bugün
- biz olduğumuz sürece manifest çorum'a giremez8
- sözlük kızlarının kekleri12
- nükleer santralin süper bir şey olduğu gerçeği5
- memeli kuvvetler3
- gebze fm4
- ismet gurbuz'u tek yumrukla bayıltmak7
- yeni parti48
- manifest grubu vs tarkan14
- taliban vs ışid3
- kadınların kültürel muhabbetlere girmemesi4
- ekmeleddin ihsanoğluna oy vermiş olmak18
- 2026 temmuz ayı nasıl geçti6
- bik bik'in mutfağına konuk olmak9
- macar pasaportuyla 184 ülkenin vizesiz gezilmesi3
- a haber2
- opera tarayıcıya reklamsız vpnli gizli sörf yapmak2
- peugeot 6044
- sucukçu birader2
- kızlar2
- 13 akpli istanbul belediyesi5
- türklerin çinli prenseslere olan düşkünlüğü3
- kuran da 5 vakit namaz denmemesi7
- iş yerindeki kızın resmen yavşaması6
- hikayeyi devam ettir54
- suca suruklenen cocuk8
- ısmet gurbuz 2024'ün havarileri3
- sözlük kızlarıyla tekne turuna çıkmak20
- camlar açık çıplak yatmak5
- huzur2
- kedilerin artık fare yakalamaması6
- dünyanın en komik şeyi2
- tüm fake hesapların öbür sözlükten gelmiş olması3
- kürt arkadaşa verilebilecek hediyeler3
- trump başkanlığı dahada zenginleşmek için mi2
- temmuz sonu olup hala tatile gidememek5
- sinem dedetaş6
- düşün ki o bunu okuyor9
- kızlar gocu'ya mı güvenirsiniz yoksa bana mı17
- reklam botları2
- uykuya doyamamak3
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası39
- kemal kılıçdaroğlu16
- patron şirketi2
- seni onaracağım diyen kadın4
- pepsi2
- nickten isim tahmini yapmak72
- manyak olmaya karar verdim5
- berkant gültekin'in gürsel tekin'e verdiği ayar5
- diamond bosphorus22
- tai lung27
john osborne un tiyatro oyunundan sinemaya aktarılan 1959 yapımı, aşk üçgeni temalı film. ismi ne zaman görünse akla oasis in harika şarkısı don t look back in anger gelir.
bir john osborne oyunudur. aynı zamanda da tony richardson tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır. hiçbir şekilde basit bir aşk üçgeni oyunu yahut filmi olarak görülemez, göreni de dionysos falan çarpar.
kitchen sink drama'nın ve angry young man akımının(hatta bu akımın amerika'daki yansıması diyebileceğimiz beat generation'ın) temellerini atmıştır bu oyunla john osborne. yarattığı jimmy porter karakteri neredeyse tam manasıyla "angry young man"i yansıtır. onun kızgınlığı ikinci dünya savaşı sonrasındaki sıkıntılı dönemi, dine ve siyasete karşı büyüyen tepkileri yansıtmak için kullanılmış ve bir nevi jimmy porter'a "öfkeli genç adamlar manifestosu" okutulmuştur. pek tabii ki işin içinde bir aşk hikayesi olunca ilgi artacağı için oyun aşk muhabbetleriyle beraber ilerler ama oyunu okurken teması aşk olan bir oyun okumadığınızı fark edersiniz. hatta belki de toplumun zengin kesmini sembolize eden alison porter'ı oyuna dahil etmenin en iyi yolu da onu jimmy ile evlendirmektir. zira onların çatışmaları hem cinsiyetlerin hem de sınıfların çatışmasıdır. keza daha sonra oyuna dahil olan helena charles da bu çatışmalara güçlü, ayakları üstünde durabilen kadını temsilen girer. ayrıca alison'ın babası siyasetçilerin kuklası olan askerleri, jimmy'nin ev arkadaşı cliff ise çalışan kesimi temsil eder.
kitchen sink drama'nın ve angry young man akımının(hatta bu akımın amerika'daki yansıması diyebileceğimiz beat generation'ın) temellerini atmıştır bu oyunla john osborne. yarattığı jimmy porter karakteri neredeyse tam manasıyla "angry young man"i yansıtır. onun kızgınlığı ikinci dünya savaşı sonrasındaki sıkıntılı dönemi, dine ve siyasete karşı büyüyen tepkileri yansıtmak için kullanılmış ve bir nevi jimmy porter'a "öfkeli genç adamlar manifestosu" okutulmuştur. pek tabii ki işin içinde bir aşk hikayesi olunca ilgi artacağı için oyun aşk muhabbetleriyle beraber ilerler ama oyunu okurken teması aşk olan bir oyun okumadığınızı fark edersiniz. hatta belki de toplumun zengin kesmini sembolize eden alison porter'ı oyuna dahil etmenin en iyi yolu da onu jimmy ile evlendirmektir. zira onların çatışmaları hem cinsiyetlerin hem de sınıfların çatışmasıdır. keza daha sonra oyuna dahil olan helena charles da bu çatışmalara güçlü, ayakları üstünde durabilen kadını temsilen girer. ayrıca alison'ın babası siyasetçilerin kuklası olan askerleri, jimmy'nin ev arkadaşı cliff ise çalışan kesimi temsil eder.
Dont look back in anger de oasis in şarkısı gibi okudum başlığı.
Bir john osborne oyunu olup simdilerde izmir devlet tiyatrosu tarafindan sahnelenmektedir. Yapacaklari bir devrim hayali kalmayan ingiliz isci sinifinin dunyaya duydugu ofkeyi yansitir oyun. Bunu bir ciftin catismasi uzerinden yaparken kimin suclu oldugu bir sure sonra karisir. Cunku iki taraf da hem hakli hem haksizdir. Oyundan bazi dikkatimi ceken kisimlar su sekildedir;
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırıs, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
aşk hakkında, kendinizi aldatmaya çalışmanın bir faydası yok. ellerinizi kirletmeden, kolay bir iş yapar gibi aşık olunmaz. kuvvet ve cesaret ister aşk. eğer tertemiz ruhunun beyazlığını azıcık lekelemekten korkacak kadar titizsen, yaşamaktan vazgeç de melaike ol! çünkü o zaman insan olmayı beceremeyeceksin demektir. ya bu dünya ya öteki dünya!
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırıs, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
aşk hakkında, kendinizi aldatmaya çalışmanın bir faydası yok. ellerinizi kirletmeden, kolay bir iş yapar gibi aşık olunmaz. kuvvet ve cesaret ister aşk. eğer tertemiz ruhunun beyazlığını azıcık lekelemekten korkacak kadar titizsen, yaşamaktan vazgeç de melaike ol! çünkü o zaman insan olmayı beceremeyeceksin demektir. ya bu dünya ya öteki dünya!
john osborne'un yazdığı modern dönem oyunudur.
--spoiler--
jimmy porter: cenazeye bir çiçek bile göndermedin. küçük bir demet çiçek bile. bunu da esirgedin benden değil mi?
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırış, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
o korkunç partide seni ilk gördüğüm geceyi hatırlıyor musun? farketmemiştin beni pek. ama ben bütün gece gözledim seni. harikulade bir ruh sukunetine sahip gibiydin. istediğim şeyin bu olduğunu biliyordum. o çeşit kuvvete sahip olmak için çok dayanıklı olmak gerekir. sukunete erme gücü. ancak evlendikten sonra anladım bunun sukunet olmadığını. huzura ermek için, önce didinmelisin. sen ise yolunda yolunda gitmeyen hiçbir şeyle karşılaşmamış, bir damla ter dökmemiştin hayatında.
kaybedilmiş bir davayım belki, ama beni sevseydin, önemi kalmazdı hiçbir şeyin.
alison porter: önemi yok! ben hatalıydım, hatalıydım! tarafsız olmak istemiyorum, bir azize olmayı istemiyorum. kaybedilmiş bir dava olmak istiyorum ben de. bozulmuş, değersiz olmak istiyorum!
anlamıyor musun? yok oldu! yok oldu! gövdemdeki o çaresiz varlık... orada emniyette, tehlikeden uzak sanıyordum onu. kimse alamazdı benden. benimdi, benim sorumluluğumdu. ama kaybettim onu.
