bugün
- bik bik 218
- 30 ekim 2026 konyaspor galatasaray maçı18
- balkona israil bayrağı asmak3
- deri tayt giyen kız osurunca hava nasıl çıkıyor4
- tatlı tatlı kaşınan göt deliği6
- psikolog4
- sözlük yazarları neden birbirinden nefret ediyor4
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın25
- tüylü ve sulu şeftali2
- kadın taklidi yapan erkek yazarlar2
- şeftalili dondurma2
- cia in takibe aldığı 23 sözlük yazarı4
- şeftali ağaçları dökülüyor yaprakları2
- güzel göt görünce tansiyonun düşmesi3
- olmaz olsun öyle yetkili4
- ayak yalamak için 591 km gitmek7
- tanga giyen kişi osurursa ıslık sesi mi çıkıyor4
- sözlük yazarlarının şeftalileri2
- yakında sözlüğe geri dönüşler olabilir2
- teomancalmasur23
- bu sözlüğe yıllarımı verdim3
- rafael leao6
- çingene dilenci ile sevişmek3
- bir gammazın günlüğü2
- gece 11 de eve sipariş edilebilecek en güzel şey3
- ankara allah'ın belası bir yerdir4
- bir erkeğin en mutlu olduğu an5
- uludağ sözlük korosu alet dağılımı3
- wada 35 yaşında4
- ibocu dönüşüm hareketi2
- ayağı güzel kızlar nereli sorunsalı6
- öyle bir osurmak ki tansiyonun düşmesi2
- aleyna tilki seksiliği2
- mhp'nin atatürk'ü sevmemesi10
- deanın takibe aldığı sözlük yazarları2
- ayak istiyorum ayak bulun bana ayak6
- gina marano3
- yetkili sapıtırsa yazarlar sevişir2
- gammazların dönüşü3
- sabah akşam ayak muhabbeti yapan sözlük4
- mayasıl2
- akp'li yayman'ın fon krizi açıklaması4
- herzevekil11
- türk solu16
- sizin taptıklarınız ayağımın altındadır diyen kız4
- humbaracı ismed bin gürbüz paşa6
- sibel can'ın nutellalı memeleri9
- ismetin ciddi sıkıntıları olması9
- nervio14
- türkiyede evlenmeyenlerin sayısı 20 milyon olması2
2010 erdal öz edebiyat ödülüne layık görülmüş yazarımız.
vitrinde yaşamak, mağdurun dili gibi incelemeleriyle memleket edebiyatçılarının yüz akıdır.
türk edebiyatı'nın değerli kadın yazarlarındandır. derdimizi dert edinen yazardır.
bastırılmış olandan söz ettiğimizde, onu hep bir vaatle birlikte düşünüyoruz: geri döndüğünde yalnızca kendi adına, kendi dışlanmışlığı, kendi mahrumiyeti adına değil, başkaları adına da konuşacaktır diye umuyoruz. ama burada bir çelişki de var: çünkü geri dönen, hiçbir zaman bastırılmış olanın kendisi değildir. geri dönerken aslında taşıdığı vaadi de tüketmiştir; bize bu kez çıplak bir öfke, bir arsızlık, bir açlık olarak görünür.
kadın.
kadın.
türkiyenin kültürel iklimini , sosyolojik yapısını cesurca çekinmeden mantıklı örneklerle başarılı bir şekilde dile getiren yazardır. Özellikle vitrinde yaşamak ve kötü çocuk türk kitapları bu anlamda olduka dikkat çekici ve başarılıdır.
özellikle orhan gencebay'ın müziğinin ve kimliğinin türkiyenin sosyolojik tarihi ile beraber değerlendirdiği incelemeleri oldukça dikkat çekici ve zekice olan yazardır.
Sessizin Payı kitabında özellikle Suç ve Ceza Romanından tanıdığımız raskolnikov, Terörün avukatı olarak bilinen ve kopuş stratejisiyle ünlü olan Jacquas Verges ve 12 eylül darbesini düzenleyen Kenan evreni birbiriyle harmanlayarak anlattığı ilk bölüm beni benden almıştır.
(bkz: Spoiler)
Neden Napoleon cana kıyınca suçlu olmuyor da
ben suçlu oluyorum? Neden yasa koyucular kan dökünce yargılanmıyor
da ben yargılanıyorum? Neden toplumsal-dinsel yasaları koyanlar,
atalarından devraldıkları yasaları ihlal etmelerine rağmen
baş tacı ediliyor da ben hapsi boyluyorum? Tamam, kan döktüm;
bunda günlerdir çektiğim açlığın payı var, ama esas neden o değil.
Kendime bir yasa koyucu kadar güçlü olduğumu göstermek istedim.
Sıradan insanın yasayı ihlal etme hakkı yoktur, ama yasa koyucu yasayı
pekal3. ihlal edebilir. insanların kutsal saydığı şeyi kim yıkmaya
cüret ederse yasa koyucu o olur. Napoleon kimseye yararı olmayan
yaşlı bir kadını öldürmesi gerekseydi bir an bile tereddüt etmezdi.
işte ben bir yasa koyucu kadar katı, bir yasa koyucu kadar kayıtsız
olabileceğimi kendime göstermek için, ancak öyle olursam başkalarının
efendisi olacağımı düşündüğüm için kan döktüm. "Bütün insanların
döktüğü kanı, hep dökülmüş olan kanı, dünyada okyanuslar
kadar, şampanya gibi akan kanı döktüm ve o kanı dökenler Capitol'de
taçlandırılıp insanlığın kurtarıcısı ilan edildiler." Onlar kurtarıcı
ilan ediliyorsa ben niye yargılanıyorum? "Kuşkusuz suç işledim,
yasayı ihlal ettim. Tamam, beni idam edin, bu iş burada bitsin.
