bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    oğuz atay'in toplu öykülerini barındıran kitap.

    (bkz: demiryolu hikayecileri)
    (bkz: beyaz mantolu adam)
    (bkz: unutulan)
    6 ... vernon sullivan
  2. 2.
    oğuz atay'ın tutunamayan biri olduğunu gösteren en güzel hikayeleri içeren kitabıdır.....
    3 ... tutunamayanederlezi
  3. 3.
    ben bu hikayeyi oyunlaştıracağım görürsünüz az kaldı
    az daha toparlayım kendşmş yazacağım oyunlaştırılmışını
    3 -1 ... tutunamayanederlezi
  4. 4.
    öykü kitabı. korkuyu beklerken dışında beyaz mantolu adam, unutulan, bir mektup, babama mektup, tahta at öyküleri bulunuyor içinde (öyküleri sırası ile yazılmadı-dikkat) .ilk baskısı 1965 yılında may yayınları tarafından yapılmıştır.
    1 ... zinani
  5. 5.
    "Gökyüzüne bakmıştım. Yuvarlak ve parlak ve ışıklı bir dairden başka bir şeye benzemeyen aya bakmıştım ve ne kadar güzel, tıpkı öğretildiği gibi güzel, anlatıldığı gibi güzel demiştim; sonra, başımı aşağı doğru hareket ettirerek, denizde ayın ışıltılı çizgilerini aramıştım. Ne acıklı bir maceraydı bu. Belki de değildi; belki de, bunun acıklı bir macera olduğunu da bir yerlerden öğrenmiştim, bir yerde okumuşum. Hafızam zayıfladığı için, neyi nerede okuduğumu unuttuğum için, bana ait bir takım duygular olduğunu sanıyordum. Acaba, içine düştüğüm durum daha önce nerede acıklı olmuştu? Mısırda mı? Eski Yunanda mı? Kendimi romantik dönemin Fransızları, ingilizleri ya da Almanlarıyla mı karıştırıyordum? Ben bir şeyin taklidiydim; fakat, aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. Belki de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım. Yarabbim ne korkunçtu!"

    (bkz: hayattan taşmak)
    4 ... mikserde yuzen balik
  6. 6.
    "ben bir şeyin taklidiydim;fakat,aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim.belki de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım.yarabbim ne korkunçtu! belki de birilerinden duymuştum,onlar da başka birilerinden duymuştu,başka birileri de... Ülkeme ve insanlarına kızmaya başladım: kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu.doğru dürüst hissetmesini* bile beceremiyorlardı.bu yüzden insan,duyduğu şeyleri söyleyen insanların kültürüne güvenemiyordu.belki bu zavallılığın, bu yarımyamalaklığın, bu gülünç durumun bir aslı,gerçek bir biçimi vardı."
    4 ... boyleseyolmaz
  7. 7.
    yüreğinde asi ve serseri bir filozofun bağdaş kurup oturduğu bazı yazarlar vardır. kitaplarını en iyi anladım diyenler bile asla içindeki derinliği göremezler.çünkü o yazılanlar hayatın değil yaraların kalıntılarıdır. oğuz atay kimseye gidip de yaralarını göstermemiştir. asaleti, ve derisindeki değer payı sayesinde açlığını bile madalya gibi taşımayı bilmiştir. ve bizim öykü diye okuyup geçtiğimiz, ve sonunda off çekerek sigara yaktığımız bu kitaplarında, madalyalarının kopuk şeritleri vardır sadece.
    (bkz: selim ışık)
    (bkz: turgut özben)
    (bkz: tutunamayanlar)
    (bkz: kinyas ve kayra)
    (bkz: kayra kara)
    (bkz: hayatımı diktiler oysa yırtmak için çok uğraşmıştım)
    bazı yazılar gerçeğin azgın dişlerini taşırlar..
    3 ... zargana
  8. 8.
    öykülerinin birçoğu bilinç akışı yöntemi ağırlıklı olarak yazılmış, muhteşem diye adlandırmanın yetersiz kalacacağı, sadece başkalaşmış değil tutunamayanlaşmış insanlar üzerine tutunamayan bir insan tarafından tutunamayanlara yazılmış bir öykü kitabı. ömrün başından sonuna dek mütemadiyen okunabilir. tekerrür sayılamaz bu, zira her okunuşta başka anlamlar keşfedilir, başka kıtalar bulunur, başka insanlar doğar ve ölür.

    (bkz: bilinc akisi)
    (bkz: oguz atay)
    (bkz: tutunamayanlar)
    (bkz: beyaz mantolu adam)
    1 ... kaptanreis
  9. 9.
    Bilinçaltının uykudan uyanması. kızıyorum artık Oğuz Atay' a her cümlesinde " ben de tam bunu hissetmişim farkında olmadan " gibi uzak durmak istediğim bir duygu sarıyor her yanımı. öykülerden mıh gibi aklıma kazınanlar var elbette. ancak unutulanda " Sonra, köşemde kaldım günlerce; ne yedim, ne düşündüm. Sigara içtim durmadan. Evi, yaşanmaz bir duruma getirdim sonunda. Bir savaş sonrası kargaşalığı sardı her yanı. Düzen içinde yaşamayı bir bakıma sevdiğim halde, dayanılmaz bir pislik ve pasaklılık içinde çırpındım. Belki de böylece kendimi cezalandırmış oldum. Sokağa fırlamak, " ona" gitmek için, öldürücü bir ümitsizliğe düşmek istedim" geride kalanın hislerinin tasviri. Oğuz Atay farkı geliyor bir sonraki cümlede, vuruyor ve gidiyor. " Kim bilir? Belki de kendim için böyle kötü şeyler düşünmemi istersin diye söylüyorum bunları" Sarsıcı ve insanı bilinciyle değil kendisinin bile farkında olmadığı düşüncelerle vurmayı seviyor Oğuz Atay.
    Korkuyu Beklerken öyküsü baştan sona bir savaşı tasvir ediyor. Öykünün en basit gibi görünen ama derinlikten baş döndüren bir bölümü de var. bir telefon görüşmesi, okuyanlar kahramanın yalnızlığın dünyasında yaşadığını bilir. arkadaşı arıyor konuşma sona erecek " kusura bakma, çıkmak zorundayım. Karımla sinemaya gideceğiz de kapıda bekliyor şimdi" iç ses yanıtlıyor " Daha önce telefon edemez miydin? "
    Kitabın her cümlesinde başı dönüyor insanın.
    14 -1 ... invinoveritas
  10. 10.
    bu sefer doğru bir öyküdeydim. kağıdı bulan insanevladına hürmetler.

    beyaz mantolu adam:

    aylak bir adam bu da. Cüzdanında daha az para var ve konuşmayı sevmiyor o kadar.

    "kalabalık bir topluluk içindeydi. başarısızdı. parası yoktu. dileniyordu."

    "sonra, sanki bir daha hiç gülümsemeyecekmiş gibi mahzunlaştı birden."

    ve Beyaz mantolu adam deniz ve iyot ve balıkları tercih eder. iyi mi eder? Kötü mü eder?

    unutulan:

    "görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkturdu beni."

    "nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim."

    ve son;

    "seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?"

    tam bu cümleden sonra sigarasını yakanlar? evet duman iyi geliyor.

    korkuyu beklerken:

    hem kahkalar attırıp hem efkarlandırabilen hem de...
    kitaptaki en başarılı öykü, başarısız bir hayat üzerine.

    "buldum: yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığı artıyor."

    "yarabbim her şeyi birden akıl edemeyecek miyim?"

    "Günler geçtikçe sadece kötü hatıralar artıyor."

    "yalnız yaşayan insanların kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır."

    "her davranışımın yarısında, başka bir heyecana kaptırıyorum kendimi."

    "Acaba iyi bir şey olacak mı? hayır dedim, kendi kendime. iyi şeyler birdenbire olur. bu kadar bekletmez insanı. sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. ya da hiçbir şey çıkmaz."

    "iki işi birden düşünemiyordum. bu yüzden çok kaybım oldu. yoksa araba filan almam işten bile değildi."

    "sabah uyanınca sevinçliydim. uyku zamanın dörtte birini dakikaları saymadan geçirmemi sağlıyordu."

    "neden hep korktuğum işler başıma geliyordu?"

    "hayalimde daha önce çok insan öldürmüş olduğum için bu son ölümler beni fazla sarsmadı."

    "evet büyük şehirlerde doğdu, 28 yaşına kadar çeşitli üniversitelerde (yalan) eğitim gördü, çeşitli işlere girdi, aldığı bir mektubu yaktı ve bunu üzerine öldü."

    "Biraz şüpheci olmuştum. Descartes de herhalde çok yalnız kalmıştı." *
    "mesele bir şeyleri sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. bense bunu hiç becerememiştim. ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemmiştim, kendimi bile, yaptıklarımı bile."

    "ben bir şeyin taklidiydim fakat aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. ülkeme ve insanlarına kızmaya başladım, kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu. doğru dürüst hissetmesini bile beceremiyorlardı."

    Yeter! yoruldum, bi baktım henüz öykünün yarısına bile gelmemişim * altı çizili olanların hepsini yazmak namümkün. siz alın okuyun ben de icap ettiğinde sözlükten değil, açar kitaptan bakarım.

    waiting for fear, waiting for godot...hepimiz waiter'ız bi yerde. nerde?

    bir mektup:

    trajikomik.

    "söylenen sözleri hemen ciddiye almak gibi önüne geçemediğim bir özelliğim olduğu için ertesi gün size koştum."

    "ona*, bu yumuşaklığım yüzünden köpeklikten başka bir şey öğretemedim. bir de yalnızlığı öğrettim ona."

    "Ebedi aşk nedir? ikimizin de yapacak hiçbir şeyi olmamaktan başka ortak özelliklerimizin bulunması mıdır? anlıyorum, yıllarca süren zorunlu bir yalnızlıktan sonra nasıl olur da bu kadar titiz davranabilirsin diyeceksiniz..."

    ne evet ne hayır:

    mizah dergisi yazıları haricinde, okurken kahkalar attığım ilk yazdırgaçlı güldürgeç düşündürgeç. öyle böyle değil.

    "şu 'sevdiğim insan' sözünü duyunca bütün iyi duygularım yok oluyor mc'ye karşı..."

    tahta at:

    kanatimce kitaptaki en/tek zayıf öykü. tuzcuoğullarının sinan deli fişek bir şey, ara da sağlam tiradlar da atmadı değil lakin sürükleme problemi var, ya da ben sürüklenemedim.

    babama mektup:

    bir hesaplaşma. babalar ve oğullar arasında.

    "yıllar önce, bazı zamanlar sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım."

    "Acaba senin de bilinçaltın var mıydı babacığım? bana öyle geliyor ki sizin zamanınızda böyle şeyler icat edilmemişti. sanki osmanlıların böyle huyları yoktu gibi geliyor bana. senin fesli ve redingotlu resimlerini gözümün önüne getiriyorum da, bu görüntüyle varoluşçu bir bunalımı yanyana düşünemiyorum doğrusu. aslında bizler de bir özenti içindeyiz, ama ne de olsa bu kurt içimize düştü bir kere babacığım, bazı meseleleri bu yüzden büyütüyoruz."

    "Bazı kitaplar yüzünden kafam biraz karışmışsa da bugün bile senin içtenliğini taşıdığımı ümit ediyorum."

    Babalar, her zaman en babadır. tırnağımın içinde yazdım, bu da benden olsun.

    demiryolu hikayeleri-bir rüya:

    oğuz atay'ın kurgudaki düşgücünün anlatan bence hüzünlü bir öykü.

    "o gece genç kadınla ümitsizliğin ve yalnızlığın verdiği karışık duygular içinde seviştik."

    "Ama gene de ona yazmak, hep onun için yazmak, ona durmadan anlatmak, nerede olduğumu bildirmek istiyorum."

    "ben burdayım sevgili okuyucum, sen nerdesin acaba?"

    Burdayım, şimdilik de,
    Buralar nerde?
    24 ... nickless cage