ölmekti tüm dileğim. nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum bunun. böylesine korkunç olabileceğini düşünmemiştim! acı içindeydim. bütün düşünebildiğim sen ve kaybettiğim o varlıktı.
şimdi, bu aptal, çirkin, bu rezil halimi görebilseydi diye düşünüyordum hep. bunları hissetmemi ne kadar istemişti. benim düşmüşlüğümün tadına varmayı istemişti! ateşin orta yerindeyim, yanıyorum ve sadece ölmek istiyorum! çocuğumla ödedim bunu...
ve bir başka çocuğa sahip olma şansımla. ama ne çıkar? benden istediği buydu!
görmüyor musun! çamurdayım işte nihayet! alçalmışım, yerlerde sürünüyorum!
jimmy porter: yapma, yapma nolur... geçti artık, geçti şimdi. nolur, ben... ben... bir daha hiç...
--spoiler--
--spoiler--
jimmy porter: cenazeye bir çiçek bile göndermedin. küçük bir demet çiçek bile. bunu da esirgedin benden değil mi?
dört başı mamur bir haksızlıktı bu! hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!
düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksızmıydım gerçekten? bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. karanlık ormanda, kendi nefesinin peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. o haykırış, bir korkağın sesi olamaz, değil mi?
o korkunç partide seni ilk gördüğüm geceyi hatırlıyor musun? farketmemiştin beni pek. ama ben bütün gece gözledim seni. harikulade bir ruh sukunetine sahip gibiydin. istediğim şeyin bu olduğunu biliyordum. o çeşit kuvvete sahip olmak için çok dayanıklı olmak gerekir. sukunete erme gücü. ancak evlendikten sonra anladım bunun sukunet olmadığını. huzura ermek için, önce didinmelisin. sen ise yolunda yolunda gitmeyen hiçbir şeyle karşılaşmamış, bir damla ter dökmemiştin hayatında.
kaybedilmiş bir davayım belki, ama beni sevseydin, önemi kalmazdı hiçbir şeyin.
alison porter: önemi yok! ben hatalıydım, hatalıydım! tarafsız olmak istemiyorum, bir azize olmayı istemiyorum. kaybedilmiş bir dava olmak istiyorum ben de. bozulmuş, değersiz olmak istiyorum!
anlamıyor musun? yok oldu! yok oldu! gövdemdeki o çaresiz varlık... orada emniyette, tehlikeden uzak sanıyordum onu. kimse alamazdı benden. benimdi, benim sorumluluğumdu. ama kaybettim onu.
ölmekti tüm dileğim. nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum bunun. böylesine korkunç olabileceğini düşünmemiştim! acı içindeydim. bütün düşünebildiğim sen ve kaybettiğim o varlıktı.
şimdi, bu aptal, çirkin, bu rezil halimi görebilseydi diye düşünüyordum hep. bunları hissetmemi ne kadar istemişti. benim düşmüşlüğümün tadına varmayı istemişti! ateşin orta yerindeyim, yanıyorum ve sadece ölmek istiyorum! çocuğumla ödedim bunu...
ve bir başka çocuğa sahip olma şansımla. ama ne çıkar? benden istediği buydu!
görmüyor musun! çamurdayım işte nihayet! alçalmışım, yerlerde sürünüyorum!
jimmy porter: yapma, yapma nolur... geçti artık, geçti şimdi. nolur, ben... ben... bir daha hiç...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar