bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    karganın buyüğü. kanatları hafif desenlileri de vardır. simsiyahtır ingilizcesi crow olarak bilinir,lakin aslında raven miş
    (bkz: kuzguni)
    1 ... rapter
  2. 2.
    (bkz: leş kargası)
    1 -1 ... ferrole
  3. 3.
    the crow fılmınde brandon lee' nın kılavuzu.
    1 -1 ... nuwanda
  4. 4.
    eski dönemlerde baykuş ve kuzgunun görülmesi uğursuzluk sayılırdı.uğursuz sayılan kuş türüdür.
    -1 ... aquantass
  5. 5.
    yaşayanlar için ölümü temsil ettiği için uğursuzluk getirdiğine inanılır. aynı şekilde ölü ruhlar içinde yaşamı temsil etmektedir.

    (bkz: the crow)
    -1 ... alas
  6. 6.
    orijinde kargayla ayni dölün mahsulü olup yasayis yeri cok farkli olan bir cins.inglizcesi Raven 'dir.
    1 -1 ... soulsuicide
  7. 7.
    Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin
    Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
    Yorgun ve sıkıntılı-
    Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
    Bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
    Oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
    'Odamın kapısını tıklatan´ diye söylendim 'bir konuk-
    Başka bir şey değil, yalnızca bu.´
    Ah, iyice anımsıyorum ki o hazin Aralıktı;
    Ve zemine vuruyordu sönen her bir közün yansısı.
    Sabahı istiyordum şevkle; -Boş yere
    Aramıştım
    Ödünç bir avuntuyu kederden-
    Yitik Lenore'un kederinden-
    O eşsiz ve pırıl pırıl kızın, meleklerin Lenore
    Diye andığı-
    Buralarda, anılmayacak artık adı.

    Ve mor perdelerin belirsiz, hüzünlü, ipeksi
    Hışırtısı
    Önceden hiç duyulmamış tuhaf kokularla dolduruyor-
    Tir tir titretiyordu beni:
    Öyle ki: çarpıntımı bastırmak için tekrarladım.
    'Oda kapımdan girme izni isteyen bir konuk
    bu-
    Oda kapımdan girme izni isteyen
    Geç bir konuk:
    Başka bir şey değil, budur bu.´
    O sıra cesaretimi toplayıp: daha fazla
    Oyalanmadan,
    ´Sir´ dedim, ´ya da Madam, affınızı dilerim
    Ama
    Gerçek şu ki dalıyordum ve siz öylesine yumuşak
    Bir tıkırtıyla geldiniz,
    Ve öylesine hafifçe tıklattınız-tıklattınız
    Oda kapımı ki,
    Duyduğumdan pek emin değilim sizi´-diyerek kapıyı
    Açtım burda; -
    Karanlıktan başka bir şey yoktu orda.

    Orda durdum, korku ve merakla karanlığın içine
    Baktım uzun süre,
    Kuşkuyla, kurarak hiçbir ölümlünün cüret edemediği
    Hayalleri;
    Ama sükunet bozulmadı ve sessizlik bir ipucu
    Vermedi,
    Ve fısıltıyla söylenen tek sözdü orda
    'Lenore?'
    Buydu fısıldadığım, mırıltılı bir yankıyla geri gelen
    O söz ´lenore´
    Başka bir şey değil, yalnızca bu.

    Odama dönerken alev alev yanarak
    Ruhum
    Aynı tıkırtıyı işittim yine ilkinden biraz daha
    Kuvvetlice.
    ´Kesinlikle´ dedim, ´kesinlikle bir şey var penceremin
    Kafesinde;
    Öyleyse neymiş bakalım ve bu esrarı
    Çözelim; -
    Rüzgardır, başka bir şey değil bu.´

    Açıverince kepengi, eski devirden kalma
    Azametli bir kuzgun
    Kanat çırpıp sallanarak adım attı
    içeriye;
    Ne bir selam verdi ne bir an durdu ya da
    Oturdu;
    Ama bir Lady´nin ya da Lord'un edasıyla
    Tünedi kapımın üstüne-
    Oda kapımın üstünde bir Pallas büstüne kondu-
    Konup oturdu hepsi bu.

    Derken ciddi ve haşin suratıyla bu abanoz kuş,
    Kaderimi gülümsemeye dönüştürdü,
    'Sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz' dedim
    Korkak değilsin sen,
    Gecenin kıyısından gelen
    Suratsız ve yaşlı kuzgun-
    Gecenin Plutonian kıyısındaki saygı değer adın nedir,
    Söyle bana.´
    Kuzgun dedi ki ´birdahaasla.´

    Çok şaşırmıştım bu çirkin kuşun konuştuğunu duyup
    Böylesine açıkça,
    Pek alakalı olmasa-yanıtı pek anlamlı olmasa da;
    Çünkü kabul etmeliyiz ki yaşayan kimse henüz
    Mazhar olmadı oda kapısının üstünde bir
    Kuş-
    Kuş ya da hayvan görmeye oda kapısının üstündeki
    Büstte,
    Bir isimle 'birdahaasla' diye.

    Ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına
    Yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle
    içini dökmüş gibi.
    Sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü
    Oynattı-
    Ben mırıldanana dek, 'önceden uçtu diğer
    Dostları-
    Sabahleyin beni terk edecek, umutlarımın
    Önceden uçup gittiği gibi.´
    O zaman *
    9 -1 ... mulayim
  8. 8.
    bir edgar allan poe şiiri.

    Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
    O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
    Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
    Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
    "Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
    Başka kim gelir bu zaman?"

    Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi,
    Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
    Işısın istedim şafak çaresini arayarak
    Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan,
    Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan,
    Adı artık anılmayan.

    ipekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
    Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
    Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim:
    "Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
    Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
    Başka kim olur bu zaman?"

    Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
    "Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan
    Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
    Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
    Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
    Kapıyı açtığım zaman.

    Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
    Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
    Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
    Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan,
    Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
    Yalnız bu sözdü duyulan.

    Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
    içimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
    irkilip dedim: "Muhakkak pancurda bir şey olacak;
    Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
    Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
    Başkası değil rüzgârdan..."

    Çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
    Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.
    Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
    Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
    Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
    Kaldı orda oynamadan.

    Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
    Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
    "Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
    Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
    Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
    Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
    ilgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
    Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
    Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
    Adı "Hiçbir zaman" olan.

    Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
    O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
    Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
    Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
    Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
    "Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
    insaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
    Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
    Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
    Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

    Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
    Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
    Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
    Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
    Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
    Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."

    Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
    Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
    Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
    Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
    Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
    Değmeyecek hiçbir zaman!

    Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
    Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
    "Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
    Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
    iç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    "Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
    Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
    Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
    Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    "Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
    Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
    Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
    O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
    Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
    Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
    Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
    Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
    Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
    Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
    Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
    O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
    Kalkmayacak - hiçbir zaman!

    çeviri: ülkü tamer.
    11 -2 ... yasak merve
  9. 9.
    ya devlet başa ya kuzgun leşe atasözüne konu olmuş kuş.
    -1 ... dalton ana
  10. 10.
    3. nesil yazar. *
    -1 ... deli bozgun dolu dizgin