Ama madem öyle, insanlık kurtarıcılarını da idam edin." Eğer yasa
dediğiniz buysa, diyordur Raskolnikov, evet ben suçluyum; ama bir
zahmet siz de sorun kendinize: Neden yasa koyucular kan dökünce
suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum? "Niçin bir kenti kuşatıp halkını
topa tutmak daha saygın bir biçim sayılıyor, işte bunu bir türlü anla yamı yorum."
Suç ve Ceza'dan dört yıl sonra Savaş ve Barış'ta bu kez Tolstoy
sorar: "Milyonlarca insanın yüce idealler uğruna düpedüz cinayet
işlediği bir dünyada kim adaletten söz edebilir?" On dokuzuncu
yüzyıl başında Avrupa'da savaş adı altında o kadar çok cinayet işlendi
ki, diyordur Tolstoy, dünyanın bütün mahkemeleri çağlar boyunca
çalışsalar bunca suçu bir araya toplayamazlar. Romanda Piyer
Bezuhov şöyle sorar: "On altıncı Louis'yi suçlu saydıkları için
idam ettiler, bir yıl sonra gene bir şeyler ileri sürerek bu kez onu
idam edenleri öldürdüler. O halde kötü olan nedir, iyi olan ne?" Romanda
Çar Aleksandr' la Napoleon el sıkışınca soruyu bu kez Rostov
sorar: "O halde o koparılmış eller, koparılmış ayaklar, öldürülen
insanlar ne işe yaramıştır?
(bkz: Spoiler)
(bkz: Spoiler)
Neden Napoleon cana kıyınca suçlu olmuyor da
ben suçlu oluyorum? Neden yasa koyucular kan dökünce yargılanmıyor
da ben yargılanıyorum? Neden toplumsal-dinsel yasaları koyanlar,
atalarından devraldıkları yasaları ihlal etmelerine rağmen
baş tacı ediliyor da ben hapsi boyluyorum? Tamam, kan döktüm;
bunda günlerdir çektiğim açlığın payı var, ama esas neden o değil.
Kendime bir yasa koyucu kadar güçlü olduğumu göstermek istedim.
Sıradan insanın yasayı ihlal etme hakkı yoktur, ama yasa koyucu yasayı
pekal3. ihlal edebilir. insanların kutsal saydığı şeyi kim yıkmaya
cüret ederse yasa koyucu o olur. Napoleon kimseye yararı olmayan
yaşlı bir kadını öldürmesi gerekseydi bir an bile tereddüt etmezdi.
işte ben bir yasa koyucu kadar katı, bir yasa koyucu kadar kayıtsız
olabileceğimi kendime göstermek için, ancak öyle olursam başkalarının
efendisi olacağımı düşündüğüm için kan döktüm. "Bütün insanların
döktüğü kanı, hep dökülmüş olan kanı, dünyada okyanuslar
kadar, şampanya gibi akan kanı döktüm ve o kanı dökenler Capitol'de
taçlandırılıp insanlığın kurtarıcısı ilan edildiler." Onlar kurtarıcı
ilan ediliyorsa ben niye yargılanıyorum? "Kuşkusuz suç işledim,
yasayı ihlal ettim. Tamam, beni idam edin, bu iş burada bitsin.
Ama madem öyle, insanlık kurtarıcılarını da idam edin." Eğer yasa
dediğiniz buysa, diyordur Raskolnikov, evet ben suçluyum; ama bir
zahmet siz de sorun kendinize: Neden yasa koyucular kan dökünce
suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum? "Niçin bir kenti kuşatıp halkını
topa tutmak daha saygın bir biçim sayılıyor, işte bunu bir türlü anla yamı yorum."
Suç ve Ceza'dan dört yıl sonra Savaş ve Barış'ta bu kez Tolstoy
sorar: "Milyonlarca insanın yüce idealler uğruna düpedüz cinayet
işlediği bir dünyada kim adaletten söz edebilir?" On dokuzuncu
yüzyıl başında Avrupa'da savaş adı altında o kadar çok cinayet işlendi
ki, diyordur Tolstoy, dünyanın bütün mahkemeleri çağlar boyunca
çalışsalar bunca suçu bir araya toplayamazlar. Romanda Piyer
Bezuhov şöyle sorar: "On altıncı Louis'yi suçlu saydıkları için
idam ettiler, bir yıl sonra gene bir şeyler ileri sürerek bu kez onu
idam edenleri öldürdüler. O halde kötü olan nedir, iyi olan ne?" Romanda
Çar Aleksandr' la Napoleon el sıkışınca soruyu bu kez Rostov
sorar: "O halde o koparılmış eller, koparılmış ayaklar, öldürülen
insanlar ne işe yaramıştır?
(bkz: Spoiler)
Başarılı yazardır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar