bugün
- arkadaşlar kararsız kaldım hangisini alayım11
- sabah ezanı okunurken köpeklerin havlaması6
- yazarların favori oyun karakteri15
- caddebostan6
- meriçlik2
- sözlüğün en güzel kız yazarı2
- nervio hamferdi10
- laik teyze5
- sözlüğe karı kız düşürme amacıyla gelen insan3
- islam barış dinidir7
- evleneceği kadının geçmisini umursayan tip2
- mutlu ama uzak olsun12
- bakımsız kadını nafakasız boşama hakkı2
- sabahları nefret edilen şeyler7
- futbol14
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı18
- osuruktan şiirler89
- alparslan kuytul ve eşinin tutuklanması2
- zorunlu eğitim11
- abur öldü mü lan4
- nelerin koleksiyonu yapılabilir6
- israil lobisinin tom barrack'ı hedef alması2
- yeninur ada2
- tai lung26
- dolar isterse 100 olsun41
- para mı aşk mı sorunsalı8
- sözlük yazarlarının favori dizisi9
- brezilya7
- film önerileri3
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- süper lig7
- velvet50
- milan skriniar8
- üniversite okumanın gereksiz olması9
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı4
- ona bir şey söyle6
- nervio varıdı nerede o11
- gezicilerin polisten dayak yerken çıkardığı sesler7
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- fenerbahçe16
- ismet gurbuz 202412
- araplar kuzey kıbrıs'ı neden tanımıyor5
- sözlük yazarlarının en son okuduğu kitaplar5
- 1948 arap israil savaşı8
- tüm erkeklerin old money giyinmesi11
- anın görüntüsü20
- netanyahu'ya kırmızı bülten talebi13
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
john osborne un tiyatro oyunundan sinemaya aktarılan 1959 yapımı, aşk üçgeni temalı film. ismi ne zaman görünse akla oasis in harika şarkısı don t look back in anger gelir.
bir john osborne oyunudur. aynı zamanda da tony richardson tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır. hiçbir şekilde basit bir aşk üçgeni oyunu yahut filmi olarak görülemez, göreni de dionysos falan çarpar.
kitchen sink drama'nın ve angry young man akımının(hatta bu akımın amerika'daki yansıması diyebileceğimiz beat generation'ın) temellerini atmıştır bu oyunla john osborne. yarattığı jimmy porter karakteri neredeyse tam manasıyla "angry young man"i yansıtır. onun kızgınlığı ikinci dünya savaşı sonrasındaki sıkıntılı dönemi, dine ve siyasete karşı büyüyen tepkileri yansıtmak için kullanılmış ve bir nevi jimmy porter'a "öfkeli genç adamlar manifestosu" okutulmuştur. pek tabii ki işin içinde bir aşk hikayesi olunca ilgi artacağı için oyun aşk muhabbetleriyle beraber ilerler ama oyunu okurken teması aşk olan bir oyun okumadığınızı fark edersiniz. hatta belki de toplumun zengin kesmini sembolize eden alison porter'ı oyuna dahil etmenin en iyi yolu da onu jimmy ile evlendirmektir. zira onların çatışmaları hem cinsiyetlerin hem de sınıfların çatışmasıdır. keza daha sonra oyuna dahil olan helena charles da bu çatışmalara güçlü, ayakları üstünde durabilen kadını temsilen girer. ayrıca alison'ın babası siyasetçilerin kuklası olan askerleri, jimmy'nin ev arkadaşı cliff ise çalışan kesimi temsil eder.
kitchen sink drama'nın ve angry young man akımının(hatta bu akımın amerika'daki yansıması diyebileceğimiz beat generation'ın) temellerini atmıştır bu oyunla john osborne. yarattığı jimmy porter karakteri neredeyse tam manasıyla "angry young man"i yansıtır. onun kızgınlığı ikinci dünya savaşı sonrasındaki sıkıntılı dönemi, dine ve siyasete karşı büyüyen tepkileri yansıtmak için kullanılmış ve bir nevi jimmy porter'a "öfkeli genç adamlar manifestosu" okutulmuştur. pek tabii ki işin içinde bir aşk hikayesi olunca ilgi artacağı için oyun aşk muhabbetleriyle beraber ilerler ama oyunu okurken teması aşk olan bir oyun okumadığınızı fark edersiniz. hatta belki de toplumun zengin kesmini sembolize eden alison porter'ı oyuna dahil etmenin en iyi yolu da onu jimmy ile evlendirmektir. zira onların çatışmaları hem cinsiyetlerin hem de sınıfların çatışmasıdır. keza daha sonra oyuna dahil olan helena charles da bu çatışmalara güçlü, ayakları üstünde durabilen kadını temsilen girer. ayrıca alison'ın babası siyasetçilerin kuklası olan askerleri, jimmy'nin ev arkadaşı cliff ise çalışan kesimi temsil eder.
Dont look back in anger de oasis in şarkısı gibi okudum başlığı.
Bir john osborne oyunu olup simdilerde izmir devlet tiyatrosu tarafindan sahnelenmektedir. Yapacaklari bir devrim hayali kalmayan ingiliz isci sinifinin dunyaya duydugu ofkeyi yansitir oyun. Bunu bir ciftin catismasi uzerinden yaparken kimin suclu oldugu bir sure sonra karisir. Cunku iki taraf da hem hakli hem haksizdir. Oyundan bazi dikkatimi ceken kisimlar su sekildedir;
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırıs, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
aşk hakkında, kendinizi aldatmaya çalışmanın bir faydası yok. ellerinizi kirletmeden, kolay bir iş yapar gibi aşık olunmaz. kuvvet ve cesaret ister aşk. eğer tertemiz ruhunun beyazlığını azıcık lekelemekten korkacak kadar titizsen, yaşamaktan vazgeç de melaike ol! çünkü o zaman insan olmayı beceremeyeceksin demektir. ya bu dünya ya öteki dünya!
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırıs, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
aşk hakkında, kendinizi aldatmaya çalışmanın bir faydası yok. ellerinizi kirletmeden, kolay bir iş yapar gibi aşık olunmaz. kuvvet ve cesaret ister aşk. eğer tertemiz ruhunun beyazlığını azıcık lekelemekten korkacak kadar titizsen, yaşamaktan vazgeç de melaike ol! çünkü o zaman insan olmayı beceremeyeceksin demektir. ya bu dünya ya öteki dünya!
john osborne'un yazdığı modern dönem oyunudur.
--spoiler--
jimmy porter: cenazeye bir çiçek bile göndermedin. küçük bir demet çiçek bile. bunu da esirgedin benden değil mi?
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırış, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
o korkunç partide seni ilk gördüğüm geceyi hatırlıyor musun? farketmemiştin beni pek. ama ben bütün gece gözledim seni. harikulade bir ruh sukunetine sahip gibiydin. istediğim şeyin bu olduğunu biliyordum. o çeşit kuvvete sahip olmak için çok dayanıklı olmak gerekir. sukunete erme gücü. ancak evlendikten sonra anladım bunun sukunet olmadığını. huzura ermek için, önce didinmelisin. sen ise yolunda yolunda gitmeyen hiçbir şeyle karşılaşmamış, bir damla ter dökmemiştin hayatında.
kaybedilmiş bir davayım belki, ama beni sevseydin, önemi kalmazdı hiçbir şeyin.
alison porter: önemi yok! ben hatalıydım, hatalıydım! tarafsız olmak istemiyorum, bir azize olmayı istemiyorum. kaybedilmiş bir dava olmak istiyorum ben de. bozulmuş, değersiz olmak istiyorum!
anlamıyor musun? yok oldu! yok oldu! gövdemdeki o çaresiz varlık... orada emniyette, tehlikeden uzak sanıyordum onu. kimse alamazdı benden. benimdi, benim sorumluluğumdu. ama kaybettim onu.
ölmekti tüm dileğim. nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum bunun. böylesine korkunç olabileceğini düşünmemiştim! acı içindeydim. bütün düşünebildiğim sen ve kaybettiğim o varlıktı.
şimdi, bu aptal, çirkin, bu rezil halimi görebilseydi diye düşünüyordum hep. bunları hissetmemi ne kadar istemişti. benim düşmüşlüğümün tadına varmayı istemişti! ateşin orta yerindeyim, yanıyorum ve sadece ölmek istiyorum! çocuğumla ödedim bunu...
ve bir başka çocuğa sahip olma şansımla. ama ne çıkar? benden istediği buydu!
görmüyor musun! çamurdayım işte nihayet! alçalmışım, yerlerde sürünüyorum!
jimmy porter: yapma, yapma nolur... geçti artık, geçti şimdi. nolur, ben... ben... bir daha hiç...
--spoiler--
--spoiler--
jimmy porter: cenazeye bir çiçek bile göndermedin. küçük bir demet çiçek bile. bunu da esirgedin benden değil mi?
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırış, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
o korkunç partide seni ilk gördüğüm geceyi hatırlıyor musun? farketmemiştin beni pek. ama ben bütün gece gözledim seni. harikulade bir ruh sukunetine sahip gibiydin. istediğim şeyin bu olduğunu biliyordum. o çeşit kuvvete sahip olmak için çok dayanıklı olmak gerekir. sukunete erme gücü. ancak evlendikten sonra anladım bunun sukunet olmadığını. huzura ermek için, önce didinmelisin. sen ise yolunda yolunda gitmeyen hiçbir şeyle karşılaşmamış, bir damla ter dökmemiştin hayatında.
kaybedilmiş bir davayım belki, ama beni sevseydin, önemi kalmazdı hiçbir şeyin.
alison porter: önemi yok! ben hatalıydım, hatalıydım! tarafsız olmak istemiyorum, bir azize olmayı istemiyorum. kaybedilmiş bir dava olmak istiyorum ben de. bozulmuş, değersiz olmak istiyorum!
anlamıyor musun? yok oldu! yok oldu! gövdemdeki o çaresiz varlık... orada emniyette, tehlikeden uzak sanıyordum onu. kimse alamazdı benden. benimdi, benim sorumluluğumdu. ama kaybettim onu.
ölmekti tüm dileğim. nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum bunun. böylesine korkunç olabileceğini düşünmemiştim! acı içindeydim. bütün düşünebildiğim sen ve kaybettiğim o varlıktı.
şimdi, bu aptal, çirkin, bu rezil halimi görebilseydi diye düşünüyordum hep. bunları hissetmemi ne kadar istemişti. benim düşmüşlüğümün tadına varmayı istemişti! ateşin orta yerindeyim, yanıyorum ve sadece ölmek istiyorum! çocuğumla ödedim bunu...
ve bir başka çocuğa sahip olma şansımla. ama ne çıkar? benden istediği buydu!
görmüyor musun! çamurdayım işte nihayet! alçalmışım, yerlerde sürünüyorum!
jimmy porter: yapma, yapma nolur... geçti artık, geçti şimdi. nolur, ben... ben... bir daha hiç...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar