bugün
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey10
- samsak döveci9
- sözlüğün yeni tasarımı22
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- opel vectra b4
- italyan arabaları3
- aponun villası9
- tinto brass12
- barbunya pilakisi seven bokkefali2
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- galatasaray amed operasyonu4
- keyif kaçıran şeyler2
- masterchef 20262
- hayal garip2
- uludede ile hacca gitmek3
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- sense and sensibility2
- kötü bir insan mıyım ben5
- paranın mutluluk getirmemesi7
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer2
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- atatürk denilince akla ilk gelen takım2
- royal starla kuş pazarına gitmek2
- şikayet et butonunun çalışmaması2
- belediye ruhsat birimi3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- sözlüğün en ılık yazarı3
- açık beğen2
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- hababam sınıfı3
- küfürlü atasözleri4
- kaçak akım rölesi3
- terhis oluyorum sözlük21
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- yaban arılarının ekstra stok yapması2
- kendi yanağından makas almak3
- kafayı kıran geliyor3
- günaydın kızlar4
- kasım ayı indirimleri2
- allah ın selamını bile almayan vicdansız sabuha2
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- aşk16
- türban mağduriyetinden türban zenginliğine2
- fatma betül sayan kaya28
- ajan berber2
sanırım 2002 kışı idi..
hanidir kulağımda çınlayan kendimce kıt kanaat inandığım devrimimin marşı ile "kızıl meydan" diyiverdiğimiz sikindirik bir ilçe terminalinin avlusunda ıslık çalarak gezindiğimiz yaşlar. abamız da obamız da yıkık dökük. yürek cehennem gibi. "kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette"
inanmışız benim paşam. dünyayı değiştirebileceğimiz fikri mermer bir sütun gibi kubbemizi ayakta kılardı. ille de sevdiğimiz kız olurdu başka semtlerde, kılığımızdan utanıp giremediğimiz. geceleri tavaf edebilirdik, bir fasıla, sevdiğimiz kızın evini. yaş 17, istemeden olmuş; yürek, adriyatikten çin seddine dek.. büyümek istiyoruz deliler gibi, dünyanın değişmeyeceğini bilmeyerek..
ucuzluk, ki bu o zamanın en çıkma mallarının toplandığı tarım işçilerine, kendi hısm-akrabasına ve çok çocuklu işçi-memur ailelerine satış yapabilen bir çeşit dükkandır; evet ucuzluktan alınmış ayakkabılarımız aralık ayı gelmeden patlardı. kar-kışın ortasında yalın ayakla karda yürümek zorunda da kalabilirdik. bazı günler yerdeki balçıkların buz tutmuş olmasını dileyerek çıkardım evden. böylece çoraplarım ıslanmayacaktı. okuyordum.
bi gün teneffüse hiç çıkmadım. tabanı çatlak ayakkabımın varlığı bütün kimyamı bozabilecek kadar üzdü mü, yoksa gururun ender rastladığı gençlerden biri miydim bilmiyorum. merdiven inip çıkarken tabanlarım görülecek diye sabah girdiğim okuldan, akşamüstü kargaşasının telaşına vardırarak çıkabildim. günler boyunca bu taktikle teneffüslerde geometri çalıştım, kitap okudum, şiirler yazdım.
fakir bir ailenin en büyük oğlu olarak mitolojik tanrılar gibi babamla bölüştüm bütün erdemini. insanın ne ile yaşadığını öğrendim.
sessiz devrimimi duymadınız siz..
hanidir kulağımda çınlayan kendimce kıt kanaat inandığım devrimimin marşı ile "kızıl meydan" diyiverdiğimiz sikindirik bir ilçe terminalinin avlusunda ıslık çalarak gezindiğimiz yaşlar. abamız da obamız da yıkık dökük. yürek cehennem gibi. "kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette"
inanmışız benim paşam. dünyayı değiştirebileceğimiz fikri mermer bir sütun gibi kubbemizi ayakta kılardı. ille de sevdiğimiz kız olurdu başka semtlerde, kılığımızdan utanıp giremediğimiz. geceleri tavaf edebilirdik, bir fasıla, sevdiğimiz kızın evini. yaş 17, istemeden olmuş; yürek, adriyatikten çin seddine dek.. büyümek istiyoruz deliler gibi, dünyanın değişmeyeceğini bilmeyerek..
ucuzluk, ki bu o zamanın en çıkma mallarının toplandığı tarım işçilerine, kendi hısm-akrabasına ve çok çocuklu işçi-memur ailelerine satış yapabilen bir çeşit dükkandır; evet ucuzluktan alınmış ayakkabılarımız aralık ayı gelmeden patlardı. kar-kışın ortasında yalın ayakla karda yürümek zorunda da kalabilirdik. bazı günler yerdeki balçıkların buz tutmuş olmasını dileyerek çıkardım evden. böylece çoraplarım ıslanmayacaktı. okuyordum.
bi gün teneffüse hiç çıkmadım. tabanı çatlak ayakkabımın varlığı bütün kimyamı bozabilecek kadar üzdü mü, yoksa gururun ender rastladığı gençlerden biri miydim bilmiyorum. merdiven inip çıkarken tabanlarım görülecek diye sabah girdiğim okuldan, akşamüstü kargaşasının telaşına vardırarak çıkabildim. günler boyunca bu taktikle teneffüslerde geometri çalıştım, kitap okudum, şiirler yazdım.
fakir bir ailenin en büyük oğlu olarak mitolojik tanrılar gibi babamla bölüştüm bütün erdemini. insanın ne ile yaşadığını öğrendim.
sessiz devrimimi duymadınız siz..
birazdan üstteki entry'i baz alan sikimsonik bir hikaye anlatacak da olsa, aslında üstteki entry'i değil genel bir durumu anlatacak olan yazardır. girizgaha gel..
--vakti evvel, insanların mutlu mesut yaşadığı bir ülkeye hükmeden, adil, hoşgörülü bir hükümdar varmış. insanların sevip saydığı bu kral tüm vaktini dünyayı bulduğundan daha iyi bırakmak için vakfedermiş.sonra bir gün ülkede su sıkıntısı baş göstermiş. ekinler kuruyor, insanlar ve hayvanlar susuzluktan ölümcül hastalıklara gark oluyorlarmış. danışmanlarından birisinin önerisiyle yakın vadilerden birindeki su kaynağını şehre getirmeye hükmetmiş kral. bu iş için kendi oğlu da dahil 60 kişiyi bol erzak ve suyla vadiye yollamış.
bu sırada saray sarnıcında kendi güvenliği için tutulan suyun büyük bir kısmını halka dağıttırmış. aradan geçen bir haftanın sonunda vadideki su yatağı şehrin yakınına kaydırılmış, şehir kurtulmuş.
halk artık bu yeni ve gür suyu içiyor, mutlu mesut yaşamlarına devam ediyorlarmış. kral ise, yine güvenliği için kendi sarnıcındaki suyu içmek zorundaymış. zamanla halk arasında bir hastalık peyda olup tüm kenti sarmış. insanlar hastalığın etkisi ile deliriyor, abuk subuk konuşup, benliklerine yakışmayacak davranışlara giriyorlarmış. hastalık saraya kadar yayılmasına rağmen kral'a bulaşmamış. getirilen yeni su tüm krallığı yıkan bu hastalığı taşıyormuş.
halkın ve sarayın tamamı bu garip hale geldikten sonra krallarına iftira atmaya başlamışlar. halka göre kral, delirmek üzere olan ölümcül bir hastaymış. bu iddia ile kralın deliren oğlunu kandırıp adil hükümdarı delilik suçundan zindana atmışlar. çünkü kral, deliler ülkesindeki tek akıllıymış.--
odur ki kişi istikametinden şüphe ederse, kendini sevmeyenlere bakmalı. sizi sevmeyen kişilerin insanlığa faydası yoksa istikametiniz doğru demektir.
özet: lost çok bozdu..
--vakti evvel, insanların mutlu mesut yaşadığı bir ülkeye hükmeden, adil, hoşgörülü bir hükümdar varmış. insanların sevip saydığı bu kral tüm vaktini dünyayı bulduğundan daha iyi bırakmak için vakfedermiş.sonra bir gün ülkede su sıkıntısı baş göstermiş. ekinler kuruyor, insanlar ve hayvanlar susuzluktan ölümcül hastalıklara gark oluyorlarmış. danışmanlarından birisinin önerisiyle yakın vadilerden birindeki su kaynağını şehre getirmeye hükmetmiş kral. bu iş için kendi oğlu da dahil 60 kişiyi bol erzak ve suyla vadiye yollamış.
bu sırada saray sarnıcında kendi güvenliği için tutulan suyun büyük bir kısmını halka dağıttırmış. aradan geçen bir haftanın sonunda vadideki su yatağı şehrin yakınına kaydırılmış, şehir kurtulmuş.
halk artık bu yeni ve gür suyu içiyor, mutlu mesut yaşamlarına devam ediyorlarmış. kral ise, yine güvenliği için kendi sarnıcındaki suyu içmek zorundaymış. zamanla halk arasında bir hastalık peyda olup tüm kenti sarmış. insanlar hastalığın etkisi ile deliriyor, abuk subuk konuşup, benliklerine yakışmayacak davranışlara giriyorlarmış. hastalık saraya kadar yayılmasına rağmen kral'a bulaşmamış. getirilen yeni su tüm krallığı yıkan bu hastalığı taşıyormuş.
halkın ve sarayın tamamı bu garip hale geldikten sonra krallarına iftira atmaya başlamışlar. halka göre kral, delirmek üzere olan ölümcül bir hastaymış. bu iddia ile kralın deliren oğlunu kandırıp adil hükümdarı delilik suçundan zindana atmışlar. çünkü kral, deliler ülkesindeki tek akıllıymış.--
odur ki kişi istikametinden şüphe ederse, kendini sevmeyenlere bakmalı. sizi sevmeyen kişilerin insanlığa faydası yoksa istikametiniz doğru demektir.
özet: lost çok bozdu..
sesi soluğu çıkmayan vefasız yazar.
(#14674618) adriana lima ile yatıp miranda kerr ile kalkan, frank sinatra dinlemeden yaşayamayan bir yazar olsa gerek.
edit: görsel ile ortamı neşelendiren yazar.
edit: görsel ile ortamı neşelendiren yazar.
iyi ki doğmuş yazar kişisi.
hani böyle arkadaş ortamınızda muhabbet ederken hep gülersiniz ya(ama o yanınızda olmasa gülüyorsanız), öyle bir insan.*
eleştiri yapmak için kıyas tekniğini kullanmayı düşünmeyen yazar. müzik ve göz zevki ile ilgili hiçbir tartışmaya girmeyecek kişidir ayrıca.
ha söz adriana lima'dan açılmışken şunu da ekleyeyim ortam gerilmeden: görsel
ha söz adriana lima'dan açılmışken şunu da ekleyeyim ortam gerilmeden: görsel
ilk basta isminin busra ( mujdeli haber) oldugunu dusundugum sonrasinda hakkindaki yorumlara bakinca sevdiginin ismidir diye kendimce kivirmaya calistigim yazar. saygilar efenim.
leyla sevmek hoştur.
(#14763214) ve evet yine güldürmüştür.
bilgiyi takdir edecek bilgisiyle saygıyı hakeden yazar. benim karmam için üzüldüğünü biliyorum ama biliyorsun birini anlamak için herkesin bilgi ve zeka seviyesi uygun değildir. beni anladığın ve her yazımı beğenmesende beğendiklerin için takdir ettiğini söylediğin için teşekkürler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com