi
ki, diyordur Tolstoy, dünyanın bütün mahkemeleri çağlar boyunca
çalışsalar bunca suçu bir araya toplayamazlar. Romanda Piyer
Bezuhov şöyle sorar: "On altıncı Louis'yi suçlu saydıkları için
idam ettiler, bir yıl sonra gene bir şeyler ileri sürerek bu kez onu
idam edenleri öldürdüler. O halde kötü olan nedir, iyi olan ne?" Romanda
Çar Aleksandr' la Napoleon el sıkışınca soruyu bu kez Rostov
sorar: "O halde o koparılmış eller, koparılmış ayaklar, öldürülen
insanlar ne işe yaramıştır?
(bkz: Spoiler)
(bkz: Spoiler)
Neden Napoleon cana kıyınca suçlu olmuyor da
ben suçlu oluyorum? Neden yasa koyucular kan dökünce yargılanmıyor
da ben yargılanıyorum? Neden toplumsal-dinsel yasaları koyanlar,
atalarından devraldıkları yasaları ihlal etmelerine rağmen
baş tacı ediliyor da ben hapsi boyluyorum? Tamam, kan döktüm;
bunda günlerdir çektiğim açlığın payı var, ama esas neden o değil.
Kendime bir yasa koyucu kadar güçlü olduğumu göstermek istedim.
Sıradan insanın yasayı ihlal etme hakkı yoktur, ama yasa koyucu yasayı
pekal3. ihlal edebilir. insanların kutsal saydığı şeyi kim yıkmaya
cüret ederse yasa koyucu o olur. Napoleon kimseye yararı olmayan
yaşlı bir kadını öldürmesi gerekseydi bir an bile tereddüt etmezdi.
işte ben bir yasa koyucu kadar katı, bir yasa koyucu kadar kayıtsız
olabileceğimi kendime göstermek için, ancak öyle olursam başkalarının
efendisi olacağımı düşündüğüm için kan döktüm. "Bütün insanların
döktüğü kanı, hep dökülmüş olan kanı, dünyada okyanuslar
kadar, şampanya gibi akan kanı döktüm ve o kanı dökenler Capitol'de
taçlandırılıp insanlığın kurtarıcısı ilan edildiler." Onlar kurtarıcı
ilan ediliyorsa ben niye yargılanıyorum? "Kuşkusuz suç işledim,
yasayı ihlal ettim. Tamam, beni idam edin, bu iş burada bitsin.
Ama madem öyle, insanlık kurtarıcılarını da idam edin." Eğer yasa
dediğiniz buysa, diyordur Raskolnikov, evet ben suçluyum; ama bir
zahmet siz de sorun kendinize: Neden yasa koyucular kan dökünce
suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum? "Niçin bir kenti kuşatıp halkını
topa tutmak daha saygın bir biçim sayılıyor, işte bunu bir türlü anla yamı yorum."
Suç ve Ceza'dan dört yıl sonra Savaş ve Barış'ta bu kez Tolstoy
sorar: "Milyonlarca insanın yüce idealler uğruna düpedüz cinayet
işlediği bir dünyada kim adaletten söz edebilir?" On dokuzuncu
yüzyıl başında Avrupa'da savaş adı altında o kadar çok cinayet işlendi
ki, diyordur Tolstoy, dünyanın bütün mahkemeleri çağlar boyunca
çalışsalar bunca suçu bir araya toplayamazlar. Romanda Piyer
Bezuhov şöyle sorar: "On altıncı Louis'yi suçlu saydıkları için
idam ettiler, bir yıl sonra gene bir şeyler ileri sürerek bu kez onu
idam edenleri öldürdüler. O halde kötü olan nedir, iyi olan ne?" Romanda
Çar Aleksandr' la Napoleon el sıkışınca soruyu bu kez Rostov
sorar: "O halde o koparılmış eller, koparılmış ayaklar, öldürülen
insanlar ne işe yaramıştır?
(bkz: Spoiler)
Başarılı yazardır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar